-
sporda şiddet yasasından sonra 14 Nisan 2014 tarihinde kullanıma giren, kağıt biletlerin yerini alan biletleme sistemi. -
sözlüğün agresif yazarı olarak şu sıralar en çok tepkili olduğum şeyin girdisini giriyorum.çıktığı günden itibaren olmayacağına inandığım (aslında olmasını istemediğim) taraftarları seyirci yapma politikasının en önemli silahıdır passolig.maddelerle sıralayayım.
1) almak için demirörenin şirketine para ödüyorsunuz
2) kara borsadan bi farkı olmuyor genelde,çok tanıdığım adam var ki kombinesi var gitmeyeceği maçın biletini daha fahiş fiyattan satıyor buradan bir tekel döndürüp para kazanıyor.
3) burağın kaşı yarıldı,musleranın gözüne ışık tutuldu,gökhan gönülün anasına sövüldü,fernandese uçan tekme atıldı kimsenin doğru düzgün ceza aldığı yok,ki bu kart çıkarılırken denildi ki biz statlara kamera koyacağız kim nerede oturuyor göreceğiz tamam kabul ama nerede hani uygulaması bu saydığım olayları yapan adamlar küçücük cezalarla kurtuldu.
4) konuşma engelli bir taraftara küfür ve kötü tezahürattan ceza verildi ee hani nerede adalet kim gördü kameralar ne işe yarıyor mesele cezanın toplu bir tribün grubuna verilmesi
5) milli maçta volkana küfür edildi antreman sırasında adam sahayı terk etti,yapan kişi habere çıkarıldı adam doğduğumdan beri fenerliyim dedi küfürü ben etmedim abi sen takılma bunlara dedim diye açıklama yaptı.
6) kağıt bilet tamamen bitti artık eskiden avrupa maçlarına giderdim beşiktaşın şimdi bu naneden alamadan o da yasak gidemiyorsun,kupa maçları zevkimiz vardı onu da bitirdiler ona da gidemiyorz ama istedikleri zaten bu idi taraftar değil seyircinin gitmesi.
yanisi daha ne denebilir ki özetle passolig budur. -
Sapık bir telesekreter sistemi kullanan uygulama. Kartımın süresi bitti kaç ay oldu bugün 10 defa mail atıp 10 defa sesli mesaj diye arandım. Açıp dinliyorum ki bidaha aramasın ama yok tekrar tekrar arıyorlar. Sesli mesaj da şu passolig kartınız süresi bitti yenilemek için ödeme yapmanız gerekiyor. Ödeme yapmak için 1'i tekrar dinlemek için 2'yi daha sonra aranmak için 3'ü tuşlayınız.
Çıkmak için bişey yok mk kapatıyorum bidaha arıyorlar. Nasıl bir Matrix içindeyim amk bundan çıkış yok mu ? -
mantıklı gerekçelerle hayata geçirilip sorunların hiç birini çözmeyen, eskisi gibi suçluyu ve suçsuzu aynı anda cezalandıran sistem. birilerini zengin ediyoruz yine. en son ersun yanal sezonunda(aziz yıldırım paralı köpekler sezonu) kombinem vardı, sonra passolig çıktı ben de almadım hiç.
