-
Yüce Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin 50 milyon USD (bkz: dolar) bulamadığı için yerli ve milli tank palet fabrikasını Katar'a özelleştirmesi veyahut satması sonrasında, ileri bir tarihte meydana gelen, Trabzonspor'un Finansal Fair Play (bkz: ffp) kapsamında uefa Kulüp Finansal Kontrol Organı Yargı Dairesi'ne sevk edilmesiyle yani ceza almasıyla vuku bulan olaydır. İş bu ceza sonrasında -Trabzonspor başkanı Ahmet Ağaoğlu cezanın geri dönüşünün olmadığını ancak 50 milyon euro'ya ihtiyaç olduğunu ve para bulunursa cezanın kaldırılabileceğini belirtmişti- devlet araya girmiştir. Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan, nereden bulunduğunu bilmediğimiz 50 milyon euro'yu trabzon'a vererek cezanın ortadan kaldırılması için çalışmaların başlatılmasına öncü olmuştur.
Akıllarda tek bir soru. Bunca özelleştirme para yok diye yapılırken, üstelik devletin elinin kiri denilebilecek kadar az bir para olan 50 milyon USD için tank palet fabrikamız satılırken(özelleştirilirken), bu ekonomik ortamda Trabzonspor kulübüne bu para akışı nasıl, hangi yetki ve hangi gerekçe ile yapılıyor ?
Ayrıca trabzonspor başkanı ahmet ağaoğlu, kendisine yasaların vermiş olduğu bir yetki mi var ki bu para akışını çıkıp açıklayabiliyor? Bu bile başlı başına bir problem teşkil ediyor. Açıklanması ayrı açıklanmaması ayrı problem.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin özü Türk, sözü Türk bir vatandaşı olarak merak etmekteyim.
Günler önce Fenerbahçe'nin yürütmüş olduğu fener ol kampayasına sosyal medyada ve çeşitli TV kanallarında tepkiler yağdıranlar; Fenerbahçe halkın parasını cebinden alıyor diyenler -üstelik halk kendi isteğiyle verirken o paraları-, hiçbirinizin veya hiçbirimizin isteği olmadan Trabzonspor'a verilen para için neden seslerini çıkarmıyorlar, çıkarmıyorsunuz? Bu, iki yüzlülük değil midir?
-- spoiler --
Konuyla direkt olarak bir bağlantısı yok ama bence endirekt olarak o kadar bağlantılı ki; bugün gördüğüm bir haber.
the george washington university islama en uygun yaşayan ülkeler hakkında oldukça uzun soluklu araştırmalar sonucu oluşturduğu listeyi yayımlamış. Bu araştırma; devletten tutun, halkın yaşayışına ve davranışlarına kadar yansıma bulan detaylı bir araştırma.
1. sırada yeni zelanda, 2. sırada isveç, 3. sırada hollanda, 4. sırada izlanda ve 5. sırada isviçre bulunuyor.
Listenin ilk 40 sırasında müslüman ülke bulunmaz iken türkiye, 153 ülke arasında 95. sırada yer alıyor.
Biz bu kadarız işte. Gerçekten bu kadarız ve ötesine geçemiyoruz.
Bizde liyakat olmaz. Bizde özü sözü bir olmak diye bir şey yoktur. Güçlü olan yanlış da yapsa hata da etse, ses çıkarılmaz bizde.
Bizde korku vardır korku. Yan evdeki komşunu boğazlarlar da aman bana sıçramasın, başım belaya girmesin diye üç maymunu oynarsın. Benzer karakter ilişkileri.
Ne güzel demiş yunus emre:
Emeksiz zengin olanın
kitapsız bilgin olanın
sermayesi din olanın
rehberi şeytan olmuştur.
-- spoiler --
Edit: Devletin trabzonspor'a 50 milyon euro vermesi başlığı silinmiş ve girdi, trabzonspor başlığına taşınmış. Belirteyim. -
Devir değişti, sistem değişti, dünya değişti; haliyle eskiden inandığımız, söylediğimiz, savunduğumuz tüm argümanlar geçerliliğini ve güncelliğini yitirdi.
50 sene önceki dönem yok, 50 seneki önceki futbol yok, 50 sene önceki toplumsal ahlak düzeyi yok, 50 sene önceki samimiyet yok, 50 sene önceki duygular yok; yok, yok, yok. 50 sene önceki hiçbir şey yok !
Trabzonspor'lu olmak her zaman benim birincil kimliğim oldu. Uğruna ölümden döndüm, sayesinde sabretmeyi öğrendim, hayal kırıklığını yaşadım, dünyanın en sessiz ama bir o kadar da ürkütücü anlara tanıklık ettim. Esasen buradaki dostlarımın da bildiği üzere yaşanan tatsız birtakım gençlik hadiselerinden ötürü 15 16 sene evvel güya bırakmıştım fanatikliği. Uzunca bir süre de gerçekten ilgilenmedim, ilgilenmemeye çalıştım ama kendimi kandırdığımı biliyordum. Şimdi sosyolojik tespitler yaparak vakit almayacağım ama ne bileyim, beynimle kalbimi ortak bir noktada buluşturamadığım tek metaydı Trabzonspor.
