bir diğer stajyer hocasının da istifasıyla birlikte teknik direktörsüz kalmış, başkanı mehmet sepil'in bir kelime açıklama yapmaktan imtina ettiği; bu zaman zarfında kulüp içi ilişkilerle ilgili korkunç senaryolar üretilmeye (veya su yüzüne çıkmaya) başlamış izmir'in gururu.
ilhan palut'un istifası sezon başında olmalıydı ama çok geç kalındı. geçen sezon sonunda istifa ettiğinde kabul edilmemişti. keşke o zaman yollar ayrılsaydı... takımda karakterli 1 tek oyuncu mumla aranırken, sportif direktörden idari menajere kadar olan yönetim kadrosunun da gözü paradan başka bir şey görmüyor, "onurlu davranmak" kalıbını hayatlarında hiç uygulamamış gibi görünüyorlar. palut'un istifasından sonra ayyuka çıkan ve taraftarı çıldırtan iddiaları döşeyeyim aşağıya. döşeyeyim ki; göztepe'nin '90'lardaki kaos ortamı nasıl geri döndü, siz de görün:
- palut'un yazılı istifasından sonra kulüp binasının önüne giden az sayıda taraftar ilhan şahin istifa pankartı asmaya çalışmış. binanın müdürü bunu engellemiş, onlar da arka tarafta, sahile doğru olan yerde fotoğraf çekilip uzaklaşmışlar (kulüp binasının müdürü kim ya?)
- kulübün sportif direktörlük ve kulüp menajerliği meseleleri zaten yıllardır sancılı. çöp futbolcuları kulübe itelemeye çalışanlardan gına gelmişken (kulaklarınız çınlasın barış güçlü, aktuğ sönmez, abdullah bayındır, mustafa kızıl) erk toros ismi ortaya atıldı. 2 hafta önce sessizce göreve getirilen toros'un geçen hafta içinde antrenmana ingiltere 2. lig'inden bir futbolcu getirdiği (kevin stewart), bu futbolcunun temmuz ayından beri ayağına top değmemiş olduğu, antrenmana gelen topçunun palut tarafından çalışmalara alınmadığı ve toros'un palut'u tehdit ettiği söylentileri var. palut'un istifasının arkasında da bu olayın olduğunu söyleyen çok.
- erk toros mevzusu önemli çünkü bağlantıları korkunç biri. 10 yıl önceki şu haber ve 8 yıl önceki şu haber aydınlatıcı olabilir. two.zero profili de bu . "two.zero ventures" bir yatırım fonu. burayı kuran "global yatırım" holding sahibi mehmet kutman (borsacı). two.zeroculardan ikisi ömer koray uzun ve batur altıparmak. uzun, altınordulu çoğu futbolcunun menajeri. altıparmak ise fenerbahçe'ye comolli ve soldado'yu getiren kişi. daha da korkutucu olan iddia ise, two.zero'nun ortaklarından birine kulübün %15 hissesinin satıldığı ve antrenmanda gelişen olayın da toros'un hissedar olması sebebiyle hasıraltı edildiği. eğer durum bu denli vıcık vıcık br hal aldıysa (sepil günledir konuşmuyor), değil kulüp binası, urla'daki tesisler basılır, kulübün kimin olduğu net bir şekilde gösterilir. bu daha önce de yapıldı, şimdi de yapılır. "bu işler geçmişte kaldı" diyen taraftarlar kendi kulüplerinde nelerin döndüğünü dahi bilemezken, biz halen eski çağdışı tepkilerle kontrolün paragöz menajerlerde olmadığını gösterebiliriz.
gırla teknik direktör ve futbolcu adı geçiyor. hiçbirinin doğru olduğunu düşünmüyorum. bir tek ünal karaman'la efes oteli'nde görüşüldüğü, alternatif olarak da mehmet özdilek'in listede olduğu gerçekçi görünüyor. stewart balonundan sonra paoklu bir ön liberoyla da anlaşıldığı haberleri dönüyor ama yüksek ihtimalle akbaba menajerlerin kaos ortamından nemalanma çabaları bunlar (hocası olmayan bir kulüp neden apar topar transfer yapmaya çalışır? sanki kulüp yıllardır aynı şablonla futbol oynuyor da, gelecek hoca bu sistemi devam ettirecek. kargalar bile güler buna). stajyer hocalardan gına geldi bana. çakal paragözlerden de bir o kadar nefret ediyorum.
bu kulüp başkansız, tmsf'ye devredilmiş, teknik direktörsüz ama maaş alamayan futbolculara kendi cebinden harçlık vermiş taraftarıyla bu günlere geldi. sepil bir açıklama yapmadan gaza gelmemek gerek. ancak bu iddiaları duymayan yok. sepil çıkıp ya "evet kardeşim, kulübün hisselerinin bir kısmını bu akbabalara sattım" diyecek ya da "takke düştü, kel göründü. bütün suç bende, temizliği de ben yapacağım" diyecek. önündeki iki yoldan ilkini seçerse, kaos günleri daha yoğunlaşacak, iddialar ve söylentiler daha da derinleşecek. lig düşmek falan koymaz bize ama kaostan kurtulmak 18 yıl alabiliyor. beni asıl korkutan bu. ancak, pislik tamamen temizlenecekse, 18 yıl beklemeye razıyım ben.
pandemi sezonunun kalan bölümüne, haftaya bay takım olacağı için bir çeşit "2 haftalık devre arası" yaşamadan önceki son maçında da galibiyet alamadan, son galibiyetini neredeyse 1 ay önce almış bir takım olarak, 15 maçta topladığı 19 puanla giren izmir'in gururu.
hazır devre arası gibi bir şey gelmişken, kendimce şuracığa kusayım istiyorum çünkü fazlasıyla şiştim. takımın genel değerlendirmesini de yapayım. gene madde madde gideyim.
- neredeyse 2 yıldır süren "yaratıcı orta saha" eksikliğini hem fiziksel hem de ruhsal olarak yaşamaktan bıkmıyoruz. guilherme'nin de galatasaray maçı öncesinde garip bir şekilde çin'e transfer olmasından sonra, "lütfen ofansif orta saha olsun" diye ağlayan takımda bu görevi yapabilecek isimler olarak elimizde marcio mossoro ve stefano napoleoni kaldı (gene!). son karagümrük maçında 37'lik mossoro'nun beyni ile ayaklarını ve vücudunu yönetemediğini, napo'nun ise tek forvetli "değişmez" oyunda faydalı olamayacağını bir kez daha sinirden küfürler ederken gördük. aslında, bu takımda 19 yaşında olan efe binici, 18 yaşında olan tibet öniz, 19 ve 21 yaş altı takımlarının yıldızlarından 20 yaşındaki yılmaz basravi de var ama futbol teknik direktörlüğündeki stajyerliği ölene kadar bitmeyecek ilhan palut'un gördüğü sadece bu ikili. obinna nwobodo'nun bile ne oynayabildiğini son maça kadar göremedik (merkez orta saha). böylelikle, transfer döneminde illa ki bir 10 numara transferi olacak çünkü mossoro'nun ve napo'nun sakatlıklar haricinde sahadan çıkacağı yok.
- 1 forvet illa ki alınacak çünkü zaten kanat forvet olan cherif ndiaye'nin tek başına pozisyon üretme noktasında yok olduğunu her maç görmeye devam ediyoruz. brown ideye ise bir sakat, bir covid, bir formsuz olarak zaten az olan kredisini de bitirmiş durumda. takımda başka forvet yok. geçen yıl 3 lig ve 3 kupa maçında görebildiğimiz ege özkayımoğlu ise (hem de böyle bir yokluk içindeyken) 2. lig kırmızı grup'taki 1922 konyaspor'a kiralandı (12 maçta 8 golü var orda). ideye'nin elden çıkartılabilmesine göre 2 forvet de alınabilir ama kontratı nedeniyle bunun mümkün olmadığını anlayacak kadar mehmet sepil'i tanıyoruz. geçen sene hem önünden hem arkasından fena halde sallanan cameron jerome'u bile özlemeyen kalmadı galiba. sonuçta; 1-2 bitirici adam takviyesi şart.
- orta saha aslında iş görür halde ama soner aydoğdu'nun etliye sütlüye bulaşmama hali, halil akbunar'ın bitmek bilmeyen pozisyon israfı karakteri, zlatko tripic'in türkiye'ye tam olarak uyum sağlayarak formsuzluğunu devam ettirebilir duruma gelmesi, ciddiyetsiz ve disiplinsiz andre poko'nun sözleşmesinin feshedilmiş olması ve kubilay sönmez'den gerekli katkının alınamamasından dolayı illa ki transfer yapılacak. yalçın kayan gibi bu takımın geleceğini sırtlarına isteyerek alabilecek, zorlansa da bu sorumluluğu taşımaktan yerinmeyecek bir oyuncunun bile küstürülebildiği, forma verilmediği bir takım içi ortamı da var. bu ortama kısaca "aşiret" diyorum ben. halil-soner-berkan emir üçlüsünün merkezinde olduğu, maçlarda sahada tek söz hakkı kendilerinde olan, her topun bağlantı merkezlerinde olmaları kuralmış gibi hissettiren (ve gösteren) bu aşiretin kaotik ortamı nedeniyle de özellikle orta sahadaki yeni transferlerin tutabileceğini şimdiden düşünmüyorum. en azından poko'nun yerine bir çapa (benim deyimimle "ucuz amele") alınacak gibi görünüyor.
- defans ise 2 senedir evlere şenlik: pas atabiliyor olması nedeniyle takımda kaldığına inanmak istediğim, takımın toplu halde 100 metre koştuğu antrenmanlarda mossoro ile son sıraları paylaşan titi, istanbul takımlarının ilgisinden sonra bile isteye oynamadığını bildiğim alpaslan öztürk (büyük ihtimalle yeni kontrat da imzalamayacak ve sezon sonu serbest kalacak), kronik sakat atınç nukan ve bu senenin kuşkusuz en iyi transferi marko mihojevic göbeği oluşturuyor. bu stoperler arasında oynatılacak ikili atınç-marko sanırım çünkü en fazla denenen ikili onlar. bu noktada, futbolu kafasında bitirmiş alpi'nin keyfi yerindeyse, yanına titi'yi de alarak defansın göbeğini oluşturduğunu da gördük. marko haricindeki 3'lünün her maç ciddi boyutlarda pozisyon alma sıkıntısı çektiğini bildikten sonra, "yeni stoper" diye ağlamanın da bir mantığı yok. transfer yapılmayacaktır çünkü elde 4 stoper var (matematik bazen yanılır. bu da o anlardan biri çünkü 4=1).
beklerde ise, durum daha da boktan. berkan'ı kesmesi için transfer edilen dzenan burekovic berkan'ın önünde, sol açıkta da oynadı, merkez orta sahada da. berkan sakatsa ilk 11'de olabildi (ki şu ana kadar bunun gerçekleşme sayısı 2). karşısında atletik, fuleli ve hızlı bir açık varsa, berkan'ın kademe hatalarının da arttığını bildikten sonra, bu mevkide sadece ve sadece burekovic'in oynaması gerektiğini anlıyorum ama ekrana bağırarak anlatamıyorum. sağ bek mevkisi ise takımın kara deliği: lamine gassama karşısındaki rakibin halâ kendi isminden korktuğunu düşünürken, murat paluli kendini geliştirmeye 26 yaşında başlamaya çalışıyor. sezon başında altınordu'dan transfer ettiğimiz kerim alıcı'yı ise, geldiği gibi boluspor'a kiraladık. bu mevkide ya hayaller aleminde yaşayan gassama'ya ya da alt liglerdeymiş gibi oynamaya çalışan, özverisini takdir etmekten ne oynadığını anlayamadığımız paluli'ye güvenmemiz lazım. taraftarlar kerim'in bolu'dan geri çağırılmasını istiyor ama gassama bu haliyle bile 11 oynayabiliyorsa, arkasında 2 yedeği olduğunda, ishal de olsa, bacağı da kopsa, sahadan çıkmaz. stajyer hocanın hatayspor'dan öğrencisi olan paluli'yi kullanmaya devam etmesi de mümkün ama bu sefer de paluli'nin hatalarından sonra "sağ beke obinna'yı yerleştirmek" gibi uzay çağı fikirleri ürettiğini de gördük. taraftarların bir kısmı gassama ve paluli'nin acilen gönderilmesini, kerim'in geri çağırılmasını ve bu mevkiye bir yabancı transferi yapılmasını istiyor. bu kulübün stajyer hoca yeri olmadığını yıllardır söylediğim gibi, sepil'in iyi bir bek için para saçmayacağını da gene yıllardır söylüyorum (seni çok özledik adama traore).
- kale ise en az sıkıntı yaşadığımız yer olabilir. macar balazs attila megyeri kupa maçları dahil 4 kez kaleyi korudu ve çok gol yedi. uzaktan şutlarda iyi yer alıyor, cepheden gelen ataklarda takıma güven veriyor, köşelere giden toplara uzanabiliyor. menajerlik oyunları ağzıyla, geri kalan bütün özelikleri ise, 20 üzerinden 8-9. irfan can eğribayat covid olmadan önce gayet iyiydi. kaleyi koruduğu 13 maçta 14 gol yemesi büyük problem değil. önünün açık olduğunu hepimiz görüyoruz (stajyer bile görüyor, evet). altyapı evladı arda özçimen'in sözleşmesi 2021'de dolacak. yenileyeceklerini düşünmüyorum.