artık yalnızca amatör futbol karşılaşmalarına ve diğer branşlara gidiyorum. -
Çalık bir uygulama. Çalık derken, hani sıfat olan. Çarpık, biçimsiz, saçma sapan bir şey manasında... -
tribünleri sterilleştirmek, sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair çıkartılmış yasanın (daha çok bilinen adıyla 6222 sayılı yasa) işlevini daha da güçlü kılmak ve maça gitmek isteyen her vatandaşı aktif bank müşterisi haline getirmek üzere çıkarılmış olan karttı. bundan sonra bu fişlemenin düzeyi o kadar çok artacak ki, "keşke faşşolig'i protesto edenleri dinleseydik" diyeceksiniz:
maçlara kafa kağıdıyla girmeyi zorunlu kılmak, deplasman otobüslerini dahi spor alanı statüsüne sokmak, 6222 ile cezalandırılmış taraftarın hak mahrumiyetlerini ve hapis cezalarını 2 yıla kadar yükseltmek ve faşşolig'in sadece futbolda süper lig ve 1. lig için değil, bütün spor branşlarında geçerli olmasını sağlamak
6222 ilk çıktığında "acaba tribünleri düzeltir mi?" diye düşünmedim değil. ama sonrası çığ gibi hak mahrumiyetleri, 1 yıla varan sürelerdeki her hafta karakola imza atma zorunluluğu, stadyumlardaki faşşolig altyapısının yetersizliğinden ötürü maçlara giremeyen tribündaşlar ve aktif bank lanetinin devlet eliyle büyütülmesi olunca, faşşolig'e karşı çıkmayanlara kötü gözle bakmaya başladım. şu anda ise, akp'nin yeni kanun teklifiyle birlikte gelinen nokta tam olarak "eğer spor müsabakalarını yerinde izlemek istiyorsan, önce fişlenmeyi, sonra aktif bank'a para kazandırmayı, en son olarak da maça girip giremeyeceğinin sikko aletlerin eline kalmasını göze alman gerekiyor. bunlara tamam dedikten sonra da, maçlardaki herhangi bir olayda, senin de statta bulunduğun kimliğinden dolayı belli olduğu için, suçsuz olsan bile, sen de ceza alabilirsin" demek artık. tırnak içindeki kısımların her birini yaşamış binlerce tribündaş var.
ben bu konu üzerine yazdıkça küfretmeye başlayacağım. o yüzden, hislerime tercüman olmuş taraftar hakları derneği ve viva göztepe'nin paylaşımlarını buraya kopyalayayım, okumak isterseniz spoiler kısmını açarsınız.
-- spoiler --
"sporda şiddet yasasının yeniden düzenlemesi önergesi akp tarafından tbmm başkanlığına sunuldu.
- deplasman otobüsleri, güzergahları, antrenman sahaları vs. spor alanı kapsamına girecek.
- maçlarda meşale yakanlar 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası alabilecek.
- statlara girişte biyometrik kimlik uygulaması yapılacak.
süper Lig ve 1. Lig dışındaki liglere ve futbol dışındaki branşlara da e-bilet gelecek.
- maske ile yüz kapalı şekilde meşale yakmak, olayların içinde yer almanın suçları yarı yarıya artacak.
bu yolun önünü açan passoligti. ilk günden beri karşısındaydık, hâlâ karşısındayız!
viva göztepe
#tribünlereözgürlük"
www.facebook.com/...
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
"6222 sayılı yasanın taraftarlara yönelik yaşattığı hak mahrumiyetleri ortadayken; daha baskıcı sadece ceza sopasını gösteren, taraftar gruplarını 'suç örgütü' taraftarı da 'potansiyel suçlu' olarak gören bir zihniyetin hazırladığı yeni bir yasa tasarısı ile karşı karşıyayız.
bir hafta sonu eğlencesi olan spor müsabakalarının gerçekleştiği statları bir 'suç alanı' taraftar gruplarını bir 'suç örgütü' taraftarı da bir suçlu olarak tanımlayan bu yeni yasa tasarısı baştan sona arızalı bir zihniyetin ürünüdür.
cuma günü TBMM' de görüşülecek olan tasarı için hazırladığımız raporu bugün meclise sunacağız. raporumuzu bir cümle ile özetlemek gerekirse yasa tasarısı sadece taraftarların değil sporun tüm paydaşlarının karşı durması gereken bir konumdadır. bu yasa tasarısı hastalıklıdır.
tasarı 'spor alanı' kavramını genişletmeye çalışırken bahsi geçen alanı kendi eliyle belirsizleştirmekte ve bir taraftarı evinden çıkıp spor müsabakasının gerçekleştiği alana ulaşıp maç bittikten sonra evine dönene kadar potansiyel bir suçlu olarak tanımlamaktadır.
