az önce biten maçta osmanlıspor ile kendi evinde 3-3 berabere kalan izmir takımı. bu maç aynı zamanda devre arasında 6 aylık sözleşme imzalanan demba ba'nın da göztepe adına ligdeki ilk golünü attığı ve güzel top oynadığı maç olarak hatırlanacak.
göztepe adına 2017-2018 sezonu benim aklımda, hızlı başladıkları maçlarda skoru korumakta zorluk çekmeleri ile kalacak. bunun en bariz örneği bugün yaşandı. 2-0 öne geçtiler, iyi oynuyorlardı. bireysel hatadan 2-1'i buldu osmanlıspor, ardından 2. gol bağıra bağıra geldi ve göztepe 2-2'den sonra tekrar yüklenmeye başladı. 3-2'yi de buldu ama son dakika penaltısıyla maçta 2 puan bırakan taraf oldu. mentalitelerini arttırmaları, bunu kısa sürede başaramayacaklarsa da maç planlarını gözden geçirmeleri şart. bu sorunu aşmaları halinde, ilk 4'e, türkiye kupası'nı kazanan takımın lig sıralamasına göre de ilk 5'e girip avrupa kupalarına katılmaları işten bile değil.
osmanlıspor ile izmir'de 3-3 berabere kalmasına verilecek en iyi tepkiyi, tribün dergi forumuna yazan birisi vermiş: "kaşındık, karşılığını da aldık."
geçmiş yıllarda da bu takım öne geçince kapanmaya çalışıyor (ve tabii ki bunu başaramıyor), atak yedikçe gardı iyice düşüyor ve gol yiyordu. osmanlı maçı da bunu en iyi gösteren maçlardan biri oldu. ilk yarıdaki iyi oyundan sonra, devre arasından hemen önce maç 2-1'e gelince, ikinci yarıda topu tamamen osmanlı'ya bırakmak "en kötü beraberliğe yatmak ama onu da başaramamak" anlamına geliyor bizim için. tamer tuna bunu aylardır göremedi, göremeyecek de. orta sahanda 2 ağır adam (selçuk, rotman), sağ bekinde yetersiz bir adam (tanju), sağ açığında defansa hiçbir zaman yardım edemeyen hızlı ama vasat bir adam (halil), defansının göbeğinde birbirleriyle uyumsuz ikililer (kadu-kosanovic, wallace reis-kosanovic) olduğu sürece kapanamazsın. kapanmaya çalışırsın ama illa ki golü kalenden çıkarırsın çok geçmeden. her öne geçtiğimiz maçta aynısı olmaya başladı ve tamer tuna'nın mantığı hep aynı: "sabri ve ghilas'ı alırım oyuna".
takımda revizyon yapımalı. haftaya oynanacak gençlerbirliği deplasmanında beto ve castro cezalı olacak. kadu'nun sakatlığı ciddiyse, o da oynayamayacak. bu maçla birlikte başlayacak değişiklik dalgası hem taraftarı heyecanlandırabilir (doğanay'ı, ngando'yu, muhammed enes'i, kerem atakan'ı, tayfur'u, gamsız da olsa bir şansı daha hak ettiğini düşündüğüm scarione'yi sahada görmek gerek artık) hem de tamer tuna'nın kredisini artırabilir. şu an için kendisine başkandan başka güvenen olduğunu sanmıyorum.
osmanlıspor son 3 maçında gol atamazken, bize (hem de deplasmanda) 3 gol birden attı. birkaç maç sonra hedefsiz bir takım haline geleceğimizi düşünmeye devam ediyorum ben. avrupa kupalarına katılma hayali güzel ama gerçekçi değil. bence mümkün de değil. ligte kaldığımızı matematiksel olarak da garantiledikten sonra, hedefsiz, ne oynadığı belli olmayan, takımın içinde huzurun zerresi bulunmayan, teknik ekibe saygısı tükenmiş bir takım haline gelmekten çok korkuyorum. ne yazık ki gidiş bu yöne doğru. umarım ben yanılırım.
biraz önce biten maçta gençlerbirliği'ne ankara'da 3-0 yenilerek 2018'deki galibiyet hasretini sürdüren izmir'in gururu.
ligin ilk yarısındaki kayseri deplasmanından sonra oynadığımız en kötü maç buydu. hiçbir pozisyona giremedik, hiç şut çekemedik, maç boyu hücuma çıkamadığımız gibi, savunmayı da yapamadık. beto, kadu ve castro'nun olmaması takımı korkunç etkiledi. bir de, hedefsiz kalmış olmamız söz konusu. 2018'e fenerbahçe, kayserispor ve trabzonspor maçlarıyla başlayınca "fikstür zor, puan alamazsak bile sorun olmaz" mantığı devreye girmişti ama bu da bir yanılsamaymış. takım son 6 maçında galibiyet alamadı ve işin kötüsü, şu son iki maçta fark bekleyen benim gibi insanları da fena halde üzdü. gençlerbirliği maçının son dakikaları o kadar kötüydü ki, sinirden gözlerim doldu.
takımın hedefsiz kalması futbolcuların bahanesi olabilir ama teknik ekibin bahanesi olamaz. 10 kişi kalmışken 3'lü stoper oynamayı denemek, sonradan forvet hattını 2'lemek cesur hamleler gibi görünebilir ama buram buram akılsızlık kokuyor. bilmiyorum, belki de tamer tuna yeternce adını duyurmuştur bizde. o da hedefine ulaşmış olabilir.
