yazasım var

  1. 1
    hangi başlığa girer anlatacaklarım, hangi kategori içinde yer alır bilemem. ama yazasım var. yazacağım. mod arkadaşlar gerekli düzenlemeleri yapar. imla hataları ve anlatım bozuklukları için şimdiden özür.

    parça parça yazacağım ta ki içimdeki istek tükenene kadar. başlayalım.

    anasız, babasız olmak zordur azizim. hele ki iki arada bir derede olunan yaşta anasız babasız kalmak gerçekten zordur azizim. yirmili yaşların hemen başında dımdızlak hayatın ortasında kaldığımda sudan çıkmış balık gibiydim. okulu çok zor bitirdim zaten. okul bittikten sonra da iş bulma derdi zorlu bir süreçti. iş yok işte. ne yaparsan yap yok. bir ofiste çok küçük bir haftalığa altı ay çalıştıktan sonra "askere gidip kurtulayım bu zavallı hayattan," dedim. "en azından belli bir süreliğine günde üç öğün yemek yiyebilirim," diye düşündüm. yalnız bunu söyleyen vatandaşın anti militarist bir vatandaş olduğunu düşünün.

    askerlik şubesine gittim. beni, yıllar geçse de adını unutmayacağım e.a. adlı sivil memur karşıladı ve bir takım evraklar vererek tercihte bulunmamı istedi. dört tercihten bahriyeli olmayı seçtim. ardından bana beklememi söyledi. haftanın son günü mesainin bitmesine az bir süre kala, beni saatlerce beklettikten sonra çağıran memur e.a. "delikanlı seni askere alamıyoruz," dedi. ben tabi isyanlardayım. sinirle karışık bir yalvarma haliyle "neden askere almıyorsunuz beni. bu yapılan haksızlık benim işim gücüm vardı ve ben askere gideceğim diye gül gibi işimden ayrıldım," diye serzenişte bulunuyorum. "peki beni ne zaman askere alırsınız?" diye sordum. memur "bilemem," diye kısa ve net cevap verdi.

    "nasıl yani ne zaman askere alınacağımı bilmiyor musunuz?"

    "vallahi bir altı ay sonra da olabilir ya da daha geç de olabilir."

    "hadi ya" yalnız bu hadi ya çok sert ve gürültülü çıkmıştı ağzımdan.

    "böyle hak hukuk mu olur ya, ne güzel işim vardı. askere gideceğim diye işimden ayrıldım. şimdi gidip tekrar bir iş bul, düzenini kur, ee... bir anda askere tekrar çağrıl..." makina gibi saydırıyorum. tabi ki yarısı hikaye. ulan hepsi hepsi bugünün parasıyla 100 lira haftalığa artı öğlen yemeğini de versenize modunda bulduğun bir işten ayrılmışsın. ama ben orada öyle bir tablo çizdim ki duyan da iyi bir şirketin müdür muavinliğini yaptığımı düşünebilir. yok yok müdür muavini değildir kesin bu müdürdür diye de iç sesi tarafından düzeltilir.

    çıktım şubeden, karnımda aç. o gün orada tutamayacağım, hatta sonunda allah benim belamı versin ben niye öyle kendi kendime yemin ettim ki diye verdiğim yüzlerce sözden birini daha verdim kendime. "askere çağırsınlar, hatta kapıya gelsinler pencereden kaçacağım," dedim. ama demez olaydım.

    işsiz, aç perişan ortalıkta dolanırken bir iş fikri geldi aklıma. artık kurtulmuştum. projem tutarsa açlık günlerim mazide kalacaktı. ama bu projemi hayata geçirmek için bir sorun önümde duruyordu. gerekli sermayem yoktu. aslında bu bir sorun olarak tanımlanamaz. zira çok büyük bir sorundu. sıfır sermaye ile bu işi nasıl becerecektim ki. haa bu ara parlak iş fikrim. evimizin bulunduğu sokağın başındaki bakkalı açmaktı. bakkal olacaktım ben...

    devam edecek...

    bir iki saate ikinci bölümü yazmış olurum. okuyanlara, sabredenlere teşekkürlerimi iletirim.
    #51118 seni seviyorum | 7 ay önce - düzeltme: 7 ay önce
     
  2. tümünü göster