yeni yasa tasarısı ile son derece belirsiz bir tanımlamayla yazılı, işitsel, görsel tüm argümanlar suç tanımlaması içerisine sokulabilecek ve taraftara yönelik cezalar arttırılacaktır. cezalar 2 katından 4 katına kadar arttırılırken bazı adli para cezaları da hapis cezası olarak değiştirilmiş durumdadır. bunun anlamı maça giden bir taraftara iki kolluk kuvvetinin yazdığı raporla hapis yolunun bile açık olabileceğidir.
6222 sayılı yasada geçen e-bilet hükmü ile yürürlüğe giren passolig uygulaması sisteme yeteri kadar rant sağlamamış olacak ki; yasa tasarısında geçen biyometrik kimlik doğrulama sistemleri adı altında çıkartılması zorunlu kılınacak yeni giriş kartlarıyla yeni rant kapıları yaratılacaktır.
neresinden tutsak elimizde kalan, taraftarları bir suçlu, taraftarın içinde olduğu her alanı bir suç mahali olarak tanımlayan bu yasa tasarısına sonuna kadar karşı durduğumuzu belirtiyoruz. sadece taraftarlar ve taraftar gruplarını değil sporun tüm paydaşlarını spor dünyasına onarılmaz hasarlar verecek ve belli bir zümreye rant sağlamaktan öte anlam taşımayacak bu yasa tasarısına karşı birlikte hareket etmeye davet ediyoruz."
www.facebook.com/...
-- spoiler -- -
düzeni iyice boka batan, aktif bank denilen ne idüğü belirsiz bankaya para kazandırmaktan başka hiçbir amacı kalmayan sistem. çıkarılma amaçları vardı (statlardaki şiddetin azalması, kontrollerin artmasıyla birlikte "steril tribünler" oluşturmak, statlara girişlerdeki düzensizliği ortadan kaldırmak, statlarda özellikle deplasman tribünlerine uygulanan polis şiddetine son vermek, kağıt bilete son vermek, online bilet almanın kolaylaşmasıyla para ödeme sisteminin de kolaylaşmasını sağlamak) ama hiçbiri yapılmadı.
pandemi ile birlikte statlardaki futbol maçları önce seyircisiz, sonra %50 kısıtlamayla oynandı. kulüplerin gelirleri deli gibi düştü. %50 kısıtlama varken bile passolig'in hizmet bedeli altında her biletten kestiği tutar (hizmet bedeli) değişmedi. geçen yılın kasım'ından beri de kapasite kısıtlaması olmadan seyirciler maçlara girebiliyor. 2 doz aşı şartı aranıyordu ama bunu da ocak ayından itibaren 3 doza çıkardılar. yani, aşısızların halen olduğu ve vızır vızır toplu taşıma kullanıp sizinle yan yana işe gidip gelebildiği bir ülkedeki futbol maçlarını izlemeniz için 3 doz aşı yaptırmış olmanız gerekiyor. ben kısaca "ha siktiriniz" diyorum.