96'da aykut'un golünden sonraki sessizliği yaşadım, aynı aykut'un "bu kadar insan üzülüyorken, ben sevinemem" dediği günleri de gördüm,Cem papilla sezonunu gördüm. 2011'i gördüm. Ama aynı zamanda galatasaray'a yıllarca alt yapı görevi gören trabzonspor'u da gördüm. Küçük şeylerden mutlu olmayı da öğrendim; isyan etmeyi de, tükenmeyen bir şekilde kin duygusu gütmeyi de. Her şeyi yaşattı bana bu takım; iyisiyle, kötüsüyle, getirileriyle, götürüleriyle. Ama bilançoya baktığım zaman hep zarar yazdı bana trabzonspor.
Uzunca yıllar İstanbul gibi olmaya çalıştı Trabzon ve Trabzonspor. Hatta kimilerine göre Trabzonspor, istanbul'a taşınmalıydı. Her kafadan bir ses çıktı, herkes kendi sözde çözüm önerilerini sundu ama her karar, trabzonspor'u daha da geriye atmaktan başka bir işe yaramadı.
Öze dönelim dediler, olmadı;
Borçlanalım, sansasyonel transferler yapalım dediler, olmadı;
Kavga edelim dediler, itici oldular;
Sempatik olalım dediler; suçlu oldular;
Yan gelip yatan da oldu;
Kafasını tekmeye sokanı da oldu;
İntihar eden taraftarı da oldu;
Sevinçten kalp krizi geçireni de oldu.
80 yaşında ninesi de taktik verdi, 9 yaşındaki çocuk da.
Barcelona'yı da rakip olarak getirdi Trabzon'a, liverpool'u da; (o yıllardaki gazete küpürlerine bakın lütfen)
Hep birilerine kafa tuttu Trabzonspor;
Ve başardı da.
Trabzon'dan çıktı artık Trabzonspor; daha doğrusu çıkmıştı. Ama bir şekilde ya önü kesildi, ya da hemşehrileri tarafından gs'e kıyak geçmesi için zorlandı.
2002'de kim bilebilirdi ülkenin olduğu kadar Trabzonspor'un da kaderinin değişeceğini. Hocasından, başkanına; taraftar gruplarından, yerel medyasına kadar siyasete bulaşabileceğini kim tahmin edebilirdi ki..
Neyse;
Bak Trabzonspor, iki çift lafım var sana;
Bu insanlar senden hiçbir şey istemediler, tek dünyaları sen oldun, hayattaki tek mutluluk kriteri olduğunu zaten biliyorsun. Derdin nedir oğlum senin ? Bu insanlar senden sadece Kazım'ın dediği gibi "Dozer gibi oynamanı, Kazım gibi sevmeni" istedi.
Şampiyonluk istemedi; 3 puan istemedi;
Dik oynamanı istedi, dik.
Dön bak şimdi aynaya; sadece senden dik oynamak isteyen 80 yaşında neneye, 5 yaşında bebeye, malatya'da doğup büyüyen trabzonspor'lu insanlara neden bunu çok gördün ? Hani Trabzon'da sadece horon dik oynanmazdı, futbol da dik oynanırdı ?
Sözünü tutamadın Trabzonspor, olmadı; öküz öldü; ortaklık bitti.
-
1. Lige çıktıktan sonra (1974-75 Sezonu) '3 İstanbul Kulübü' ile girdiği yarışların bilançosu, aşağıdaki gibi olan güzide kulüptür.
Türkiye ligi şampiyonluğu:
1-Galatasaray→ 10
2-Fenerbahçe→ 10
3-Beşiktaş→ 8
4-TRABZONSPOR→ 7
Türkiye Kupası Şampiyonluğu:
1-Galatasaray→ 9
2-TRABZONSPOR→ 8
3-Beşiktaş→ 8
4-Fenerbahçe→ 2
Cumhurbaşkanlığı Kupası Şampiyonluğu:
1-TRABZONSPOR→ 7
2-Galatasaray→ 7
3-Beşiktaş→ 6
4-Fenerbahçe→ 4
Başbakanlık Kupası Şampiyonluğu:
1-TRABZONSPOR→ 5
2-Galatasaray→ 5
3-Fenerbahçe→ 4
4-Beşiktaş→ 3
TFF Süper Kupa Şampiyonluğu:
1-Fenerbahçe→ 2
2-TRABZONSPOR→ 1
3-Galatasaray→ 1
4-Beşiktaş→ 1
TOPLAM:
1-Galatasaray→ 32 Kupa
2-TRABZONSPOR→ 28 Kupa
3-Beşiktaş→ 26 Kupa
4-Fenerbahçe→ 22 Kupa
Ayrıca 3 istanbul kulübü ile olan tüm maçların sonuçlarına göre;
Fenerbahçe ile : Toplam 123 / 48 Mağlubiyet / 37 Galibiyet / 37 Beraberlik;
Galatasaray ile : Toplam 126 / 56 Mağlubiyet / 43 Galibiyet / 27 Beraberlik;
Beşiktaş ile : Toplam 129 / 53 Mağlubiyet / 45 Galibiyet / 31 Beraberlik
şeklinde bir istatistiği bulunmaktadır.
Edit : "Başbakanlık, cumhurbaşkanlığı kupası da neymiş?" diye düşünecek olanların, önce ergenlik sivilcelerini patlatmalarını, sonra da araştırmalarını tavsiye ederim. -
(bkz: abdullah avcı) 'nın bana göre 'samimi' ama yine bana göre gereksiz / yersiz bir tavrı ile her zamanki gibi erken davranıp, altından kalkamayacakları bir slogan ile sezonun ikinci yarısında gaza gelen kulüp.
