ligte oynadığı son 7 maçta 11 puan toplayarak ligten düşmeme noktasında taraftarlarına umut aşılamış izmir'in gururu.
kasımpaşa maçından sonra, geç kalınmış tamer tuna istifasının ardından, son 2 sezon hatayspor'u çalıştırmış, oynattığı oyun şablonlarına göz gezdirince insanın aklına "bu adam iyi yerlere gelecek" beklentisi yerleştiren ilhan palut takımın başına geçti. bayram bektaş-tamer tuna ikilisinin göztepe kariyerleri sebebiyle, benim stajyer türk teknik direktörlere dair fikirlerim değişmeyecek kadar katı. takımın, kağıt üzerinde, palut'la birlikte daha çok puan kazandığı, en azından gol atma başarısı göstermeye başladığı, teknik direktörün birincil görevi olan "şablonlara bağlı futbol oynatma"nın sahaya yansımaya başlayan yönlerinden zevk alınabildiği apaçık ortada. bunlara olumsuz yorum yapan herkesi odin çarpar. ama birkaç noktada takım için işler halen tamer tuna dönemindeki gibi devam ediyor:
- yedekleriyle birlikte savunma bloğu bu ligin standartında değil: hem oyuncu kalitesi hem savunma oyunu bilgisi hem de kademe alabilme ve takım halinde pozisyon geçişlerini tanıyabilme konularında şu anda kadrada bulunan ve izleme fırsatı bulabildiğim 8 oyuncu da yeterli değil (titi, gassama, berkan, reis, leo, sanneh, atınç, alpaslan). 30 yaşında olmasına rağmen gassama'nın kademe bilincinin olmaması, titi'nin süper lig sevyesi için çok ağır ayaklara sahip olması, alpaslan'ın mental özelliklerinin tümünün menajerlik oyunları diliyle "20 üzerinden 1-5 arasında" olması, berkan'ın zaten alt lig seviyelerinde bir oyuncu olması bilinmesine rağmen kurtarıcı olarak taraftara yedirilmesi, leo'nun "biladerlik" haricindeki tek katkısının pozisyon alamaması olması her maç içimi bunaltıyor, bulandırıyor. arkalarındaki koca kalenin önünde beto olmasa, 2 sezondur berbat başlangıçlarla lige giren takım şimdiye çoktan alt lige düşmüştü. bu durumu, taraftarlar haricinde, bu oyuncu grubundan birinin bile önemsediğini düşünmüyorum.
- orta saha kurgusunun sayısal ifade haricindeki değişiklerde oyuna etkisinin hiç olmaması: bu ne demek? orta sahayı 2 sezondur 3 kişiyle kapatmaya çalıştık biz: 2 merkez orta saha ve 1 çağdaş ön libero. bu ön libero çoğunlukla poko'ydu. kendisinden beklenti çapa niyetiyle oynamasıyken, özgüven bombası olmasının da iteklemesiyle birlikte, pozisyonunu sık sık unutup hücuma dengesizce çıkan; bu çıkışlarından sonraki top kayıplarında ve/veya geriye dönemeyişlerinde de takım savunmasının kırılganlığını artıran bir oyuncuya dönüşmüş olması ayyuka çımıştı. bu sezona fena girmedi belki ama kasımpaşa maçında sakatlanması takım için belki de şer içindeki hayır oldu. 8 maça çıkmış ve şimdiden 3 sarı, 1 kırmızı kartı var. geçen sezonki kart yekünü 8 sarı, 1 kırmızı karttı 20 küsur maçta. poko'ya bağlamayacaktım ben bu mevzuyu bak, al baştan... bu çağdaş ön libero poko olduğunda, takım geriden oyun kuramıyor, orta sahada da yeterince direnç gösteremiyordu. bu sorunu taraftarlar hep "poko iyi de, yanında oynayanlarda sorun var" diye gördü ama bence poko'nun oynayamadığı son 7 maçtaki castro-soner ikili orta saha kurgusundaki öneminin daha başarılı olduğu da apaçık ortada. ancak bu 2'li orta saha kurgusundaki sorun da, göztepe'nin yaklaşık 20 yıldır "abi, adamın tekniği ağız sulandırıyor" diyebileceğimiz bir 10 numarası olmaması. cihan yılmaz vardı, 2. lig kırmızı grup'ta oynarken. şimdiki yardımcı antrenör ilhan şahin futbol oynarken, o vardı bir de. yakın geçmişimizdeki en şaşaalı 10 numara da, tabii ki ceyhun eriş'ti. şimdiki mossoro ya da son maçlarda bu pozisyonda oynatılan napoleoni bizim orta saha-hücum bağlantısını kurmasını isteyeceğimiz oyuncular, evet ama sorun şu ki; biz 10 numara oynattığı için bu oyuncunun defansif zaaflarını kendi içinde örtebilecek bir takım değiliz. bu takımda sahaya çıkmış her futbolcunun savunma yeteneğinin en az vasat olması gerekiyor. "biri diğerinin açığını kapatacak" transfer yanlışını, son kez 2. lig'e düştüğümüz sezon boyunca yapmış, türlü türlü abukluklardan nasibimizi almıştık. ama sanırım sadece taraftarlar olarak ben ve benim gibiler bu dönemleri ve yapılan yanlışları hatırlıyor.