bu 3 doz aşı mevzusu biraz tartışmalı çünkü 3. doz "aşı takviminin tamamlanması" denilen zıttırının bir eksiği olarak düşünülüyor. ilk 2 dozun üzerinden 6 ay geçtiyse, maçlara gitmeniz için illa ki 3. dozu vurdurmanız gerek, bu cepte. ama ilk 2 dozu bugün vurdurduysanız, yarın maça girebiliyorsunuz çünkü aşı takviminize göre hatırlatma dozu denilen naneye henüz ihtiyacınız olmuyor. böylece 3. doz sizin için zorunlu olmuyor (henüz). tff açıklamalarında da sıklıkla bu konuda hata yapılıp kamuoyuyla paylaşılan metinler yanlış yazılıyor. mesela, bugünkü kadın a milli futbol takımımızın dünya kupası eleme grubu maçı olan sırbistan maçında passolig kartı şartı aranmıyordu. "sadece kimlik ve hes'inizle gelin maça" dediler, benim gibi faşşolig karşıtları da gaza geldi tabii. tff resmi sitesinde sadece 2 doz ve üzeri aşının maça giriş için yeterli olduğunu paylaştı. diğer bilgiler de 12 yaş altının halen statlara alınmadığı, 3. dozu yaptırdıysan 14 günlük bağışıklık süresinin aranmadığı şartlarıydı. şu haber benim aklımdan tamamen çıkmıştı. gaza gelip stadın önündeki passo gişelerine gidince gerçekle yüzleştik tabii: hes kodunu okutan görevli "3. dozun yok, maça giremezsin" dedi. başka da bi' açıklama yok. bütün maçlarda statlara girmiş olanların hepsinin 3. doz aşılarını yaptırdığına da inanmıyorum (ocak'tan beri, evet). yahu, ben 4 gün önce 400 kişinin içinde konser izledim. girişte sadece hes kodu istediler, içeride sorun yoktu. federasyon ise ocak'tan bu yana illa ki 3. doz aşı diyor. aklınıza belki kriterlerin değişkenliği mevzusu gelebilir ama uluslararası kriterler falan da yok ortada. kimi ülke bizdeki hes koduna benzer bi' şey bile aramıyor statlara girişte. federasyonun faşşolig üzerinden sterilleştirilmiş tribünler yaratma çabasının yan mahsülü gibi geliyor bana.
son tahlilde, umut ettiklerinin çoğunu yerine getirememiş bir sistem olan passolig, hükümetin 6222 sayılı kanunun zeminini sağlamlaştırmak ve yandaşlarının en eskilerinden olan çalık grubu'nu semirtmek için dayattığı bir şeyden ötesi değil. hiçbir zaman da olamayacak. gene deplasman tribünlerine uygulanan "koridor" uygulamalarını göreceğiz, gene "ben bağırmadım ki be" diye bile itiraz edemediğimiz tribün kapatma cezaları okuyacağız, stattaki şiddetin yaratıcısı olanın türk futbolunu yönlendirenler olduğu unutularak devasa cezalarla kulüpler "küçültülmeye" çalışacak, steril tribün oluşturma hikayesi hiçbir zaman tutmayacak, statların kameraları cezalandırmada değil, intikam almada kullanılacak, polis kameraları gerçekleri değil, göstermek istediğini çekecek ve bu düzen devam edecek. passolig'in statların hepsine bu sistemi kendisinin yerleştirmiş olması beni bağlamıyor, ben eski sistemin geliştirilebileceğini düşünmeye devam ediyorum. sistemin bozuklukları sadece kağıt bilete atılarak halının altına süpürüldü.
faşşolig'e de, e-bilete de, fişlemeye de hayır! -
6222 sayılı sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair kanun'un (kısaca 6222) bir uzantısı olarak ortaya çıkmış berbat sistem. hem banka müşterisi olma hem hizmet bedeli ödeme zorunluluğu hem kulübün bilet satışından kasasına girecek paradan haraç kesme hem stadyumlardaki şiddet olaylarının hiçbir şekilde engellenememesi hem de yaptırımın kanun yolu açılmış olmasına ve stadyumların çoğunun onlarca kamera ile donatılmış olmasına rağmen suçluya ceza değil, "komple tribün kapatma" cezalarının stabil cezalandırma olarak uygulanmasının önüne geçmemesi sebepleriyle tümden geçerliliğini yitirmiş bir sistemdir.