- stajyer hoca ile teknik ekibinin yetersiz olduğunu, hocanın istifa ettiği 4 temmuz 2020'den önce de söyleyenlerden biriydim. benim gibi düşünenler, hatayspor'u sanki barcelona haline getirmiş de, biz beğenmiyormuşuz gibi eleştirilmiştik. mirkan aydın ve gökhan karadeniz gibi performans açısından kariyerlerinin en kötü sezonlarını geçirmiş futbolcuları, sağlayabilecekleri en yüksek verimde tuttuğu ile ilgili de çok yazı okudum, birçok hataylıyla da tartıştım. gökhan'ın hızı ve mirkan'ın genişliğinin* benzerine sahip halil ve jerome karşılaştırması bile yapmıştım. şu anda geldiğimiz nokta ise, hatayspor'un 2 sezon süren çıkışı ile göztepe'nin son 1 yılındaki berbat performansının karşılaştırılmasından öteye gidemiyor. gençlere yönelik olumsuz bakış açısından da bezmiş haldeyim. batuhan kırdaroğlu, efe, tibet, yılmaz, ege, yalçın gibi yetenekler güncel örnekler. şablonu tek, alternatifi olmayan, defansına baskı geldiğinde 2. lig kırmızı grup seviyelerinde futbol oynayabilen, futbolu aklında bitirmiş, sahaya ise sadece vücudunu yansıtabilen oyuncu bozuntularına bel bağlamış, teknik ekibinin söz geçiremediği futbolcu gruplarını takımda söz sahibi yapmış bir teknik direktöre sarf edebileceğim hakaret olmayan tek sıfat stajyer olabilir.
umarım 2021 bu takım için güzel günlerin habericisi olur. gençliğimi yoluna feda ettiğim, geleceğimde ortaya çıkacak kalp kaynaklı muhtemel sorunlarımın temel nedeni haline getirdiğim göztepe'yi benim gibi insanların gönlünden söküp atmak mümkün değil. stajyerleri, aşiretleri, ruhsuzları, maaşına bakıp işini nasıl yaptığına bakmayanları, kulübün idari yönünü belirlemede söz sahibi olup kan emmekten başka bi' boka yaramayan suretsiz yöneticileri çok gördük. daha da çok görürüz, dert değil. yeter ki, avrupa'da atletico ile eşleştiğimiz günler geldiğinde, sahanın içine bakabilecek bir çift gözümüz, oyunu değerlendirebilecek kadar sağlıklı kalabilmiş aklı dengemiz ve hiçbir zaman yüreğimizden çıkmayacak göztepe sevgimiz yerinde dursun.
2020 yılını 21 günde 7 maça çıkarak bitirecek (bunların içinde türkiye kupası maçı da var) izmir'in gururu.
halen bok gibi top oynuyoruz. stajyer paltosunu üzerinden ameliyatla almak gereken ilhan palut'un oyun sistemini, göreve geldiğinden bu zamana geçen 1 yılda anlayabilen olmadı. stoper ikilisinden birinin ayaklarına hakim, diğerinin sadece hava toplarında iyi olmasını mı istediği (atınç nukan'ın ayağı berbat, titi'nin zamanlaması ve pozisyon alması kötü, marko mihojevic'in 1,91 boyunun hakkından fazla sıçrayabilmesine rağmen pas yeteneği berbat, taraftarlar olarak takımla bağını kopardığına iyiden iyiye inanmaya başladığımız alpaslan öztürk'ün son 5-6 aydır nasıl bir fiziksel ve mental pozisyonda olduğunu bilmiyor oluşumuzun acısı); orta sahanın merkezinde kullanmaya alıştığı ikilinin birinin top dağıtıcı, diğerinin savaşçı (diğer adıyla "her işi yapmakla görevli vasıfsız işçi) olmasını mı istediği (soner aydoğdu'nun defansif görevleri yapmadığı aşikar. yalçın kayan'dan beklenenin ise yapabileceklerinin fersah fersah üzerinde olduğunu da herkes gördü. palut'un merkez orta saha olarak kullanmaya alıştığı marcio mossoro'nun fiziksel durumu her maç yaşından ötürü* geriye gidiyor); kanatların delici mi, yoksa çizgi kanat mı oynatılmasını istediği (halil akbunar'ın son maçlardaki skora katkısı göz boyuyor. zlatko tripic'in iş ahlâkı bu takımdaki bütün insanoğullarından daha fazla ama 1-2 hatasından dolayı yedek bırakılarak küstürülüyor. obinna nwobodo'nun yetenekleri düşünüldüğünde kanat değil, merkez orta saha olduğu gayet belirgin. stefano napoleoni'nin bel sakatlığı kendisini bitirmiş durumda); bitirici forvet olarak elindeki malzemeyi överken gerçekte yaşananları (brown ideye'nin müzmin sakata bağlaması ve cherif ndiaye'nin kendini paralamasına rağmen cameron jerome'un üzerine çıkıyor gibi görünmemesi) görmek mi istemediği halen belirsiz. ben 1 yıl boyunca 20 küsur kişiyle neredeyse sürekli birlikte olsam (ki göztepe'yi "gençliğimin katili" diyerek sevmiş biriyim), bu küçük ayrıntıların hepsinin üzerinden geçerdim. sadece taraftar olarak bile çoğu oyuncunun neyi yapıp neyi yapamayacağını stajyer hocadan daha iyi bildiğimi düşünüyorum.
düzelmeyen sorunları düşünerek şişmektense, fikstüre bakayım istedim. orası daha beter. 21 günde 7 maçlık bir periyoda giren takım, gelecek için hemen hemen hiçbir ışık vermezken, sakatlık belasından nasıl uzak duracağız; bu da belirsiz. cumartesi günkü kayseri maçı stajyer hocanın 20 dakikalığına uyuması yüzünden berabere bitti. 5-26 aralık arasındaki fikstürü aşağıya bırakayım:
7 maçın 5'ini içeride oynamak avantaj gibi görünürken, kayseri maçındaki kötü performans moral bozmuş oldu. ayrıca, federasyonun gündüz maçlarına istanbul takımları haricindeki takımları yerleştirme stratejisi de devam ediyor. deprem nedeniyle ertelenen alanya maçı facia olabilir bizim için. takımdaki en az 6 oyuncunun covid pozitif çıkması da dert. bilmiyorum bundan sonra ne olacak ama iyi oyuna hasretim ve geleceğe dair pembe umutlarım her geçen maç daha da azalıyor.
edit: fikstürün devamı de berbatmış. 11 günlük devre arasından sonra, 6 ocak-7 şubat arasında 8 maç oynayacak takım ve çoğu deplasman (galatasaray, konya, beşiktaş, trabzon maçları da bu periyodun içinde). kötü günler geride kaldı, sırada daha kötüleri var.
faule taç, auta korner kararı verilen, sözümona süper olan ligte büyütülmüş haramilere karşı elinden geleni yapması beklenen futbolcu ekibiyle birlikte ilerleyişine devam eden izmir'in gururu.
pandemi sonrası kadro planlamasında büyük değişiklikler yaşadık. gidenlerin yerine gelen yeni isimler hem halâ büyük oranda sahada neler gösterecekleri konusunda belirsizlik sinyalleri veriyorlar hem de göztepe taraftarının büyük kısmı için "stajyer hoca" lekesi silinmeyecek olan ilhan palut'taki oldukça küçük değişiklikler izleyeni gelecek adına umutlandırıyor. yeni gelen isimlerden çok, gidenlerin yerlerinin doldurulabilmesi bu takımın on yıllardır yaşadığı temel problem olduğu için yapılan transferleri kendimce yorumlamak istedim. sonra dönüp dönüp okurum burdan.
- guilherme costa marques: 2 buçuk yıldır ülkemizde hep kiralık oynamış, malatya'da geçirdiği 1 buçuk yılda sanırım 4 kere istediğimiz ama bonservs meselesini mehmet sepil'in cebindeki akrepten ötürü bitiremediğimiz (onun yerine marcio mossoro'yu 40 yaşına kadar oynatmayı düşünüyorduk, evet) bir oyuncuydu. trabzon'a geçtiğinde üzülmüş, "bir daha alamayız bunu artık" demiştim ama kulüp santa cruz'la tam zamanında anlaştı. mossoro'nun özellikle geçen yılın başlarındaki "emekli aile babası" oyunu saç baş yoldurduğu için mossoro yerine oynatılacağını düşünüyordum. palut'un geçen yıl hiçbir şekilde riski girmeden, formasyon değişikliği dahi yapmadan bitirdiği maçları da göz önünde bulundurunca, guilherme'nin birkaç maçta bir 10-15 dakika oynayabileceğine dair yaygın bi' kanı vardı taraftarda. pandemi sonrası döneme zımba gibi girerek herkesi şaşırtan mossoro'nun yedek bırakılıp guilherme'nin ilk 11'e alındığı ilk maç olan fenerbahçe maçı büyük sürprizdi. maçın sonlarına doğru mossoro-guilherme orta sahasını görmek ise, bu takımın 2. lig kırmızı gruplarda köy, belediye gezerken 4-1-5 formasyonu bile oynayabildiği dönemleri aklıma getirdi. mossoro'ya göre daha hızlı (hadi canım!), ezbere pas atma sıklığı daha az, 10 numara yerine orta sahaya yakın oynadığında da etkisi düşmeyen bir yaratıcı oyuncu olduğunu düşünmeye devam ediyorum. malatya'daki 1 buçuk yılındaki gibi oynaması çok zor ama 2 yıllık kiralanması, henüz 29 yaında olan bu denli yaratıcı bir oyuncunun halen önünde gelişebileceği bir dönem olabileceğine dair varsayımlarımı güçlendiriyor. en içime sinen transfer.
- irfan can eğribayat: 17 yaşından beri adanaspor as kalecisi olan, 500 bin euro bedelle 5 yıllık sözleşme imzaladığımız kaleci. antonio alberto bastos pimparel'den sonra bize aynı tipte bir kaleci lazımdı: havadan ne kadar iyi olduğu önemsiz, yerden ve yakın mesafeden refleksleri iyi, özgüveni maç içinde düşmeyecek, ayaklarını mümkünse iyi kullanacak (ama şart değil), uzaktan atılan şutlarda taraftara "aman!" dedirtmeyecek, defansla iletişim problemi olmayacak. bunlar olduktan sonra, isterse her maç 3 gol yesin, irfan'a kızma gibi bir ihtimali yoktu bizim taraftarın. adanaspor geçen yıl 1. lig'i 21 puanla 17. sırada bitirdiği için irfan'ın bundaki katkısı olup olmadığı konusu net değil (çünkü adana defansı 2. lig seviyesndeydi). 3 yıldır adanaspor kalesini emanet alan irfan'ın temel bilgi problemleri hariç, geleceğinin oldukça açık olduğunu düşünüyorum. ayaklarını geliştirebilir, topu oyuna sokmada vasatın üzerine çıkabilir ama bazı iletişim problemleri ve beto'nun ülkeye öğrettiği "penaltı böyle kurtarılır" mottosunu doğru uygulayamaması soru işaretleri yarattı bende. gene de önü açık. göktuğ bakırbaş'ın yıllardır bir adım ilerleyememesi göz önüme geldikçe, irfan'a daha fazla şans verilmeyeceğine dair bir neden bulamıyorum. taraftarın kendisine sıkça bağıracağı gibi: "kendi köşeni kapat cono, bu taraftar arkanda olur!"
- brown ideye: kamil wilczek ve cameron jerome'un takımdan ayrılması ile samet ali kaya'ya hiçbir zaman şans verilmeyeceğinin anlaşılması üzerine bomboş kalmış forvet hattına yaptığımız en etkili transfer. zaten hep ilk 11 çıkıyor. aris'ten bonservissiz geldi. 32 yaşında olması dert gibi görünüyor ama bizim taraftarın "zenci olsun, nasıl olursa olsun" mantığına uyacak gibi görünüyor: hava topu alması beklenmeyen pozisyonlarda (boyu 1,80 civarı) genişliğini iyi kullanıyor. jerome kadar sırtı dönük top kullanmada yetkin olmasa da, takıma çok çabuk uyum sağladığı için kimi, nerede topla buluşturacağını iyi biliyor*. bitiricilği yok gibi bence ama asist katkısı verebilir. uzaktan şut, kornerden gelen topu kafayla çatala asma gibi beklentilere girmeyi uzun süre önce bıraktığım için bu özellikleriyle pek ilgilenmiyorum. 2 yıllık kontratı seneye sırıtacak.
- cherif ndiaye: gorica'dan 200 bin euro kiralama bedeliyle 1 yıllık kiralık olarak geldi. 24 yaşında, 1,90 boyunda ve oldukça ince bir forvet olarak elbette ideye'nin arkasında kalıyor ve yedek bekliyor. palut'un onu halil akbunar ve zlatko tripic'in parsellediği kanatların birinde kullanma girişimleri de oldu ama pek verimli değildi. gorica'da geçen sene pek oynayamamış (belki de pandemiden ötürü oldu bu, bilmiyorum). bir önceki sene 33 maçta 7 gol, 4 asisti var ama aslında önemli olan 2 kırmızı kartının da olması. biraz agresif ve kontrolsüz olabilir. bizde henüz hızını kullandığını göremedik. ideye'ye bir şey olursa, önde banko oynayacak. böyle olursa da, büyük ihtimalle sürekli ara topa koşması istenecek ve oyun tarzımız da değişecek. bekleyip göreceğiz ama pek umut veren bir oyuncu değil gibi geliyor bana.
- kubilay sönmez: palut'un "her sene hatay'dan illa ki 1 transfer yapılacak" mottosuyla kadroya katılan defansif orta saha. andre poko'nun sezon başındaki belirsiz durumu (sakat mı, gönderilecek mi; bilmiyorduk) nedeniyle transfer edildi sanırım. sözleşmesi 2 yıllık, yaşı 26. özellikle torso diye adlandırılan üst gövdesi muazzam bir eleman bu. orta sahada bi' poko'da var öyle bir sağlamlık, bi' alparslan öztürk'te, bir de kubilay'da. ayaklarına pek hakim değil, hızı da çok iyi değil ama saha görüşü gayet iyi. 2-3 maça sonradan girdi, umut verdi. soner-poko, soner-yalçın ve belki de soner-alparsan ikilisini kesmesi mümkün değil ama iyi bir alternatif olabilir. sahada duruşu taraftara güven veren isimleri hep çok sevmişizdir (ertuğrul arslan, timur kosovalı, tsubasa tayfun*, hasan çelik, kurthan yılmaz, radoslaw majdan gibi). kubilay da onlardan biri olabilir. özellikle hatayspor forumlarında "göztepe en umut vaad eden adamımızı aldı" yorumlarını yapanlar az değil.
