Devir değişti, sistem değişti, dünya değişti; haliyle eskiden inandığımız, söylediğimiz, savunduğumuz tüm argümanlar geçerliliğini ve güncelliğini yitirdi.
50 sene önceki dönem yok, 50 seneki önceki futbol yok, 50 sene önceki toplumsal ahlak düzeyi yok, 50 sene önceki samimiyet yok, 50 sene önceki duygular yok; yok, yok, yok. 50 sene önceki hiçbir şey yok !
Trabzonspor'lu olmak her zaman benim birincil kimliğim oldu. Uğruna ölümden döndüm, sayesinde sabretmeyi öğrendim, hayal kırıklığını yaşadım, dünyanın en sessiz ama bir o kadar da ürkütücü anlara tanıklık ettim. Esasen buradaki dostlarımın da bildiği üzere yaşanan tatsız birtakım gençlik hadiselerinden ötürü 15 16 sene evvel güya bırakmıştım fanatikliği. Uzunca bir süre de gerçekten ilgilenmedim, ilgilenmemeye çalıştım ama kendimi kandırdığımı biliyordum. Şimdi sosyolojik tespitler yaparak vakit almayacağım ama ne bileyim, beynimle kalbimi ortak bir noktada buluşturamadığım tek metaydı Trabzonspor.
96'da aykut'un golünden sonraki sessizliği yaşadım, aynı aykut'un "bu kadar insan üzülüyorken, ben sevinemem" dediği günleri de gördüm,Cem papilla sezonunu gördüm. 2011'i gördüm. Ama aynı zamanda galatasaray'a yıllarca alt yapı görevi gören trabzonspor'u da gördüm. Küçük şeylerden mutlu olmayı da öğrendim; isyan etmeyi de, tükenmeyen bir şekilde kin duygusu gütmeyi de. Her şeyi yaşattı bana bu takım; iyisiyle, kötüsüyle, getirileriyle, götürüleriyle. Ama bilançoya baktığım zaman hep zarar yazdı bana trabzonspor.
Uzunca yıllar İstanbul gibi olmaya çalıştı Trabzon ve Trabzonspor. Hatta kimilerine göre Trabzonspor, istanbul'a taşınmalıydı. Her kafadan bir ses çıktı, herkes kendi sözde çözüm önerilerini sundu ama her karar, trabzonspor'u daha da geriye atmaktan başka bir işe yaramadı.
Öze dönelim dediler, olmadı;
Borçlanalım, sansasyonel transferler yapalım dediler, olmadı;
Kavga edelim dediler, itici oldular;
Sempatik olalım dediler; suçlu oldular;
Yan gelip yatan da oldu;
Kafasını tekmeye sokanı da oldu;
İntihar eden taraftarı da oldu;
Sevinçten kalp krizi geçireni de oldu.
80 yaşında ninesi de taktik verdi, 9 yaşındaki çocuk da.
Barcelona'yı da rakip olarak getirdi Trabzon'a, liverpool'u da; (o yıllardaki gazete küpürlerine bakın lütfen)
Hep birilerine kafa tuttu Trabzonspor;
Ve başardı da.
Trabzon'dan çıktı artık Trabzonspor; daha doğrusu çıkmıştı. Ama bir şekilde ya önü kesildi, ya da hemşehrileri tarafından gs'e kıyak geçmesi için zorlandı.
2002'de kim bilebilirdi ülkenin olduğu kadar Trabzonspor'un da kaderinin değişeceğini. Hocasından, başkanına; taraftar gruplarından, yerel medyasına kadar siyasete bulaşabileceğini kim tahmin edebilirdi ki..
Neyse;
Bak Trabzonspor, iki çift lafım var sana;
Bu insanlar senden hiçbir şey istemediler, tek dünyaları sen oldun, hayattaki tek mutluluk kriteri olduğunu zaten biliyorsun. Derdin nedir oğlum senin ? Bu insanlar senden sadece Kazım'ın dediği gibi "Dozer gibi oynamanı, Kazım gibi sevmeni" istedi.
Şampiyonluk istemedi; 3 puan istemedi;
Dik oynamanı istedi, dik.
Dön bak şimdi aynaya; sadece senden dik oynamak isteyen 80 yaşında neneye, 5 yaşında bebeye, malatya'da doğup büyüyen trabzonspor'lu insanlara neden bunu çok gördün ? Hani Trabzon'da sadece horon dik oynanmazdı, futbol da dik oynanırdı ?