1. 51 yıl önce bugün atletico madridli futolcuların efes oteli balayını hüzünle bitirmiş, izmir'in gururudur.

    2-0'ın rövanşında 3-0

    alternatif link
    #117709 lake of the hell | 6 yıl önce
    0spor kulübü 
  2. hükümet düşer göztepe düşmez sloganını çağrıştıran büyük ruh.
    #145454 sekertv | 6 yıl önce
    0spor kulübü 
  3. izmir ilinin en sevdiğim futbol kulübü. renlkeri ve taraftarı ile aslında çok ses getirmesini istediğim kulüp
    #162205 cigs100 | 5 yıl önce
    0spor kulübü 
  4. faule taç, auta korner kararı verilen, sözümona süper olan ligte e karşı elinden geleni yapması beklenen futbolcu ekibiyle birlikte ilerleyişine devam eden izmir'in gururu.

    pandemi sonrası kadro planlamasında büyük değişiklikler yaşadık. gidenlerin yerine gelen yeni isimler hem halâ büyük oranda sahada neler gösterecekleri konusunda belirsizlik sinyalleri veriyorlar hem de göztepe taraftarının büyük kısmı için "stajyer hoca" lekesi silinmeyecek olan 'taki oldukça küçük değişiklikler izleyeni gelecek adına umutlandırıyor. yeni gelen isimlerden çok, gidenlerin yerlerinin doldurulabilmesi bu takımın on yıllardır yaşadığı temel problem olduğu için yapılan transferleri kendimce yorumlamak istedim. sonra dönüp dönüp okurum burdan.

    - : 2 buçuk yıldır ülkemizde hep kiralık oynamış, malatya'da geçirdiği 1 buçuk yılda sanırım 4 kere istediğimiz ama bonservs meselesini 'in cebindeki akrepten ötürü bitiremediğimiz (onun yerine 'yu 40 yaşına kadar oynatmayı düşünüyorduk, evet) bir oyuncuydu. trabzon'a geçtiğinde üzülmüş, "bir daha alamayız bunu artık" demiştim ama kulüp 'la tam zamanında anlaştı. mossoro'nun özellikle geçen yılın başlarındaki "emekli aile babası" oyunu saç baş yoldurduğu için mossoro yerine oynatılacağını düşünüyordum. palut'un geçen yıl hiçbir şekilde riski girmeden, formasyon değişikliği dahi yapmadan bitirdiği maçları da göz önünde bulundurunca, guilherme'nin birkaç maçta bir 10-15 dakika oynayabileceğine dair yaygın bi' kanı vardı taraftarda. pandemi sonrası döneme zımba gibi girerek herkesi şaşırtan mossoro'nun yedek bırakılıp guilherme'nin ilk 11'e alındığı ilk maç olan fenerbahçe maçı büyük sürprizdi. maçın sonlarına doğru mossoro-guilherme orta sahasını görmek ise, bu takımın 2. lig kırmızı gruplarda köy, belediye gezerken 4-1-5 formasyonu bile oynayabildiği dönemleri aklıma getirdi. mossoro'ya göre daha hızlı (hadi canım!), ezbere pas atma sıklığı daha az, 10 numara yerine orta sahaya yakın oynadığında da etkisi düşmeyen bir yaratıcı oyuncu olduğunu düşünmeye devam ediyorum. malatya'daki 1 buçuk yılındaki gibi oynaması çok zor ama 2 yıllık kiralanması, henüz 29 yaında olan bu denli yaratıcı bir oyuncunun halen önünde gelişebileceği bir dönem olabileceğine dair varsayımlarımı güçlendiriyor. en içime sinen transfer.

    - : 17 yaşından beri adanaspor as kalecisi olan, 500 bin euro bedelle 5 yıllık sözleşme imzaladığımız kaleci. 'den sonra bize aynı tipte bir kaleci lazımdı: havadan ne kadar iyi olduğu önemsiz, yerden ve yakın mesafeden refleksleri iyi, özgüveni maç içinde düşmeyecek, ayaklarını mümkünse iyi kullanacak (ama şart değil), uzaktan atılan şutlarda taraftara "aman!" dedirtmeyecek, defansla iletişim problemi olmayacak. bunlar olduktan sonra, isterse her maç 3 gol yesin, irfan'a kızma gibi bir ihtimali yoktu bizim taraftarın. adanaspor geçen yıl 1. lig'i 21 puanla 17. sırada bitirdiği için irfan'ın bundaki katkısı olup olmadığı konusu net değil (çünkü adana defansı 2. lig seviyesndeydi). 3 yıldır adanaspor kalesini emanet alan irfan'ın temel bilgi problemleri hariç, geleceğinin oldukça açık olduğunu düşünüyorum. ayaklarını geliştirebilir, topu oyuna sokmada vasatın üzerine çıkabilir ama bazı iletişim problemleri ve beto'nun ülkeye öğrettiği "penaltı böyle kurtarılır" mottosunu doğru uygulayamaması soru işaretleri yarattı bende. gene de önü açık. 'ın yıllardır bir adım ilerleyememesi göz önüme geldikçe, irfan'a daha fazla şans verilmeyeceğine dair bir neden bulamıyorum. taraftarın kendisine sıkça bağıracağı gibi: "kendi köşeni kapat cono, bu taraftar arkanda olur!"

    - : ve 'un takımdan ayrılması ile 'ya hiçbir zaman şans verilmeyeceğinin anlaşılması üzerine bomboş kalmış forvet hattına yaptığımız en etkili transfer. zaten hep ilk 11 çıkıyor. 'ten bonservissiz geldi. 32 yaşında olması dert gibi görünüyor ama bizim taraftarın "zenci olsun, nasıl olursa olsun" mantığına uyacak gibi görünüyor: hava topu alması beklenmeyen pozisyonlarda (boyu 1,80 civarı) genişliğini iyi kullanıyor. jerome kadar sırtı dönük top kullanmada yetkin olmasa da, takıma çok çabuk uyum sağladığı için kimi, nerede topla buluşturacağını iyi biliyor. bitiricilği yok gibi bence ama asist katkısı verebilir. uzaktan şut, kornerden gelen topu kafayla çatala asma gibi beklentilere girmeyi uzun süre önce bıraktığım için bu özellikleriyle pek ilgilenmiyorum. 2 yıllık kontratı seneye sırıtacak.

    - : 'dan 200 bin euro kiralama bedeliyle 1 yıllık kiralık olarak geldi. 24 yaşında, 1,90 boyunda ve oldukça ince bir forvet olarak elbette ideye'nin arkasında kalıyor ve yedek bekliyor. palut'un onu ve 'in parsellediği kanatların birinde kullanma girişimleri de oldu ama pek verimli değildi. gorica'da geçen sene pek oynayamamış (belki de pandemiden ötürü oldu bu, bilmiyorum). bir önceki sene 33 maçta 7 gol, 4 asisti var ama aslında önemli olan 2 kırmızı kartının da olması. biraz agresif ve kontrolsüz olabilir. bizde henüz hızını kullandığını göremedik. ideye'ye bir şey olursa, önde banko oynayacak. böyle olursa da, büyük ihtimalle sürekli ara topa koşması istenecek ve oyun tarzımız da değişecek. bekleyip göreceğiz ama pek umut veren bir oyuncu değil gibi geliyor bana.

    - : palut'un "her sene hatay'dan illa ki 1 transfer yapılacak" mottosuyla kadroya katılan defansif orta saha. 'nun sezon başındaki belirsiz durumu (sakat mı, gönderilecek mi; bilmiyorduk) nedeniyle transfer edildi sanırım. sözleşmesi 2 yıllık, yaşı 26. özellikle torso diye adlandırılan üst gövdesi muazzam bir eleman bu. orta sahada bi' poko'da var öyle bir sağlamlık, bi' 'te, bir de kubilay'da. ayaklarına pek hakim değil, hızı da çok iyi değil ama saha görüşü gayet iyi. 2-3 maça sonradan girdi, umut verdi. soner-poko, soner-yalçın ve belki de soner-alparsan ikilisini kesmesi mümkün değil ama iyi bir alternatif olabilir. sahada duruşu taraftara güven veren isimleri hep çok sevmişizdir (, , tsubasa tayfun, , , gibi). kubilay da onlardan biri olabilir. özellikle hatayspor forumlarında "göztepe en umut vaad eden adamımızı aldı" yorumlarını yapanlar az değil.

    - : kocaelispor'dan bedelsiz transfer, 26 yaşında kanat. halil'in bitmek bilmeyen orta açamama sorunu ve tripic'in dümdüz bir açık olması nedeniyle transfer edildiğini düşünüyorum. ters ayaklı bir sol açık aslında. henüz izleme fırsatımız olmadı ama gene kocaelispor'la ilgili taraftar yorumlarında önünün oldukça açık olduğu yazılıp çiziliyordu; okudum.

    - : okunuşu "megeri bolaj" gibi olan, 30 yaşındaki macar kaleci. beto'dan sonra göktuğ'a güven olmayacağı için irfan'dan sonra takıma dahil edildi. irfan'a sanırım palut da güvenmiyordu ama megyeri'nin yedekten kurtulduğunu henüz görmedik. 'ta başlayan kariyerinde , , ve var. yunanlılar kendisini pek sevmiyor. irfan'ın tam tersi özelliklere sahip bir kaleci gibi görünüyor: üst vücut daş gibin, hava hakimiyeti mevcut, ayaklar kötü, yerden kötü, uzaktan şutlara karşı refleksler eh işte. irfan kötü maçlar çıkarmazsa kulübede kalır. bonservis ödenmeden transfer edilmesi iyi ama sözleşmesi gene 2 yıllık. "irfan 5 yıl kalede oynasın, megeri de evine dönsün" diyenlerdenim. sakatlık falan olursa eline düşeriz.

    - : 250 bin euro bedelle transfer edilen boşnak sol bek. takımı öyle bir sahiplendi ki, onu kesmek için alınan burekovic sol açık olarak oyuna giriyor 2-3 maçtır. berkan'ın düşüşlerini ve özellikle 40 maçlık periyottaki sakatlıkları düşünerek takıma kattık sanırım. ayaklarına hakim ama biraz hantal gibi geldi bana. uzun pası iyi ama defansla iletişimi -tabii ki- oldukça kötü. antrenman ve maç temposu içinde kendisini toparlayabilir ve berkan'a muhtaç sol beki devralabilir. evet, duam bu odin; lütfen!

    - : -alparsan stoper rotasyonuna 'ın kendini göstererek girmesiyle birllikte eldeki 4. stoper olarak kadroya dahil edilen boşnak futbolcu. 24 yaşında, 500 bin euro bedelle aldık. son fenerbahçe maçında alparslan sakattı ve marko'yu 90 dakika izledik. pek etliye sütlüye bulaşmayan, ikili mücadelede de didişmeyle ilgilenmeyen ama ayakları da çok iyi olmayan bir stoper görüntüsü çizdi. atınç ile almanca mı konuştular, türkçe mi; bilmiyorum ama uyumsuzlukları çok açıktı. 3 yıl önce kadroda bulunan katilinin benzeri bir performans sergilerse, 11'e girebilir ama şimdiki haliyle zor gibi. kontratı da 3 yıllık. titi seneye olmayacak büyük ihtimalle. şimdiden yedeğini bulmuş olduk ama ne çıkacak içinden; kimse bilmiyor halâ.

    - : altınordu'da harikalar yarattığı söylene söylene pazarlanan, 200 bin euro'ya kadroya kattığımız 1997 doğumlu sağ bek. bildiğiniz 'nın da ikizi. altınordu'dan kopardığımız gibi boluspor'a kiraladık. hiçbir fikrim yok. bu yılki ve sağ bek rotasyonunda belki iş yapabilirdi.

    - : 23 yaşındaki orta saha. 'ten transfer ettik ve 500 bin euro civarında bir bonservis ödedik. kontratı 3 yıllık. türkiye'ye ilk geldiğinde korona pozitif çıktı. dünkü fenerbahçe maçında azıcık izleyebildik. poko'ya benziyor ama ona göre ayaklarına daha hakim, oyun kurmada daha iyi. ikili mücadelelerde genişlik eksikliği çekiyor ve oyun görüşü olup olmadığını anlamadım. poko benzeri bir zenciye bizim hiçbir taraftar hayır demez.

    bu sezon kadroda yer bulacak yeni isimler bunlar olacaktır. geçen seneden 'ın ilk 11'i söke söke alması iyi old,u yoksa soner-poko anlaşmazlıklarında boyuna kontra atak yiyecektik. 'nun orta saha görevlerinin özellikle savunma kısmına hiçbir katkıda bulunmaması poko, obinna ve yalçın şeklindeki rotasyonu zorunlu kılıyor. soner dışında guilherme ve mossoro'nun (ve hatta halil'in) de defansif olarak zaaf yaratabileceği söz konusu olduğunda, kubilay gibi fizikli, burak gibi savunma da yapabilen iyi yedeklere de her zaman ihtiyaç olacak. 40 maçın bir de türkiye kupası kısmı var tabii. kadronun forvet hattı biraz çelimsiz gibi görünüyor ama ideye ve ndiaye'den başka, oraya kaydırılabilecek ve kalçasındaki sakatlık onu biraz daha takımdan uzak bırakacak de forvet oynayabiliyor. kağıt üzerinde eksik görünen forvette sorun yaşayacağımızı sanmıyorum.

    geçen senekine göre biraz daha teknik, biraz daha amaca uygun (yıllardır küme düşmemeden ötesini düşündürtmüyor bize yönetim) bir kadro var elde. stajyer kimliğinden karınca adımlarıyla sıyrılmakta olan palut'a tahammül edebilmenin ömrünün ne kadar uzun olacağını da göreceğiz. umarım bu pandemi sezonu bizm açımızdan kazasız belasız, ciddi sakatlıklar olmadan, kavgasız dövüşsüz hızlıca biter.