- burak süleyman: kocaelispor'dan bedelsiz transfer, 26 yaşında kanat. halil'in bitmek bilmeyen orta açamama sorunu ve tripic'in dümdüz bir açık olması nedeniyle transfer edildiğini düşünüyorum. ters ayaklı bir sol açık aslında. henüz izleme fırsatımız olmadı ama gene kocaelispor'la ilgili taraftar yorumlarında önünün oldukça açık olduğu yazılıp çiziliyordu; okudum.
- balázs megyeri: okunuşu "megeri bolaj" gibi olan, 30 yaşındaki macar kaleci. beto'dan sonra göktuğ'a güven olmayacağı için irfan'dan sonra takıma dahil edildi. irfan'a sanırım palut da güvenmiyordu ama megyeri'nin yedekten kurtulduğunu henüz görmedik. ferencvaros'ta başlayan kariyerinde getafe, olympiakos, greuther fürth ve atromitos var. yunanlılar kendisini pek sevmiyor. irfan'ın tam tersi özelliklere sahip bir kaleci gibi görünüyor: üst vücut daş gibin, hava hakimiyeti mevcut, ayaklar kötü, yerden kötü, uzaktan şutlara karşı refleksler eh işte. irfan kötü maçlar çıkarmazsa kulübede kalır. bonservis ödenmeden transfer edilmesi iyi ama sözleşmesi gene 2 yıllık. "irfan 5 yıl kalede oynasın, megeri de evine dönsün" diyenlerdenim. sakatlık falan olursa eline düşeriz.
- dzenan burekovic: 250 bin euro bedelle transfer edilen boşnak sol bek. berkan emir takımı öyle bir sahiplendi ki, onu kesmek için alınan burekovic sol açık olarak oyuna giriyor 2-3 maçtır. berkan'ın düşüşlerini ve özellikle 40 maçlık periyottaki sakatlıkları düşünerek takıma kattık sanırım. ayaklarına hakim ama biraz hantal gibi geldi bana. uzun pası iyi ama defansla iletişimi -tabii ki- oldukça kötü. antrenman ve maç temposu içinde kendisini toparlayabilir ve berkan'a muhtaç sol beki devralabilir. evet, duam bu odin; lütfen!
- marko mihojevic: titi-alparsan stoper rotasyonuna atınç nukan'ın kendini göstererek girmesiyle birllikte eldeki 4. stoper olarak kadroya dahil edilen boşnak futbolcu. 24 yaşında, 500 bin euro bedelle aldık. son fenerbahçe maçında alparslan sakattı ve marko'yu 90 dakika izledik. pek etliye sütlüye bulaşmayan, ikili mücadelede de didişmeyle ilgilenmeyen ama ayakları da çok iyi olmayan bir stoper görüntüsü çizdi. atınç ile almanca mı konuştular, türkçe mi; bilmiyorum ama uyumsuzlukları çok açıktı. 3 yıl önce kadroda bulunan milos kosanovic katilinin benzeri bir performans sergilerse, 11'e girebilir ama şimdiki haliyle zor gibi. kontratı da 3 yıllık. titi seneye olmayacak büyük ihtimalle. şimdiden yedeğini bulmuş olduk ama ne çıkacak içinden; kimse bilmiyor halâ.
- kerim alıcı: altınordu'da harikalar yarattığı söylene söylene pazarlanan, 200 bin euro'ya kadroya kattığımız 1997 doğumlu sağ bek. bildiğiniz barış alıcı'nın da ikizi. altınordu'dan kopardığımız gibi boluspor'a kiraladık. hiçbir fikrim yok. bu yılki lamine gassama ve murat paluli sağ bek rotasyonunda belki iş yapabilirdi.
- obinna nwobodo: 23 yaşındaki orta saha. ujpest'ten transfer ettik ve 500 bin euro civarında bir bonservis ödedik. kontratı 3 yıllık. türkiye'ye ilk geldiğinde korona pozitif çıktı. dünkü fenerbahçe maçında azıcık izleyebildik. poko'ya benziyor ama ona göre ayaklarına daha hakim, oyun kurmada daha iyi. ikili mücadelelerde genişlik eksikliği çekiyor ve oyun görüşü olup olmadığını anlamadım. poko benzeri bir zenciye bizim hiçbir taraftar hayır demez.
bu sezon kadroda yer bulacak yeni isimler bunlar olacaktır. geçen seneden yalçın kayan'ın ilk 11'i söke söke alması iyi old,u yoksa soner-poko anlaşmazlıklarında boyuna kontra atak yiyecektik. soner aydoğdu'nun orta saha görevlerinin özellikle savunma kısmına hiçbir katkıda bulunmaması poko, obinna ve yalçın şeklindeki rotasyonu zorunlu kılıyor. soner dışında guilherme ve mossoro'nun (ve hatta halil'in) de defansif olarak zaaf yaratabileceği söz konusu olduğunda, kubilay gibi fizikli, burak gibi savunma da yapabilen iyi yedeklere de her zaman ihtiyaç olacak. 40 maçın bir de türkiye kupası kısmı var tabii. kadronun forvet hattı biraz çelimsiz gibi görünüyor ama ideye ve ndiaye'den başka, oraya kaydırılabilecek ve kalçasındaki sakatlık onu biraz daha takımdan uzak bırakacak stefano napoleoni de forvet oynayabiliyor. kağıt üzerinde eksik görünen forvette sorun yaşayacağımızı sanmıyorum.
geçen senekine göre biraz daha teknik, biraz daha amaca uygun (yıllardır küme düşmemeden ötesini düşündürtmüyor bize yönetim) bir kadro var elde. stajyer kimliğinden karınca adımlarıyla sıyrılmakta olan palut'a tahammül edebilmenin ömrünün ne kadar uzun olacağını da göreceğiz. umarım bu pandemi sezonu bizm açımızdan kazasız belasız, ciddi sakatlıklar olmadan, kavgasız dövüşsüz hızlıca biter.
neredeyse 3 aydır gürsel aksel spor ve sağlıklı yaşam merkezi'nin çim kokusunu burnuna çekmemiş futbolcularının dünkü trabzonspor maçıyla görücüye çıktığı, hem mahalle insanının hem de taraftarlarının burnunda tütmesi son bulmuş izmir'in gururu.
yarın biricik kulübün 95. yaş günü. geçen yıllarda olduğu gibi, kulübün düzenlediği etkinlikler olmayacak. neredeyse asırlık çınar, en sessiz sedasız yaş günü kutlamasını yaşayacak. sosyal medyadan takip ettiğim kadarıyla, taraftarların çoğu da sahile inip marşlar eşliğinde haykırmaya pek sıcak bakmıyor; onca insanın içine girmeye şüpheyle yaklaşıyor. kulüp de salgın sebebiyle pr ve marketing dallarını ikinci plana itmiş, her sene 14 haziran'da illa ki olan indirimler, promosyonlar ve yeni tasarımlar bu sene yapılmamış. halâ geçen senenin 94. yıl tişörtleri ni satıyor. belki bugün ve yarın bi' hışımla yeni şeyler satışa sunarlar, bilemiyorum altan (şimdi baktım, bu ve şu olmak üzere 2 yeni tişört tasarımını dün gece satışa koymuşlar).
yarın, biraz sönük geçecek bir yaş gününü kutlayacak. evlerden son ses yankılanacak marşlar, gözleri yaşartan geçmişin berbat anıları, köy kasaba takımlarıyla yapılan ve oynanan oyunun futbola hiç de benzemediği saçma sapan yıllar, yeni stadın açıldığını göremeden gözlerini bu hayata yummuş simgeler (huzur içinde yat ayı zafer ve nizam dayı ), her sene çekilen çilenin her zaman en büyük lokmasını midesini indirmek zorunda kalsa da, yüzünden eksik etmediği "aidiyet duygusuyla gelen gururlu bakış"ı bir onur nişanesi olarak taşıyan on binlerce "tek takım, tek mahalle, tek göztepe" mottosuna sahip aşık... yarının küçük bir özeti benim açımdan bu olacak, her yıl olduğu gibi.
yeni yaş gününü ben şimdiden, erkenden kutlayayım biriciğim. sen olmadıktan sonra neyleyim ben böyle hayatı. bu hayatta minimal insanlar ın göztepe'ye sahip çıkması kadar önem verdiğim başka bir şey yok. buna kimileri kof hayat kimileri boşa harcanmış yıllar kimileri de gerçek tutku diyor. her şey, 30 yıldır bu mahalleyi, bu kulübü bağrına taş basarak sevmiş benim gibi insanların, siz in de aynı tutkuyu sahiplenme umudunuzu güçlü tutmak için. şampiyonluklar, maçlar, ligler, utanç koridorları; hepsi boş.
Ölümden dönerek, tribün hayatıma son verdiğim 2003 (2002 de olabilir) senesinde Göztepe deplasmanında İsmail'in bizi anormal derecede misafirperver bir şekilde karşılamasını unutmadığım, yalı tribününden birçok dost edindiğim ve bizim memleketin de her zaman sempati duyduğu bir takımdır Göztepe.
17 mart'tan beri neredeyse 1 aydır on binlerce taraftarının burnunda tüten izmir'in gururu.
hava şartlarından ötürü ertelenen rize maçını oynadık en son. erteleme maçını bu salgın ortamında oynatan, daha da ileri bir tarihe ertelemeyen federasyonun kukla, arap para babalarının da her şeyin kontrolünü elinde tutan cahil kodamanlar olduğunu sağır sultan bile duydu. "umarım o günkü maçtan sonra salgına yakalanmamışlardır" diye düşünüyordum. kulüp bütün çalışanlarıyla birlikte futbolculara test yaptı birkaç gün içinde ve pozitif vaka çıkmadı. bazı futbolcuların bu karantina döneminde evlerinde çektikleri çalışma videolarına da bakmıştım. özellikle stefano napoleoni'nin futbolcu olmasaymış, fitness hocası olabileceğini düşünüyorum. çarpık türkçesiyle "şimdi de bu hareketi yapıyoruz" bile demiş italyan. çoğu genellikle urla'daki lüks sitelerde kalan futbolcuların da evde kalmaktan dolayı moral bozukluğu yaşamadıklarını paylaştıkları video ve bildirimleri görmek iyi hissettiriyor.
kulüp bugün bütün sosyal medya hesaplarından bir vandallığı paylaştı: instagram , twitter , facebook . bu totem, futbol takımı amatör ligte savaşırkenden beri orada bulunan, kulüp binasının sahil tarafındaki parka geçip piizlenen hemen hemen herkesin bildiği, önünden geçerken sevip keyfini, açlığını kontrol ettikleri, insanlarla arası da müthiş bir kediydi. kulübün tam açıklamadığı olayı mahalle halkı görmüş, sosyal medyada anlatan gırla insan var. pitbulu olan bucalı bir apaçi (en hafif aşağılamam bu olacak) totemi köpeğine parçalatmış. totem parçalanırken köpeğini teşvik ettiğini, köpeğini totem'in cesedinin üzerine işettiğini de söyleyenler var (tamam, daha fazla ayrıntı vermeyeceğim).
birkaç gün içinde buca ya da güzelyalı merkezli "karantinada sopalı, bıçaklı kavga: 1 ağır yaralı. durumu ciddi" gibi haberler okuyabilirsiniz çünkü totem'in vahşi şekilde öldürülmesi, yıllar önce ufuk günaydın'ın bornova'da tekmeleyerek öldürdüğü engeli kedi yamuk'u bütün izmirliliere hatırlatmış olmalı. o yüzden, izmir'le ilgili buna benzer bir haber okursanız, şaşırmayın. totem'in gittiği yerde mutlu olmasını güçlü bir şekilde içinizden dileseniz, yeterli olacaktır. kim bilir; böylece, belki de totem'in mırıldamalarını bile duyabilirsiniz.
edit: ağlamadan önce totem'in şu fotoğrafını da paylaşıp çekileyim.
ligin ocak tatilinden önceki sivas deplasmanından sonra garip işlere imza atmış, ligte kalmak için her sezon başı konuşulan 40 puanı toplamaya çok yaklaşmış ama hem futbolcu topluluğu hem de antrenör profesyonelliği konularda her zamanki kanayan yarası olan "nasıl olsa ligte kaldık" rehavetine toptan gömülmüş izmir'in gururu.
sivas deplasmanındaki iyi ama yetmeyen oyun 1-0'lık mağlubiyeti getirmişti. ligin devre arasına da 23 puanla girmiştik. son yazdığım girdide yaptığım eleştirileri kulüp içinden gören, duyan ya da hisseden yok belli ki. transfer döneminde norveç elit ligi'nde (norveç eliteserien) iyi performans sergileyen, viking fk takım kaptanı, sağ-sol açık oynayabilen zlatko tripic'i 400 bin euro bonservis bedeliyle transfer ettik. böylece kanatlarda yer yer verim alamadığımız serdar gürler ve halil akbunar'ı yedeklemiş olduk. cameron jerome'un bal yapmayan arı olsa da tek verimli forvet olmasını da, danimarka süper ligi'nin iddialı takımı brondby'nin polonyalı golcüsü kamil wilczek'i 1 milyon euro bonservis bedeliyle transfer ederek değiştirdik. bu bonservis bedellerinin göztepe tarihinin en yüksek fiyatları olduğunu unutmamak lazım. wilczek'in son 3 sezon gol ortalamasının 20 olduğunu, tripic'in moldova serüveni hariç her sezon 20-25 maç arası düzenli olarak oynadığını da akılda tutmak gerek. transfer dönemi biterken "ilk kez içimize sinen oyuncular takıma katıldı, ilk kez ihtiyacımız olan mevkilere nokta atışı transferler yapıldı" dediğimi hatırlıyorum.