"Kasketliler geri döndü ! "
Trabzonspor 'un şampiyon olduğu yıllarda kasket, orta yaş grup erkeği için önemli bir ikon ve aksesuar idi. Sonraki yıllarda da bazı dönemler 'yeni moda' akımı altında pazarlandığı da oldu. Fakat bahsi geçen döneme bakıldığı zaman, genellikle 'aile babası' figürünü temsil eden bir aksesuar idi.
Trabzonspor tarihi özelinde baktığımızda da az evvel belirttiğim gibi trabzonspor 'un istanbul hegemonyasına baş kaldırdığı, şampiyonluklar elde ettiği yıllarda o başarılara imza atan ahmet suat özyazıcı, özkan sümer gibi isimleri albümlerde, arşiv videolarında hep kasket ile görmüşüzdür.
Şahsen benim gibi bir memur ailesinde, özellikle dede figürüyle birlikte büyüyen çocuklar için kasket; bir tevazu, efendilik, aile babası gibi duygu yüklü rol modelleri tasvir eder. Bu bağlamda yukarıda zikrettiğim isimleri kasket ile hatırlamak, anmak, özlemek elbette çok ama çok özel ve naif duygular.
Lakin;
Her şeyin ve artık kıymet verilen, dönemsel izler taşıyan soyut şeylerin bile 'retro' safsatası adı altında bir meta gibi pazarlanarak değersizleştirildiği, manevi kıymetlerinden uzaklaştırıldığı neoliberal dünyada kasket de bundan nasibini almış gibi gözüküyor.
Neyse, girdi amacından sapmasın. Sezona ihtimaller içerisindeki seçeneklerden en kötüsünü tercih etmiş gibi başlayan, sonrasında abdullah avcı ile anlaşarak mevcut kadrosu ile bir galibiyet serisi elde ederek, üst sıraları zorlayacak bir noktaya geldi trabzonspor. Tabii ki başarı kıstasları ölçeğinde bu durum asla bir 'başarı' olarak zikredilemez fakat umut işte; fakirin, özellikle biz trabzonsporluların ekmeği. Bir de bu taraftar güruhunun amatörlüğünü bilen kesimlerce yıllarca kullanılmasına, kandırılmasına rağmen, halen daha umut besleyebiliyor olmamızı da sosyologlar, psikologlar incelerler muhtemelen.
Başakşehir ile oynanıp, neticesinde elde edilen galibiyet ile türkiye süper kupası 'nın böylesine kötü başlanan bir sezonda kazanılması elbette moral / motivasyon açısından önemliydi. Fakat "kasketliler geri döndü!" diyebilmek için yeter kriter miydi ? Tıpkı erol bulut 'un fenerbahçe 'ye gelmesi için cv' sinin yeterli olup olmadığını sorduğum gibi.
Resmi siteye baktığım zaman şimdi de bu kasketlerin satışa çıkarıldığını gördüm. Fırsat bu fırsat tabii; ne de olsa trabzonspor, başakşehir' i yenip, şov yaparak türkiye süper kupası' nı kazandı ve kasketliler geri döndü; öyle mi ?
ahmet suat özyazıcı 'nın, özkan sümer 'in emeklerine, o dönem elde ettikleri başarılara göndermelerde bulunup, aldığınız kıçı kırık kupalarla götünüze süs vermeyin. Olur mu ?
Sizler önce geçen sene tüm türkiye' nin bizlerle "8. muşamba" diye dalga geçmesinin, kendi ellerinizle siyasete teslim olup verilen şampiyonluğun hesabını verin. Ne bir meta olarak kasketi, ne de o kasket ile özdeşleşmiş insanları ucuz ticari kaygılarınıza alet etmeyin. Kasketi de şimdilik sadece soğuk havalarda başınızın üşümemesi için kullanın; üç kuruşluk başarı hikayelerinizle özdeşleştirmeye çalışmayın.
Kasketliler geri dönmedi ve hiçbir zaman da dönmeyecekler. Devir kasketlilerin değil; kravatlıların devridir. Yani sizlerin.
Tüm anılara, hatıralara selamla, saygıyla, şükranla, gözyaşıyla, özlemle.
-
2021-2022 ahmet çalık sezonunu birinci bitirmiş anadolu kulübü. "resmen" 7. oldu bununla birlikte.
sezon boyunca iyi futbol oynayan, hak etmeden aldığı bi 15 puan dışında gerisini oyunuyla kazanan, bunu yaparken de türk futbolu'na dorukhan toköz'ü tekrar kazandıran karadeniz takımı, abdullah avcı'nın istatistiki dehasından ilk defa yararlanabilmiş bir kulüp olma özelliğini de taşıyor artık.
gönül isterdi ki, burada veya başka mecralarda hiç birinciliklerine gölge düşürecek bir şey olmasın. ama huylu huyundan vaz geçer mi?
kadıköy'de kutlama yapmaya çalışmak gibi, ilkokul çocuğunun yapmayacağı saçma bir hataya düşüp, boşu boşuna onca kişinin dayak yemesi, halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama suçu içeren şiddet içerikli türk, avrupa, cas gibi yargı makamlarını hiçe sayan skandal pankart , ve tabi ki "büyüklerin" çocuklar gibi şen mutlulukları ile hatırlanacak bir birincilik oldu.
ha bi de şu var ulan allah affetsin buna çok güldüm. bizimkiler de yanlış anonsla sevindilerdi ama onda maç bittiydi. bu daha trajikomik.
normal taraftarlarına diyecek hiç lafım yok, gönüllerince sevinecekler, haklarıdır, sonuna kadar da tebrik ederim. sezon başından, sonuna kadar söylediğim tek bir cümle var ama: "trabzonspor'un bütün bunlara ihtiyacı yoktu." -
yaptığı transferlerle bir tür serie a takımına dönüşmeye çabalıyor gibiler. benzerini geçen sezon fatih karagümrük de yapmış idi. başarısız oldukları söylenemez.
napoli'den bildiğimiz hamsik, roma'dan peres, parma'dan gervinho, fiorentina geçmişi de olan hugo... ilk 11 oynaması düşünülen ve italyan kulüplerinde forma giymiş dört futbolcu. yerlerinde olsam santrafor için de dzeko'yu düşünürdüm.
