süper lig'e yeni çıkmış olan ve yepyeni bir kadro kuran göztepe'nin başında çok iyi bir sezon geçiren genç teknik adam.
bilimden, analizlerden ve istatistiklerden yararlanan; takıma iyi futbol oynatmaya çalışan gelişime açık yetenekli bir teknik direktör ve gerek duruşuyla gerekse üslubuyla beyefendi bir insandır. göztepe'mize çok yakışıyor.
göztepe'de başarılı bir sezon geçirdikten sonra ani bir şekilde görevine son verilen teknik direktör. ayrılığı kendisi de doğrulamış ama 3 ay onceki mevzu bu, sezon sonu yönetimle görüşecektik, görüşme olmadan gönderdiler beni demiş.
anlamadığım olay göztepe bence kendi taraftarlarının bile (ya da %80 inin diyelim de şimdi yok ben biliyordum böyle olacağını diyenler çıkar) hayal edemeyeceği bir konumda noktaladı ligi, tabi ki tek pay tamer tuna'nın değildir ama onun katkısı tartışılmaz. hal böyle olunca niye giden tekere çomak soktular bilmiyorum, çıkar yakında kokusu.
eski milli sağ kanat oyuncusu. dardanel, petrol ofisi, denizli, trabzon, beşiktaş ve rusyada (terekti galiba) forma giymiştir. esasen gs alt yapısından çıkmadır. futbolu bıraktıktan sonra, şenol güneşin yardımcılığı yapmış ardından da göztepe ile anlaşmıştır. zeki bir teknik adamdır, aslında ofansif futboldan yanadır fakat, her karşılacağı rakibe göre farklı varyasonlar yaptığını biliyoruz. ne yazık ki, türkiye'nin kanayan yarası, bir şey güzel gidiyorsa bozmalıyız mantığına kurban gitmiştir. şeye benzetiyorum ben bunu : alex gol atmış, mehmet topuz dökülüyor, uğur dökülüyor, aykut dk 55de alexi alıyor sahadan. egonuzu seveyim.
göztepe'yi 2017-18 sezonunun ilk yarısında süper lig'ten düşmeyecek puan barajının üzerinde tutmuş, ligin ikinci yarısında oynattığı oyunla saç baş yoldurmuş, istanbul takımlarıyla yapılan maçlarda defansif futbolu kutsalı bellediği için taraftardan ciddi boyutta eleştiri almış ve sezon sonunda sözleşmesi yenilenmediği için takımla ilişiği kesilmiş teknik direktör.
kendisinin takıma oynattığı oyun, ligin ikinci yarısı itibariyle berbattı. gönderilmesine benden daha çok sevinen yoktur sanırım. bir teknik direktör sadece genç, sadece istanbul takımlarında yetişmiş ve sadece insani melekeleri göz kamaştırıcı diye bir takımın teknik direktörü olmaz. unutulan nokta bu. "çok düzgün adamdı, göztepe kendisini çok arayacak" yorumu çok boş bir yorum. metin diyadin de düzgündü. suat kaya da, okan buruk da; hatta önder özen de. hepsiyle yollar ayrıldı çünkü sportif başarı noktasında takımı doğru idare edemediler (suat kaya hariç). müneccim boku yemiş gibi "bundan sonra göztepe layık olduğu yere geri dönecektir" yazmak da, fazla istanbul takımı izleme zehrinden kaynaklanıyor bence.
yeni bir sezon başlayacak. sabri sarıoğlu ve selçuk şahin gibi, tamer tuna da, süper lig'e yıllar sonra çıktığımız ilk sezon üzerlerine düşeni yaptılar. bundan sonrası yeni hedeflere göre takım şekillendirmek olacak. oscar scarione'nin ligin ilk yarısı ile ikinci yarısındaki perfermans farkının, axel ngando'nun (ve diğer gençlerin) forma şansı bulamamasının ve göztepe'nin adının "istanbul takımlarından çıkmış genç teknik direktörlerin staj yeri" olarak anılmasının tek müsabbibi olarak tamer tuna, göztepe taraftarının gözünde "kendi potansiyelini gerçekleştiremeyen, saha dışı etkenlere karşı oldukça hassas" bir teknik direktör olarak kalacak. bayram bektaş'ın da geleceğinin de aynı olacağını düşünüyorum.