bugünkü izmir derbisinin 20. dakikasından sonra ortaya çıkan manzaraları, pandemi nedeniyle neredeyse 100 yaşındaki anneannemle birlikte sürekli halde şehir merkezinden uzakta yaşayan ebeveynlerim bile görüp aradı beni. "oralardaysan bizim eve gir, çıkma" falan dediler, ki onlara faşşolig'e karşı olduğum için stadyumda maç izleme keyfimi sonlandırdığımı açıklamadım; "zaten eve döndüm ben, merak etmeyin" falan deyip içlerini rahatlattım. sorunun alt lig, izmir'in abartılması, holiganlık, fanatiklik ya da ülkenin boktan futbol ortamıyla ilgisi olduğu kadar (bazılarında bu payın tırnağımın ucu kadar bile olmadığına yürekten inanıyorum) denetimsizlik ve yüzlerce polis ve özel güvenlik görevlisi olan ortamda, müsabaka devam ederken, sahaya atlayarak 35 metre koşan potansiyel bir katile tek bir kişinin bile engel olmamasında da yattığını düşünüyorum. sahaya girip 29 yaşındaki bir sporcuya arkadan yaklaşarak kafasını hedef aldıktan sonra öldürmeye teşebbüs etmenin savunulacak hiçbir yanı yok. öncesinde yaşanan ve bu potansiyel katilin harekete geçmesine neden olan "stadyuma işaret fişeği sokmak" ve "fişeği yüzü hedef alarak ateşlemek" eylemleri de aynı seviyede açıklamaya gerek duymayan saçmalıklar.
faşşolig ise, big brother'laştırılmış "modern" stadyumları steril hale getirmek ve "ailelerin maçlardan keyif alabilmesinin önünü açmak" amacıyla ortaya çıkartıldı. bugün ağzına 50 metreden daha az bi' mesafeden ateşlenen işaret fişeği giren taraftar da, tribünün "aile tribünü" denilen yerinde maç seyrediyordu. 6222'nin de desteğiyle çarpıklaşmış ve temelden bozuk sistem ne suçluyu tespit edip adil ceza verebiliyor ne suçu kanıtlayabiliyor ne suça muadil dozda ceza verebiliyor ne de asıl amacı olan aileleri stadyumlarda maç izlemeye çekebilecek albeniyi yaratabiliyor. hiçbir amacına ulaşamadı yıllardır. "izmir rerörerö", "holiganlık rerörerö", "göztepe, altay rerörerö" derken, asıl eleştirilmesi gereken noktayı kaçırmayın: faşşolig bunları engellemek için ortaya çıkartıldı; spor şube bu yüzden yıllardır deli gibi memur alımı yapıyor; stat kameralarının yetmediği yerlerde her zaman aktif olan polis kameraları bu yüzden sen gol oldu diye sevinirken burnundaki sivilceyi zoom'layarak çekip seni fişliyor. ben bunları yıllar önce eleştirdiğimde "sen de ne kara cahil komünistsin be, teknolojiye ayak uydur" denmişti bana. twitter 3 saattir ağzı burnu kan içindeki taraftar, sırtı ile kafasına korner direği vurulmuş sporcu, sokaklarda birbirlerini öldürmek isteyen insanların fotoğraf ve videolarıyla kaynıyor. açıp bakın hepsine teker teker; sonra bana "her iki takımı da ligten düşürün, bitsin" deyin.
suçu görmezseniz ya da halının altına süpürürseniz yok olmaz; görmediğiniz yerde kontrolsüz şekilde çoğalmaya devam eder. hayatında bölgesel amatör lig izlememiş bir taraftar, büyütülmüşlerin maçlarındaki olaylarla dalga geçerken, benim gibi düşünen taraftarlar köy kasaba deplasmanlarında görev almak zorunda kalmış polislere görevlerinin bizi coplamak ya da "utanç koridoru" oluşturmak değil, genel güvenliği sağlamak ve korumak olduğunu anlatıyordu. ben halâ aynı kafadayım, o polisler ise bugün sadece izlemekle yetinip olaylar olduktan sonra "6222 avı"na çıkmanın tek görevleri olduğunu sanıyor. gürsel aksel spor ve sağlıklı yaşam merkezi'nin 2 kilometrekarelik çevre alanındaki her yer sürekli çalan sirenlerden, ambulanslardan, yunuslardan geçilmiyor saatlerdir. olm, sayılarının 1000 olduğu yazılıp çizilen ama statta olanların "maksimum 500 kişiydiler" dediği kitlenin stada fişek sokup insanların üzerine ateşlemesini engelleyemedi bu memurlar. şimdi neyin şovu lan bu?