    #214073 lake of the hell | 4 yıl önce
    9spor kulübü 
  5. futbolla, o hep istediğimiz taraftar konusunda gelişmişliği bir arada düşününce,
    yıllardır desteklediğim futbol kulübü.

    fanatikliğim yoktur, maç izlerken çok da heyecanlanmam açıkçası.
    fakat neredeyse her ligi, her takımı falan takip eder, çoğu maçı izlerim hobi olarak.

    yıllardır türkiye'de süper lig içerisinde neden bir izmir takımı yok diye sorup, üzülmüşümdür kendi kendime.
    yani keşke olsa diye iç geçirir dururdum hep.
    çünkü bursa'nın vardı, istanbul zaten artık semt olarak büyük takımlar çıkarmaya başlamıştı başakşehir kasımpaşa falan.

    izmire neredeyse her tatilimde gidip, vakit geçiren ve çok seven biri olarak,
    nedense o hep hayal ettiğimiz futbol kültürü seviyesine buradaki insanlarla ulaşabilirmişiz gibi geliyordu.
    yani o avrupadaki stada girip, birasını içip takımını destekleyip, maçını izleyip giden insanlar gibi olabilirmiş gibi geliyordu.
    çünkü izmirde otogarda, caddelerde herkes seviyeli bir şekilde alkolünü alıyor, sohbet edip dağılıyordu.
    yadırganmıyordu, karşı da çıkılmıyordu çünkü taşkınlık yapan yoktu.
    bu neden futbolda da olmasın ki diye düşündüm, olacaksa da buradan başlayacaktı.

    tabi bunu alkol algı seviyesiyle ölçmüyorum, bu sadece üzerinden gidilebilecek bir örnek gibi geldi bana.

    karşıyaka ve göztepe maçlarını izlemeye başladım daha sonra.
    özellikle bu fanatizme dışarıdan bakan bir seyirci olarak, çok hoşuma gidiyordu, keyif veriyordu.

    göztepe daha iyi bir takım gibiydi, sanki yürüyecek olan oydu süper lig yolunda.
    hatta destek olsun, biraz da izmir hatırası kalsın diye formasını bile satın almıştım izmirdeyken.

    şimdi hala izliyorum maçlarını, takip ediyorum.
    canavar gibi giriş yaptılar lige, bu kadar az tecrübesi olan bir takım için harika gidiyorlar.
    böyle sürpriz, alışılmışın dışına çıkan takım senaryosuna bayılırım zaten hep, pes ya da football manager oynarken bile ufak bütçeli takım alır öyle yürürüm.

    kısacası keyif veriyor, iyi de gidiyorlar.
    umarım iyi bir yönetim ve destekle avrupada falan da görürüz yakında.
    #65170 lizard | 7 yıl önce
    0spor kulübü 
  6. dünkü denizlispor maçından hemen önce cumhuriyetin 99. yaşını nefis bir koreografiyle kutlamış izmir'in gururu.

    cumhuriyeti biz böyle kazandık, bizler yaşatacağız

    ayrıca maça atatürk görselli yaşasın cumhuriyet yazılı parçalı formaya çıkmış takımdır. sakarya'yı deplasmanda yendi diye "renklilere gelsin bu galibiyet" paylaşımları yapan hemşehriler, cumhuriyetin kutlandığı gün hiçbir şeyin daha önemli olamayacağını anlayabilseydi, bu şehir köy-kasaba diye değerlendirilmekten ve sahipsiz kalmaktan kurtulurdu.
    #281320 lake of the hell | 2 yıl önce
    0spor kulübü 
  7. geçen sezonu tff 1. lig 2.'si olarak tamamlayıp sözüm ona süper lig'e yükselmiş olan izmir'in gururu.

    transfer sezonunu bombok geçiriyoruz ve ne 'in ne de 'in anlattıklarına inanıyoruz artık. 'nin de lig yükselmesi ve bu yüzden kasasının deli gibi parayla dolmasını kullanabiliriz belki. en az 5 oyuncunun bize kiralanacağından eminim ben. özellikle asya'daki 20-24 yaş aralığında oyuncuları alıp alıp bize yollayacaklar. ayrıca ülke içindeki piyasada da trabzon'un sevdası yüzünden en az 2 yerli oyuncuyu belki de maaşlarını bile biz ödemeden alabileceğiz ('i de böyle kadroya katmıştık geçen sezon). böyle anlatınca maddi açıdan yılarca sürdürülebilecek bir yapıyı henüz şimdiden kurmuşuz gibi görünüyor ama ülkenin en büyük 3. şehrinin en büyük spor kulübü başarı olmadan sadece ve sadece sürdürülebilirlikle devam ederse taraftarını üzer; başka da bi' bok olmaz. onu başakşehir, altınordu falan yapsın. bize başarı, avrupa, lig'te ilk 3 falan lazım.

    slovenya kampı her ne kadar yoldaş 'a göre nefis geçiyor olsa da, hazırlık maçları korkunç geçti bence. 'un kendisini geliştirmesine sevinmekle üzülmek arasında kaldım ben. charlton ve fehervar'ı yenememek, championship'in orta sıra takımı luton town'ı ite kaka da olsa yenmek iyi görünmedi. yarın hırvat bilmem kaçıncısıyla son maçı yapıp perşembe de izmir'e dönecek takım. luton maçındaki gollerimiz müthiş olsa da kaleci eksikliği, defans uyumsuzluğu ve orta sahanın üreten değil, sadece sert olması kafamızı çok karıştırmış durumda. transferleri ayrıca yazayım aşağıda ama sol bek ile sağ bekte sorun yaşayacağımızı sanmıyorum. stoper takviyesi olacak bence ama şu haliyle de uzun süreli sakatlık olmazsa ligi götürecek bi' 5 kişi var orada. yoldaş geçen sezonki kurguyu tamamen 5'li savunmaya çekmiş halde. kanat beklerinin içeri giren oyun yapılarından dolayı, top her bizde olduğunda 2 tane 8 numara ve 2 tane 6 numara varmış gibi oynayacağımızdan eminim. kanat bekleri içeriye çok sık girip ara pası ve uzun top atmayı kovalayacakları için pır pır kanat ya da ayıboğan santrafor ihtiyacımız hat safhada. ve kubilay'la olmaz o iş. romulo bitirici vuruşlara slovenya'da baya çalışıyor belli ki. luton'a attığı gol baya üst düzey forvet işiydi ama fiziği halen berbat halde. ligde kendisine omuz atıp ayağından top alamayacak stopere sahip olmayan takım yok bence şu anda. neyse, transferler geçeyim:

    - Djalma Antonio da Silva Filho (): temmuz'un ilk günü 'dan bonservissiz satın alınan sol bek. eylül'de 30 yaşında olacak, 1+1 sözleşmesi var bizde. yıllık 250-500 bin euro civarında alacağını okuduk, duyduk. limassol'da kanat bekinden ziyade sol açık oynamışlığı çok. baya takımı da sahipleniyormuş gibi bir görüntüsü varmış orada. tekniği iyi, hızı meh, sık sık ara pası denemesi güzel. sürekli kanattan akmayan, içeriye kat edip özellikle orta saha kurgusunda rakibi bozan bir oyuncu bu. zaten geçen yıl da üzerinden oyun kurduğumuz için yoldaş burayı aynı tip bir oyuncuyla güçlendirmek istemiş gibi duruyor. djlama'nın slovenya'daki hali de iyiydi. duran topları da ona kullandırıyorlardı. kubilay'la uyumu iyiydi ama hızlı bir forvetle nasıl anlaşır, bilinmiyor henüz.

    - : 30 yaşındaki sağ bek. karagümrük'ten bedelsiz olarak kadroya kattık. sözleşmesi djalma gibi 1+1. 2021-22 sezonunda fenerbahçe ile iyi bir performans ortaya koyduktan sonraki çapraz bağ sakatlığı onu baya geriye attı. sonraki 2 sezonda sadece 4 maç oynaması, geçen sezon karagümrük'te öyle ya da böyle 25 maça çıkmış olması baya sıkıntılı bence. transferi açıklandığında "hastre" diyen çok tribündaş vardı. haberi çıktığında bile "umarım olmaz" diyorduk ama oldu. 'ın bu ligin topçusu olmadığını biliyoruz ama nazım da bu ligin topçusu olduğunu unutmuş durumdaydı. slovenya kampında yoldaş onu her zaman 11 başlattı. belli ki güveniyor ve kampı da iyi geçirdiğini gözlemliyor. çizgi beki olarak iyi olabilir ama rotasyonda kalması içimizi rahatlatacak. kendisinin iş ahlâkından eminim ama vücudunun artık bittiğini düşünüyorum. sezon boyunca 3-4 gol yedirmekten fazlasını çektirmezse bize, kendisini iyi anarız. gene de, ogün'ün iyi hali ile kendisinin kötü halini dengeleyerek sağ bekte büyük bir sorun yaşayacağımızı düşünmüyorum.

    - : geçen sene tam da bu günlerde sözleşmesini feshettiğimiz kaleciydi. 6 ay kadar kendisine kulüp bulamamış, 11 ocak'ta keçiören'le anlaşmıştı. gene aldık. sözleşmesi 1+1 gene. büyük tartışma yarattı. özellikle 'in transferinin yılan hikayesine dönmesinin alternatifi olarak kadroyu katıldığını düşünüyorum. maaşı da azdır zaten ve göztepe'yi de biliyor. tek artıları bu. facia yan top performansı, karşı karşıya pozisyonlarda açı kapatma zaafı ve kalenin köşelerine uçamama sıkıntılarını 1 sezon boyunca izlemiştik. yoldaş'ın 'i as kaleci olarak düşündüğü de medyaya servis edildi ama buna da inanmıyorum ben. arda, 'den sonra altyapıdan yetiştirdiğimiz her kaleci gibi potansiyelini yakalayamamış olan evlatlarımızdan biri olarak kalacak. rotasyon olabilir ekrem, arda sakatlanırsa diye kadroda tutulabilir. ekrem'in 3. kaleci olarak alınmasına bile fena sinirliyiz halâ çünkü neler yapabileceğini biliyoruz.

    - : 2 hafta sonra 30 yaşına basacak olan stoper. verona'dan kiralık geldi. galatasaray dortmund'dan kendisini bonservisiyle satın aldığından sonra kariyeri kötü gidiyor bence. diz sakatlığını atlattıktan sonra genoa ve sampdoria yapabilmesi önemli ama çok yönlülüğünü kaybettiğini düşünüyorum ben. pozisyonlar arası geçişi vardı eskiden ve sağ bek-ön libero arasında konuşlanabilen bir stoper olarak müthiş bir potansiyel vaad ediyordu. şimdilerde ise klasik bir italyan stoperinden fazlası değil. gene de rotasyon açısından iyi bir hamle olduğunu düşünüyorum. heliton ve taha ile birlikte oynayan 3. stoper olamayacak bence ama gene de 3. stoperi yedekleyebilecek iyi bir türk alternatif kendisi. verona'ya kiralık ücreti ödenmedi diye biliyorum.

    - : 21 yaşındaki afrikalı cılız ön libero. yoldaş'ın bulgaristan'ı göztepe'ye taşıma macerasının bir halkası belki de. 'dan satın alma opsiyonuyla birlikte kiralandı. stoper oynayabilse de, bulgristan'da 4-4-2 ya da 4-3-3'ün ön liberosu olarak çakılı oynuyordu gerçekte. geçen yıl yoldaş'ın adeta şapkadan tavşan çıkardığı 'in yedeği olabilir. ikisi de benzer oyuncular ama solet biraz daha hızlı ve ne yaptığını dennis'in dengesizliğine göre daha iyi gösterebiliyor. bulgarlardaki kontratı 2026'da bitecek. bizde iyi oynarsa, seneye yazın alırız diye düşünmüş olabilirler, ki romulo'yu da böyle aldık zaten. biraz kapalı kutu ama çok riskli görünmüyor şimdilik.

    bitmiş transferler bunlar. gönderilenler arasında ise; adeta kulübü maaşıyla sömürmüş olan , birkaç maç dışında hiçbir şey gösteremeyen , köybaşı'nın kariyer performansını vermesi nedeniyle formayı alamadığı için morali bozulan , iyi bir alt lig stoperi olmaya birkaç yıl daha devam edecek ve kendisinin potansiyeli halâ iyi bir durumda olan var. hepsinin gönderilmesi doğruydu. ama köybaşı ile sözleşme imzalanıp 'ın gönderilmesi içime oturdu benim. bandırma ile anlaştı hemen zaten. kadroda tutulabilirdi 1 yıl daha. en azından koray-atınç yedek stoper hattı da güven verirdi bize.

    girdinin başında bahsettiğim southampton'ın bize paslayacağı asyalı gencolar ve trabzon'dan gelecek en az 2 oyuncu haricinde, özellikle istanbul takımlarının kadrolarında oynatamayacakları yabancıları bize önerdiklerini okuyoruz her gün. bir de var. pır pır forvet olarak southampton'ın 2 sezon önce 12 milyon euro bonservisle bordeaux'dan aldığı, halâ 22 yaşında olan senegal uyruklu fransızla 1 aydır ilgileniyoruz. lis ile de aynı durumda ama lis'i özellikle fransa'dan isteyen çok sayıda kulüp olduğunu da biliyoruz. bonservisiyle satılmazsa izmir'i seçebilir gene kiralık olarak. 10 numara pozisyonunda da 'a bel bağlamayacağımızı, 'i ve 'i de rotasyonda düşünmeyeceksek gönderilmeleri gerektiğini biliyoruz. asyalı gencoların 2'si 10 numara zaten. belki de antrenmanlarda görüp maçlarda pek görmediğimiz lundqvist ve tijanic kendilerine kulüp arıyordur, bilmiyorum. her mevkiye en az 1 transfer geleceğinden eminim ben.

    bombok bir fikstürle başlayıp ağustos sıcağında önce antalya, ardından alanya ile deplasmanda oynayacak olmamız korkunç. arada da avrupa macerasındaki durumuna göre bize kaldırıp gelmiş olmamasını umduğumuz bir fener maçı var 'nde. 5. haftayı bay geçmemiz de kötü çünkü ilk 4 haftada 1 puan almış olarak bu araya girersek, eylül ayına baya kötü bir psikolojiyle girmiş olacağız takım olarak. sıcaktan etkilenmememize bağlı olarak antalya ve alanya'yı yenersek, o zaman ocak'a kadar yapılan ve yapılmayan transferler pek umrumuzda olmaz. 100. doğum gününde avrupa vizesi almış bir göztepe bekliyorum ben ama bu kadro yapılanması ile küme düşmemek ilk ve gerçekçi hedef gibi görünüyor şimdilik. yeni formalar da 1650 liradan satışa çıkarak "oeh" dedirtti. kırmızı damalı gibi olan forma hariç, 2 forma da berbat dizayna sahip. 4. sürpriz formanın ocak ayında satışa sunulacağı söylendi, ki hepimiz bunun 100. yıl forması olacağını ve çubuklu olacağını biliyoruz. 2500 lira da olsa onu almak gerek.