4 büyükler arasında an itibarı ile en şanslı olan da kendileri. çünkü 4 büyükler içerisinde hoca konusu net olan tek kulüp onlar. ikinci sırada anlaşma sağlanırsa sergen yine bjkde olacak. üçüncü sırada terim'i isteyen başkan seçilirse terim cimbomda olacak. son sırada fenere ne olacak bilen yok henüz. en az beş tane hocanın adı geçiyor. kadronun hazır olması açısından bakılırsa o açıdan da fener ile trabzon diğer ikisinden önde görünüyorlar.
sözün özü, büyük bir aksilik yaşanmaz ise, gelecek sezon zirveyi zorlayacağını düşünüyorum ben. uğurcan gider, yerine bir tür çöp kovası gelir, o kısmını bilemem elbet. -
Şampiyonluk kutlamalarının hazırlık aşamalarını 2 prova ile tamamlayan futbol takımı.
bazı önemli adamlar tarafından Medyada, sosyal medyada o kadar çığırtkanlığa rağmen, o kadar felaket tellallığına rağmen mutlu mesut, şahane bir akşam yaşadı taraftarları. Sevindiler, eğlendiler, coştular. yaşanan en büyük taşkınlık, aslan kar'ın ışık show yapacağı sıra meşale yakılıp ortalığın duman olmasıydı. hey yavrum taşkınlığa gel.
twitter'da duyduğum (evet, duydum) bir tweet'e hak verdim; adam diyor ki "acaba biz de bir kaç günlüğüne trabzonsporlu mu olsak, adamlar hiç dert tasa yokmuş gibi eğleniyorlar."
trabzon'da yapılan kutlamalarda olsun, bu gece yenikapı kutlamaları olsun, ders niteliğinde şenlikler yaşadık. başka takım taraftarı bir çok arkadaşımız, eşimiz, dostumuz da bizimle coştu, eğlendi.
trabzonspor'un kutlamalarla da örnek olması ayrıca gurur verdi.
çıta bu kadar yükseğe çıkmışken, son maçın ardından yapılacak şampiyonluk kutlamalarını gerçekten merak ediyorum.
velhasıl, bu şampiyonluk kutlamaları bir süre daha devam edecek. -
şampiyonlar ligi elemelerine play off aşamasından doğrudan katılma hakkı kazanmış türkiye şampiyonu. bunun anlamı şampiyon olup eleme yoluyla gruplara katılacak 4 takımdan 1 tanesi olabilmesi için elemesi gereken tek rakip var. peki aslında bu yol ne kadar uzun bir yol, anlatayım.
şampiyon olan takımlardan 4 tanesi önce ön eleme oynayacaklar. ülke puanına göre en altta yer alan 4 ülke şampiyonundan sadece 1 tanesi 1. elemeye katılmaya hak kazanacak.
1. eleme turunda 29 tane şampiyon var şu anda. ön elemeden gelecek takımla birlikte 30 takım kendi aralarında ikişer maç oynayıp içlerinden 15 tanesi 2. eleme turuna katılma hakkı kazanacak.
2. eleme turunda 5 tane şampiyon var şu anda. 1. elemeden gelecek 15 takımla birlikte 20 takım kendi aralarında ikişer maç oynayıp içlerinden 10 tanesi 3. eleme turuna katılma hakkı kazanacak.
3. eleme turunda 2 tane şampiyon var şu anda. 2. elemeden gelecek 10 takımla birlikte 12 takım kendi aralarında ikişer maç oynayıp içlerinden 6 tanesi trabzon'un da yer aldığı play off turuna katılma hakkı kazanacak.
play off turunda 2 tane şampiyon var şu anda. bunlardan birisi trabzon, diğeri ise kopenhag. 3. eleme turundan gelecek 6 takımla birlikte play off oynayacak takım sayısı 8 olacak. ve bu 8 takımdan 4 tanesi şampiyonlar ligi gruplarına kalacak.
trabzon'un, play off eşleşmesinde seri başı olması imkansıza yakın. çünkü 1. eleme oynaması gereken 30 takımdan bile 21 tanesinin uefa puanı trabzon'un puanından yüksek. haliyle seri başı olması için kendisinden daha zayıf en az 4 takımın seri başlarını eleye eleye play off'a kadar gelmesi lazım ki bu çok zayıf bir ihtimal. normal şartlarda puanı yüksek olan bir seri başı ile eşlecektir trabzon.
benim bu eşleşmeye dair tahminim ise şu takımlardan biri olacağı yönünde: kızıl yıldız, kopenhag, dinamo zagreb veya olimpiakos. zor ama bunlardan birisi play off öncesinde elenirse karabağ, malmö, ludogorets ya da sheriff takımlarından birisi de olabilir. ama bu zor ihtimal.