büyük ihtimalle bundan sonraki 10 yıl boyunca falan göztepe taraftarı "ülkenin en vandal grubu", altay taraftarı "ülkenin en mazlum grubu", izmir "ülkenin pohpohlanmaktan bıkmadığı varoş kenti", alt ligler de "hepsini kapatın gitsin alüminyum" şeklinde anılacak ve bunun utancı sadece izmirlilerin üzerinde olacak. faşşolig'in çıkartılmasında emeği geçenlerin uykuları rahat olmaya devam edecek, güvenlik zaaflarında sorumluluk sahipleri "bunlar da vandal yahu" açıklamaları yaparken gülümseyecek; hiçbiri hiçbir bok hissetmemeye devam edecek. "evet, bugünkü vandallığı biz yarattık" açıklaması bekliyorsanız, bunu benim gibilerden hiçbir zaman alamayacaksınız. önce büyütülmüşlere uygulanan çifte standartlar külliyatını öğrenin, sonra vandallığı açıklarım ben size; kafanızı yormayın anlayamayacağınız, ana akım medyanın dolduruşuyla yalan yanlış ortaya konan böyle şeyler üzerine. tamam mı steril kitle? -
kör göze parmak sistemidir. sadece fifa'yı, cas'ı falan kağıt üstünde rahatlatmak için üretilmiştir. gerçekte ise hiçbir soruna çözüm olmaz, 6222 sayılı kanunla birlikte kol kola girip hiçbir şiddet olayında adil ve orantılı cezalandırma işlevi görmez. bunu 6222'nin yasalaştığı 12 yıl önce de söyledik, geçen yılki korkunç izmir derbisindeki teröristler konuşulurken de söyledik, dünkü olayları yeni görmüş gibi davranan ikiyüzlüler konuşurken de söylüyoruz şimdi: bu sistem iş-le-mi-yor ve iş-le-me-ye-cek.
geçen yılki izmir derbisinde "sahayı enlemesine 35 metre koşan ve kaleciye korner direğiyle vuran teröristi durdurmaya çalışan 1 polis bile yoktu. öncesindeki işaret fişekli saldırıdan sonra da polis hiçbir şey yapmadı, sadece izledi. ambulans bile geç müdahale etti, hakem maçı bile zamanında durdurmadı" derken de faşşolig ve 6222'nin hiçbir şeyi engellememeye devam ettiğini belirtmiştim. başlıktaki girdilerin çoğunu ben yazmışım zaten, açın okuyun. şimdi tutup da "zaten akpli, zaten padişahla dirsek teması var, zaten ankaragücü" falan diyerek bu mevzu da hasır altı edilecek, göstermelik birkaç ceza ile günah keçisi bulunacak ve hiçbir sorun yokmuş gibi haftaya liglerin oynatılması kararı açıklanacak. sorunun daha derinde olduğu, federasyonundan teknik direktörlerine; mafyatik kulüp başkanlarından eyyamcı, beceriksiz, yetersiz hakem topluluğuna kadar uzandığını yıllardır söyleyenlere lümpen falan denilecek ve 6222'nin de, faşşolig'in de yetersiz olduğu tekrar tekrar anlatılacak. yahu, mete kalkavan ve arda kardeşler'in bugün yaptıkları basın açıklamasında yanlarında duran 2 hakem daha vardı, görebilen oldu mu; bilmiyorum. biri özgür yankaya, diğeri de hüseyin göçek'ti. tabii ki konuşmadılar ve sadece kameralara pos kestiler. mustafa öğretmenoğlu ile birlikte bu 3 hakem türk futbolunun en kötü, en eyyamcı, en "görmediğini görmüş gibi çalan" hakemleriydi. göztepe'yi sürekli doğramaları bir yana, büyütülmüş bizans takımlarının karşısındaki anadolu takımlarını yok etmeyi kafalarına koyarak maçlara çıkarlardı. "yanlıkaya" bizim tepkilerimizden sonra bir süre maç alamadı. sonradan gördük ki, var hakemi