    #290920 lake of the hell | 9 ay önce
    1spor kulübü 
  8. güzel bir yaş gününü daha geride bırakmış, bizi de yarınki işe yarım uykuyla gönderecek olan, 93. yaş günü kutlu olasıca.

    2 sene öncekine göre oldukça kötü, geçen seneki süper lig coşkusuna göre ise gayet sönük geçen bir doğum günü kutlamasını daha geride bıraktı. sahile kurulan dj kabinleri işi bok etti. her marşı arada kesip "arkadaşlar, şimdi de 1925'te kurulan canımız için..." diye konuşmaya başlayan dj'i acilen semt dışına çıkartmak gerek. 9 yaş altı futbol takımının minik kızceğizlerine canım feda ama izmir marşı için 14 haziran kutlanmıyor. gece 10'a doğru köprü civarında olan muharrem ince'nin propaganda aracı bile müziği kesti, göz göz çekti. bu gecenin istenmeyen adamı sendin dj.

    geçen senelere göre çok sönüktü bu yılki kutlamalar. kuş katili havayi fişekler gecenin en iyisiydi ama hem ramazan'ın son günü hem ertesi gün bayram olması hem de izmir'in korkunç nemi ile kötü bir kutlama gerçekleşti. yanan meşalelerin drone ile çekimi yarın düşer sosyal medyaya. geçen yıllardakiler çok daha iyiydi. saçlarımdan omzuma kadar her tarafım yandı, sesim kısıldı ama gene de tatmin olmadım.

    bu yılki doğum günün sönük geçtiği için kusurumuza bakma göztepe'm. seneye stadın açılışıyla bilrikte en iyisini yapacağız. sesim kısılana kadar bağırmaya devam edeceğim. nice yıllara.

    güneşi tuttum

    not: karlı kayın ormanı çakması olan, türkiye'nin en iyi futbol kulübü marşımız da bu ydu, ekleyeyim istedim.
    #96977 lake of the hell | 7 yıl önce
    1spor kulübü 
  9. ocak ayı sonundaki fener maçıyla birlikte başlayan berbat hali halen devam etmekte olan, son 6 maçında galibiyeti unutmuş, alanya'ya 'nde yenilerek "iç sahada yenilmezlik" serisini sonlandırmış, baya baya bayır aşağı giden izmir'in gururu.

    bunun birkaç nedeni var ama hepsi 'da birleşiyor:

    1- takım oyununda kimya eksikliği yaşıyoruz: bunun doğrudan anlamı şu; bazı oyuncular takım oyununu yok etmeye programlanmışçasına gelişemiyor. transfer söylentilerinden sonra yok oldu. sakat falan diyorlar sürekli ama bence sezon sonu kesin satılacak, bunun yolu yapılıyor. oyuncu da genç tabii, sürekli servis edilen böyle haberlerden etkilendi ve performansı yok oldu. yetenekli olduğu kadar da bencil bir oyuncu zaten. takım oyunu kendisine tamamen ters. victor hugo (namı diğer 'sefiller') 'in oyun zekasının yarısına sahip ama neredeyse benzer özelliklere sahip. önündeki hücum oyuncularını besleme kısmında kendisine çok fazla sorumluluk yükleyip top eziyor. tijanic takımın günah keçisi olduğu için 1 maç 11'de başlayıp nefis oynasa da sonraki maçta kulübede bile olmayabilir. "hoca ona takımda yer bulamıyor" diyordum ama yok, sefiller oynasın diye suratı pek asılmayan tijanic'i oynatmıyor. amc olarak oynayamıyor. geçen sezon bunu denemiştik ve başarılı da olmuştuk. ama bu sene sakatlıklar onu baya geriye atmış gibi. hoca da pek tercih etmiyor yoksa takım oyunu için ön alanda tijanic'le birlikte tek isim kendisi. geriden oyun kurmada zaten yokuz biz. ne ayaksız ne sol stoper yedeği olarak takıma katılan ama yoldaş'ın takıntıları nedeniyle ön liberoya çakılmış durumdaki ne stoperlerin herhangi biri topu oyuna sokabilen tipte oyuncular. sol bek biraz iyiydi o konuda ama onu da samsun maçında çapraz bağ sakatlığına kurban verdik. yerine oynayan çıkışlarda iyi olsa bile ne geri dönüşlerde ne doğru oyun kurmada etkili. de ayağı iyi kalecilerden biri değil, hiç de olmadı zaten. bütün bunları alt alta toplayınca; ahmed ve tijanic'in her zaman 11 olması, romulo'nun hem ufak tefek sakatlıklardan hem de transfer söylentilerindan kurtulması ve en azından juan, ve 'dan birinin bu üçlüye uyum sağlaması gerekiyor. emersonn'un nasıl bir oyuncu olduğunu anlayamadık henüz. kubilay zaten "deve santrafor" kontenjanı için kadroda kaldı, sene başındaki çapraz bağ sakatlığı onu aylarca tedavide tutmasına rağmen. tijanic'in özellikle (namı diğer 'tsubasa') ile uyumu müthiş ama böyle olunca da en ileri uçta oynayan kim varsa (romulo'nun sakatlık belasından kurtulamamasından sonra juan'ı gördük çoğunlukla), onun performansı fena halde düşüyor çünkü top alamıyor, kendi pozisyonlarını yaratması gerekiyor. bunların hepsini düşününce; bu takımın iyi bir 8 numara ve dennis'i yedekleyebilecek (ve hatta formayı ondan alabilecek) bir ön liberoya ihtiyacı olduğu fazlasıyla belli ama kadroda böyle biri yok işte. yoldaş ise, özellikle bazı oyuncuları kendisinin yarattığını düşünüp hatalarından dönmüyor. böylece, neredeyse başakşehir maçından beri (3 ay kadar önce) takım oyunundan anladığımız, sadece uzun top atmak, rakibe önde basmak ve geride alan daraltmak oluyor. bu bir deplasman takımı taktiği, evet ama deplasmanda çok daha kötü oluyor bu plan çünkü rakip de çoğunlukla bize topu veriyor. kimya eksikliği de burada devreye girip oyuncuların normal standartlarından daha kötü oynamalarına neden oluyor. top dikmek hücum stratejisi olarak size öğretilir ve bunu uygulamanız beklenirse, eh, siz de topu dikersiniz ve buna "uzun top oyunu" dersiniz. yersen işte.

    2- yoldaş çok sorunlu bir taktisyen: saplantılı olduğu çok yönü var; göztepe'ye ilk geldiğinde "levski'de 4'lü savunma oynattım 2 buçuk yıl. burada da buna geçebiliriz ama bi' görmem lazım şimdiki arka 5'liyi" demişti, halen sistem değişikliği yapmadı; maçların içinde bile. kurulu düzeni bozmuyor ama sistem hata veriyorsa bunu da değiştirmiyor. savunmada sezon başındaki 10 maç falan korkunçtu, değiştirmedi, oyuncuyu uyarmadı bile. stoper üçlüsünü sürekli değiştirdiği için ne ne ne de stoperde az süre bulabilse de performanslarını sabit tutabildi. nedeni gene stoilov'du çünkü denen iq'suzu sürekli oynatmak istedi. bokele pozisyon bilgisi olmayan bir stoper. nielsen nasıl zeki bir stoperse, bokele de o kadar aptal ve ani karar vermesi gereken durumlarda bir ağaç kadar hantal. ama stoilov heliton'un yanında sürekli onu oynattı. dennis ön liberoda baya dalgalı performans verirken, sürekli sorumluluk almaya çalışıp sıçıp batırırken onu kesmedi; aksine oyuncuyu yüreklendirdi. miroshi'yi neden ön libero yaptığını kimse anlamadı (, ahmed, tsubasa ve bir miktar da nielsen dmc oynayabiliyor). şimdi de miroshi'yi sol bekte ya da sol stoperde denemiyor bile çünkü kendisi onun gözünde artık bir 6 numara. tsubasa'yı forvete dikti, orada kaldı çocuk. japonya'daki bir gazeteciye verdiği ilk röportajda (kendi başlığına yazdım sanırım, bakabilirsiniz oradan) kendisi bile diyor "ben hayatımda hiç forvet oynamadım, sürekli orta sahaydım, fc tokyo'da kaptanlık yaparken de orta sahaydım. bunu da başarırım" diye. kitledi çocuğu oraya "forvette sakat çok" diye, bıraktı orda. çırpınıyor çocuk orada rakip defansla, götünü yırtıyor pozisyon yaratabilmek için ama oranın adamı değilim de diyor. juan'ın bencillikleri bizi en az 3 galibiyetten etti, oyuncuya tek laf ettiğini sanmıyorum. boş kaleye son dakikalarda atamadığı bir gol var, ki şu halimle akşam yemeği sonrasında ben atarım onu. geçen senenin muhteşem ikilisi ahmed-doğan'ı kesinlikle düşünmüyor, dennis ve miroshi 90 dakika sıçıp batırsa bile. saplantılı yönü de şu: "bu oyuncuları ben yarattım. biri övülecekse ben olmalıyım" mantığı berbat bir şey ya. kötü de oynasa dennis çıkmıyor mesela. aynı şekilde heliton da (kendisi bulgaristan'dan getirdi çünkü), sefiller de (manevi çocuğu bence kesin). iyi oynayan tijanic ise 55'te laps diye oyundan alınabiliyor. korkunç saplantılar bunlar.

    yoldaş'ın kötü bir taktisyen olduğunun en güzel örneklerinden biri, istanbul'da 4-2 yendiğimiz bjk maçının hemen sonrasındaki başakşehir maçı. 4-1 kaybettik, ki aynı korner golünü 2 kere yedik 6 dakika içinde. 10. dakikada maç 2-0 olmuşken ve zaten sahadan silineceğimiz belliyken, duran top organizasyonunda aynı golü 2 kere yemek berbattı. 42. dakikada başakşehir 4-0 yapınca maç zaten bitti. burada göztepe'nin korner savunmasının 3 yıldır alan savunması olduğunu belirtmek lazım. 6 pas çizgisinin üzerine en az 6 adam sıralanıyor. direkleri tutan birer oyuncu var, 2 daha, etti 8. kalan 2 kişiden biri kontra atak kovalamak için yayın civarında boş bekliyor. adam alan tek bir oyuncu oluyor ve bu çoğunlukla forvet adamlarımızdan biri oluyor. romulo'yu rakibin en uzun ve hava hakimiyeti yüksek adamıyla her kornerde eşleştirmek ne saçma şey, değil mi? bu takımın heliton'u var, koray'ı var, taha'sı var, gerekirse miroshi'si var, safi boy olsun aklı olmasa da olur dersen bokele'si var. bunlar sadece çizgide bekliyor, romulo şimdilerde ligin gol krallığına oynayan 'i tutuyor. böyle saçmalıklardan ötürü kaybettiğimiz puan en az 12 bizim. öncesindeki korkunç eyüp deplasmanı, 50. dakikasına 3-1 önde girdiğimiz deplasman samsun maçı, 20 orta yapıp sadece 1 gol bulabildiğimiz hatay deplasmanı, sadece ikinci yarısında takımın açıklarını oyuncularına söylese en az 1 puan alacağımız fener deplasmanı, korkunç alanya, bodrum ve kayseri maçları ve geçen hafta 2-0'dan 2-2'ye kendi elimizle getirdiğimiz samsun maçı. bunlar 8 maç etti. bugünkü sivas maçında takım matsuki'ye uzun top şişirmeye devam ediyor, haklı kırmızı karttan ötürü 10 kişi oynuyor ve yoldaş aynı sistemi sürekli devam ettirmeyi tercih ediyor. e tabii ki puana hasret olan sivas da bizi 1-0'dan gelip 3-1 yenecek, ya ne olacağıdı? 9 maçta en az 10-15 arası puan alabilecekti bu takım. "ekle bakayım, kaç yapıyor" mevzusu değil bu, sadece yoldaş'ın körkütük uygulamak istediği "uzun top, 3'lü stoper, kanat olmayan bekler, 2 dmc, 1 tamamen ön tarafla ilgilenen amc ve 2 forvetimsi" taktiğinin defoları aslında. duran top savunması yok; baskı altında ileri çıkışların istisnasız hepsi uzun topla olmak zorunda; dmc'lerden biri sıçarsa diğeri de sıçıyor ve göbek tamamen rakibe gidiyor; topa sahip olamayan bir takım bu, topu rakibe bırakmak zorunda; kanatlardan içeriye girebilen de, orta açabilen de yok; uzaktan şut tehdidi olan oyuncu sayısı 3 ya da 4 ve hiçbiri aynı anda sahada olmuyor. böyle bir takımın hocası olmak ister miydiniz? ben isterdim ve hataları değiştirmek için de her maç sonu basın toplantısında "duran top savunmamız alüminyum, şu noktalarda dev sıçıyoruz ve bu değişmek zorunda" gibi açıklamalarda bulunurdum. bizimki ise sürekli "genciz, tecrübesiziz, sakatımız çok, baskı altındayız, hakem ot püsür" diyor. ulan, kimse de demiyor "madem suçlular bunlar, senin hiç mi günahın yok be deve?". diyen yok işte. taktik hatalarının hepsi hocaya yazar ve bizde bu sıkıntılar aylardır devam ediyor, bakmayın iç sahadaki yenilmezlik serisi bilmem kaç maç olmuştu diye. neredeyse bütün sorunlar taktiksel "anlık" dokunuşlarla "sahada" üstesinden gelinebilecek şeylerdi.