geçen sene mayıs ayında yine aynı yönetim tarafından görevine son verilmiş ya da şöyle söyliyelim sözleşmesi uzatılmamış teknik direktör. o zamanlar kendisinin aslında sezon sonu oturup konuşacaktık ama ne oldu anlamadım görevime son verdiler demişti. başkan sepil ise Aklı ve kalbi Göztepe’de olmayanlarla, yola devam etmeyiz demişti. neyse ki nereden bakarsan elinde kalır olaylar.
sonrasında ne oldu, tamer tuna sivasspora gitti 11 haftada 11 puan toplayınca oradan kovuldu, sonra boşta kaldı. peşine şimdi 23 haftada 25 puan toplayabilmiş düşme hattının sadece 1 puan üzerinde olan göztepe ile tekrar anlaştı. hem de yine aynı yönetim varken. bir de dalga geçer gibi her iki tarafta akıl, kalp ve göztepe kelimelerinin 3 ünün birden içinde oldu cümleler kuruyorlar imza töreninde.
teknik direktörlük kariyerine göztepe ile başlamış, 1 sezon sonra takımdan gönderilmiş, 6 aylık sivasspor macerası oldukça kötü geçmiş (arkasına teneke bağlayarak takımdan uzaklaştırdıklarını unutanlar var, hatırlatayım), geçen sezonun ikinci yarısından itibaren tekrar göztepe'nin teknik direktörü olmuş eski futbolcu. geçtiğimiz sezonun son 5 maçındaki taraftar desteği olmasaydı, kendisinin göztepe ile ilişiği tekrar tesis edilmemek üzere kopacaktı.
göztepe'den gönderilişi ve geri dönüşü arasında mantık hataları olduğundan bahsedenler var. doğrudur. mehmet sepil'in egosundan ve tuna'nın "sezon sonu bakarız yaae" rahatlığından ötürü hatadan bahsedilebilir. ancak unutulan nokta, tuna'nın kendi piyasası açısından neler yapabileceğinin tam olarak düşünülmemesiydi. 2017-2018 sezonunun ilk yarısını 30 puanla, düşme tehlikesi yaşamaması oldukça muhtemel bir sıralamayla kapatmış olan takımı ligin 2. yarısında kendi sahasından çıkamayan, ileri uçta hiçbir varlık göstermeyen, takımın papazlarına her konuda iltimas sağlayan, takımda kötü giden noktaları görmezden gelen, gençlere fırsat tanımayan bir hale dönüştüren de kendisiydi ve unutulan noktalardan biri de bu. gönderilme noktasında da, devre arasında mehmet sepil'in "gel, şimdiden kontratını yenileyelim. sezon sonu çok laf çıkar, boşuna gerilmeyelim" lafından sonra "şimdi değil, sezon sonu bakarız. önümü görmek istiyorum" cevabını vermesiyle birlikte bu takımdan gönderileceği belli olmuştu. geri dönmesi ise, ateş hattının içinden çıkamayan, oyun olarak iyi ama netice açısından hiçbir umut ışığı vaad etmeyen takımı tanıyan bir teknik direktör olmasından ötürüydü. yılmaz vural'a da teklif yapılmış ama kendisi reddetmişti. göztepe ile ilişkisini kısaca -tekrar- özetleyeyim istedim. boş boş yorumlar yapmayın siz de.
önümüzdeki sezona afyon'da hazırlanan takımla birlikte bir röportaj verdi. aradan geçen 1 sene kendisinin fikirlerinde pek değişiklik yaratmamış, taraftarın gazını almak için boyuna laf salatası yapmış gibi hissettim ben. (bkz: adnan süvari)'den bahsetmesi olumlu olsa da, "bu takıma ilk geldiğimde tarihini pek bilmiyordum" gibi bir açıklamayı taraftarların yoğun olarak takip ettiği bir platformdaki röportajında değil, kendi ailesi içinde konuşurken söylemeliydi. gene de, ben kendisi adına umutluyum. ilk gelişindeki gibi, bizi avrupa kupalarına katılma sınırlarına kadar taşısın; sonra stajını nerede tamamlamak istiyorsa, oraya gitsin. arkasından davul zurna çalacak büyük bir kitle olacaktır.
gün itibariyle göztepe teknik direktörü görevinden istifa etmiş ve kulüp tarafından da istifası kabul edilerek göreviyle ilişkisi kesilmiş teknik direktör.