olmuş arkadaş. göçek de aynı şekilde önce var hakemi oldu, sonradan da gözlemci olarak maçlarda görev aldı ve almaya devam ediyor bildiğim kadarıyla. bu iki eyyamcının böyle bir vandallık sonrası kameraların önünde "şiddete karşıyız, adalet herkese lazım" falan demeleri o kadar mide bulandırıcı ki; çoluk çocukları kendilerini ekrandan izlediklerinde utanacaklar bu günlerden yıllar sonra. bu insancıkların futboldan men edilmeleri yıllarca gecikmişken, ceza olarak sadece göz önünden kaybedilmişlerken, şimdilerde adalet timsali gibi kameralar karşısında poz kesmelerinden herkesin utanması lazım ama kimsenin dikkatini çekmeyecek bu tabii ki.
değil futbol, bütün sporlardaki şiddeti bir yasa ve etrafında şekillendirilip mamacıların daha fazla yemesi için üretilmiş faşşolig ile yok edemezsiniz. zaten sistem bu şiddeti körüklemek ve "bakın, kurduğumuz sistem bu vandalları bulup size gösteriyor" demek için üretildi. buna rağmen komple tribün kapatmalar, seyircisiz maçlar, suçu günahı olmayan seyircilerin ağzına işareti fişeği girmesi, sahanın ortasında korner direğiyle dövülen kaleciler, elmacık kemiğine yumruk atılan hakemler olmaya devam ediyor ve edecek. suçlu ve yargılanması gereken sistemdir; birkaç günah keçisini idam edip meydanlarda sallandırsak bile hiçbir şeye çözüm olmayacak, sistemin gözlerini kör ettiği "müşteriler" bu berbat düzenin içinde mutlu mesut yaşayıp gidecek, hafıza kaybının da sistem tarafından pompalandığını hiç düşünmeyecek.
sadece 6 gün içinde ülkede gerçekleşen futbol olaylarına bakın aşağıdan. siz gene de ulusal medyanın çarşaf çarşaf gösterdiklerini görmeye devam edin tabii:
- gölcük-gebze maçı
- arsin-çayeli maçı
- u14 maçı
- ifa-çorlu maçı
bazı linkler hürriyet'ten bi' de he. federasyon bunlarla ilgili ne adım atmış, 6222'nin hangi kısmını hiç soruşturma falan yapmadan yapıştırıp geçmiş, hangilerini hasır altı etmiş, kaç suçsuz günahsız taraftara karakola imza vermeye gitmeyi yapıştırmış, kaç çocuğun stadyumda futbol izleme zevkine travma doğramış; bakın işte. bunlarla ilgili sorunları çözelim, sonra hakem-sporcu dövme, seyircinin ağzına işaret fişeği atma mevzularına geliriz. önce sistemin çarkları pislikten, eyyamdan, mafyatik ilişkilerden, mamalanmadan, nepotizmden, egoizmden falan kurtulsun; diğer kısmı çözmek gerçekten daha kolay.
edit: görebildiğim yazım yanlışlarını düzelttim. -
tarihe gömülüyor, gömülecek olan.
kulüpler birliği twitter'dan açıklama yapmış dün: link
okuduğunu anlamayan, haber falan takip etmediği için bilgisiz kalmaya mahkum olan türk halkını aydınlatayım:
- 22 aralık 2023'te kulüpler birliği ile tff görüştü (haber ). nisan 2024'te yeni e-bilet sistem sağlayıcı ihalesi olacak (neden nisan? çünkü seçimlerden sonra uçacağız, kaçacağız). buna göre süper lig kulüpleri (çünkü alt liglerdeki yüzlerce kulüp temsil edilmiyor hiçbir yerde tabii, 1. lig'de e-bilet yok onlara göre, dev bir hayal dünyasında yaşamaya devam ediyorlar) biletleri kendileri satmak ve aracıya "hizmet bedeli" altında kamyonla para dökmek istemiyor. tff buna "olmaz öyle şey" diyor.