    yoldaş'ın maç içi değişiklik yapmama sıkıntı da çok büyük. bu değişiklikler illa ki oyuncu değişikliği ile olacak değil, bi' bölgede aksama görüp oyunculardan birini oraya kaydırmak gibi de olabilir. sağ bekte oynayan nielsen bu yüzden ve takımda ve sağlıklı olmalarına rağmen oynuyor işte çünkü hızı olmasa da pozisyon bilgisi müthiş. bunu da biz bağırıp çağırdık, sangare'yi de, ogün'ü de yuhaladık diye yapmadıysa adım lake değil benim. aynı mevzu sol bek için geçerli değil mesela. djalma ileri çıkışlarda çok savruk, geriye dönüşlerde bilinçsiz, ters kademesi ise olmayan bir bek. ya dibinde oynayan sol stoper (çoğunlukla bokele ile oynadı ama koray'la da oynadı) sürekli onun açık bıraktığı yerlere kayacak ya da sağ ön libero gibi oynayan büyük ihtimalle miroshi sol beke kayacak. ikisi de olmuyor, djalma geriye dönüşte sıkıntı yaşayınca sol kanadımızdan sürekli halde baskı yiyoruz. ve bu durum maç içinde defalarca oluyor. fener maçının devre arasında allan aaint-maximin sahaya girince nielsen'in ya değişmesi ya da oraya bir şekilde destek gelmesi gerekiyordu. biz bunu 10 dakika boyunca hiç yapmadık ve maç da bu 10 dakikada bitti. hatta djalma'nın da, nielsen'in tersine daha çok öne çıkıp oğuz aydın'ı bunaltması ve rakibin tek çaresinin sol kanattan atak yapmak olmasını sağlaması gerekiyordu. ki biz de sağ kanat savunmasını güçlendirelim ve oyun ortada sıkışsın; aynı ilk yarıdaki gibi. bunu da yapmadık ve maç 10 dakikada bitti işte. bunları tv ekranından ya da stattan görüp çaresiz kalmak ile yoldaş'ın durumunda bulunmak arasında dağlar kadar "rahatlık" farkı var. yoldaş rahat çünkü yarın medya onun öne geçtiğini ve ilk yarı rakibine 0,09 xg verdiğini, ikinci yarıya çıkılmasa rakibin bunu kabul bile edebileceğini falan yazacak. bunu biliyor, sonrasındaki faciayı umursamıyor. umursasa takımın eksiklerini, göçmekte olan yerlerini yamar, kapatır, uğraşır. yapmıyor bunları çünkü "kendi adı bir şekilde iyiye çıkacak zaten". neden uğraşsın ki? 2 samsun maçı da böyleydi, alanya maçı da, bodrum maçı da, korkunç eyüp maçı da ve hatta başakşehir maçı da. başakşehir maçından sonra "ilk yarı paralize olduk" dedi, geçti mesela. ulan, ben ekran başında paralize olurum, sahadaki 20 yaşındaki dennis, sefiller falan paralize olur da, sen neyine paralize oluyon olm? senin işin paralize olmayan takım yaratmak değil mi zaten? hadi dumura uğradı herkes, buna müdahale edip düzeltmeye çalışmak değil mi? herkes alkışladı bu açıklamayı ve "sonraki maçlara baktık".

    3- taraftar ne eleştiri ne öz eleştiri seviyor: kulüp yapısıyla alakalı bu aslında. uzun süre dernek olarak devam etmiş, şirketleşme aşamasında da tribün desteğini kaybetmemek istemiş bütün şirket takımları kendisine yakın tuttuğu taraftar gruplarına sürekli yardım eder, bilet verir, koruyup kollamış gibi görünür. mevzusundan önce "e-bilete hayır" diye birlikte yürüyüş yaptığım bütün tribündaşlar banka kartlarını birkaç ay içinde aldı mesela. tribün içinden hocaya ya da genç çocuklara tek bir eleştiri büyük tepki çekiyor, maça giden arkadaşlar söylüyor bunu. aynı durum hoca için de geçerli. maçlardan sonra twitter ve youtube'da canlı yayınlar yapan gruplar, kendi aralarına aldıkları eleştirel taraftarları sindiriyor, "amatörü unutmayın, oraya mı geri dönelim, bunu mu istiyorsunuz?" falan diyor. bu gruplar kulübe bağlı değil ama mesela en büyüğü olan yalı'nın sürekli bilet aldığı, deplasman otobüslerinin önce yalı'ya ayarlandığı falan iyi bilinir muhitte. yani, kulüp taraftar grubunu yemliyor, grup da içindeki eleştirileri yok ediyor. böylece hiçbir yerde "abi şu sorunlarımız var bizim, neden konuşulmuyor?" diye soran bir göztepeli görmüyor, duymuyorsunuz. bir süre önce yerel gazetelerde yazı yazan gazeteciler bile eleştiremiyor, bunlar gibi "eskiyi unutmayın" korkusu pompalayan yazılar döşüyorlardı. biraz akıllandı onlar şimdilerde, ağızları çeyrek de olsa açılabiliyor artık. benim yaşımdaki eski tribüncü, şimdi goy goycu tayfadan ise eleştiri hiç çıkmıyor, "şükür bu halimize, en azından düşmüyoruz" falan diyorlar. e olm, hani siz değil miydiniz "100. yılda avrupa'da atletico hayali" diye pankart hazırlıklarında espriler patlatan? bunu bile soramazsınız bizim tribünde. bu kadar eleştiriye kapalı bir grup tabii ki "kol kırılır yen içinde kalır" saçmalığı içinde her türlü defoyu içinde gizler, o defo da büyür, büyür, devasa bir sorun olur.

    bilmiyorum ne olacak lig. hoca bugünkü sivas maçından sonra basına çıkıp "avrupa hayalimiz bitmiş değil" falan dedi gene ama sonuna "camia kenetlensin" diye ekleyerek. elin eski sovyet kafalısı bize "kenetlen" diyor, sanki alanya'yı içeride bok gibi oynayarak yenemeyen benim idare ettiğim takımmış gibi. eyüp maçındaki oyun biraz önümüzü gösterecek bize. ya kupayı ön plana almamız gerekecek (ki oradaki yol bence tıkalı. önce bjk deplasman, olursa sonra trabzon deplasman ve sonunda da fener ya da gs'den birini yenmek gerekecek) ya da ligteki kalan maçlarda "iddiasız orta sıra takımı" performansı içinde altın bulmamız gerekecek. futbolda beyinler yandığı için kadınlar voleyboldaki 1. lig play-off finaline kalmak ve erkekler 2. lig play-off'unda dolu dizgin gitmek biraz geri planda kaldı. mart ayında voleybol ve basketbol bizi çok sevindirecek ama futbolda baya karalar bağlayacağız bence. umarım yoldaş kazanır, ben yanılırım ama hiç umudum yok. gençliğin katili işini yapıyor gene.

    #295335 lake of the hell | 4 hafta önce
    0spor kulübü 
  10. süper lig'te 3 maçta 3 puan toplamış, henüz yapılamamış forvet transferi sebebiyle gol üretmekte ciddi sıkıntı yaşayan izmir'in gururu.

    biraz önce biten fenerbahçe maçının da gösterdiği gibi, bu takım geçen seneki ya da gibi bir bitirici bulduğu zaman geçen senenin üzerine çıkabilecek potansiyelde. borcu yarım milyar euroları bulmuş, bunca borca ve döviz kurlarının korkunçlaşmasına rağmen, transfer ettiği futbolculara yıllık 4 milyon euro civarında yıllık maaş vermekten çekinmeyen, kendi kendilerine "büyük takım" demeyi alışkanlık haline getirmiş takımlardan daha az sorun yaşayacağımız bir sezon olacağını düşünüyorum. ligin ilk 4 maçında puan alamamayı bile şimdiden dert etmeyen bir taraftara sahibiz. iç sahadaki maçlarda yakaladığını affetmeyeceği de çok açık. belki geçen yılki gibi ilk yarıdan 30 puanı yakalayamayacak ama kendilerini dev aynasında görmekten zevk alan istanbul takımlarına her zaman diş gösterecek.

    bu sene avrupa kupalarına katılabilecek bir konumda ligi bitirsek ya da ziraat türkiye kupası'nda yarı final veya final yapsak, seneye geçeceğimiz yeni statla birlikte avrupa maçlarında çok mutlu olacağız. gene de hedef, geçen seneki gibi, ligi rahat bir pozisyonda bitirmek. sezonun ilk 3 puanı da bu hafta içinde rahatlatacaktır takımı. güzel günler göreceğiz.
    #106600 lake of the hell | 7 yıl önce
    1spor kulübü 
  11. tff'nin bu haftaki sikko kararı sonucu (fenerbahçe beko'nun final four maçı pazar oynanacağı için futboldaki maçları bugüne ertelendi) farklı günlerde oynanan düşme hattı maçları sonunda, küme düşme ihtimali biraz azalmış ve ipler yeniden tamamen kendisine geçmiş izmir'in gururu.

    haftaya erzurum belediye, bursaspor ve biz küme düşecek 2 takımı belirleyeceğiz. son haftaki fikstür de şöyle: erzurum kayseri deplasmanına gidecek, bursa malatya'ya konuk olacak ve biz izmir'de ankaragücü'yle son maça çıkacağız. sivasspor biraz önce biten maçta ankaragücü'ne yenilmiş olsa da, haftaya sivas'ta galatasaray'a kaybetse bile, küme düşme ihtimali yok (bizim de ankaragücü'nü yeneceğimiz düşünüldüğünde bile, ikili averajda sivas bizim üstümüzde yer alıyor). ben en kötü senaryo olan erzurum, bursa ve bizim aynı puanla ligi bitirmemizden korkuyordum (çünkü bu durumda, sıralama aşağıdan yukarıya bursa, göztepe ve erzurum şeklinde oluşuyor ve erzurum küme düşmüyordu). biraz önce biten maçta fenerbahçe'ye evlerinde kaybetmeleriyle birlikte bu 3 takımın ligi aynı puanla bitirme ihtimali tamamen bitmedi ama çok azaldı. bursa şehir ve taraftarlar açısından "biz ligten düştük" psikolojisine bürünmüş durumda. malatya'nın ligi 5. bitirme amacı da söz konusu olduğu için haftaya puan almaları mucize olacaktır. haftaya güçlüler'i bornova doğanlar stadı'nda öyle ya da böyle yenmemiz gerekiyor.

    bu hafta bursa deplasmanındaki maç her iki takımın dost olması sebebiyle çok fazla olay çıkmadan bitti. futbolun yeni dönem belalısı nedeniyle 2 golümüz iptal edildi ve bir penaltı kaçırdık. son dakikalarda yenilebilirdik de. maçın 0-0 bitmesi bursa'nın ligten düşme psikolojisinin üzerine tuz biber ekerken, bize de "en azından puan aldık" diyebilme fırsatı tanımış oldu. kazanasaydık, şimdi gelecek sezon hakkında bu girdiyi yazıyor olurdum ama küme düşme ihtimalimiz halâ var. rahat oturamıyorum, dün de uyuyamadım zaten.

    denilen saçmalığın 2 senedir bize "denk gelmesi", sene boyunca var'dan canı yanan takımların başında gelmemiz, berbat yönetimsel hatalar, ligin en kötü transfer politikasına sahip takımı olmamız ve 40 puanı 23 nisan'dan önce alıp rahatımıza bakabilecek fırsatı yakalamışken, kendi kendimize işi zora sokmamız göztepe için bu sezonun özeti olmuş durumda benim adıma. haftaya küme düşmezsek, seneye yeni stadı bu ligte açmış olacağız. düşüp düşmemeyi aslında önemsemiyorum (bu senaryoyu 3 kez statta yaşadım). stadı alt ligte açmak kötü olacak. umarım bu olmaz.