özetle, trabzon muhtemelen eşleşeceği kızıl yıldız, kopenhag, zagreb ya da olimpiakos'tan birisini eleyerek şampiyonlar ligine kalabilecektir. fener'in muhtemel eşleşmelerine göre yeme de yanında yat... -
trabzon ile hiçbir alakam olmamasına rağmen çok sevdiğim spor kulübüdür. kolay değil öyle görece küçük ve gelişmemiş bir şehirden çıkıp oligarşiye başkaldırmak ve tam yedi kere haramilerin saltanatını yıkmak.
bu güzide kulüp ile ilgili en güzel tanım ise şudur:
"trabzonspor taşralı olmaktan gelen ezikliğin, merkez karşısında, ikinci derecede veya gölgede bırakılmış olmaktan sıyrılmak isteyen kompleksli yaranma tutumunun değil, otantik inisiyatifin sembolüdür. trabzonspor'la birlikte desteklenen şey; ihmale uğramışların başarıya olan özlemleri değil, kendilerinde cevher bulunduğuna inananların inisiyatifi elden bırakmama kararlılığıdır."
son şampiyonluğunu 2010-2011 sezonunda kazanmıştır. -
Bir süredir macron ile çalışıyor forma tedarikçisi olarak. Dün müthiş bir video ile sezonun alternatif formalarının sonuncusunu tanıttılar. Forma son derce güzel olması yanında çok da anlamlı. İşin güzel yanı türkiyeden çok yurtdışında ses getirmiş durumda macron ve Trabzon yaptıkları tanıtımla.
Her iki tarafı da kutlamak lazım. Umarım katalogdan forma seçip taraftarına kakalayan fenerbahçe ve adidas'a ders olur.
-
en son 1996 yılında fenerbahçe'yle şampiyonluk için kapışmış ve kaybetmişti... devran döndü, neler değişti, 23 sene sonra o sene bu sene olabilir kendileri için. ve yine fenerbahçe'yle yarışıyorlar şampiyonluk için. -
fenerbahçe fk ile uzun yıllar husumeti olan takım. gerçi ben hiç fenerbahçelilerin umurlarında olduğunu da görmedim ya neyse. sanırım bu husumet biraz platonik cinsten... ve teeee ikinci şampiyonluklarının zamanına dek uzanmakta. 76-77 sezonunda trabzon ikinci şampiyonluğuna uzanırken sonraki yıl araya fenerbahçe girmiş; trabzonsporun üst üste altı şampiyonluk almasının önüne geçmiştir. üstelik o yıllara şahit olan büyüklerimizin gelen geçen tüm anadolu takımlarının trabzona yattığını söyleyip durdular. valla öle diyollaaa -
Bugün ölüm yıl dönümü olan Kazım'dan;
"Trabzonspor’u tutmak sadece o yörenin çocuğu olmakla açıklanabilecek milliyetçi bir davranış değildir. Benim için Trabzonspor, en güçlülere karşı koyan ve herkesi yenen hayali kahramandı. Öyle bir kahramandı ki statükoyu bile devirmişti."
Merak etme Kazım; olacağız, senin için olacağız ve bu sefer yanına sadece atkılarımızla değil, çok istediğin kupayla geleceğiz.
i.hizliresim.com/... -
borsada yıl içerisinde %400 kazandırırken %400 kaybettirebilen tek hisseye sahip takım. -
Canımız, neferimiz, ideolojimiz, ışığımız, duruşumuz, hayat görüşümüz, düşüncemiz, inancımız, isyanımız; her şeyimiz.
Bugün 54 yaşında.
Aynı gün doğmuş olmanın şerefi bir yana; o var olsun, mutlu olsun yeter: Doğum günü kutlu olsun; sağ olsun. -
Fener'i hakkıyla yenmiş ama ne yazık ki 3 büyük dominasyonu olan medyada galibiyetinden 2 dk bahsedilmeyen 2 dk övülmeyen kendi adıma üzüldüğüm camia. Fenerliler 4 koldan Fener'in galibiyeti çalındı algısı yapmaya çalşmaktan adamların futboluna daha laf gelmedi. Benzer galibiyeti Fener almış olsaydı Rossi konuşulurdu, Pereira'nın vizyonerliğinden girer Mesut'un dirilişine gelirlerdi TS'ye de iyi mücadele etti diyip konuyu kapatırlardı. Nefret edilesi iş gerçekten ben o açıdan bu tslilerin istanbul düşmanlığını çok iyi anlıyorum. Şu geceyi takip edip istanbul'dan nefret etmeyen tsli tsli değildir. Bjkliyim. -
hayat iki renkten ibaret. bordosu asalet, mavisi cesaret. -
çok büyük kulüp ama öyle böyle değil. -
şampiyonluk kutlamalarının ne zaman biteceğini merak ettiğim futbol kulübü. -
Günlük magazinsel / sportif olaylara yönelik ne başlık açan, ne de açılanları okuyan birisi olarak; 'bugün' özelinde hakkında bir iki şey söylemeden, temennilerde bulunmadan, kendimce de olsa bir şeyler dilemeden geçemeyecek olduğum takımım, felsefem, hayat görüşüm, rol modelim, istikametim.