- aralık'taki toplantıda büyük ihtimalle yeni sezon yayın ihalesi de konuşuldu. "inadına araplar" denmiş olabilir, bilmiyorum ama medyaya göre bu ayın sonunda yayın ihalesi de sonuçlanacak (haber ).
- başa dönersem; kulüpler birliği'nin twitter açıklamasının püf noktaları bence şunlar:
1- 6222 sayılı kanunun alt bendlerini yeni okumuşlar ve bilet satma hakkının kendilerinde (yani, sadece kulüplerde) olduğunu yeni anlıyorlar. bu nisan'la birlikte 10 yıl olacak bu sistem geçerli olalı ya, ayıptır. insan bi' aynaya bakıp kendisine sorar: "hakkı bizde olan bi' şeyi neden aracı bularak satıp hem daha az kazanıyoruz hem de taraftarlara eziyet çektiriyoruz?".
2- "passolig değil, hassolig olur adı, hiç önemli değil" diyorlar. "çalık grubu bizi yeterince sağdı, biraz da başkaları sağsın" da diyorlar.
3- "yeni aktif bank" olmak isteyenler bize mail atsınlar demişler. yeminlen sirk gibi ülke. hangi şirket mail atıp ihale alabiliyor bu ülkede, bilen var mı?
paylaştığım ilk linkteki ayrıntılar önemli. passolig'le yeni sözleşme imzalanmadı ama zaten adamların sözleşmesi bu yıl ve seneye de devam ediyor. "uzatalım mı?" demişler, kulüpler birliği de "accuk da bağa vir" demiş, anlaşamamışlar. haberdeki "1 yıl uzatıldı" haberi de doğru değil çünkü opsiyonlu anlaşılıyordu bu saçma bankayla. yani, futbolcu sözleşmelerinde de olan "+1" devreye girdi sadece. yeni aktif bank'ın hortlamasına 2 yıl var (yeni anlaşılacak firmanın geçerliliği 2025-26 sezonundan itibaren başlayacak). böylece siz seneye de passolig'de biletler satışa açıldığı anda tükenen(!) linklere sürekli f5 yapmaya devam edecek, sağılacak, daha çok sağılacak ve daha çok küfredeceksiniz.
umarım tarihin en az hatırlanan köşesine gidiyorsundur faşşolig. darısı e-bilet denilen, aracıların mamalanma kapısı haline gelmiş olan, ortaya kendisinin kamyonla sorun çıkardığı ama hiçbir şeyi de çözmemiş sistemin başına.
edit: milyonlarca passolig kartı sahibi olmasaydı, bu rezalet sistem zaten çıktığından sonraki 1-2 yıl içinde yok olacaktı ama siz ihya ettiniz bunu. neredeyse bütün taraftar grupları "almıyoruz" dediler, kısa süre sonra "kulüplerin passolig sahibi taraftar sayısı" anketlerinde birbirleriyle sidik yarıştırmaya giriştiler. ceremesini ise alt liglerde hiçbir maçı kaçırmayan benim gibiler çekiyor 10 yıldır. yeni bi' bankaya domalırsınız siz, biz gene yazar, söyleriz "böyle sistem olmaz" diye. size giren çıkan yok yani; aslında var ama hissetmediğiniz için yok hükmünde. boşverin, oyna devam. batı cephesinde yeni hiçbir bok yok.