    #146301 lake of the hell | 6 yıl önce
    0spor kulübü 
  12. transferin son gününde kadrosuna kattığı 4 futbolcudan 3'ünün beklentileri ve tabii ki ihtiyacı karşılamasıyla birlikte yavaş yavaş takım kimliği oturmaya başlayan, "devre arasına kadar en az 20 puan" hedefine kaplumbağa adımlarıyla ilerlemekte olan izmir'in gururu.

    başlığa yazalı 2 ay olmuş. ağustos'un son gününde akbilspor'dan , ve 'yu; 'ten de neredeyse 2 yıldır topa dokunmamış 'ı takıma dahil ettik. mossoro gibi bir 10 numarayı ben en son 2. lig kırmızı grup'taki bataklıktan çıkmaya çalışırken izlediğimi hatırlıyorum (). frikik atan, ara pasları milimetrik atabilen, sahaya gözleriyle bakmadan da takım arkadaşlarının nerede olduğunu anlayabilen bir 10 numara, göztepe'nin en az 10 yıldır istediğiydi. taraftarlardan biri olarak, hücumda organizasyon eksikliği yaşadığımız her maçtan sonra, tribündeki homurdanmaların içini "ulan, keşke bi' olsa be" diyerek doldurmaktan imanımızın gevrediği günleri de halen hatırlamaktayım.

    her ne kadar yaşı iyice geçkin olsa da, mossoro taraftardaki "10 numarasız takım olmaz" algısının dibine dökülmüş can suyu oldu. napoleoni ise hızlı, refleksleri ve oyun görüşü iyi, apaçi kanat oyuncusu eksikliği yaşamayan takıma bir lüks gibi şu anda. kendisinden başka düzenli ilk 11 oynayabilecek 3 oyuncu bulunmasına rağmen (, , ), akbilspor'dan paket olarak aldığımız bir oyuncu gözüyle baktık napoleoni'ye. son kayseri maçındaki patlaması hariç, benim beklediğimin uzağında kaldığını söyleyebilirim. soner aydoğdu ise, 'nun yedeğe çekilmesini sağlayan isim oldu. ayrıca, 'in ile yan yana oynama zorunluluğunu da ortadan kaldırmış gibi görünüyor. istikrarı en az castro kadar var, uzun pasları castro'dan kötü, savunmaya yardımı ise castro'yu aratır cinsten. soner'i kadroya dahil etme nedeninin tek bir amacı olabilir bence: ileride çoğalamayan, kanatlardan hücum edemediğinde oyunu ister istemez orta sahaya sıkıştıran takımın orta saha direncini artırmak. bunu castro-poko ikilisiyle de başarabiliyorduk zaten. gene biraz lüks gibi gelmişti bana ama castro'nun en az 1,5 sezondur devam eden istikrarsızlığı ve üzerine bindirilen fazla yükün altında ezilmesini engellemiş olduk. yedek kalan castro'nun oynamadığı için sorun çıkartabilecek karaktersizlikte biri olmadığını da bildiğimiz için soner hem lüks hem de ihtiyaç olabildi şu ana kadar.

    ligin 2. haftasındaki beşiktaş maçındaki berbat oyun ve farklı mağlubiyetten sonra, oyun olarak pek fazla değiştiğimizi ve geliştiğimizi söyleyemem. denizli, rize ve konya maçlarında hücumda tutuk, savunmada ise yetersiz göründük. bu noktada 'nın savunma hattını sürekli değiştirmesinin de etkisi büyük. 'ten büyük ümitlerle kiralanan ilk 11'e giremiyor artık. - ikilisi ile savunma hattının göbeğini kuruyoruz ve şimdilik geride çok büyük hatalar yapmadık; rakibe uyum sorunu yaşadığımızı göstermedik. sol bek halâ kanayan yara. taraftara "biladeriniz geri döndü" etiketiyle peşkeş çekilerek transfer edilen 4 maçtır ilk 11'e giremiyor. 2. lig'te bile yetersiz kalabilecek 'in olmayan sol ayağına kalmış durumdayız. sağ bekteki 'da ise, castro'da da ortaya çıkan olumsuzluk var: istikrarsızlık. aklı oyunun içinde değilken, alt yapı oyuncusu tecrübesizliğine bürünebiliyor ve sıklıkla kademe ve ters kademe hataları yaparak savunma hattının direncini dibe vurduruyor. eğer gününde ise, hücuma daha sık ve etkili katılabiliyor, orta sahanın pas alışverişi yükünü hafifletiyor ve stoperlerle iyi anlaşıp defans hattının uyumunu artırıyor. ben sezon başında kendisinin satılmasını bile istiyordum çünkü afrika uluslar kupası'nın en iyi 11'ine seçilmiş bir sağ bek, kendi kulüp takımında bu kadar istikrarsız oynayamazdı. yedeği olarak hatay'dan transfer edilen 'ye ise, tamer hoca hiç şans vermedi.

    geçen hafta sonundaki kayseri maçındaki 4-0'lık galibiyetin milli maç arasından hemen önceye denk gelmesi güzel oldu. eğer böyle bir ara olmasaydı, akbilspor bizi istanbul'da evire çevire yenecek, kayseri'yi farklı yenmemizin yarattığı aşırı özgüven bize pahalıya mal olacaktı. şimdi, biraz sakinleşip kendimize gelmek için yeterli vaktimiz var. milli maç arasından sonra sırasıyla akbilspor(dep), kasımpaşa, trabzonspor(dep) ve yeni malatyaspor maçlarına çıkacağız. bu 4 maç sezonun ilk yarısını kaç puanla bitireceğimize dair önemli doneler verecektir. bu süreçte alınabilecek 10 civarı puan, bu sezon da ligte tutunmamızı sağlayabilir. şubat ayında açılması planan ile birlikte, sezonun ikinc yarısında oynayacağımız akbilspor, beşiktaş, trabzonspor, alanyaspor ve ankaragücü maçlarının önemi daha da artacak (beşiktaş ve ankaragücü maçlarında müthiş tribün yapacağımızdan eminim). ama önce ocak ayına 20 puan civarında girmeliyiz.

    milli maç arası en çok bize yarayacak. arşa çıktığından emin olduğum özgüvenimiz normal bir seviyeye inecek, takım uyumumuz artacak, savunma hatalarının üzerine gidilip giderilmesine aşama kaydedilecek. resmi olarak olmasa da, görünen şekliyle kadro dışı kalmış olan 'in takıma tekrar kazandırılması da bize güç katabilir. umarım ilerleyen günler bizim açımızdan en iyi şekilde geçer.

    #162201 lake of the hell | 5 yıl önce
    1spor kulübü 
  13. izmir'in gururu.

    , kısa adıyla gürsel aksel stadı, tam adıyla 'nin açılışı, beşiktaş maçı öncesi ve maç sırasında olanlar ile göztepe mahallemizin takımı diyen güzelyalı'nın 26 ocak'ta alev almasının güzel bir özetini yapmış. 'in kendi youtube kanalından buraya transfer olması da nefis olmuş. adam her hafta alt lig maçlarını gidip izliyor, mini belgesel tadındaki çekimleriyle de paylaşıyordu. yaklaşık 10 dakikalık müsait bir zamanınız olduğunda izlemenizi tavsiye ederim.

    ıssız kuytu köşeler, bize el salla
    #171821 lake of the hell | 5 yıl önce
    0spor kulübü 
  14. zihnen aylar önce küme düşmeyi kabullendiği için 7-1 değil, 17-1 bile yenilmesi hiçbir şeyi değiştirmeyecek izmir'in gururu.

    bu kabullenmenin ilk kıvılcımını ankara'ya gidip yeni spor yasası'nın meclisten geçeceği son halini gördüğünde istifayı basarak yaptı; başkansız kaldık. göztepe'nin şu sikko ligteki son 5 yılındaki en iyi hocasıydı; kovuldu, hocasız kaldık ( ile ilgili de yazılmış başlık altında. tomas'ın kukla olarak geldiği ve zaten nestor kovulduğu anda küme düşmemizin zihnen kesinleştiğini hepimiz biliyorduk, günaydın size. 'ın süper lig'e çıkıldıktan sonra sepil ile maaş artışında anlaşamadığı ve kulüpten gönderildiğini de unutmuşunuz, geçmiş olsun. sepil halâ başkanken ne vural'ı aga ya. zaten taraftar da istemez vural'ı). sosyal medyada "safi rüzgar" yapıp faşşolig'in dizayn ettiği stada girince taraftar olmanın anlamını unutan "seyirci"ler sürekli futbolcu bazlı eleştiri yaptı, yönetimi tek bir maçta (sanırım kasımpaşa ya da altay maçıydı) topa tutabildi; tribünsüz değil belki ama "seyirci"siz kaldık. ee, bu kadar yoksunluk eki insanı bile yıkar, koca göztepe'yi de küme düşürecek tabii; ya ne olacağıdı?

    yeniden yapılanmaya başlamamız, gençleri sahada görmemiz, yönetimdeki iğrenç kadrolaşmayı yok etmemiz (kısaca "mamacılar siktirsin gitsin"), şehrin göbeğindeki stadın taşınmazlarının kiraya verilmesinin yolunun yasayla açılmasıyla birlikte deli gibi gelir kazanmamız; kısaca, yeniden umutlu olmamız için her şey mümkün ama fitilin ateşlenmesi için her şeyi tüketerek dibi görmemiz gerekiyor. hep böyle oldu. ben tavşanlı maçı sonrası nda da vardım, hatay'la oynadığımız özgür yankaya tiyatro sunda ciğerime hüzün de çektim, gençliğimin çoğunu göztepe sevdası adına da harcadım. benim gibi taraftarlara küme düşülmüş, 3. ligmiş, köy-kasaba deplasmanlarına o 302 otobüslerle gitmekmiş; evin rızkını göztepe'nin adının geçtiği her yere yatırmakmış; koymadı, koymaz. yeter ki, kanserli hücrelerden kurtulalım, "tertemiz bir sayfa açtık" diyebilelim, önümüzü görebilelim ya. "hiçbir şeyi seni sevdiğim kadar sevmedim" diye diye ömrüm çürüdü. dilimde olduğu gibi, yüreğimde de halâ "güzel günler göreceğiz " umudu var.



    edit: gözyaşlarıyla dönenler kahpe olsun ulan!
    #275775 lake of the hell | 3 yıl önce
    0spor kulübü 
  15. bir diğer stajyer hocasının da istifasıyla birlikte teknik direktörsüz kalmış, başkanı 'in bir kelime açıklama yapmaktan imtina ettiği; bu zaman zarfında kulüp içi ilişkilerle ilgili korkunç senaryolar üretilmeye (veya su yüzüne çıkmaya) başlamış izmir'in gururu.

    'un istifası sezon başında olmalıydı ama çok geç kalındı. geçen sezon sonunda istifa ettiğinde kabul edilmemişti. keşke o zaman yollar ayrılsaydı... takımda karakterli 1 tek oyuncu mumla aranırken, sportif direktörden idari menajere kadar olan yönetim kadrosunun da gözü paradan başka bir şey görmüyor, "onurlu davranmak" kalıbını hayatlarında hiç uygulamamış gibi görünüyorlar. palut'un istifasından sonra ayyuka çıkan ve taraftarı çıldırtan iddiaları döşeyeyim aşağıya. döşeyeyim ki; göztepe'nin '90'lardaki kaos ortamı nasıl geri döndü, siz de görün:

    - palut'un yazılı istifasından sonra kulüp binasının önüne giden az sayıda taraftar ilhan şahin istifa pankartı asmaya çalışmış. binanın müdürü bunu engellemiş, onlar da arka tarafta, sahile doğru olan yerde fotoğraf çekilip uzaklaşmışlar (kulüp binasının müdürü kim ya?)

    - kulübün sportif direktörlük ve kulüp menajerliği meseleleri zaten yıllardır sancılı. çöp futbolcuları kulübe itelemeye çalışanlardan gına gelmişken (kulaklarınız çınlasın barış güçlü, aktuğ sönmez, abdullah bayındır, mustafa kızıl) ismi ortaya atıldı. 2 hafta önce sessizce göreve getirilen toros'un geçen hafta içinde antrenmana ingiltere 2. lig'inden bir futbolcu getirdiği (kevin stewart), bu futbolcunun temmuz ayından beri ayağına top değmemiş olduğu, antrenmana gelen topçunun palut tarafından çalışmalara alınmadığı ve toros'un palut'u tehdit ettiği söylentileri var. palut'un istifasının arkasında da bu olayın olduğunu söyleyen çok.