kasımpaşa maçından sonra yaptığı açıklamalar şurada . ardından başkan mehmet sepil'in kendisi ve teknik ekibi de ilgilendiren açıklamaları burada . bütün bunların üzerine, istifa ettiğini açıkladığı açıklama da şurada . umarım kendisini bir daha göztepe'nin teknik direktörü olarak görmem, zira stajyer hoca tamlamasına cuk oturan bir insanın futbol anlayışını göztepe'de görüp kahrolmaktan kabuk bağlamış bir yüreğim olsun istemiyorum artık.
kendisinin iki göztepe macerasında da aynı yanlışları sürekli yapmaya devam etmesini ve "gelecek çok güzel olacak" yalanlarıyla laf salatası yaptığı röportajlarını izlemekten gına gelmişti. bayram günü gelen istifası beni müthiş mutlu etti. neden mi?
- çünkü bağnaz bir teknik direktördür. ben bunu futbol bağnazı olarak nitelendirmeyi tercih ediyorum. her maçı tek tek, kendi içinde düşünmekten acizdir, sahaya çıkardığı ilk 11 ve sonradan oyuna dahil olmasını istediği 3 yedek, o maçtan önce aklındadır. şablon halinde aylarca yinelemekten bıkmadığı "top rakipteyken alan daraltma, topu kazanınca illa ki defanstan oyun kurma" mantığı söz konusu maç 3-0 yenik halde sürdürülse bile değişmez.
- çünkü genç futbolcuları geliştirmektense, takımın "papaz" olarak bilinen, yaşı belli bir sınırın üzerinde, takım içinde de "abi" olarak bilinen futbolcularını sahada ne yaparlarsa yapsınlar ilk 11'de tutmaya bayılır. içinde bulunduğu ligin en çok genç oyuncu transferi yapmış olan takımında olduğunu sezon öncesi kampında övmekten bıkmaz ama sezon içinde, bağnazlığını genç futbolculara destek vermeyerek (ve hatta onları takım kadrosuna aylarca almayarak) gösterir. söz konusu gençler başka bir takıma kiralandığında ya da transfer olduğunda "burada kendini yeterince geliştiremedi, umarım önü açık olur" gibi kendini bu denklemden muaf tutan açıklamalarını sıralar.
- çünkü taraftar baskısını hissetse bile, bildiğini okumayı sürdürür. ne alt lig maçları hatırlıyorum, taraftarın ıslıkladığı oyuncuyu laps diye oyundan çıkaran teknik direktörlerin gene de eleştirildiği. bir de, sahada tel tel dökülmesine rağmen, tutucu sisteminde alternatifini bulamadığı için öyle ya da böyle maçın tamamında sahada kalmak zorunda olan oyuncular bellemiş teknik direktörler var işte. taraftarın söz konusu takımı 25 yılı aşkın bir süre sürekli gözlemlediğini kulak arkası edip takım dengelerini plastik koltukta götü donarak yıllarca oturmuş insandan daha iyi bildiği martavalını atarak kulaklarını da tribünlere tıkamak oldukça ahmakça.
- çünkü skora bağlı oyun oynatmayı da, skordan bağımsız oyun zevki aşılamayı da bilmez. 1-0 öne geçen takımını doğrudan savunmaya çekip skoru korumayı düşünür, sahadaki futbolcularına da bunu öğütler. 1-0 geriye düşen takımına topla tüfekle saldırmaları gerektiğini bağırır ve böylece takımın savunma zaaflarını cümle aleme rahat rahat gösterir. dengeli oyun mantığını aklının bir köşesinde hiçbir zaman tutmaz, bildiğini okumayı "benim imzam bu" mottosuyla göstermeye çalışır.
- çünkü stajyer hoca olarak kalmaya mahkumdur. bunun temel nedeni, takımdan önce kendi kariyerini düşünmesi olarak ön plana çıksa da, aslında kendini ispatlamayı takımın, taraftarın, futbolcunun, semtin, yönetimin önüne koymasıdır. yukarıda saydığım bütün olumsuz özelliklerinin beslendiği ama kendisinin hiçbir zaman göremeyeceği canavar da aslında budur.
sevdiğiniz takımın başına geçmesi ile ilgili bir iddia ortaya atılırsa, umarım başınıza ne geleceği hakkında az da olsa bir fikriniz olur bundan sonra. yoksa üzülen, önünde sonunda, tamer tuna değil, siz olacaksınız.