transfer dönemi sonrası antalyaspor ile hem ligte hem de kupada (2 kere) karşılaştık. özellikle ligteki 3-0'lık galibiyet hem futbolcu grubunu hem de teknik ekibi havaya soktuğu için kupadan elenmek taraftarları çok üzmemiştir. ama kupada devam ediyor olsaydık, avrupa hayallerini sadece lige bağlı tutmak zorunda da kalmayacaktık. bunu da sadece taraftarın düşündüğünden eminim. gürsel aksel spor ve sağlıklı yaşam merkezi'nin açılışında beşiktaş'ı oldukça iyi bir oyunla yendik. ardından denizli deplasmanındaki moral bozucu ve rakibe mahkum oyunla gelen beraberlik, iç sahadaki rize maçının hava şartlarından ötürü rizespor kafilesinin izmir'e uçak bulamaması(!) nedeniyle oynanamamasıyla oluşan 12 günlük ara, konya deplasmanındaki -goller hariç- tutuk oyunun bütün takıma yayılmasına rağmen alınan galibiyet, uzun bir aranın ardından 2. iç saha maçında gazişehir'le oynanan maçtaki berbat oyuna rağmen alınan beraberlik ve son olarak dün kayseri deplasmanındaki utanç veren oyunla gelen mağlubiyetle birlikte, puan tablosunda "etliye sütlüye bulaşmayan" bir hal aldık. ne avrupa kupalarına katılmak için savaşıyoruz ne de ligten düşme korkumuz var. sahada oynanan ve yer yer taraftarı utandıran futbola ise, benim gibi bütün renkdaşlarım üzülüyor.
ilhan palut'un bu takım için yeterli olmadığını, göztepe'nin artık stajyer hocalara değil, rüştünü ispatlamış, oyun içi müdahaleleri yerinde ve doğru, saha dışında oyuncu grubuyla kankacılık oynamayacak, disiplinli, takım planlamasında esnek ve alternatifli olabilecek hocalara ihtiyacı olduğunu 2 yıldır söylüyorum. ilhan palut'tan önceki stajyer hocalar bahsettiğim konularda o kadar kötüydü ki, palut'un hatay'da oynattığı oyunla ilgili yapılan "ucuz guardiola" esprilerini bile ciddiye alır hale gelmiştik. ancak kısa süre sonra kazın ayağının öyle olmadığını görenler de oldu. yaşları ne olursa olsun; takım planlamasını "kervan yolda düzülür" hazırlıksız mantığına oturtan hocaların türk futboluna katkıları hiçbir zaman asgari düzeyi aşamayacak. çünkü kendilerini geliştirmeyi düşünmek yerine, başında oldukları takımın puan cetvelindeki anlık yerlerine göre kariyerleri şekilleniyor sanıyorlar. kovulmaların ve başarısızlık kriterinin temel nedeni olan takımın topladığı puan, sahadaki oyunla karşılaştırıldığında hiçbir önem teşkil etmiyor. mali tablosu berbat, transfer yasakları içinde yüzen, birkaç sezon önce transfer ettiği futbolcuların alacaklarını dahi ödemekte zorlanan kulüpler için başarı kriterinin ligte toplanan puan olması anlaşılabilir belki ama göztepe gibi güçlü bir maddi yapıya sahip, kulübe bağlı borcu harcı bulunmayan, istediği oyuncuyu türkiye'nin en rahat yaşanabilen şehirlerinden olan izmir'e getirmekte zorlanmayacak, istediği teknik direktörü takımın başına istediği maaşla geçirebilecek bir takım için sahada oynanan güçlü oyun, aciz oyunlarla toplanan puanlardan çok daha değerli.
yukarıdaki fikir ishali kısmını şu yüzden yazdım: stajyer hoca tanımı kimi insana kof bir aforizma gibi gelebiliyor. aynı durum meşhur söylem olan, kahpe ve bizans kelimelerinden oluşan söz öbeği için de geçerli. bunlar, evdeki koltuğa kurulup göt kaşıyarak üfürülmüş laflar değil, hepsinin altı dolu. stajyer hocalığın kitabını yazmış tamer tuna'nın bu takımın dinamiklerine ne kadar aykırı bir insan olduğunu sadece adis jahovic ile arasındaki profesyonellikten uzak diyaloglardan anlamak mümkünken, ilhan palut'un takıma katkısının sadece puan düzeyinde kaldığını, takım içindeki çeteciliğe merhem olamadığını, sahaya yansıyan futbolun sadece gazla beslenen bir avuç futbolcunun üretimi olduğunu görmek de mümkün. palut'un "bu takımın hedefi avrupa'dır. atletico ile buluşmayı 50 yılı aşkın bir süredir bekleyen taraftar gibi, ben de göztepe'yi avrupa'da görmek istiyorum" gibi bir söylemi olmadıkça, kendisinin kariyer planlamasının da, başında olduğu takımların da uzun vadeli hedefleri olabileceğine inanmayacağım.
şu an için 23 maçta 34 puan topladık. önümüzdeki fikstür avrupa kupalarına katılmak için gereken lig 4.'lüğü adına halen umut vaad ediyor. başakşehir, trabzon ve sivas ile iç sahada oynayacağımız, fenerbahçe ve galatasaray'la deplasmanda karşılaşacağımız bir fikstür var. ayrıca ankaragücü, gençlerbirliği ve rize ile de -öyle ya da böyle- iç sahada kazanmak için oynayacağız. bu kulübün; amaçsızlık, ligi kafada bitirmek, mücadele etmeden puan kazanmaya çalışmak, maç boyu yerlerde sürünerek hakemi aldatmak gibi futbolun içinde olmayan tanımlara dahil olmak isteyen bir göztepe'den nefret edecek binlerce taraftarı varken, "göztepe'nin çocuğu" etkiketine sahip, biladerciliği hayat felsefesi yapmış futbolcu grubunun maçlara keyiflerine göre ciddiyet göstermesi kabul edilebilir bir durum değil. umarım başakşehir, kasımpaşa ve rize maçlarıyla birlikte kaldığımız yerden avrupa şarkıları söylemeye devam ederiz.
de marke, kısa adıyla gürsel aksel stadı, tam adıyla gürsel aksel spor ve sağlıklı yaşam merkezi'nin açılışı, beşiktaş maçı öncesi ve maç sırasında olanlar ile göztepe mahallemizin takımı diyen güzelyalı'nın 26 ocak'ta alev almasının güzel bir özetini yapmış. murat şeker'in kendi youtube kanalından buraya transfer olması da nefis olmuş. adam her hafta alt lig maçlarını gidip izliyor, mini belgesel tadındaki çekimleriyle de paylaşıyordu. yaklaşık 10 dakikalık müsait bir zamanınız olduğunda izlemenizi tavsiye ederim.
biraz önce biten sivas deplasmanıyla birlikte ligin ilk yarısını 17 maçta topladığı 23 puanla tamamlamış izmir'in gururu.
devre arası ne olur, neler değişir; şimdiden kestiremiyorum ama sorun olarak, takımın göze çarpmaması mümkün olmayan, dev defoları maçları izledikçe midemi bulandırıyor artık:
- ligin en kötü bek pozisyonları bizde. berkan-leo ve gassama-murat paluli bek ikilileri 1. lig ayarında bile "eh işte"ler. murat'a biraz daha şans verilmesi gerektiğini düşünüyordum ama gassama'dan daha kötü bir bek olduğu gerçeği, pozisyon almasının facia seviyelerinde olduğu görmemle birlikte netleşti kafamda. berkan'ın mucize yaratmasını beklemek ise, bir taraftar olarak içimi acıtıyor. devre arasında yönetimin 2 bek alması gerekiyor acilen. mümkünse gassama ve berkan'a da kapı gösterilmeli.
- orta sahada soner'in görevinin ne olduğunu halen çözmüş değilim (kendisinin de bildiğini sanmıyorum). poko'nun olmadığı maçlarda castro'nun bütün yükü üstlenmesi, çoğunlukla orta sahanın derli toplu görünmesini sağlıyor olsa da, bugünkü maçta olduğu gibi, castro'nun yetmediği zamanlarda maçlar rakip lehine tek kaleye dönüyor. poko ve alpaslan'ın iyi birer yedek olabileceği fikrimden vazgeçmiş değilim. ancak soner ve artık yaşlanmaya başlayan castro'yu yedekleyebilen bir orta sahaya ihtiyaç olduğu ayyuka çıkmış durumda. orta sahadaki sayısal şişkinlik hem taraftarı hem yönetimi hem de teknik ekibi yanıltıyor bence. 1999 doğumlu yalçın'ın orta sahanın her bölgesinde oynayabilecek derecede esnek olması da güzel ama yeterli değil.
- forvete yakın oynayan kanat ve orta saha oyuncuları ise, 2 yıldır patlama yapmasını beklediğimiz oyuncular. halil zaten 5 yıl kadar önce pik yapmıştı ve o noktadan hızla aşağıya iniyor. yasin'in futbolla pek alakası kalmamış gibi. serdar ise, bu yılın en iyi oynayan oyuncusu konumunda. napoleoni'nin kısa ama hızlı adımlarının hastasıyım. mossoro'nun kilit açma görevi doğrudan forvetin bitiriciliğiyle ilgili olduğundan dolayı, tek başına maç alabilme yeteneği olduğunu sanmıyorum. forvet ise takımın en zayıf yerlerinden biri (takıma bak abi: forvet ve defansı lig standartının kat kat altında. geçen seneki erzurum belediye'den farkımız yok şu anda). jerome'un tek başına oynayamayan bir forvet olması, deniz kadah'ın futbola olan yeteneğinin bitmiş olması, eren'in neden transfer edildiğinin takımla ilgilenen hiçbir kişi tarafından (halâ) bilinmemesi ve genç ege'ye yeterince şans verilmemesi gözüme çarpanlar. net bir bitirici forvet alınmalı. bu olmadıktan sonra, deplasmandaki 9 maçta 8 gol atabilmiş, aldığı 4 mağlubiyeti de sonuna kadar hak etmiş bir takım istatistiği her şeyi anlatmak için yeterli olmaya devam edecektir.
takımdaki laubalilik de, ne yazık ki, stajyer hoca değirmeni olan takımın yönetimsel bir sorunu. berkan'ın kendini padişah sanması, halil'in "göztepe'nin çocuğu" imajını hemen hemen her alanda (kötüye) kullanması, deniz, yasin ve eren gibi bitik oyuncuların kendi isimlerini göztepe'nin önüne görmeleri, gassama'nın ülke takımında oynarkenki oyununun ancak ve ancak %20'sini göztepe için harcaması yüreğimi yakıyor. umarım yeni statla birlikte vizyon olarak da büyümüş bir yönetim izleriz bundan sonra. sene sonu hedefi olan 40 puanın kaldı 17'si. çile henüz bitmiş değil.
cimbom karşısında fener karşısında oynadığı kadar iyi oynasaydı en az beş atacak takım idi. ama oynamadılar. yine de kazandılar. ve yine de beş atabilirlerdi...
işin enteresan tarafı, terim çıkıp diyor ki "top yeterince oyunda kalmıyor, hakemler oynamak isteyen takımın yanında değil." ayrıca diyor ki "her türlü pozisyona girdik ama atamadık."
ya arkadaş başka maçı mı izliyoruz? göztepe bugün oynamadan yendi cimbomu. hakem ise belhanda'nın yaptığı net faulde bile oyunun akmasına izin veren, oyunu gereksiz kesmeyen bir hakemdi. bir isabetli şutu ofsaytlık bir pozisyondan gelen cimbom'un teknik direktörü bence artık emekli olsun.
ligte oynadığı son 7 maçta 11 puan toplayarak ligten düşmeme noktasında taraftarlarına umut aşılamış izmir'in gururu.
kasımpaşa maçından sonra, geç kalınmış tamer tuna istifasının ardından, son 2 sezon hatayspor'u çalıştırmış, oynattığı oyun şablonlarına göz gezdirince insanın aklına "bu adam iyi yerlere gelecek" beklentisi yerleştiren ilhan palut takımın başına geçti. bayram bektaş-tamer tuna ikilisinin göztepe kariyerleri sebebiyle, benim stajyer türk teknik direktörlere dair fikirlerim değişmeyecek kadar katı. takımın, kağıt üzerinde, palut'la birlikte daha çok puan kazandığı, en azından gol atma başarısı göstermeye başladığı, teknik direktörün birincil görevi olan "şablonlara bağlı futbol oynatma"nın sahaya yansımaya başlayan yönlerinden zevk alınabildiği apaçık ortada. bunlara olumsuz yorum yapan herkesi odin çarpar. ama birkaç noktada takım için işler halen tamer tuna dönemindeki gibi devam ediyor:
- yedekleriyle birlikte savunma bloğu bu ligin standartında değil: hem oyuncu kalitesi hem savunma oyunu bilgisi hem de kademe alabilme ve takım halinde pozisyon geçişlerini tanıyabilme konularında şu anda kadrada bulunan ve izleme fırsatı bulabildiğim 8 oyuncu da yeterli değil (titi, gassama, berkan, reis, leo, sanneh, atınç, alpaslan). 30 yaşında olmasına rağmen gassama'nın kademe bilincinin olmaması, titi'nin süper lig sevyesi için çok ağır ayaklara sahip olması, alpaslan'ın mental özelliklerinin tümünün menajerlik oyunları diliyle "20 üzerinden 1-5 arasında" olması, berkan'ın zaten alt lig seviyelerinde bir oyuncu olması bilinmesine rağmen kurtarıcı olarak taraftara yedirilmesi, leo'nun "biladerlik" haricindeki tek katkısının pozisyon alamaması olması her maç içimi bunaltıyor, bulandırıyor. arkalarındaki koca kalenin önünde beto olmasa, 2 sezondur berbat başlangıçlarla lige giren takım şimdiye çoktan alt lige düşmüştü. bu durumu, taraftarlar haricinde, bu oyuncu grubundan birinin bile önemsediğini düşünmüyorum.