    - erk toros mevzusu önemli çünkü bağlantıları korkunç biri. 10 yıl önceki şu haber ve 8 yıl önceki şu haber aydınlatıcı olabilir. two.zero profili de bu . "two.zero ventures" bir yatırım fonu. burayı kuran "global yatırım" holding sahibi mehmet kutman (borsacı). two.zeroculardan ikisi ömer koray uzun ve batur altıparmak. uzun, altınordulu çoğu futbolcunun menajeri. altıparmak ise fenerbahçe'ye comolli ve soldado'yu getiren kişi. daha da korkutucu olan iddia ise, two.zero'nun ortaklarından birine kulübün %15 hissesinin satıldığı ve antrenmanda gelişen olayın da toros'un hissedar olması sebebiyle hasıraltı edildiği. eğer durum bu denli vıcık vıcık br hal aldıysa (sepil günledir konuşmuyor), değil kulüp binası, urla'daki tesisler basılır, kulübün kimin olduğu net bir şekilde gösterilir. bu daha önce de yapıldı, şimdi de yapılır. "bu işler geçmişte kaldı" diyen taraftarlar kendi kulüplerinde nelerin döndüğünü dahi bilemezken, biz halen eski çağdışı tepkilerle kontrolün paragöz menajerlerde olmadığını gösterebiliriz.

    gırla teknik direktör ve futbolcu adı geçiyor. hiçbirinin doğru olduğunu düşünmüyorum. bir tek ünal karaman'la efes oteli'nde görüşüldüğü, alternatif olarak da mehmet özdilek'in listede olduğu gerçekçi görünüyor. stewart balonundan sonra paoklu bir ön liberoyla da anlaşıldığı haberleri dönüyor ama yüksek ihtimalle akbaba menajerlerin kaos ortamından nemalanma çabaları bunlar (hocası olmayan bir kulüp neden apar topar transfer yapmaya çalışır? sanki kulüp yıllardır aynı şablonla futbol oynuyor da, gelecek hoca bu sistemi devam ettirecek. kargalar bile güler buna). stajyer hocalardan gına geldi bana. çakal paragözlerden de bir o kadar nefret ediyorum.

    bu kulüp başkansız, tmsf'ye devredilmiş, teknik direktörsüz ama maaş alamayan futbolculara kendi cebinden harçlık vermiş taraftarıyla bu günlere geldi. sepil bir açıklama yapmadan gaza gelmemek gerek. ancak bu iddiaları duymayan yok. sepil çıkıp ya "evet kardeşim, kulübün hisselerinin bir kısmını bu akbabalara sattım" diyecek ya da "takke düştü, kel göründü. bütün suç bende, temizliği de ben yapacağım" diyecek. önündeki iki yoldan ilkini seçerse, kaos günleri daha yoğunlaşacak, iddialar ve söylentiler daha da derinleşecek. lig düşmek falan koymaz bize ama kaostan kurtulmak 18 yıl alabiliyor. beni asıl korkutan bu. ancak, pislik tamamen temizlenecekse, 18 yıl beklemeye razıyım ben.
    #238032 lake of the hell | 4 yıl önce
    0spor kulübü 
  16. İstanbul'da Kadıköy ilçesinde bir mahalle. Deniz manzaralı bir çok eve sahiptir.
    #43474 opeth | 8 yıl önce
    0mahalle 
  17. sokak arasında oynasa kaldırıma çıkıp destekleyeceğimiz aşkımız, tutkumuz, kavgamızdır. dünyanın en güzel çilesidir.

    sokayım şampiyonluklara, sensiz yaşayamam bu dünyada.
    #77337 endingcredits | 7 yıl önce
    2spor kulübü 
  18. durduk yere akla düştüğünde, youtube'ta eski videolar üst üste açıldığında yürek parçalayan, gözyaşlarını dereye döndüren izmir'in gururu.

    sevdamıza and olsun diyerek gözyaşımız kan kırmızı akarken bu aşkın peşine düştüğüm gün için odin'e ne kadar şükretsem az. daha 1 yıl bile olmadı ama şu nu her izlediğimde dağılıyorum.

    güzel günler göreceğiz diye diye geldik bu günlere be. insin ofisin camı çerçevesi, umrumda değil.

    #79448 lake of the hell | 7 yıl önce
    0spor kulübü 
  19. öyle böyle süper olmayan ligin 9. haftasında 20 ekim cuma günü (4 gün sonra) aytemiz alanyaspor ile izmir bornova doğanlar stadı'nda karşılaşacak olan izmir'in gururu.

    alanya maçından sonraki fikstür çok garip. kasımpaşa (deplasman), beşiktaş, bursaspor (deplasman), teleset mobilya akhisarspor maçları var. ben antalya maçıyla başlayan bu 3 maçlık süreçte en az 7 puan almamız gerektiğini yazmıştım. antalya'yı yenip 3'ü aldık, kaldı 4. alanya ile bizim husumetimiz de var. kavga dövüş çıkmazsa iyi.

    onların süper lig'e çıktıkları bir önceki sezonda mayıs ayında alanya'da maç vardı. bizi yenerlerse süper lig'e çıkmayı garantiliyorlardı. yendiler de 2-1 ve garantilediler. maçtan sonra seyirciler sahaya girip dövmek için bizim oyuncuların peşinden koşturdu. gencecik kalecimiz 'ın canına kast edilmişti orada. medya vurdumduymazlığa, federasyon ise "tebrikler alanyaspor" yavşaklığına sığınmıştı. umarım bu maçta bizim taraftarlar geçmiş anıların etkisinde kalmaz. zaten kale arkasına ceza gelmiş başakşehir maçından dolayı. eğer bu maçta en ufak bir kötü tezahürat, merdivenlere oturma ya da sahaya tuş tüyü atma gibi olaylar olursa, beşiktaş maçını seyircisiz oynayabiliriz. umarım böyle bir şey olmaz.

    güzel maç olacaktır. izleme imkanınız olursa bakın. kazanırsak, ligde kalma yolunda büyük bir adım daha atmış olacağız. "30 puanı toplarsak tamam bu iş" diyordum ben, 16'sı cepte. umarım 19 olur cuma günü.
    #58968 lake of the hell | 7 yıl önce
    5spor kulübü 
  20. süper lig'in 14. haftasında deplasmanda kardemir karabükspor'u biraz önce 1-0 yenerek 24 puana ulaşmış izmir'in gururu.

    berbat bir maç oynadık. özellikle ilk yarı hiçbir varlık gösteremedik; hatta kaleye tek şutumuz vardı. karabük bize bilenmiş, bu çok belli oluyordu. onların en büyük sıkıntısı ise, yetenekli oyuncularına topu atıp harikalar yaratmalarını beklemek. ilk yarı bu formül gazla çalıştı, ikinci yarı ise oyunun temposu düşünce, son 5 dakika hariç, varlık gösteremeyen bir karabük izledik.

    maç boyu kaleyi tutan tek şutumuz gol =) maçın ilk yarısı, süper lig'te şu ana kadar oynadığımız en kötü futbolu oynadık. beto'nun kurtardığı penaltı olmasa, ikinci yarıda iyice kontrolden çıkabilirdi maç. 1-0'a dua etmemiz lazım. kayseri deplasmanı da böyleydi ve 1-0 yenilmiştik. şimdi ödeşmiş olduk bence.

    etliye sütlüye bulaşmayan bir hakem. ikinci yarıda ve 'nin, sırasıyla halil ve selçuk'un bileklerine basmalarında uyudu. poko'ya sarı değil, kırmızı kart göstermeliydi. torje'nin pozisyonuna ise, faul bile çalmadı garip bir şekilde. adı süper olan ligin hakemleri böyle ne yazık ki. bunları yazınca "yenmişsiniz, halâ ağlıyorsunuz" diyenler olabilir. 1 saat sonraki derbinin ardından göreceğim sizi.

    adım adım 30 puana doğru gidiyoruz. haftaya da malatya deplasmanı var. malatya'nın da karabük gibi oynayacağını düşünüyorum ama bu sefer, karabük maçındaki gibi ite kaka değil, baştan sona hak ederek kazanacağımızı umuyorum. bugün şanslıydık ama berbat hücum yaptığımız da unutulmamalı.

    #64571 lake of the hell | 7 yıl önce
    0spor kulübü 
  21. 94. yaş gününü bu akşam kutlayacak olan izmir'in gururu.

    izmir'deyseniz ve bu akşam yapacak bir işiniz yoksa, narlıdere'den alsancak'a kadar olan bütün sahil boyunca gerçekleşecek kutlamalara katılabilirsiniz.

    biz yakarsak söndüremezler
    #149889 lake of the hell | 6 yıl önce
    0spor kulübü 
  22. Ölümden dönerek, tribün hayatıma son verdiğim 2003 (2002 de olabilir) senesinde Göztepe deplasmanında İsmail'in bizi anormal derecede misafirperver bir şekilde karşılamasını unutmadığım, yalı tribününden birçok dost edindiğim ve bizim memleketin de her zaman sempati duyduğu bir takımdır Göztepe.

    Var olsun. Göz göz, göztepe!
    #176831 becoolnotfool | 5 yıl önce
    0spor kulübü 
  23. 1 ileri 2 geri gitmeye devam eden futbol takımı ile birlikte karışık duygular yaşatmaya devam eden izmir'in gururu.

    istanbul takımları karşısında uzun yıllar sonra (40 yıl kadar sonra) 3 galibiyet üst üste çıkardıktan sonra alanyaspor karşısındaki aciz oyunla tutunulan beraberlik ve galibiyeti hak etmeyen bir oyunla erzurumspor karşısında kazanılan 3 puan, takımı bir anda "son 5 maçın lider takımı" haline getirmişti. ama kağıt üstündeki gerçekler, sahaya ve oyuna yansımıyordu ve bu takımın yıllardır peşinde olanlar için "kömürü altın zannetmek" olarak bilinen bir gerçekti.

    3 istanbul takımı maçlarındaki başarılı oyunun temel dayanağı tabii ki k.b. etkisi. sadece izmir'de değil, bütün anadolu şehirlerinde futbol federasyonu tarafından sürekli korunup kollanan, semirtilmiş büyütülmüşlere karşı olan öfkenin dışavurumundan başka bir sebep bulmaya gerek yok. ayrıca, takım bu 3 maçlık seriden önce, ligin en kötü oyununu oynayan takımlarıyla oynamış, 3 maçta sadece 1 puan almış, sahada da hiçbir varlık gösterememişti. girdinin başındaki 1 ileri 2 geri döngüsüne istanbul maçlarından sonra gireceğimizden adım gibi emindim ben. alanyaspor karşısındaki korkak oyun (son dakikalarda 5-5-0 oynadık, sağ açık 'ydı ya), erzurumspor karşısındaki berbat oyun planı ('ın 'a adeta tahammül edememesi, oyun kurma noktasında 'nun bu sezonun tamamında sıçtıkça sıçması) bu maçlarda olumsuz sonuç alınmamasını sağlamış olabilir ama kağıt üstündeki değil, gerçek oyun gücü açısından göztepe'nin uzun süredir yetersiz olduğu, takımı takip eden bütün taraftarların gözlerini kanatıyordu. ünal hoca'nın adaptasyon sürecinin uzayabileceğinin de farkındaydım ben. bu yüzden de "mart'ın ortasındaki ankaragücü maçına kadar kendisine laf etmeyeceğim" demiştim. ligin çıkışta ama düşme hattında yer alan takımlarından olan ankaragücü dün içimizden geçti; hem de 400'ün üzerine isabetli pas (%85) yaptığımız, 25 orta açtığımız, %60 topa sahip olduğumuz bir maçta.

    ünal hoca'nın kafasındaki ilk 11 henüz oluşmadı, bunu hepimiz apaçık görebiliyoruz. neler denediğinden bahsedeyim:

    defansın göbeğine çaktığı - tandeminin hangi hatalara açık olduğunu taraftar görebiliyor, ünal hoca henüz sadece antrenman performansıyla bu ikiliyi değerlendirebildiği için göremiyor. atınç ligin en ağır, tek hamleli, cüssesine göre kırılgan ve sakatlık riski en yüksek stoperi. alpi taraftarla (ve bence takımla) arasındaki bağı koparmış durumda, aylarca oynayamadığı için uyum sorunları yaşamaya başlamış, tek hamleli, fazla öz güvenli, ön liberodan devşirildiği için ayağı düzgün diye kendisini kaf dağı'nın üzerinde gören bir stoper. geçen sene satıp kurtulmalıydık, yapamadık. bu ikilinin, takımın yediği kontralarda ilk hamleyi yapamadıklarında 'ın yeteneklerine dua eder hale gelen pozisyonları kalemizde yaratacağı çok açık. - tandemi uzun süre işe yaramıştı çünkü marko, alpi ile karşılaştırıldığında, pozisyon bilgisi daha iyi, daha çevik ve hızlı, kendini takımın üstünde gibi görmeyen, görevi neyse sadece onu yapmaya çalışan bir stoper. titi ile atınç arasında ise çok fark yok (atınç daha iyi hava topu alabiliyor, titi yerden top almada çok daha iyi, ikisinin de ters kademeleri berbat ve ikisinin de sakatlık riski çok). ünal hoca'nın antrenmanlarda sol ayaklı 2 stoperi (titi ve atınç) yan yana oynatmayı denediğini de biliyoruz. bunun mümkün olmayacağını kullandıkları ayak tercihinden değil, oynayabildikleri oyundan almaka da mümkün. atınç, yanında her zaman yerden iyi ve ayağı düzgün birini istiyor. titi, aranan uyum açısından diğer özellikleri yerine getirebilse bile, ayağının iyi olmasını "oyun kurabilirim o zaman" şeklinde algılayıp alpi'nin düştüğü fazla özgüven hatasına düşüyor. marko'yla oynadığında da bunlar oluyordu. titi, yanında ona emredebileceği, kendi açıklarını da kapatabilen, kendisinden çok daha hızlı bir stoper arıyor. marko bunu nispeten yapabilirken, atınç titi'den bile daha uzun sürede 100 metreyi koşabildiği için yenilen kontralarda gene patlıyoruz. en mantıklı tandem atınç(titi)-marko tandemi. ama alpi'nin piyasası artsın ve sezon sonu bitecek sözleşmesiyle birlikte takımdan gitmesini kolaylaşsın diye düşünüldüğünü sanıyorum. berbat bi' plan (zaten sezon sonu boşa çıakcak adam, neden ilk 11 oynasın? hem de takımın önemli ve alternatifi olmayan oyuncularından biri değilken neden oynasın?) ama görünen bu.

    bekler ise, halâ facia. gassama antrenmanlarda ne yapıyor da, ünal hoca kendisini ilk 11 başlatıyor; anlayabilen yok. yetenek olarak ile arasında sadece ufak nüanslar var. ama pozisyon bilgisi, ters kademeye girebilme (bek ya da kanat oyuncularında olmazsa olmazdır bu), yapılan ofsayt tuzağına uyabilme, kanadını adam adama savunabilme, çakılı oynamak zorunda kaldığında pozisyon hatası yapmama gibi temel mental özellikler kendisinde yok. baya yok. süper lig'te değil, 2. lig kırmızı grup'ta zor oynayacağını düşünüyorum bu haliyle (zaten transfer listesine konulduğunda kimse teklif bile vermiyor). - sol bek havuzu ise, sağ beke göre biraz daha iyi ama takıma katıldığından beri berkan kendisini bu takımın liderlerinden biri zannettiği için (odin, takımdaki aşiret etkisini kahretsin!) rakibin kendi sağ kanadını etkili kullandığı her maçta tel tel dökülüyor. burekovic ise nasıl bir oyuncu olduğunu halâ gösteremedi. hızlı değil, ayağı birkaç pozisyon müthiş, maçların genelinde çok kötü, top kapması eh, savunması vasat altı, pozisyon bilgisi eh, ters kademeye girebilmesi eh. sol bek rotasyonunun bu haliyle berkan'ın ilk 11 başlaması şaşırtıcı değil ama üzücü. ünal hoca'nın gassama inadından vazgeçmesini ve "altyapıdaki genç bir sol bek berkan'dan da, burekovic'ten de daha iyi oynar" cesaretini gösterebilmesini bekliyorum ben halâ. tam bir orta sıra takımı olduğumuzu 4 yıldır anlamayan kalmadı herhalde. bu sezon da amaçsız kalmaya çok yaklaşmışken, ünal hoca'nın en azından kafasındakileri sahaya yansıtmaktan çekinmemesini istiyorum.