Geçen sene yaşananları 'tarih, tekerrürden ibarettir.' düsturuyla, sözde olgunlukla karşılama çabasıyla yıllardır olduğu gibi yine içimize atarak geçiştirdiğimizden ötürü bu sezon hiçbir maçını izlemedim Trabzonspor'un. Taraftarı olarak değil, futbol izleyicisi olarak bile izlemedim. Merak bile etmedim, heyecanlanmadım. futbol 'a dair olumlu en ufak bir şey görebileceğime dair bir inancım olmadığından sadece maç sonu skorlarını takip etmekle yetindim.
(bkz: kulzos brad pitt sezonu) organizasyonu içerisinde yer aldıktan sonra, sadece oyun için olsa da puan tablosuna bakma alışkanlığı edindiğimi fark ettim. Geçen gün bu sefer de (bkz: kulzos eric bana sezonu) puan tablosuna bakarken, 'ulan o kadar maç kaybettim, o kadar kötü bir sezon geçirdim ama yine de sezona iddialı girmesi beklenen birkaç rakiple aramda o kadar da puan farkı oluşmamış.' diye düşünürken, aklıma türkiye süper lig puan tablosuna bakmak geldi niyeyse ve gördüğüm tablo;
1- Alanyaspor / 27 Puan
2- Sezona mutlak favori giren, imparatorluk takımı (gs) / 26 Puan
3- Uzay takımı, yeryüzünün en iyi hocası ile sezona giren ve yeri göğü korkutan titreten takım (fb) / 26 Puan
.
.
9- Sezon başından beri beddua ettiğimiz, yerin dibine soktuğumuz takım (TRABZONSPOR) / 20 Puan
türkiye süper lig'in de (bkz: kulzos eric bana sezonu) ndan pek farkı yokmuş sanırım. Evet, ikisinde de bu saatten sonra şampiyonluk ihtimali yüzdesi değişmez, çok büyük sürprizler yaşanmaz ama türkiye süper lig 'inin bir farkı var; medyası var, sponsorları var, siyaset var, şu var, bu var, var da var.
Neyse; yukarıdaki tablo neticesinde bugün büyütülmüş üç istanbul kulübünden birisi olan galatasaray ile oynayacağı maçı izlemeye karar verdim. Bir şey mi değişecek, 5 atsa mutlu mu olacağım, 5 yese üzülecek miyim; hayır, hepsine birden hayır ama merak ettim gerçekten. Uzay takımlarının olduğu, imparatorların fink attığı böylesi bir sezonda niye bu kadar az puan farkı oluşmuş, özellikle o büyütülmüşler neyi eksik yapmışlar diye kendimce merak ettim ve izleyeyim dedim.
Bir ara ya burada, ya da başka bir yerde "anlamsız atasözleri" gibi bir yazıya / makaleye / sübjektif görüşleri içeren bir içeriği okumuştum. Atasözü değil ama bizim toplumda en çok saçma bulduğum fakat geçerliliğine de inandığım bir özdeyiş olan "ağlamayana meme yok." düsturuyla en çok hareket eden takımı, taktik traktörü ağırlayacağız bugün. Bilmiyorum halen daha ağlamaya devam ediyor mu o şahıs ama tarihten ders çıkarmadığımızı, çıkaramayacağımızı da bildiğim halde, belki de ahmak avuntusu şeklinde de olsa bir temennide bulunmak istedim.
Toplum olarak çocuklarımızı büyütürken her ağladıklarında, o an ne istedilerse almaya, "yeter ki sussun veya varım yoğum bir tane çocuğum var alacağım tabii." düsturu ile hareket eden, şımartan, doyumsuz bir evlat yetiştiren milletiz. Çocuklar, bebekler bizlerden daha zeki; sonuca nasıl gideceğini öğrendiği an artık "yalandan da ağlamayı" öğrenebilecek kadar da uyanıklar.
Özet;
Bugün karşımızdaki rakip, çikolata için ağlayan bir bebek değil; yalandan ağlamayı öğrenmiş, üçkağıtçı çirkin bebek chucky'den bir başkası değil.
Kesin memesini de, sütünü de ! -
6 kasım 2021 beşiktaş trabzonspor maçı' nı son saniyede bulduğu golle kazanan takımım. Gerek maç öncesi arkadaşlarla olan sohbetlerle, gerekse iddia gruplarında söylediğim üzere kendi düşüncem: maçın karşılıklı gol atılarak biteceği ve trabzonspor'un en kötü beraberlikle inönü'den ayrılacağı şeklindeydi. Ama aynı zamanda içimden başka bir ses de beşiktaş'ın kazanacağını söylüyordu. Neyse ki hem kazandık, hem de kupon tuttu.
Maç ile ilgili çok teknik analize girmeyeceğim; sözlükte yeterince futbol eksperi var zaten. Onlar mutlak yorumlarını yapmışlardır eminim lakin nezaketen de olsa bir iki kelam etmek gerekirse; birçoğuna göre trabzonspor 'doğru' oynayarak, bana göre ise doğru oyundan ziyade rakibe göre minimal düzeyde daha doğru işler yaparak kazandığı bir maç oldu. Bir kere şunu artık net bir şekilde söyleyebiliriz ki; trabzonspor, bu sene iyi ya da kötü fark etmeksizin oynamak istediği oyuna bağlı ve o disiplinden sonuç ne olursa olsun kopmadan 90 dakikayı çıkartabilecek taktiksel sorumluluğa sahip bir takım. Tabii bu disiplin ve özgüvene sahip olmasının birçok sebebi var fakat sebeplerin ne olduğu pek önemli değil; sonuç olarak trabzon gibi bir kentte, ben dahil trabzonlu fanatik kitleye rağmen, kötü bile olsa 'sistemli bir takım' hüviyetine bürünmüş bir disiplin yaratmak kolay değil.