- orta saha kurgusunun sayısal ifade haricindeki değişiklerde oyuna etkisinin hiç olmaması: bu ne demek? orta sahayı 2 sezondur 3 kişiyle kapatmaya çalıştık biz: 2 merkez orta saha ve 1 çağdaş ön libero. bu ön libero çoğunlukla poko'ydu. kendisinden beklenti çapa niyetiyle oynamasıyken, özgüven bombası olmasının da iteklemesiyle birlikte, pozisyonunu sık sık unutup hücuma dengesizce çıkan; bu çıkışlarından sonraki top kayıplarında ve/veya geriye dönemeyişlerinde de takım savunmasının kırılganlığını artıran bir oyuncuya dönüşmüş olması ayyuka çımıştı. bu sezona fena girmedi belki ama kasımpaşa maçında sakatlanması takım için belki de şer içindeki hayır oldu. 8 maça çıkmış ve şimdiden 3 sarı, 1 kırmızı kartı var. geçen sezonki kart yekünü 8 sarı, 1 kırmızı karttı 20 küsur maçta. poko'ya bağlamayacaktım ben bu mevzuyu bak, al baştan... bu çağdaş ön libero poko olduğunda, takım geriden oyun kuramıyor, orta sahada da yeterince direnç gösteremiyordu. bu sorunu taraftarlar hep "poko iyi de, yanında oynayanlarda sorun var" diye gördü ama bence poko'nun oynayamadığı son 7 maçtaki castro-soner ikili orta saha kurgusundaki öneminin daha başarılı olduğu da apaçık ortada. ancak bu 2'li orta saha kurgusundaki sorun da, göztepe'nin yaklaşık 20 yıldır "abi, adamın tekniği ağız sulandırıyor" diyebileceğimiz bir 10 numarası olmaması. cihan yılmaz vardı, 2. lig kırmızı grup'ta oynarken. şimdiki yardımcı antrenör ilhan şahin futbol oynarken, o vardı bir de. yakın geçmişimizdeki en şaşaalı 10 numara da, tabii ki ceyhun eriş'ti. şimdiki mossoro ya da son maçlarda bu pozisyonda oynatılan napoleoni bizim orta saha-hücum bağlantısını kurmasını isteyeceğimiz oyuncular, evet ama sorun şu ki; biz 10 numara oynattığı için bu oyuncunun defansif zaaflarını kendi içinde örtebilecek bir takım değiliz. bu takımda sahaya çıkmış her futbolcunun savunma yeteneğinin en az vasat olması gerekiyor. "biri diğerinin açığını kapatacak" transfer yanlışını, son kez 2. lig'e düştüğümüz sezon boyunca yapmış, türlü türlü abukluklardan nasibimizi almıştık. ama sanırım sadece taraftarlar olarak ben ve benim gibiler bu dönemleri ve yapılan yanlışları hatırlıyor.
- jerome'un "bitirici forvet" olmadığını anlama yetersizliği sebebiyle "abi, tek eksiğimiz golcü" mantığının bi' türlü bitmemesi: bugünkü galatasaray maçının özetini bulun, açın, tamamını izleyin. jerome neredeyse 90 dakika oyunda kaldı. 60 küsuruncu dakikaya kadar çıktığı hiçbir hava topunu rakibe vermedi, hepsini indirip pozisyon oluşmasına katkı verdi. 35 kere topla buluşmuş, %75 pas isabetiyle oynamış. çektiği tek şut da gol oldu zaten. tek maçla oyuncu değerlendirmeyi sevmiyorum ama jerome'u 1 buçuk yıldır izleyen biri olarak, bugünkü performansı kendisinin 16-17 yıllık futbolculuk kariyerinin özetiydi: bol hava topu alır, çevresindeki savunmacıları zorlar, yorar, meşgul eder (ben buna "aurası var" diyorum kısaca), kanat oyuncularına isabetli pas verir, genel olarak yüksek yüzdeli pas isabetiyle oynar. bunlar artıları. berbat özellikleri ise şöyle: bencil olmadığı için şut çekmez, çekemez ve şut pozisyonu ona kaldığında pozisyonu kolaylıkla piç edebilir. sürekli hava topu alması görevi kilitlenirse, takımın ne oynadığından habersizleşebilir ve oyundan kopabilir. bitiriciliği yoktur. sezon boyu gol ortalaması çift hanelere çıkmaz (norwich zamanlarında 16 ve 18 gol attığı sezonlar var, evet ama bak bakalım bi'; norwich kaç forvetle oynamış o 2 sezonu?). elimizdeki tek işe yarar forvet "yardımcı forvet" olunca, gol yollarındaki bahane de "golcümüz yok" oluyor tabii. ben buna inanmıyorum. ilk geldiği günden bu yana jerome'u yanında demba ba benzeri bir golcüyle izlemediğimiz için potansiyeline göre değerlendiriyoruz. en büyük hatamız da bu: gerçekte jerome'u değerli kılanın golcülüğü değil, yukarı bahsettiğimiz görevleri yapabilmesini sağlayan aurası olduğunu unutuyoruz. bu takım golcüsüz oynuyor, evet ama jerome'un takıma katkısını göz ardı etmek büyük eşeklik olur.
palut'un gençlerbirliği maçında dibi gören takım oyununa rağmen ve bugünkü galatasaray maçının başarılı ve planlanmış hücum organizasyonlarına övgüyü abartmadan; kısaca, şunu söyleyebilirim: bu takım, bornova'daki 5 bin kişilik kutu gibi bir statta oynamak zorunda olduğu 1 buçuk seneyi süper lig'te kalmayı başararak tamamladı. artık 2. aşamaya geçebilecek. ocak'tan itibaren 25 bin kişilik statla birlikte ligte kalmak için gereken kağıt üzerindeki 40 puanı da toplayacaktır. 17 puan kaldı zaten ve bizim haricimizde, bu sene düşme adayı en az 5 takım var: kasımpaşa, konya, antalya, ankaragücü ve kayseri. devre arasındaki 1-2 nokta transfer ve özellikle takım oyununa kafası çalışmayan bir düzine kadar (sporcu değil) apaçinin takımdan gönderilmesiyle daha iyi yerlere gelebileceğimizi düşünüyorum. umarım ıssız kuytu köşeler halâ bizi uzaktan uzaktan izlemiyor ve avuç içlerini kaşıyarak beklemiyordur.
milli maç arasından sonra akbilspor'a istanbul'da son dakika golüyle ve iyi oynayarak 2-1 yenilmiş, ardından izmir'de kasımpaşa'ya oldukça kötü bir oyun ve ümit öztürk denilen hakemciğin yanlı kararları ile mağlup olmuş; sadece ege medyasında değil, ulusal penguen medyada da hem teknik direktör tamer tuna'nın hem de başkan mehmet sepil'in açıklamalarıyla ses getirmiş izmir'in gururu.
kasımpaşa maçı bu sezonun en kötü futbollarından birini oynadığımız maç oldu. hakemin özellikle ilk yarıda düdüğünü üflemeye korktuğu 2 penaltı pozisyonu lehimize olsa dahi, kasımpaşa özellikle kontra atak futbolunun hızını bizim erişemeyeceğimiz defansif hızın üzerine taşıyacak ve bizi gene yenecekti. kötü oyunun temel nedenlerinin tamer tuna kaynaklı olduğunu aylardır söylüyorum, yazıyorum. bu sezonun en çok genç futbolcu transferi yapan takımlarından olup hemen hemen hiçbirini sahada oynatmamak, defans kurgusunu titi-alparslan öztürk ikilisiyle kurmanın yan etkilerinin hemen hemen her maç ayyuka çıkması, orta sahada soner aydoğdu'nun nimetmiş gibi gösterilmesine rağmen, andre castro'dan daha iyi olup olmadığının tamamen belirsiz olması, cameron jerome'un özverili ama gol atan bir forvet olmaması, akbilspor'dan gelen 3'lünün (soner, marcio mossoro ve stefano napoleoni) bir arada oynadığı maçlarda vasat, herhangi birinin sahada olmadığı maçlarda ise tel tel dökülen bir oyun oynamamız beni kahrediyordu. kasımpaşa maçı, bütün bunları -tekrar- apaçık görebildiğimiz maç oldu.
önümüzdeki milli maç arasına kadar trabzonspor (deplasman) ve malatya ile oynayacağız. bu iki maçtan 0 puan çekmemiz büyük ihtimal. ardından ise alanya (deplasman) ve fenerbahçe maçları var. 4'te 0 çeksek bile ardından 2 ankara maçı olacak ve şu anda 9 maçta 8 gol atıp 9 puan toplayabilmiş takım, ligin devre arasına 15-20 puan arasında bir puan toplamış olarak girecek. 26 ocak'taki beşiktaş maçı ile de gürsel aksel spor ve sağlıklı yaşam merkezi açılacak. belki havamız değişir ve arka arkaya puanlar toplamaya başlarız. sadece arkamızdan esecek bir rüzgara ve stajyerliğini bitirdiğinden emin olduğumuz, alternatif yollar denemekten korkmayan, taraftarla arasını iyi tutmak için takımın çeviremeyeceği maçlarda gençleri aslanın ağzına atmayacak, özü sözü bir teknik direktöre ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. tamer tuna bugün istifa etti. başka takımları aynı berbat oyunla oynatmamasını diliyorum.
üzerimizdeki bulutlar aylardır kara ama umut her zaman var. tutunacak dallarımız henüz bitmedi.
üniversiteden izmirli bir arkadaşın dediğine göre izmir'in göztepe muhitinde domates ile salatalığı yan yana koyan pazarcının dayak yediği yermiş. başka bir yerde de limon ve domates yan yana konmuyormuş. abarttı gibime gelmişti ama gerçekliği var mı yok mu merak etmedim değil.
transferin son gününde kadrosuna kattığı 4 futbolcudan 3'ünün beklentileri ve tabii ki ihtiyacı karşılamasıyla birlikte yavaş yavaş takım kimliği oturmaya başlayan, "devre arasına kadar en az 20 puan" hedefine kaplumbağa adımlarıyla ilerlemekte olan izmir'in gururu.
başlığa yazalı 2 ay olmuş. ağustos'un son gününde akbilspor'dan soner aydoğdu*, stefano napoleoni ve marcio mossoro'yu; red bull leipzig'ten de neredeyse 2 yıldır topa dokunmamış atınç nukan'ı takıma dahil ettik. mossoro gibi bir 10 numarayı ben en son 2. lig kırmızı grup'taki bataklıktan çıkmaya çalışırken izlediğimi hatırlıyorum (cihan yılmaz). frikik atan, ara pasları milimetrik atabilen, sahaya gözleriyle bakmadan da takım arkadaşlarının nerede olduğunu anlayabilen bir 10 numara, göztepe'nin en az 10 yıldır istediğiydi. taraftarlardan biri olarak, hücumda organizasyon eksikliği yaşadığımız her maçtan sonra, tribündeki homurdanmaların içini "ulan, keşke bi' ceyhun eriş olsa be" diyerek doldurmaktan imanımızın gevrediği günleri de halen hatırlamaktayım.
her ne kadar yaşı iyice geçkin olsa da, mossoro taraftardaki "10 numarasız takım olmaz" algısının dibine dökülmüş can suyu oldu. napoleoni ise hızlı, refleksleri ve oyun görüşü iyi, apaçi kanat oyuncusu eksikliği yaşamayan takıma bir lüks gibi şu anda. kendisinden başka düzenli ilk 11 oynayabilecek 3 oyuncu bulunmasına rağmen (halil akbunar, serdar gürler, yalçın kayan), akbilspor'dan paket olarak aldığımız bir oyuncu gözüyle baktık napoleoni'ye. son kayseri maçındaki patlaması hariç, benim beklediğimin uzağında kaldığını söyleyebilirim. soner aydoğdu ise, andre castro'nun yedeğe çekilmesini sağlayan isim oldu. ayrıca, celso borges'in andre poko ile yan yana oynama zorunluluğunu da ortadan kaldırmış gibi görünüyor. istikrarı en az castro kadar var, uzun pasları castro'dan kötü, savunmaya yardımı ise castro'yu aratır cinsten. soner'i kadroya dahil etme nedeninin tek bir amacı olabilir bence: ileride çoğalamayan, kanatlardan hücum edemediğinde oyunu ister istemez orta sahaya sıkıştıran takımın orta saha direncini artırmak. bunu castro-poko ikilisiyle de başarabiliyorduk zaten. gene biraz lüks gibi gelmişti bana ama castro'nun en az 1,5 sezondur devam eden istikrarsızlığı ve üzerine bindirilen fazla yükün altında ezilmesini engellemiş olduk. yedek kalan castro'nun oynamadığı için sorun çıkartabilecek karaktersizlikte biri olmadığını da bildiğimiz için soner hem lüks hem de ihtiyaç olabildi şu ana kadar.
ligin 2. haftasındaki beşiktaş maçındaki berbat oyun ve farklı mağlubiyetten sonra, oyun olarak pek fazla değiştiğimizi ve geliştiğimizi söyleyemem. denizli, rize ve konya maçlarında hücumda tutuk, savunmada ise yetersiz göründük. bu noktada tamer tuna'nın savunma hattını sürekli değiştirmesinin de etkisi büyük. anderlecht'ten büyük ümitlerle kiralanan bubacarr sanneh ilk 11'e giremiyor artık. titi-alparsan öztürk ikilisi ile savunma hattının göbeğini kuruyoruz ve şimdilik geride çok büyük hatalar yapmadık; rakibe uyum sorunu yaşadığımızı göstermedik. sol bek halâ kanayan yara. taraftara "biladeriniz geri döndü" etiketiyle peşkeş çekilerek transfer edilen leo schwechlen 4 maçtır ilk 11'e giremiyor. 2. lig'te bile yetersiz kalabilecek berkan emir'in olmayan sol ayağına kalmış durumdayız. sağ bekteki lamine gassama'da ise, castro'da da ortaya çıkan olumsuzluk var: istikrarsızlık. aklı oyunun içinde değilken, alt yapı oyuncusu tecrübesizliğine bürünebiliyor ve sıklıkla kademe ve ters kademe hataları yaparak savunma hattının direncini dibe vurduruyor. eğer gününde ise, hücuma daha sık ve etkili katılabiliyor, orta sahanın pas alışverişi yükünü hafifletiyor ve stoperlerle iyi anlaşıp defans hattının uyumunu artırıyor. ben sezon başında kendisinin satılmasını bile istiyordum çünkü afrika uluslar kupası'nın en iyi 11'ine seçilmiş bir sağ bek, kendi kulüp takımında bu kadar istikrarsız oynayamazdı. yedeği olarak hatay'dan transfer edilen murat paluli'ye ise, tamer hoca hiç şans vermedi.