    ünal hoca orta saha dengesinde farklılıklar denedi. 2 ön liberolu oyun da oynadı, -soner şeklinde de göbeği kapatmaya çalıştı. hatta 3 box to box oyuncu gibi oynattığı obinna-soner-zulj sistemini de denedi. ama genel olarak soner'in sadece işin hücum yönüyle ilgilendiği, obinna'nın da her şeyi yapma görevini üstlendiği, oldukça kırılgan bir orta saha ile sahada yer almayı tercih etmiş oldu. son ankaragücü maçında denediği 2 ön liberolu sistem 'nin korkunç boyuttaki ağırlığı ve vizyon eksikliği ile obinna'nın bir yerden sonra her şeyi kendisinin yapamayacağının idraki ile birleşti ve ankaragücü, gayet mahkum oynadığı en az 50 dakika boyunca bizim orta sahada herhangi bir dirençle karşılaşmadı, kontraları çatır çatır bu orta sahanın içinden geçirdi. soner paşam ise, 50 metrelik uzun paslarının hedefi tutmamasını ve 30 metreden topun gelişine çektiği şutların taç çizgisine yakın yerlerden dışarıya çıkmasını önemsediği için bu dirençle hiç ilgilenmiyor zaten. bu noktada soner'in vazgeçilmez olmadığını hatırlaması adına, ünal hoca 2 maçta soner-zulj değişikliği yaptı. soner'le aynı görevdeki zulj bile, obinna'ya daha yakın oynamaya gayret etti, orta sahayı delmeye çalışan rakibe alan açmamaya çalıştı. bu noktada, soner'in doğrudan ilk 11 oyuncusu olamayacağı bir verimsizlik dönemine girdiğini 1 yıldır söylediğimi de hatırlatmam lazım. 'la yan yana oynarken de "yalçın her şeyi yapsın, topu kapsın, bana versin, ben 50 metre pas atayım" şeklindeki oyununu oynuyordu, şimdi de aynı oyun var kafasında. bu takım sırf soner uzun pas atabilecek kadar "rahatlasın" diye 2 ön libero ile oynamayı bile deniyorsa, soner'in de, bi' zahmet, 'ın bu sezonki istatistiklerini yakalamış olması gerekiyordu (kupa maçlarıyla birlikte 31 maçta 9 gol, 8 asist). yani, soner kredisini çoktan tüketti ve kenarda oturması gereken oyuncuların başında geliyor. ünal hoca'nın yalçın ve zulj'ü yavaş yavaş kadrodan çıkarmayı düşündüğünü göstermesi yerine, soner'e sık sık "benime oturacaksın bu maç" demeye cesaretinin olmasını bekliyorum ben. aynı durum 'in oynamaması (ve hatta maç kadrosuna bile alınmaması) örneği içinde adına da geçerli. diabate'nin sahada sadece top ayağındayken etkili olabilecek bir 10 numara olarak oynatılması da eleştirilebilir ama diabate nedeniyle göztepe'nin savunmaya çekildiğinde 10 kişi kalması eleştirilemez çünkü bu bir lükstür. bizim böyle bir lükse ihtiyacımız yok. trabzonspor'dan kiralanmasının ünal hoca'nın diabate'yi hem formda tutmak hem de trabzonspor'un diabate'yi satmasına yardım etmek için yapıldığını düşünenlerin sayısı da az değil. tripic'in savunma yönü, vizyonu, tabii ki gücü ve pozisyon bilgisi diabate'den çok daha iyiyken, sadece çalım atabilen, hızlı da olmayan bir diabate'nin ilk 11 oynaması çok garip. halil'in kanattaki etkinliğine laf edemiyorum çünkü tabelaya yansıtıyor bunu artık. zulj'ün de sahada olduğu maçlarda aralarındaki uyum nefis oluyor. diabate yerine tripic'le birlikte bu 3'lüyü sahada gördüğümde, soner'in tek yönlü oyununu da, alpi'nin egosunu da unutup gidiyorum.

    33'lük 'in 8 maçlık performansı hayal kırıklığı oldu. hem taraftarın hem de ünal hoca'nın moralinin bozulduğundan eminim. adis yerine 'nin santrafor başladığı maçları da gördük. adis'ten önce cheriff'in alıştığı, kendi oyununu tamamen değiştirdiği mevki de buydu. rakiple boğuşmaktan tekniğini geriletmek zorunda kalmış bir hücum oyuncusu haline geldi. sol kanatta ise, geride berkan'a, önünde adis'e (ya da 'ye), karşı kanadında ise halil'e yardım etmesi, kafalardaki "ideal flc" tanımına cuk oturmasını sağladı. ndiaye'nin soldaki yeri değiştiği zaman, bundan hücum hattındaki bütün oyuncular etkileniyor: halil artık önünde oynayan ndiaye'ye tuğla gibi paslar atıyor, diabate ndiaye ile sürekli 2'ye 1 deniyor ama olmuyor, berkan önünde ndiaye varmış gibi gene tuğla pasları atıyor, soner ndiaye soldan yardıracak diye santrafor olan ndiaye'nin önüne sert toplar atıyor (ve hepsini ya rakip stoperler ya da kaleci alıyor). ndiaye'nin solda oynamasından başka kendi adına bir pozisyon değişikliği olmamalı. ideye artık bir çöp çünkü taraftara da "fuck off" falan demeye başladıktan sonra takımla bağı kopmuş gibi oynuyor. ve tripic ise maç kadrolarına alınmıyor. adis-ideye haricinde santrafor, ndiaye'den başka sol hücumcu, halil'den başka da sağ hücumcumuz yok, evet. bu alternatifsizlik "kazanan/kaybetmeyen takım bozulmaz"ın kötü bir sonucu. alanya maçını 4-1 falan kaybetseydik, dünkü ankaragücü maçını da biz farklı kazanacaktık. çünkü hatalardan ders almak için illa ki "look at the tabela" gerekiyor bu ligde.

    ünal hoca kredisini benim gözümde de tüketmeye başladı. haftaya sivas'ı konuk ettikten sonra mill maç arasına girilecek. nisan'da ise, fikstür gene 3-4 günde bir maç oynama yoğunluğuna çıkacak ve kayserispor, çaykur rizespor ve hatayspor maçları ünal hoca'nın kafasındakini ne kadar sahaya yansıtabildiğini bizlere gösterecek. ligin üst sıralarındaki takımları bulduğu pozisyon zenginliği açısından kevgire çevirebilen, düşme hattındaki takımların hemen hemen tamamına ise umut ve puan vermeyi görev edinmiş bir takım olduğumuz artık çok açık. ünal hoca'dan bunu olumlu yönde değiştirmesini istemek de, kendisinin yapabileceklerinden daha fazlasını beklemek anlamına gelmiyor. stajyer hoca öğütücüsü olmayı kendisinin göreve gelmesiyle birlikte bıraktık (şükürler olsun sana odin!), kendisiyle birlikte de güzel günler görmeyi hayal etmek istiyoruz.

    #247580 lake of the hell | 4 yıl önce
    0spor kulübü 
  24. 2021-2022 süper lig'e berbat bir giriş yapmış (8 maçta 1 galibiyet, 2 beraberlik), devamında ise beraberliklerle puan alıyormuş, lige tutunuyormuş gibi görünmüş, kadro kalitesinden ziyade, kulüp içi yapılanma sorunları ve liyakat eksiklikleri sebebiyle bu sezonun ilk küme düşme adayı olan izmir'in gururu.

    temel sorunları yazayım, ardından kulüpten nemalanan haysiyetsizlerle ilgili de aklıma geleni yazıcam.

    - takım 9 iç saha maçında 5, 8 dış saha maçında 11 gol atmış. olmamız gereken yerde bulunan karagümrük, giresun ve sivas gibi takımlara baktığımda, iç sahadaki 8-9 maçta 11-15 gol civarı attıklarını görüyorum. sivas son 4 maçında namağlup ve bu süreçte galatasaray ve hatay'ı iyi oyunla yendi. karagümrük'ün iç sahada gol bulamadığı sadece 2 maç var. genelde 3-4 gol attığı maçlarla dolu fikstürü. 1 ay önce küme düşmenin en büyük adayı olan giresun, iç sahada az gol yiyor (9 maçta 8 gol yemiş) ve rize, karagümrük, altay ve malatya gibi doğrudan rakibi olan takımları öyle ya da böyle yenmiş. bizdeki temel sorun, iç sahadaki taraftar baskısı olarak ülkede ilk 3'te bulunmamıza rağmen, takımda golcü yok. adis eski sevgili kontenjanından geldiğinden beri kısır, ndiaye sezon başı tekrardan takıma kazandırıldığında bile 1,1 milyon euroluk bonservisini fazla bulanlardandım. oynadığı 18 maçta 4 golü var. altyapıdan çıkan ege forma şansı bulamıyor. onun yerine takımla ilişiği kesildiği yönünde haberler çıkan ideye 5 maç oynadı ve tabii ki gol bulamadı. bu takımın temel sorunu golcü eksikliği, ki taraftar sezon başında 2 bek, 1 orta saha, en az 1 de forvet isterken bu günleri görmüştü.

    - orta saha kurgumuz ligin çok altında. kuaför soner paşam sadece dikine pas atmayı, hücuma çıkışta illa ki topa dokunmayı sever; başka da bi' bokla ilgilenmez. illa ki yanında savaşçı, her topa koşan, atlayan; kısaca, kendi işini yapmamasını sağlayacak bir amele ister. 2 yıl önce takıma katıldığında da aynıydı, şimdi de aynı. obinna ve/veya yalçın'la birlikte oynamazsa sahadaki varlığı unutulan soner paşam, orta saha dirençsizliğinin baş nedeni. takım kontra yer, geriye koşmaz; set savunması yapmak zorunda kalırız, alan kapatamaz; obinna ya da yalçın'ın pozisyon icabı mevkisinde bulunmadığı anlar olur, "benim işim değil" dercesine toptan kaçar; hücuma çıkışlarda illa ki topa değer, al-ver yapar ama o dikine pas ihtimali yoksa rakibin arkasına saklanır; pozisyona girer, sert vuruşla bitirebileceği toplarda rakip kaleciye antrenman şutları çeker (bu sene en az 4 pozisyon hatırlıyorum böyle). say say bitmez soner'in falsoları. bunlar düzeltilebilecek sorunlar da değil artık çünkü bu adamın karakterinin böyle olduğunu anlayalı 1 buçuk yıl oldu.

    - takım için gruplaşmanın temel aktörleri halil-berkan-soner'dir. ben bunlara 3 yıldır aşiret diyorum. serdar gürler, yasin öztekin, alpaslan öztürk de bu aşirete monte olmuştu. takım içi dengeleri bu aşiret belirler. halil zaten takımın değil, semtin dokunulmazı olduğu için aşireti dağıtmanın yolu halil'i bu ekürilerinden ayırmak değil, ekürilerini takımdan yollamaktı. serdar, yasin ve alpi bir şekilde takımla bağı kesilen oyuncular oldu ama berkan gibi 2. lig kırmızı grup'ta bile yedek kalması gereken bir bekin ve soner gibi "orta sahanın beyniyim ben lan" egosunu yıllardır sırtında taşıyan ama sahada hiçbir varlık gösteremeyen bir orta sahanın takımda sürekli 11 çıkması akıl alır gibi değil. taraftar baskısı sebebiyle bu 2 kanser hücresi 2 ve 1 maç kadroda yer alamadı sadece (berkan 1 maç da cezalıydı, o yüzden onunki 2). bu gruplaşma takımın oyununu da etkiliyor: halil'e doğru, çizgi halindeki defansın arkasına atılacak dikine pası illa ki soner atacak. soner hücumda illa ki berkan'la paslaşacak. berkan illa ki soldan çizgiye inermiş gibi yapıp geri dönecek ve soner'e pas verecek. soner artık keyfi yerindeyse dikine atacak bi' top, halil zaten rakibe giden bu topu kovalayıp alacak ve pozisyon üretecek. yeminlen, şu hücum formatını biz en az 1,5 yıldır oynuyoruz ya, akıl alır gibi değil. halil son 4 yılda kendini karakter olarak geliştirdiği için top kaptırsa bile geriye dönüp yapabildiği kadar alan kapatıyor, sağ olsun. ama berkan ve soner'de bu hiç yok. böylece arkada illa ki eksik yakalanıyor takım ya da orta sahanın kuaförü orada olmadığı için alan paylaşımında hatalı görünüyor. rakibi set hücumunda olan ve eksik/hatalı alan paylaşımıyla yakalanmış göztepe'yi izleye izleye sinir hastası olduk biz ya.