Beni bu maç özelinde sevindiren spesifik iki nokta ise galibiyetten ziyade, maç içinde artık alışıldığı üzere her hafta eksik vermemizden ötürü yapılan 'zorunlu değişiklikler'e rağmen giren oyuncuların sırıtmaması ve abdülkadir ömür' ün serbest 10 numara bölgesindeki performansı. Yani Trabzonspor as kadrosuyla, yedekleriyle komple bir takım olmuş ve bunu bu sezon birçok maçta gösterdi.
Tabii bu kadar övgüye mazhar olmak işin güzel ve keyifli tarafı; peki her hafta maç içinde verdiğimiz sakatlara ne demeli ? Artık kondisyoner ekipte mi, abdullah avcı'nın antrenman sisteminde mi, oyuncuların bireysel antrenman yönetimlerinde mi bilmiyorum ama bir yerde bir şeyler yanlış yapılıyor belli ki. Bu özgüven ve kazanma alışkanlığını edinmek çok güzel fakat bir yerde patlayabilir; dolayısıyla "daha az yanlış" değil, "daha fazla doğru" yu yapmak adına eminim ki teknik ekip ve yönetim bu sorunun da üzerine gitmeyi düşünüyorlardır.
Beşiktaş ve trabzonspor arasında son yıllarda geçen her maç gibi bu maç da tertemiz, iki takımın da futbol oynamaya ve kazanmaya çalıştığı, birbirini provoke etmeden taraftarına güzel futbol izletmek istediği bir maç oldu. Uğurcan'a edilen küfürler, 1-2 pozisyonda trabzonsporlu oyuncuların vakit kazanmaya çalışması gibi minimal düzeyde gerçekleşen olağan olaylar oldu ama bu işler de ne yazık ki futbolumuzun içinde olan ve olağan şeyler.
Bir trabzonspor taraftarı olarak elbette uğurcan çakır'a küfür edilmesi beni de bir hayli üzdü. Fakat renktaşlarımın savunduğu düşüncede değilim. Şöyle ki, "milli takım kalecisine küfür edilmez." düsturu elbette doğru lakin emre belözoğlu'na, volkan demirel'e yıllarca ana avrat küfür eden güruh yine bizlerdik. O yüzden üzülmek hakkımız ama eleştirmek değil.
Gönül ister ki kimse, kimsenin annesine, özeline küfür etmeyecek olgunlukta olsa; ben dahil ağzına acı biber sürülse ama bu toplumun, bu coğrafyadaki kurumsal imajı da ne yazık ki bu kadar.
İki takıma da bizlere 'futbol' izlettikleri için teşekkürler. -
2021-2022 sezonunu şampiyon olarak bitirerek bir tebriği hak etmiş futbol kulübü... kendisi de aynı üç büyükler gibi şampiyon olmuştur... aynı federasyonla, aynı hakemlerle, aynı şekilde. her şampiyon gibi hakem şansı yanında, lobisi arkasındadır. ancak daha da önemlisi her şampiyon gibi doğru kadro planlaması, doğru yönetim ve kaliteli ayaklarla, oynayarak, hak ederek şampiyon olmuştur. çünkü hiçbir güç kötü bir takımı ite kaka şampiyon yapamaz. haliyle, hiç kimsenin onların şampiyonluğuna laf etmeye hakkı olmadığı gibi, onların da kendilerini üç büyüklerden farklı bir çizgide sanmaları anlamsız.
7. şampiyonluğunu alarak fatih terim'i şampiyonluk sayısında yakalamaya 1 şampiyonlukları kalmıştır. -
daha önceden sizlerin de çokça denk geldiğiniz üzere, kimi zaman düzgün üslupla, kimi zaman amacını aşacak ifade ve söylemlerle birçok platformda ve farklı biçimlerde bolca tükettiğim ve dışa vurdurduğum sevinç, övünç, gurur, kızgınlık gibi duyguları uzunca bir süredir klavye ile ifade etmekten kaçınmaya özen gösterdiğim idolüm, yaşam felsefem.
E "(bkz: bu ne perhiz bu ne lahana turşusu)" derseniz de haklısınız, kusura bakmayın ama Demiş ya üstat; "var bizim de sıkıntılarımız." diye; o hesap.
Kendimi bildim bileli itiraz ettiğim tüm semavi ve diğer inanç sistemlerinden birisi tarafından "bayram"laştırılan bir ritüel, benim için hiçbir zaman önem arz etmedi. Hatta katliam olarak gördüm lakin bu konuların ne yeri, ne zamanı, ne de doğru başlığı ama bu bayram fark ettim ki hayatımda o veya bu şekilde ilk kez aile fertlerimden birisi olmadan bu "mübarek" günleri yalnız geçiriyorum. (Aileden kastım; rahmetli dedem, anneannem, annem ve biber)
Çeşitli sebeplerden ötürü gidemedim memlekete bu "ritüel" için. Ve sanırım ilk kez bir "bayram" ı yalnız geçirmenin depresifliği ile tanışmışken, birden kendimi trabzon'da, mahallede, annemin yanında hissettim. (bkz: bize her yer trabzon) sloganı ve beraberinde getirdiği tavrın bu sene abartıldığını ve bir şımarıklık haline getirildiğini düşünürken az önce aylardır dikkatimi çekmeyen bayrak dikkatimi çekti. Halbuki kaç aydır oradaydı ama dedim ya; belki de çok bir şey ifade etmemişti. Ama bugün nedense gözlerim doldu; belki de yaşlandım bilmiyorum.