geçen hafta sonundaki kayseri maçındaki 4-0'lık galibiyetin milli maç arasından hemen önceye denk gelmesi güzel oldu. eğer böyle bir ara olmasaydı, akbilspor bizi istanbul'da evire çevire yenecek, kayseri'yi farklı yenmemizin yarattığı aşırı özgüven bize pahalıya mal olacaktı. şimdi, biraz sakinleşip kendimize gelmek için yeterli vaktimiz var. milli maç arasından sonra sırasıyla akbilspor(dep), kasımpaşa, trabzonspor(dep) ve yeni malatyaspor maçlarına çıkacağız. bu 4 maç sezonun ilk yarısını kaç puanla bitireceğimize dair önemli doneler verecektir. bu süreçte alınabilecek 10 civarı puan, bu sezon da ligte tutunmamızı sağlayabilir. şubat ayında açılması planan gürsel aksel spor ve sağlıklı yaşam merkezi ile birlikte, sezonun ikinc yarısında oynayacağımız akbilspor, beşiktaş, trabzonspor, alanyaspor ve ankaragücü maçlarının önemi daha da artacak (beşiktaş ve ankaragücü maçlarında müthiş tribün yapacağımızdan eminim). ama önce ocak ayına 20 puan civarında girmeliyiz.
milli maç arası en çok bize yarayacak. arşa çıktığından emin olduğum özgüvenimiz normal bir seviyeye inecek, takım uyumumuz artacak, savunma hatalarının üzerine gidilip giderilmesine aşama kaydedilecek. resmi olarak olmasa da, görünen şekliyle kadro dışı kalmış olan yasin öztekin'in takıma tekrar kazandırılması da bize güç katabilir. umarım ilerleyen günler bizim açımızdan en iyi şekilde geçer.
dünkü beşiktaş maçıyla birlikte 2 maçta 0 puan ve eksi 4 averajla süper lig'te sondan bir üstteki sırada bulunan izmir'in gururu.
tablo gerçekten berbat. futbol yobazı ve stajyer hoca diyerek nitelendirmekten sıkılmayacağım tamer tuna'nın dünkü maça -takımın tek sorunu bu iki oyuncunun performans sergileyememesiymiş gibi- andre castro ve halil akbunar yerine celso borges ve yasin öztekin'le başlaması şans eseri iyi sonuç verdi. yasin maçın ilk 10 dakikasındaki beşiktaş baskısını kırmakta kilit rol oynadı, ayağında top tutup takımın savunmada baskı altına girmesini engelledi. borges de ilk yarıda 4 uzun ve isabetli pas atıp başarılı hücuma çıkışlarda pay sahibi oldu. iki topu direkten dönmesine rağmen, başka hiçbir pozisyona girememiş, ilk 10 dakikadaki baskı kurma çabası hüsranla sonuçlanınca da oldukça dağınık bir görüntü çizmeye başlamış beşiktaş'ın attığı ilk gol göztepe'nin savunma zaaflarının güzel bir özetiydi. lamine gassama'nın -sadece- caner erkin'in önünde durup ona orta açtırmamasının yeterli olacağı, bu olduktan sonra olgun bir atağa dönüşmeyecek cılız beşiktaş atağı, korkunç bir yerleşim hatasıyla birlikte golle sonuçlandı. 2 stoperin (titi ve bubacarr sanneh) ofsaytı bozmamak için 6 pasın içinden kaçışları, zaten alan paylaşımı yeteneği hiçbir zaman olmamış deniz kadah ve borges'in etraflarındaki beşiktaşlı oyuncuları savunmaya çalışırken topun güzergahını sadece izlemeleri beşiktaş'ın ilk golünün kısa bir özeti. ilk yarı itibariyle iyi direnen göztepe ise, bu golden sonra moral olarak sahadan silindi.
futbol yobazlığı ise, devre arasından dönüşte eren derdiyok'un oyundan alınıp halil'in oyuna dahil edilmesiyle tavan yaptı. tamer hoca'nın geçen haftaki antalyaspor maçının yasin'in oyuna girdikten sonraki dakikalarında da denediği "kanat oyuncularından 10 numara yaratma" ıslak rüyası böyle bir deplasmanda, direnç gösterebilmiş ama yediği golle moral olarak dibi görmüş bir takımda tabii ki ters tepecekti. zaten ilk yarının en kötü oyuncusu olan deniz'in -şaka değil- 90 dakika sahada kalabilmesi de mucize gibi bi' şey. geçen sene de yasin'in 10 numara olarak kullanıldığı birkaç maç hatırlıyorum. o maçlarda da hem yasin sahadan tamamen silinmişti (dünkü maçın ilk 10 dakikası hariç zaten iyi oynamıyordu) hem de önünde oynayan cameron jerome'un etkinliği sıfıra inmişti. devre arası değişikliğinden sonra yanımdaki pastafaryan klishesi'ne de aynısını dedim: "bu değişiklik takımın dibine dinamit koymakla eşdeğer". kurtarıcı halil'in maç 3-0'a gelip beşiktaş iyice rahata bağladıktan sonra yaptığı birkaç dribbling haricinde etkisi de olmadı. 54. dakikadaki caner'in bal golünde ise, sezona iyi başlamadığı geçen haftaki antalya maçında da ince ince hissedilen beto'nun korkunç hatası mevcut. beşiktaş korner dönüşü tekrar pozisyon üretme çabasındayken, ceza sahasında topla buluşabilecek tek isim olan domagoj vida'yı sanneh tutuyordu. caner ortayı açtı, beto sanneh'nin vida'yı ve topu engelleyeceğini düşünerek pozisyonu bir süre takip etmedi. vida sanneh'yi bozdu, sanneh ne vida'yı ne de topu engelleyebildi. bunları çok geç fark eden beto da tıngır mıngır kaleye giden topa refleks göstermekten aciz kaldı. takım kaptanı, dünya çapında halen ismi bilinen kalecilerden biri takıma yeni katılmış bir stopere bu kadar güvenmemeli. beto'nun ilk hatası buydu. caner'in falsolu ortasının da hakkını vermek lazım, ki sanneh ya da vida dokunmadan bile topun yönü hayli değişti.
beşiktaş'ın 2. ve 3. golü arasında 5 dakika var. bu süre içinde bırakın atak yapabilmeyi; kendi yarı sahamızdan çıkamadık. top hep beşiktaş'ta. bu dakikalarda castro'dur, alpaslan öztürk'tür, yalçın kayan'dır; hatta ve hatta -deniz hayalet gibi olduğu için ve eren'i oyundan almanın büyük bir hata olduğu ayyuka çıktığı için- genç ege özkayımoğlu'dur; bir değişiklik lazımdı. futbol yobazlığı gene hortladı, "dayanırlar biraz daha yaae" iç sesiyle birlikte 3. golü yedik ve ardından yasin'in yerine castro oyuna girdi. işte, tamer tuna bu. takım 15 dakikadır berbat bir futbol oynarken, rakip ilk şans golünden sonra gaza gelmiş ve seni yarı sahandan çıkartmıyorken, kenarda oturup "dayansınlar biraz daha" dersen, maç henüz 59. dakikada kopar. bir taraftar olarak ben bunu alt liglerde canlı canlı yüzlerce kere gördüm. 3. gol, zaten bitik bir görüntü sergileyen takımın fişini çekti. sağ bekte sabit kalarak rakibini karşılamasını beklediğimiz gassama'nın yarı sahaya yakın bir yerde beklemesi, andre poko'nun adem ljajic'in çevikliğini hesaplamadan -sert değil- minik müdahalelerde bulunması ve tabii ki beto'nun kapattığı köşeden golü yemesi ile birlikte ilk yarısını iyi, ikinci yarısındaki 15 dakikayı rezil oynadığımız maçı 60. dakikada kaybettik. son 30 dakikada beşiktaş biraz daha akıllı oynayabilseydi, dünkü maç rahatlıkla 5-0 bitecekti.
tamer tuna'nın maç sonu röportajı şurada: link . hocanın sürekli "geçen seneden dersler çıkarttık, iyi hazırlandık" gibi martavallar okuması beni bezdirmiş durumda. geçen seneki göztepe'yi iyice inceleyerek hatim etmiş bir insan evladı (taraftar bile olabilir bu) deniz, borges, halil, yasin gibi adamları ilk 11'de başlatmaz. mümkünse satarak takıma gelir kazandırır, yerlerine genç ve önü açık oyuncular yerleştirir (yalçın, hüseyin, batuhan, ege, yusuf gibi). hadi bunu yapamadın, oyuncuların alıcısı çıkmadı, elinde patladı. o zaman da, bu oyuncuları 11 başlatmaz, yedekte birer silahmışçasına tutup rakibe gözdağı verirsin. ilk 11'de başlattığın gibi, zaten yedekten oyuna müdahale şansın azaldığı gibi, rakibin de "bunların tek gücü bunlar, kitleyelim de şunları, oynayamasınlar" der (zaten saydığım isimlerin takıma katkısı sıfır). dünkü maçın ilk yarısında yasin ve deniz'in etkisizliği, eren'in top alamaması ve serdar gürler'in anlık patlamaları hariç varlık gösterememesi beşiktaş'ın -zaten- kolay tahmin edilebilir hücum planlarıyla oynayan göztepe'yi durdurduğunun kanıtlarıydı. sadece iyi direnebilen bir takım olarak 45 dakika geçirmişken, ikinci yarıya "du bakalım, n'olcek" diyerek takımın tek hava topu indirebilen, hücuma çıkışların bel kemiği olarak sahada -iyi ya da kötü; fark etmez- bulunan eren'i oyundan alarak başlamak ise, beşiktaş'ın "bunlar bu saatten sonra atak falan yapamaz, iyice kapanırlar. saldıralım" gazını da körükledi. zaten 15 dakikalık bu gaz da bizi sahadan silmeye yetti.
geçen sene de yeni malatya ve galatasaray maçlarıyla lige başlamış ve 2 maçta gene 0 puan ve eksi 3 averajla ligin dibine gömülmüştük. ardından -bok gibi olan fikstür sağ olsun- fenerbahçe'yi izmir'de yenerek stres dağıtmış, alanya'ya yenildikten sonra 3 maçlık galibiyet serisi yakalamıştık. bu seneki fikstür de aynı şeyi yapabileceğimiz kadar boktan (serbest fikstür laneti geçen 2 sezonda olduğu gibi, bu sene de bizde). ağustos ayını izmir'de denizli ile oynayarak bitireceğiz. milli maç arasından sonra rize, konya, gazişehir, kayseri ve akbilspor maçlarıyla ligi nerede bitireceğimiz biraz şekillenecek. denizli maçı 15 günlük araya moralli girmek ve bütün hataları halının altına süpürmek adına önemli. galatasaray'ı yenerek gaza gelmiş denizli'nin geçen hafta bizim kaybettiğimiz antalya'yla deplasmanda oynayacak ve ardından haftaya izmir'e gelecek olması bu gazlarının biraz azalmasına neden olabilir.
takıma transfer falan yapılmayacağını tamer tuna dünkü maç sonu basın toplantısında üstü kapalı olarak söylemiş. bundan sonra 10 numara, bitirici bir forvet ya da kanattan ceza sahasına girip adam geçebilen ve/veya orta açabilen bir kanat oyuncusu transferi beklemek hayal olacaktır. eldeki kadronun bu sezon ligte tutunabileceğine dair umudum git gide azalıyor. borges, halil, yasin, deniz, eren, gassama, leo gibi yetenekleri dahilinde değil, moral motivasyonları dahilinde oynayabilen oyuncuların ilk 11 işgalcisi olduğu bir takımın ne kabuk değiştirebileceğini ne de yükselişe geçebileceğini düşünüyorum. iç saha maçlarında taraftar biraz ittirir, güç bela kazanılmış maçlarla keyifleniriz; orası ayrı ama deplasman planlarını kendi elleriyle bok eden bir stajyer, bir futbol yobazı takımın başındayken, bunun ne kadar yeterli olacağını bilmiyorum. umarım ligin devre arasından sonra stat açılır, seri galibiyetler alırız ve sezonu da en kötü ihtimalle 15. bitiririz. moraller bozuk.
2019-2020 süper lig sezonuhazırlıklarını afyon'da yaptığı kampla sürdüren futbol takımına sahip izmir'in gururu.
bu transfer sezonu gene "yokları oynamak" ile "vasat" arasında geçmeye devam ediyor. takımın 1 buçuk yıldır ihtiyacı olan kaliteli sol bek eksiği halen giderilemedi. geçen yıl, daha fazla maaş istedi diye arkasına teneke bağlanarak erzurum'a gönderilen leo schwechlen'in takıma geri dönmesi an meselesi. alt lig topçusu istikrarsızlığındaki berkan emir ile birlikte, halen "bu adam ilk 11 çıkar" diyebileceğimiz bir sol bekimiz bulunmamakta. bu transfer döneminde adı göztepe ile anılan hem yerli hem de yabancı çok futbolcu oldu ama özellikle ismail köybaşı ve ömer bayram'ın transfer edilmemesine çok sevindim. köybaşı'nın halen düşünüldüğü de söyleniyor ama umarım böyle bir transfer olmaz. kendilerini dev aynasında görmekten bıkmayan, bunu yapmaktan da yorulmayan istanbul takımlarının kadrolarında düşünmediği isimleri nimetmiş gibi anadolu takımlarına pazarlamaya çalışmalarını içime sindiremiyorum.