    - "2 bek sorunsalı" diye bir bela var ki; nasıl bir yönetim anlayışıysa artık bu, gözlerini kapatıp kulaklarını tıkayınca yıllardır ortada olan bu sorun yokmuş gibi davranabiliyorlar. berkan ve murat'ın 2. lig bekleri olduğu, yedekleri olan burekovic ve kerim'in ise bal liglerinde belki forma şansı bulabileceğini yıllardır biliyoruz. kerim'den ümitliydik ama o da fiziğini hiçbir zaman geliştiremeyeceğini gösterdi. murat'ın bu sezon en iyi sezonu bence ama buna rağmen 1. lig seviyesine anca çıkabildi. bu bek sorunu en az 2 yıldır var bu takımda ve önlem olarak yapılan şu: berkan ve murat'ın 11 çıkması, yedeklerine transfer yapılması. ya gassama varken bile sağ tarafı otobana dönmüş bir takımdı göztepe. murat orda olsa ne olur, olmasa ne olur? berkan bütün duran topları "aşiret gücü" adına kullanırken, karşısına zenci, pır pır, omuzlu, size'lı bir kanat adamı geldiğinde yerlerde meliyor. 2 beki de her maç delik deşik olabilecek kapasitede bir takımın takım savunması ne kadar başarılı olabilir ki? katarlıların yayıncısı her göztepe maçında "göztepe bilmem kaç maçtır gol yiyor" deyip duruyor. e tamam ama karagümrük, beşiktaş, alanya, fenerbahçe, gaziantep de bizim kadar gol yiyor ama düşme hattına demirlemiş halde değiller. yani, burada gol yemek sorun değil, takım savunmasındaki gediğin temel nedeninin 2 bek olduğunu görmek önemli. 17 maçta 16 gol atmak nedir abi ya? neyse, maddeleri karıştırmayayım kafama göre, devam edeyim.

    - takım kimyası 2 yıldır iyi değil. ilk 11 ile yedekler arasındaki kalite farkı geçen yıl daha da barizdi. bu yıl zaten 11'dekiler de bok gibi performans ortaya koydukları için aradaki makas kapandı ama bu sefer de takım kadrosu olarak komple boka battık. lourency ve baku diye 2 kanat transfer ettik. lourency topu ayağında tutmayı seven bir orta saha gibi ama iyi yetişmiş bir oyuncu olduğu fundemental özelliklerinden belli oluyor. gene de bir kanat oyuncusu değil (hızlı değil, seri hiç değil, asistten çok kendine oynamayı seviyor, çevresindekilerde uyumdan ziyade kendine pozisyon hazırlıyor ama bunları da gole çeviremiyor). baku hızlı olmayan, top süremeyen, fiziği neredeyse benimle aynı, kısa boylu bir kanat. kadrodaki rekabet artsın diye alındı bu oyuncular ama ne baku halil'i kesebildi ne de lourency avel ndiaye'den formayı sürekli olarak alabildi. bir tek tijanic'ten hala umudum var ama onun da soner'in kadrodan (ve hatta izmir'den) komple uzaklaştırılmasıyla birlikte obinna ile yan yana oynadığında kendini gösterebileceğini düşünüyorum. atakan yetenek olarak tartışmasız olarak sıfır ama yüreğiyle bir şeyler yapabilecek bir oyuncu. kahraman defansın her yerinde oynayabilmesiyle bir joker ama yetenekleri çok kısıtlı. dino geçen yılki alpi'nin yerine alındı ama onun kadar pozisyon bilgisi gelişebilecek bir oyuncu değil. wilker atınç'tan bile daha yavaş ve pozisyon bilgisi oldukça kötü olduğu için atınç'tan formayı alamıyor. gördüğünüz gibi, bu saydıklarım yedekler. tijanic hariç, hiçbiri performans olarak önünde yer alan takım arkadaşını geçebilecek çapta oyuncular değil. ya, burekovic 2 yıldır berkan'dan formayı alamıyor aga ve bu adam yabancı kontenjanında. aynı durum ideye ve ndiaye için de uzun zamandır geçerli. bu kadro mühendisliği ile anca bu kadar puan toplayabilirsin işte.

    yukarıda bahsettiğim haysiyetsizler ise, kulüpten nemalanan ve mamalanan, maaşlı, kendisine önce göztepe taraftarı diyen (ve böylece sepil'in yönetiminde bir koltuk kazanabilmiş) göztepe yöneticileri. 'in sportif direktörümsü bir görevi olduğunu yıllardır biliyoruz ama kendi çalışma döneminde 12 teknik direktör kendi antrenörleriyle birlikte değişirken, kendisi koltuğunu bırakmadı. sadece kukla, sepil'in direktiflerini kurumsal dille iletmekten başka hiçbir işe yaramıyor. 4-5 eleman daha var böyle ama adlarını zikretmeyeceğim. sepil, takım içi yönetimi bu elemanlara bıraktığı günden beri her konuda tek yetkili merci olduklarını zannettiler. transferinden takım kimyasına, sezon öncesi kampından devre arası kampına, yeni transfer edilen oyuncu grubu entegrasyonundan takım içi dengelere, sosyal medya başta olmak üzere taraftarla doğrudan iletişim sağlamaktan takım içi atmosferine katkı sağlamaya kadar her türlü bok bunlarda. "işini yapamıyorsan istifa et" sözü doğrudan yüzlerine ve sosyal medyada kaç kere gündeme getirildi, ben sayısını unuttum. buna rağmen halâ 3 maymunu oynamaya devam ediyorlar; olan bizim ciğerlere ve sinirlere oluyor. sepil'in cebindeki akrep sorun kümesinin x'iyse, bu haysiyetsizlerin yarattığı sorunlar x üzeri 6 falan olmalı. alt liglerde olaydık, çoktan evleri basılmış, istifaya kulübün gerçek sahibi olan taraftar tarafından zorlanmışlardı ama artık "medeniyiz", he mi? sıçayım böyle medeniyete.

    bu takım sezon sonunda küme düşer mi, düşmez mi; bilmiyorum. düşmeme umudum ise gün gün, maç maç azalıyor. temel sorunlar odadaki fil olmuş, taraftardan başka bunları dillendiren, gündeme getiren, bir şeyler yapılması için bağıran kimse yok. sene başında "göz göre göre düşüyoruz" hashtag'i açılmış ve türkiye gündemine girmişti. henüz ligin başıydı bak. o zamandan bu zamana kadar takımda değişen sadece teknik direktör ve heyeti oldu. bu girdide nestor'la ilgili hiçbir cümle olmaması da, hocanın zaten böyle kaotik bir ortamda elinden geleni yaptığını göstermesiyle alakalı. bıyık reyiz ünal hoca sezon başı kampı bile yaptırmamış, oyuncu grubu tatilden tatile koşmuş, 5. maç sonunda akciğerlerini çime bırakan futbolcular görmüştük; unutmadım. bu yüzden nestor'un kredisi bende halâ var çünkü temel sorunların hoca ile ilgisi yok şu anda. adis ve ndiaye maç başı toplamda 4 pozisyonu harcarsa, soner her maç en az 2-3 tehlikeli atak bitiremez ve bunların geri dönüşlerinde sürekli kalemizde pozisyon görürsek, hücumda 3-6-1, savunmada 5-4-1 dizilişini ilk kez nestor'la birlikte görmemize rağmen sürekli beklerin olduğu bölgelerden pozisyon yersek, bunların tamamının faturası önce yönetime çıkar, ardından aşirete.

    bu sezon devre arası tatili 2 hafta kadar. bu süre içinde bütün bu sorunları gidermek mümkün değil. en azından en iyi yamayla ligte kalmaya çalışmalıyız. bu sezon 2-3 maçlık seri yapanın ligte kalacağı bir sezon. ligin başında götünü kendi kendine kaldırıp "7 maçta 5 galibiyet aldık biz, avrupa'da görüşürüz" egosunu sıçanların hali de ortada: düşme hattıyla sadece 2 puanlık fark. komik komik işler bunlar. bunlara gülüp kendi halimizi unutmaya çalışmak da bir yöntem tabii ama göztepe benim gibiler için bir futbol takımından ötesi; bir semt, "gençliğin katili".

    #bizkazanacağız
    #271255 lake of the hell | 3 yıl önce
    0spor kulübü 
  25. biraz önce biten maçta ligteki 12. maçında 3. beraberliğini alıp puanını 18 yapmış olan takım, izmir'in gururu.

    bursaspor'un da, göztepe'nin de dikine ve ileriye oynayabilen futbolcuları sadece hücum hattında olanlardan oluşuyor. birkaç sürpriz pas hariç, uzun pasların hepsi top kaybı olarak geri döndü. ancak bursaspor'un 'sı var tabii. son 5 dakikada yaptığı pres sebebiyle 3 top kaybı kapıp kalemizde 2 büyük tehlike gördük. maçın tamamında ise, iyiki oldukça etkisizdi.

    sabri, peybernes ve scarione yoktu bu maçta. sabri son 10 dakikada oyuna girdi. özellikle peybernes ve scarione'yi çok arıyoruz. castro'nun ofansif orta saha olarak selçuk ve rotman'ın önünde oynaması, her ne kadar hücum gücümüzü artıran bir durum olsa da, scarione-castro pas trafiğini görememek çok kötü. takım da bu trafiğe alışmış olacak ki, topu ayağına alan her futbolcu önce castro'yu arıyor. onu göremezse rotman ya da selçuk'a pas gönderiyor. scarione'nin bir an önce iyileşmesi gerek. sahada durup hiçbir şey yapmasa bile takıma güven veriyor. evet, aynı adis gibi.

    maçın büyük bölümü orta saha mücadelesi olarak geçti aslında. ilk yarının son 5, ikinci yarının da son 15 dakikası ise müthiş pozisyonlarla doluydu. maçın 0-0 bitmesi izlemeyenleri kandırmasın; 2-2 de bitebilirdi. gouffran'ın 3 tane oldukça net pozisyonu var. 90. dakikada kaleci harun'la karşı karşıyayken atamadığı gol büyük hayal kırıklığı yaşattı bana. gouffran takıma da alışamamıştı uzun bir süre. son 2 maçtır ilk 11 oynuyor. taraftarın ondan beklentisi "sağından attı, solundan geçti" düzeyinde olsa da, özellikle ikili mücadelelerde kendisinden beklenmedik derecede güçlü durmayı başarıyor. umarım asist ve gollerle tanışması uzun sürmez.

    hakem 'dı. gene bir tetikçi, gene tartışılan pozisyonlar... castro ve rotman'ın ceza sahası içinde düşürülmeleri bana göre net penaltıydı. ayrıca maçın ilk yarısında adis'e gösterdiği sarı kart da çok ağırdı. tetikçi hakem bolluğu olan ligte bu haftayı da göze çarpmadan (çünkü maç 0-0 bitti) geçirecektir.

    tamer hocanın selçuk'u ilk 11 dışına postalaması gerek. uzun pası sadece castro ve scarione'nin atmasına izin verip oyun kurmayı da rotman ve castro'ya bırakmalıyız. selçuk'un 6 tane uzun pas faciası var ki; birkaçında dibindeki adama pas vermemeyi büyük bir öz güvenle tercih etti. ikili mücadelelerde de illa ki elini kolunu rakibini engellemek amaçıyla kullanıyor. hadi rotman oyun görüşü olarak daha iyi diye sahada diyelim; selçuk hangi mantıklı hem de 90 dakika oyunda kalabiliyor; anlamıyorum. rotman'ın sezon başından beri gördüğü 3. sarı kartı oldu bu maçla birlikte. akhisar ya da karabük maçında 1 sarı kart daha görüp cezalı olacaktır. orta sahada tek başına kalacak olan selçuku görüp daha fazla saç baş yolacağım gibi görünüyor.

    12 haftada 18 puan fena değil. fikstürün ilk bölümünün sonuna kadar 30 puan civarına gelebilirsek, bu sene düşmeyeceğiz. yani öncelikli hedef 30 puan. eğer düşma hattı 40 puana yaklaşırsa ise, ilk hedef 40 puan olacak. 30'u bi' alalım da, sonrasında bakarız. bundan sonraki fikstür bu amacımıza uygun bence. akhisar, karabük (deplasman), yeni malatya (deplasman), konya ve galatasaray (deplasman). fikstürün ilk bölümünün maçları bu şekilde. 5 maçta 5-9 puan arası alırsak, süper olacak bence. malatya ve karabük'ü yeneriz diye düşünüyorum ama diğer maçlar hakkında fikrim yok. konya'nın sağı solu belli olmuyor. zaten maç izmir'de olacak ve eski başkanlarının sezon başında yaptığı izmir marşı açıklamaları sebebiyle iki kulübün arası epey açık. bu gerilimle o maçı da alabilir ve 27 puana çıkabiliriz.

    keşke bu sene avrupa kupalarına katılabilecek bir pozisyona hemen gelsek ama "atletico'ya haber salın!" naraları atmak için en az 1 yılımız var. ayaklarımız yere bassın, yeter. atletico'nun efes otelinde eşleriyle birlikte konaklayacağı günler de gelecek.

    #62915 lake of the hell | 7 yıl önce
    0spor kulübü