#yeditepe
Bugüne dek İlk kez "(bkz: bize her yer trabzon)" -şımarıklığı- için mutlu oldum.
Sağ ol, var ol baba (bkz: trabzonspor) ; sayende bayramı memlekette, semtimizde geçirmiş gibi olduk. Hiçbir zaman "gurbet" nedir hissetmedik.
Not : Anlatamayacağımın farkındayım; o yüzden dilediğiniz gibi eksileyebilirsiniz. Fakat bilin ki bu girdi, "futbol" ile ilgili bir girdi değildir.)
-
"... Trabzonspor yönetiminden, teknik yönetiminden, sporcularından hakkettiği yerlere gelmesini, Taraftarlarını şampiyonlukla tekrar tanıştırmasını ve o mutluluğu tekrar yaşatmasını bekliyoruz. Bu konuda her türlü desteği vereceğimizi ifade ettik."
Mehmet Cahit Turhan
T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı
Bir bakan bir futbol takımına şampiyon olması için nasıl bir destek verecektir acaba? -
eğer bir mucize olur da bu sezon şampiyon bitiremezse bunun sebebi sadece ünal karaman'ın yerine hüseyin cimşir'i getirmeleri olacak...
bu akşam oynadığı alanya maçını izliyorum. trabzon 2-1 önde. hüseyin cimşir oyundan guilerme gibi top tutan bir adamla stoper campi'yi çıkartıp yerine iki stoper sokuyor. höseyni midir nedir, onu da ileri atıyor sanıyorum ki höseyni denen arkadaş sağ bekten asist yapacağını düşündüğü salih uçan'a tabanla dalıyor. lan olm salih uçan halı sahada sağ bekten asisti belki yapar. manası ne? bilen yok. höseyni o pozisyonda orada ne arıyor? onu da cimşir'e sormak lazım.
neyse ki el sakala mı dır nedir, cebinde sarı kartı varken, takımları eşitleme arzusu ile yanıp tutuşan hakeme istediği fırsatı sunuyor. en az höseyninin yaptığı kadar gereksiz bir faul ile ikinci sarıdan kendini attırıyor...
hakeme niye böyle diyorum? hakem kötü mü maç yönetti? asla. lakin efecan'ın ayağına en az iki kez basıldı ki öğrendiğime göre aslında en az üç kez basılmış, sadece bir tane sarı kart gösterdi. ama burada ikinci sarıyı gösterirken hiç tereddüt etmedi. ayağa basmanın cezası futbolda sarı karttır. bir adamın ayağına üç kez basılıyorsa bir sarı kart vermelisin gibi bir kural da yok. üç kez basıyorlarsa üç kez sarı verirsin. basmasınlar dersin...
maça geri dönelim. alanya bu ligin en iyi oynayan takımlarından biri. sen yine de 2-1 öndesin. 90'da abdulkadir ömür'ü dışarı alıyorsun. yerine genç bir kızan sokuyorsun. amaç? zaman geçirmek mi? peki topu ileride ayağında tutup zamanı tüketecek guilerme gibi bir adamı oyundan almışken bu işi yapabilecek bir diğer adam olan ömür'ü niye çıkartıyorsun? bilen yok...
aslında, hüseyin cimşir bu saçmalıkları hep yaptı. ilk kez yapmıyor. kimi niye oyuna aldı, kimi neden oyundan çıkardı, sanıyorum o da bilmiyor. çünkü oyunu okumak gibi bir yeteneği yok. lakin bu saçma değişiklikleri ilk kez elinde patladı.
ha bir de son bir şey yazmak istiyorum. trabzonspor ile ilgili.
2010-2011 sezonunun fenerbahçe as başkanı, günümüzün de federasyon başkanı Nihat Özdemir bakın geçenlerde ne dedi .
"Nihat Özdemir, Ekonomist muhabirinin "Futbolda şike tartışmalarını bitirmek için nasıl bir strateji izleyeceksiniz?" sorusuna, "Birçok ülkede de böyle olaylar oldu. İtalya, İngiltere ve Fransa'da. Türkiye'de de böyle bir olayı yaşadık. O sezon 2010-2011 sezonudur. 9 sene geride kaldı. 9 senedir herhangi bir şekilde bir şike olayına şu ana kadar rastlamadık. Etik ve disiplin kurulumuz şikayetleri inceliyor. Tespit ettiğimiz zaman üstüne gideceğiz." cevabını verdi."
bu ne demek? o sezon şike oldu manası çıkmıyor mu? ve bu mana ortada iken yıllardır "o sezonun şampiyonu biziz!" diyen trabzonspor'un, dönemin as başkanı bu lafı etmişken "verin olm bizim kupamızı madem?" diyememesi ya da dememesi neden? kaldı ki nihat özdemir malumun ilanı olarak "söz konusu sezonun şampiyonu elbette fenerbahçedir, hem tff, hem uefa bu durumu tescil etmiştir." diyememiştir. fenerbahçe'nin gösterdiği tepkiden kat ve kat fazlasını göstermesi gereken trabzonspor bu sözlerden sonra susuyorsa şu saatten sonra hiçbir trabzon yöneticisi ve taraftarı 2010-2011 diye tatava yapmasın...