şu ana kadar takım 3 hazırlık maçı yaptı (eskişehir, menemen belediye ve denizli). salı günü fas takımı el jadida ile karşılaşacağız. keşke (bkz: wydad casablanca) ile anlaşılmış olsaydı da, gözümüz rakip taraftar görebilseydi. hazırlık maçlarında takımın eksik olduğu noktalarını bölge bölge yazayım:
- stoperde titi'nin yanında kimin sürekli oynayacağı belirsiz. gerçi, bu sorun, transferi dün açıklanan bubacarr sanneh ile giderilmiş gibi görünüyor ama kendisini bir süre daha canlı izlemeden yorum yapmak istemiyorum. kısa boylu, güçlü fizikli, genellikle topa müdahaleleri "rakiple karışık" olan bir stoper ihtiyacımız olduğunu sanmıyorum. en azından ayağının düzgün olması, geriden çıkışlarda ayağını değil, aklını kullanabilecek olması güzel. geçen yıl kendisini 8 milyon euro'ya midtjylland'dan transfer eden anderlecht'in 1 yıl içinde sanneh'yi hem de transfer etme opsiyonu tanıyarak (sanırım 6 milyon euro'ya kendisini uzun süreli göztepe oyuncusu yapabiliyoruz) kiralaması pek iyi görünmüyor olabilir. bu yüzden, stoperdeki sıkıntımız henüz giderilmiş gibi hissedemiyorum. birkaç hazırlık maçı ve ligin ilk 2 ayı bu sorunun takım içinde nasıl giderilmiş olduğunu gözlemleyerek geçecek bence. menemen'den transfer ettiğimiz veli çetin'in hazırlık maçlarındaki iştahlı oyununu da beğendim ama kadroda yer bulabileceğini sanmıyorum. müzmin sakatlardan hakan çinemre ise, uzun süredir kendisinden beklenen patlamayı hiçbir zaman yapamayacak ve bu büyük beklenti altında ezilecek bence. hatta bu baskı altında çoktan ezilmiş bile olabilir. kendisi artık genç de değil (25 yaşına geldi).
- sağ bekte lamine gassama'nın senagal milli takımıyla afrika uluslar kupası'ndaki performansı nefisti. ülkesinin en iyi beklerinden biri olduğunu gösterdi. geçen sezon ligteki tutarsız oyunu kafamızdaki soru işaretlerini devam ettiriyor. hatayspor'dan bonservis bedeli ödemeden transfer ettiğimiz sağ bek murat paluli hazırlık maçlarında kesiciliği ve top tekniğiyle beğeni kazandı. bu 2 sağ bek bizi bütün bir sezon idare edecektir. asıl sorun sol bekte. adama traore'nin müzmin sakat haline dönüşmesi (bağları 2 kere aynı yerden koptu), berkan emir'e mahkum etmişti bizi. geçen seneyi bizde kiralık geçiren sporting lizbon'lu lumor agbenyehu'yu da gönderdik (mallorca'ya kiralanmış hemen). sol bekte ne bir as oyuncumuz ne de bu ası yedekleyecek, güvenilir bir sol bek var kadromuzda. en az 1 as bek gerekiyor buraya. leo'nun hem sol bek hem de stoper oynayabilecek olması nedeniyle transferine sıcak bakanlar mevcut ama berkan ile hemen hemen aynı özeliklere sahip bir sol beke daha ihtiyacımız yok bence. sol bek transferinin birkaç hafta içinde bitmesine kesin gözle bakılıyor.
- orta sahanın göbeğinde büyük bir sıkıntımız bulunmuyor. andre poko ve "al yanağımız" andre castro gene ilk 11'de olacaktır. celso borges'in yüklü ve uzun kontratı sebebiyle kendisiyle yolları ayıramadık ve kadroda nasıl şans vereceğimizi bilmez bir haldeyiz. geçen sene, özellikle galatasaray maçında kaçırdığı penaltıdan sonra hem kendi performansı dibi görmüştü hem de takımın ivmesi bir anda değişmiş, küme düşme potasına uzun süreli olarak demir atmamız -hayaldi ama- gerçek olmuştu. saf bir 8 numara olması ama aynı bölgede oynayan castro'yu kesebilecek kadar da iyi olmaması sebebiyle bütün bir sezon ön libero olarak oynatmak zorunda kaldık ve sahaya çıktığı hemen hemen bütün maçlarda tel tel döküldü. tamer tuna'nın farklılıklara bakış açısı yeni sıvanmış bir duvar kadar sert olduğu için borges'i ne yapacağımız konusunda hiçbir fikrim yok. borissia dortmund'un paf takımından transfer ettiğimiz 20 yaşındaki hüseyin bulut'un sürekli ilk 11 çıkabilecek kadar şans bulabileceğini düşünmüyorum. ön liberoyu yedekleyebilecek alpaslan öztürk'ün hazırlık maçlarında stoper olarak denendiğini gördük. orta sahanın göbeğinde büyük bir sorun yaşayacağımızı sanmıyorum. bu bölgede oynayabilen tayfur bingöl ve axel ngando'yu da gönderdik.
- kanatlar takımın her şeyi olduğu için taraftarın üzerinde harıl harıl düşündüğü yer de bu bölge oluyor. yasin öztekin, serdar gürler, halil akbunar ve kiralanmazsa yalçın kayan kanatları oluşturacak. yasin'in tripli hali taraftarı bıktırmış durumda ama elimizdeki en iyi ve en kariyerli kanat oyuncusu o. geen sezonun ilk yarısındaki performansından sonra yokları oynaması bizi biraz üzmüş olsa da, kanatların değişmez adamı olacaktır. sol bek transferini yasin'in defansa hiç yardıma gelmemesi ve maçlar içinde oyundan yer yer kopmasını giderebilecek özellikteki bir ya da iki futbolcuyla kapatmaya çalışmamız gerekiyor. serdar'ın hazırlık maçlarındaki azmi nefisti. sezona bomba gibi hazırlanmış olduğunu gördük. halil ise, vasatın biraz üstü bir yedek olarak kadroda sırıtmayacaktır. yalçın'a tamer hoca'nın şans vereceğini pek sanmıyorum. beklentileri hiçbir zaman karşılayamamış yoan gouffran'la da yollar ayrıldı.
- 10 numara bölgesi, göztepe'yi uzun süredir takip edenlerin "ceyhun eriş'ten sonra iyi bir 10 numara görmedik be bilader" şeklinde isyan etmesine neden olur. bu bölge için transfer söylentilerinde adı sıkça göztepe ile anılan guilherme, geçen sezon yeni malatyaspor'da kiralık olarak nefis oynamıştı. bu sene malatya'da kalmayacağını düşünüyordum ama takımı 1 sezon daha kendisini kiraladı. "guilherme gelirse, takım boyut değiştirir" diye düşünen göztepelilerin içi cız etti. bizde ise, tek 10 numara mevcuttu ve o da forvet mi, forvet arkası mı, yoksa santrafor mu olduğunu kendisinin de bilmediği deniz kadah'tı. yukarıda yazdığım hüseyin bulut'un saf bir 10 numara olarak yetiştirildiği düşünüldüğünde, kadah'ın alternatifi değil, ilk 11 oyuncusu olmasını beklemek güzel bir rüya. ayrıca borges'in de bu mevkide düşünülmesi mümkün. kadah'ın geçen sezon oynadığı hemen hemen bütün maçlarda (bunların içinde gol ve goller attığı maçlar da var) sahada varlık gösteremediğini, taraftarı hop oturup hop kaldıracak kadar heyecan uyandıramadığını biliyoruz. yürekten oynaması ve sahada elinden geleni yaptığını kanıtlaması taraftarla arasını iyi tutmasını sağlamıştı. hüseyin'in kendisinden formayı söküp almasını çok istiyorum. umarım olur.
- forvet adis jahovic sonrası kara deliğe dönüşmüş durumdaydı. nabil ghilas bidonunu arkasına teneke bağlayıp sözleşmesini feshederek yollayabildik. eren derdiyok'u transfer ettik (yıllık maaşının milyon euro seviyelerinde olduğunu bilmek üzücü). 2+1 yıllık kontrat süresini de uzun buldum ben ama yasin ile birlikte takıma katkı verebileceğni düşünüyorum. geçen sene takımın aktif tek santraforu olan cameron jerome'un 28 maçta 5 gol, 3 asistle oynaması kağıt üzerinde hayal kırıklığı yaratmış olsa da, özellikle son 5 maçtaki özverisine aşık olmuştum. altyapıdan çıkartıp profesyonel sözleşme imzaladığımız 18'lik ege özkayımoğlu'nun hazırlık maçlarında gövde gösterisi yapması taraftarı fena halde heyecanlandırdı. eğer forvete transfer yapılmazsa jerome-ege-yer yer kadah 3'lüsüyle bu sezonu geçirebileceğimizi düşünüyorum. ege'ye ne kadar şans verilir; kadah sevildiği taraftara hangi boyutlarda saç baş yoldurur; gol atamayan çalışkan jerome'a taraftar daha ne kadar tahammül eder; bu soruların cevaplarını bilmiyorum. mehmet sepil'in yakın geçmişteki bir açıklamasında "bir stoper ve bir sol bek kesin alacağız"dan başka bir şey yoktu. stoper işini sanneh ile çözmüş gibiyiz. sol bek de leo olacak ve içimizi ferahlatmasa da, "en azından takımı bilen biri transfer edildi" goy goyuyla bu sorunu da halletmiş gibi görüneceğiz. sağlam bir santrafora para kıymasını yaklaşık 1 yıldır beklediğimiz sepil'in, yeni stadın 2020'nin başlarında işler hale geçmesiyle birlikte cebindeki akrebi çıkartacağını ve üzerinde taşıdığı beklentiyi sahiplenebilecek ve taraftarı da heyecandan uyutmayacak bir santrafor transfer edeceğini düşünüyorum. yani; eylül'e kadar forvete bir eleman eklenmeyecek gözüyle bakıyorum ben.
- kaleci konusunda değişiklik yok ama zaten bu mevkide iyiyiz. 37'lik beto ligin en yi kalecisi olmaya devam ediyor. altyapıdan çıkmış göztepe'nin çocuğu göktuğ bakırbaş ise, iyi bir yedek. eren bilen'e çok beklenti yükledik ama 3. kaleci yeri için arda özbilen ve -kiralanmazsa- yavuz aygün ile mücadele edecek kadar yetenekli bir çocuk.
gene serbest fikstürü çekmiş olmanın "10 bin küsurda 1" ihtimali ile ilgili çok goy goy yapılmıştı. istanbul takımlarının fikstürlerinin her sezon üç aşağı beş yukarı aynı olduğu, artık sadece isimlerinin değiştiği bir ortamda serbest fikstüre neden bu takımların hiç denk gelmediğini sorgulamayacağım. devre arasına kadar göt yanağı kadar küçük olan bornova doğanlar stadı'nda oynayacak olmamızı ve yarım devrelik kombinelerin satışa çıkmasından sonraki 2 hafta içinde tamamen tükendiğini düşünüp mutlu oluyorum. yeni sezon formalarının tanıtımı ise, bok gibi geçti. zaten yeni formalar da bi' boka benzemiyor. düz kırmızı olanın rengi baştan aşağı kırmızı gibi değil ve deseni anneanne donuna benziyor. çubukludaki armanın yeri ve boyutu tamamen yanlış. beyaz üzeri iki çizgili forma ise, deplasman forması olarak vasat. ayrıca geçen sene 135 liradan satışa çıkmış olan formalar (sezon sonu 100 liraya düştü), bu sezon 185 liraya fırlatılmış durumda. kombine fiyatlarında istanbul takımlardan sonra en pahalı fiyatı çeken takım olan göztepe'nin kendisini bu kadar seven taraftarları olmasa, "o 185 lirayı bi' tarafınıza sokun" denebilirdi. puma'nın önceden hazırlanmış katalogtan "alın, bunu giyin" şeklinde pazarladığı berbat yeni sezon formalarının fahiş fiyattan satışının düşük oranda kalacağından eminim. geçen sezonun formaları 80 lira civarına insin, 2'şer, 3'er alıp eşe dosta hediye etmek gerek.
aklıma gelmişken, yazayım: mehmet sepil'in yaklaşık 2 hafta önce afyon kampında bein sports'a verdiği röportaj da güzel ayrıntılar gizli. istanbul takımlarının 10 milyonlarca euro harcayıp taraftar gazı almaktan başka bir işe yaramayan borç bataklığında sürünmesine dair "1-2 sezon sonra bunları yapamayacaklar çünkü kulüpler birliği olrak bir karar aldık: artık finansal fair-play'i tff denetleyecek ve puan silme, lig düşürme gibi cezaları kendisi verebilecek. istanbul takımları dahil, herkes buna göre davranmak zorunda kalacak" yorumunu iştahla, ağzımdan salyalar akarak dinledim. süper lig takımlarının bütün borcunun %90'ını tek başına yapmış "dev aynasında büyütülmüşler"in halâ yıllık birkaç milyon euroluk maaşlar vererek yaptığı sözleşmeler başlarını çok ağrıtacak. "paramız var, kime ne"den başka elle tutulur hiçbir açıklaması olmayan takımların gelir gider tablolarının da tff'nin ana sayfasından açıkça paylaşılacağı müthiş bir haber. borçlarınız üzerinden sidik yarıştırmaya devam edebileceksiniz, gözünüz aydın.
yeni sezonun başlamasına yaklaşık 2 hafta var. umarım her şey göztepe adına güzel gider, 2020 ocak'ından sonra yeni statta oynayacağımız maçlarla birlikte avrupa kupalarına katılma ve atletico madrid'le 50 küsur yıldan sonra tekrar karşı karşıya gelme hayallerimiz vücut bulur. umut her zaman var.
kulüp mimarının açıklamaları, özellikle geçen sene bu zamanlar derinden hissedilen ekonomik krizi ve müteahhit firma olan rönesans'ın büyük sıkıntılar çektiğini güzel özetlemiş. o zamanlarda çalışmaların çok yavaşladığını kendisi de açıklamış. şu an için beni en çok mutlu eden ayrıntı ise, müsabaka zemininin toprak dolgusunun eylül'de atılmaya başlanacağı ve 2 ay içinde de çim zeminin döşeneceği. 2020 yılbaşında kulübün stadı teslim alacağı öngörüsü ise, gerçekleşecek gibi görünüyor zira, bu seneki kombine biletler yaklaşık 1 ay kadar önce "sadece devre arasına kadar" şeklinde satışa çıkmıştı. yani, şubat'tan itibaren gürsel aksel'de maçlarımızı oynayacağız gibi görünüyor.
ingiltere'deki bazı statlar hariç, dünya'nın hiçbir yerinde stadyum çatısı üzerinde yürüyüş ve spor alanı, restoran, bar gibi eklentiler yok. bizim statta bunlar olacak. çatının çelik konstrüksiyonunun ağustos'tan önce tamamlanacağını da söylemiş kulüp mimarı. statların kale arkalarındaki oturma alanlarının tamamen kaldırılıp sadece ayakta seyirci alınması da yasalaştı. böylece 20 bin civarı olacağı öngörülen stat, ayakta seyircilerle birlikte 25 bini zorlayacak. 30 bin civarını da görebileceğimizi düşünüyorum ben. ayrıca, şu canlandırmada da gösterildiği gibi, 2020'den sonra kulübün ciddi miktarlarda gelir kapısı olacak reklam alanları ve iş yeri kiralamalar da sevindirici.
sendromsuz pazartesi böyle olur işte. taraftar adına neşeyle dolmamak için hiçbir neden yok.
dünkü doğum günü önceki yıllara göre biraz daha sönük geçmiş olan izmir'in gururu.
yazdıkça abartıyorum. dün gece neler olduğunu anlatmaya madde madde devam edeyim, belki bu sefer daha kısa sürer.