- jerome'un "bitirici forvet" olmadığını anlama yetersizliği sebebiyle "abi, tek eksiğimiz golcü" mantığının bi' türlü bitmemesi: bugünkü galatasaray maçının özetini bulun, açın, tamamını izleyin. jerome neredeyse 90 dakika oyunda kaldı. 60 küsuruncu dakikaya kadar çıktığı hiçbir hava topunu rakibe vermedi, hepsini indirip pozisyon oluşmasına katkı verdi. 35 kere topla buluşmuş, %75 pas isabetiyle oynamış. çektiği tek şut da gol oldu zaten. tek maçla oyuncu değerlendirmeyi sevmiyorum ama jerome'u 1 buçuk yıldır izleyen biri olarak, bugünkü performansı kendisinin 16-17 yıllık futbolculuk kariyerinin özetiydi: bol hava topu alır, çevresindeki savunmacıları zorlar, yorar, meşgul eder (ben buna "aurası var" diyorum kısaca), kanat oyuncularına isabetli pas verir, genel olarak yüksek yüzdeli pas isabetiyle oynar. bunlar artıları. berbat özellikleri ise şöyle: bencil olmadığı için şut çekmez, çekemez ve şut pozisyonu ona kaldığında pozisyonu kolaylıkla piç edebilir. sürekli hava topu alması görevi kilitlenirse, takımın ne oynadığından habersizleşebilir ve oyundan kopabilir. bitiriciliği yoktur. sezon boyu gol ortalaması çift hanelere çıkmaz (norwich zamanlarında 16 ve 18 gol attığı sezonlar var, evet ama bak bakalım bi'; norwich kaç forvetle oynamış o 2 sezonu?). elimizdeki tek işe yarar forvet "yardımcı forvet" olunca, gol yollarındaki bahane de "golcümüz yok" oluyor tabii. ben buna inanmıyorum. ilk geldiği günden bu yana jerome'u yanında demba ba benzeri bir golcüyle izlemediğimiz için potansiyeline göre değerlendiriyoruz. en büyük hatamız da bu: gerçekte jerome'u değerli kılanın golcülüğü değil, yukarı bahsettiğimiz görevleri yapabilmesini sağlayan aurası olduğunu unutuyoruz. bu takım golcüsüz oynuyor, evet ama jerome'un takıma katkısını göz ardı etmek büyük eşeklik olur.
palut'un gençlerbirliği maçında dibi gören takım oyununa rağmen ve bugünkü galatasaray maçının başarılı ve planlanmış hücum organizasyonlarına övgüyü abartmadan; kısaca, şunu söyleyebilirim: bu takım, bornova'daki 5 bin kişilik kutu gibi bir statta oynamak zorunda olduğu 1 buçuk seneyi süper lig'te kalmayı başararak tamamladı. artık 2. aşamaya geçebilecek. ocak'tan itibaren 25 bin kişilik statla birlikte ligte kalmak için gereken kağıt üzerindeki 40 puanı da toplayacaktır. 17 puan kaldı zaten ve bizim haricimizde, bu sene düşme adayı en az 5 takım var: kasımpaşa, konya, antalya, ankaragücü ve kayseri. devre arasındaki 1-2 nokta transfer ve özellikle takım oyununa kafası çalışmayan bir düzine kadar (sporcu değil) apaçinin takımdan gönderilmesiyle daha iyi yerlere gelebileceğimizi düşünüyorum. umarım ıssız kuytu köşeler halâ bizi uzaktan uzaktan izlemiyor ve avuç içlerini kaşıyarak beklemiyordur.