- son 5-6 yıldır olduğu gibi, gene akşam saat 10 civarı meşale şov başladı. önceki yıllarda 19:25'te başlıyordu. izmir'de yazlar artık cehenneme övgü seviyelerinde yaşandığı için bu kadar geç başlıyor kutlamalar artık. bunun tek kötü yanı, o saate kadar içip içip zaten zurna olmayı başarmış gencoların çevreyi rahatsız etmesi. buna da alıştık artık.
- son birkaç yıldır kurulan dj kabini ve dev sahne bu sene yoktu. geçen yıl sahneye çıkartılıp doyasıya alkışlatılan 13 yaş altı voleybol takımı gibi ayrıntıları aradı gözlerim bu yıl. göztepe'nin simgesi haline gelmiş sahildeki köprünün üzerine çıkışı polis yasaklamış; bu da yetmemiş gibi, köprüyü kordona almıştı. kendi mahallendeki köprüye çıkamıyor olmak kötü tabii. önceki yıllarda herkes köprünün üzerine çıkar, oradan tezahüratlar eder ve zıplardı. anlaşılan ya köprünün yenilenmesi gerekiyor ya da polis dün her zamanki gibi kafasına göre iş yapmış. çevik kuvvet sayısı son yıllardakine göre daha fazlaydı. 2 servis dolusu "bugün pek çevik" olan polis sayısı 4 servise çıkartılmıştı. gene t35 toması hazır bulunuyordu. hiçbir şey yapmadılar tabii. toma'nın içindeki 2 memurun araçtan çıktıklarını dahi görmedim.
- sahil yolu geçen yıl akşamüstünden sonra gecenin körüne kadar tarfiğe kapatılmıştı. bu yıl sadece bikaç saatliğine kapatıldı, sonra trafiğe açıldı. sanırım bunda dünün karne günü olması ve çocuğu karne alan birçok ebeveynin izmir'den kaçarcasına çeşme yönüne doğru yolculuk etmesi etkili oldu. 9'dan sonra yolu kapattılar, ben sahilden ayrılırken saat 1'di ve trafik tekrar açılmıştı.
- her zamanki gibi korkunç içildi. güzelyalı çevresinde 5-6 tane tekel var ve saat 11 civarında hiçbirinde soğuk şişe tuborg yoktu. belli ki herkes tuborg'a abanmış. geçen yıllara göre etraftaki çöp miktarı da fazla değildi. meşalelerden sonra oluşan çöp dağını miniklerin temizlediğini gördüm.
- taraftar gruplarının arasında eminim ki bir sorun vardı. çünkü göztepe'nin en elit ve kapalı tribünün demirbaşı olarak görülen grubu yalı'nın hiçbir yerde pankartı yoktu. köprünün üzerine asılan pankartlarda da kendilerini göremeyince bir sorun olduğunu anladım. çimentepeliler, forza ve kenar mahalle sanırım tüm as taraftar grubu kadrolarıyla sahile inmişti. güzelim ortamı bok eden de onlar oldu. köprünün alt tarafında gelen geçenin ayaklarına torpil fırlatmalar, kulüp binasında gecenin köründe sanki kimse olabilirmiş gibi, binanın ana kapısını yumruklayarak "başkan bize el salla" diyerek böğürmeler, içip içip etrafa salça olmalar; özetle, aileler için kötü bir ortam vardı. ben hatunla gitmiştim dün, saat 12 civarında 30 kişilik apaçi grubuyla başka bir apaçi grubunun emanetli, silahlı kavgasına şahit olunca kalkıp eve döndük. yalı'nın etkisi (ya da dün varlıklarıyla yoklukları belli olmadığı için etkisizliği) böyle saçma olaylarda kendini belli ediyor. göztepe tribününün en elit kesiminin içinde yer aldığı semtteki kutlamalara çavolar dağdan inmiş gibi koloniler halinde gelirse, torpil de patlatılır, kavga dövüş de çıkar. geçen yıllara göre aile sayısının çok az olmasının da temel sebebinin bu olduğunu düşünüyorum. yalı'nın birkaçgün içinde dünkü kutlamalarda neden ön planda olmadıklarını açıklayacaklarını düşünüyorum.
- gene nefis fotoğraflar çekildi. kulüp binasının önündeki parka da adını vermiş çaka bey heykelinin meşale dumanından görünmez olması (ki sadece 3 adım önünde oturuyorduk), meşale şov başladığı anda içinizi ürpertebilecek ölüm sessizliğinin adrenalinle buluştuğu o muazzam his, küçük bir mahallenin kendi kulüplerinin yaş gününe karşı duygulanmaları benim ölene kadar her sene 14 haziran'da hissedeceklerim. öldükten sonra bile hissederim belki, kim bilir.
nice yaşlara gençliğimin katili. dün kalbi seninle çarpmış, geçen yıllara göre az sayıda olsalar da, bilinçaltlarında bıraktığın etkinin ömürleri boyunca devam edeceğini düşündüğüm minik göztepelilerin de şimdiden gençliklerinin katili olmanı istiyorum. dışarıdan bakanların hunharca eleştirdiği holiganlıkla alakası olmayan taraftarlık (hatta bence tarafgirlik) kendi şehrinin, kendi semtinin kulübüne daha önce hiçbir zaman duymadığın ve bundan sonra da duyamayacağın kadar yoğun bir sevgi duymaksa, dün gece binlerce holiganın arasında olduğum için kendimi şanslı hissediyorum.
94. yaş gününü bu akşam kutlayacak olan izmir'in gururu.
izmir'deyseniz ve bu akşam yapacak bir işiniz yoksa, narlıdere'den alsancak'a kadar olan bütün sahil boyunca gerçekleşecek kutlamalara katılabilirsiniz.
ligin son maçının 84. dakikasında attığı penaltı golüyle küme düşme uçurumunun kıyısından güç bela kurtulabilmiş, bu seneki doğum gününü de futbolda türkiye'nin en üstte bulunan ligi olan sözümona süper lig'te kutlayacağı kesinleşmiş izmir'in gururu.
mke ankaragücü maçı, 6 yıl önce atatürk stadı'nda oynadığımız tavşanlı linyit maçını bütün bir hafta boyunca hemen hemen bütün taraftarlara hatırlattı. kendi evimizde ve berabere kaldığımızda dahi ligte kalabilecek bir durumdayken, 1-0 yenilmiş ve 2. lig'e yuvarlanmıştık. öncesinde ta amatör kümeye kadar yuvalanan takımı yakından takip etmiş taraftarlardan biri olarak, bugünkü maçta linyit maçında atatürk stadı'ndaki ruh halimleydim: karamsar, beklentisiz, umutsuz. ilk golü erkenden bulup öne geçtiğimizde de, 74. dakikada maç 1-1 olduğunda da, bitime 6 dakika kala penaltıdan tekrar öne geçip küme düşmeme adımını attığımızda da "maç bi' bitsin, öyle rahatlayacağım" diye sürekli telkinde bulundum kendime. gerilim filmlerinde de böyle geriliyorum; bazı kas gruplarım 1 hafta boyunca ağrıyor. bu seneki göztepe maçlarının hemen hemen hepsinde aynı kas ağrılarını yaşamama yetecek kadar gerilim aldım.
bursaspor'un malatya'da ilk 20 dakikada 2-0 öne geçmesiyle birlikte, bursalıların tamamen bizim maça yoğunlaştıklarını biliyorum. 1-1 ile de kendilerinden geçecek kadar adrenalin salgılamışlardır. 10 dakika içinde de küme düştükleri senaryonun içine tekrar yuvarlandılar ve sonuçta da küme düştüler. aynı durumu defalarca ve bazıları üst üste denk gelecek şekilde yaşamış bir göztepeli olarak, seneye süper lig'e geri dönmeyi başarmalarını istiyorum. eğer 1 sene alt ligte takılırlarsa, durumları daha da kötüye gidecektir. 15 yıl aradan sonra alt lig havası alacak olan, alt liglerin kokuşmuşluğunu ve gözden ıraklığına bağlı olan yapısal berbatlığını ilk kez deneyimleyecek olan taraftarlara sabır diliyorum. hem bursalılara hem de erzurumlulara hiçbir zaman küme düşmemiş, türkiye kupası hariç köy takımlarının topraktan bozma, 300 kişi kapasiteli orta çağ statlarında maç yapmamış (ki artık statü de değiştiği için süper lig takımlarından bu takımlarla kupada karşılaşma ihtimalleri oldukça azaldı), kendisini dev aynasına görmekten bıkmamış "büyütülmüşler"in nasihatlerini dinlememelerini diliyorum. mehmet sepil'in bugünkü maçlar bittikten sonraki açıklama ları da aynı şeyleri işaret ediyor.
en çok küme düşme korkusu yaşadığım sezonlardan birini öyle ya da böyle süper lig'te kalarak tamamladığımıza mutluyum. yeni sezonun transfer dönemi açıldığı zaman hedef belirlemeyi önceden masaya koymuş, "avrupa kupalarına katılma" ihtimalini artırmış, hem teknik kadroyu hem de oyuncu kadrosunu başarılı bir şekilde planlamış bir göztepe görme umudum, her sezon sonunda olduğu gibi, bugün de içimden taşarcasına varlığını sürdürüyor. henüz hiçbir şey başarmış değiliz. bugün ıssız kuytu köşelerin o leş gibi kokan tanıdık kokusunu iliklerimize kadar hissettik. belki şimdilik bertaraf ettik ama kendisini hatırlatan, her zaman orada olduğunu bağıra çağıra söyleyen riskli, kokulu karanlığı bundan sonra yaşamayacak bir yapılanmanın başlayacağını düşünüyorum. stat ocak ayında açılacak gibi görünüyor, torbalı'daki dev altyapı tesisi yapılmaya devam ediyor, tarihinin en iyi başkanlarından birine sahip futbol takımı dirayetli olup "hayır! eski günleri tekrar tekrar yaşamayacağım!" kararlılığını gösterebiliyor. takım için gelecek adına umutlu olma noktasında her şey var benim elimin altında.
tff'nin bu haftaki sikko kararı sonucu (fenerbahçe beko'nun final four maçı pazar oynanacağı için futboldaki maçları bugüne ertelendi) farklı günlerde oynanan düşme hattı maçları sonunda, küme düşme ihtimali biraz azalmış ve ipler yeniden tamamen kendisine geçmiş izmir'in gururu.
haftaya erzurum belediye, bursaspor ve biz küme düşecek 2 takımı belirleyeceğiz. son haftaki fikstür de şöyle: erzurum kayseri deplasmanına gidecek, bursa malatya'ya konuk olacak ve biz izmir'de ankaragücü'yle son maça çıkacağız. sivasspor biraz önce biten maçta ankaragücü'ne yenilmiş olsa da, haftaya sivas'ta galatasaray'a kaybetse bile, küme düşme ihtimali yok (bizim de ankaragücü'nü yeneceğimiz düşünüldüğünde bile, ikili averajda sivas bizim üstümüzde yer alıyor). ben en kötü senaryo olan erzurum, bursa ve bizim aynı puanla ligi bitirmemizden korkuyordum (çünkü bu durumda, sıralama aşağıdan yukarıya bursa, göztepe ve erzurum şeklinde oluşuyor ve erzurum küme düşmüyordu). biraz önce biten maçta fenerbahçe'ye evlerinde kaybetmeleriyle birlikte bu 3 takımın ligi aynı puanla bitirme ihtimali tamamen bitmedi ama çok azaldı. bursa şehir ve taraftarlar açısından "biz ligten düştük" psikolojisine bürünmüş durumda. malatya'nın ligi 5. bitirme amacı da söz konusu olduğu için haftaya puan almaları mucize olacaktır. haftaya güçlüler'i bornova doğanlar stadı'nda öyle ya da böyle yenmemiz gerekiyor.
bu hafta bursa deplasmanındaki maç her iki takımın dost olması sebebiyle çok fazla olay çıkmadan bitti. futbolun yeni dönem belalısı var nedeniyle 2 golümüz iptal edildi ve bir penaltı kaçırdık. son dakikalarda yenilebilirdik de. maçın 0-0 bitmesi bursa'nın ligten düşme psikolojisinin üzerine tuz biber ekerken, bize de "en azından puan aldık" diyebilme fırsatı tanımış oldu. kazanasaydık, şimdi gelecek sezon hakkında bu girdiyi yazıyor olurdum ama küme düşme ihtimalimiz halâ var. rahat oturamıyorum, dün de uyuyamadım zaten.
serbest fikstür denilen saçmalığın 2 senedir bize "denk gelmesi", sene boyunca var'dan canı yanan takımların başında gelmemiz, berbat yönetimsel hatalar, ligin en kötü transfer politikasına sahip takımı olmamız ve 40 puanı 23 nisan'dan önce alıp rahatımıza bakabilecek fırsatı yakalamışken, kendi kendimize işi zora sokmamız göztepe için bu sezonun özeti olmuş durumda benim adıma. haftaya küme düşmezsek, seneye yeni stadı bu ligte açmış olacağız. düşüp düşmemeyi aslında önemsemiyorum (bu senaryoyu 3 kez statta yaşadım). stadı alt ligte açmak kötü olacak. umarım bu olmaz.
1925 yılında döneminin en büyük türk futbol takımlarından olan altay sk’dan bölünerek ortaya çıkan, şimdilerde süper lig’de izmir’i temsil eden tek takımın adının geldiği, izmir’in en güzide semtlerinden biridir.