haftaya izmir'de oynanacak sivasspor maçı ile biraz daha net bir resim göreceğiz galiba. galibiyet hasreti 7 maça çıkmış bir takımda birçok oyuncu kızağa çekilecektir. umarım kazanırız ama eğer bu ruhsuzluk sahaya yansımaya devam edecekse, kazanıp kaybetmemizin de hiçbir önemi yok demektir. ligin en az isabetli pas yapabilen takımından 3 ara pasla 3 gol yedik ve son dakikalarda maç 5-0 da olabilirdi. hayal kırıklığı ve öfkenin iç içe girmiş halinden nefret ediyorum.
durduk yere akla düştüğünde, youtube'ta eski videolar üst üste açıldığında yürek parçalayan, gözyaşlarını dereye döndüren izmir'in gururu.
sevdamıza and olsun diyerek gözyaşımız kan kırmızı akarken bu aşkın peşine düştüğüm gün için odin'e ne kadar şükretsem az. daha 1 yıl bile olmadı ama şu nu her izlediğimde dağılıyorum.
güzel günler göreceğiz diye diye geldik bu günlere be. insin ofisin camı çerçevesi, umrumda değil.
bu akşam 19:25'te 93 yaşına girecek olan izmir'in gururu (14 haziran 1925).
biraz önce, eve doğru gelirken, meral akşener'in seçim propaganda aracından son ses güzel güzel göreceğiz 'in bizim marş halinin çalındığını duydum. şoförle göz göze geldiğimde ise kornayla selamlaştık.
bu akşam doğum günün için izmir yanacak. yansın. nice yıllara gençliğimin katili.
dün evime giderken göztepe köprüsünün ve civarlarının kutlamalara hazırlanmıştı. izmir'in sportif alanda yüz akı. beşiktaş'la arasındaki rekabeti hakkında yorum yapmayacağım. zira bursa, ankaragücü sonrasında da 2011 yılı ve 6222 geliyor. göztepe iyidir.
güzel bir yaş gününü daha geride bırakmış, bizi de yarınki işe yarım uykuyla gönderecek olan, 93. yaş günü kutlu olasıca.
2 sene öncekine göre oldukça kötü, geçen seneki süper lig coşkusuna göre ise gayet sönük geçen bir doğum günü kutlamasını daha geride bıraktı. sahile kurulan dj kabinleri işi bok etti. her marşı arada kesip "arkadaşlar, şimdi de 1925'te kurulan canımız için..." diye konuşmaya başlayan dj'i acilen semt dışına çıkartmak gerek. 9 yaş altı futbol takımının minik kızceğizlerine canım feda ama izmir marşı için 14 haziran kutlanmıyor. gece 10'a doğru köprü civarında olan muharrem ince'nin propaganda aracı bile müziği kesti, göz göz çekti. bu gecenin istenmeyen adamı sendin dj.
geçen senelere göre çok sönüktü bu yılki kutlamalar. kuş katili havayi fişekler gecenin en iyisiydi ama hem ramazan'ın son günü hem ertesi gün bayram olması hem de izmir'in korkunç nemi ile kötü bir kutlama gerçekleşti. yanan meşalelerin drone ile çekimi yarın düşer sosyal medyaya. geçen yıllardakiler çok daha iyiydi. saçlarımdan omzuma kadar her tarafım yandı, sesim kısıldı ama gene de tatmin olmadım.
bu yılki doğum günün sönük geçtiği için kusurumuza bakma göztepe'm. seneye stadın açılışıyla bilrikte en iyisini yapacağız. sesim kısılana kadar bağırmaya devam edeceğim. nice yıllara.
spor toto süper lig'in 2018-2019 lefter küçükandonyadis sezonu'na izmir'de evkur yeni malatyaspor'a var ve yanlıkaya* destekli olarak dün 3-1 mağlup olarak başlamış izmir'in gururu.
gene geçen seneki gibi serbest fikstür bize patladığı için ilk 3 maçta en az 4 puan almalıyız. bu şansımız çok azaldı ve büyük ihtimalle eylül ayında ligin dibine demirlemiş gibi görünen bir göztepe olacak puan cetvelinde. gene geçen seneki gibi boktan bir fikstüre sahibiz ama ligin son haftasında, mayıs ayının sonunda izmir'de ankaragücü ile oynamak güzel olacak. ankara gençlik parkı'nda 2 göztepe taraftarının bıçaklanarak öldürüldüğü maçın üzerinden 10 yıldan fazla geçti ama iki taraftar arasındaki husumet hiçbir zaman azalmadı.
geçen seneye göre defans hattı daha iyi, 4 stoperinin 3'ü sol ayaklı (1'i de akılsız), orta sahası daha dinamik ve daha genç, takım listesinde adı okununca "bu adam ilk 11 yazılır" denilebilecek 1 tane bile forveti bulunmayan bir takımız bu yıl. transfer dönemi bitmeden (ki galatasaray ve fenerbahçe maçlarını oynayacağız ve transfer dönemi kapanacak. yani ligin dibini gördüğümüz zaman transfer yapmış olacağız) acilen 1 forvete ihtiyacımız var. geçen aydan beri mario gomez, prejuce nakoulma, seydou doumbia, sokol cikalleshi, mustafa pektemek, hugo rodallega, eren derdiyok ve dame n'doye'un adları geçti. gomez'i asbaşkan talat papatya hemen yalanladı. diğerlerinde de maddi konularda anlaşılamadığı yazıldı, çizildi. ben 1 forvet alınacağından eminim. belki bir de hem mc hem de amc oynayabilen bir futbolcu da takıma katılır (celso borges'in peşinden 1 aydır koşuyoruz).
güzel günler göreceğiz diyerek bu günlere geldik. bu sezon sonunda stat da bitmiş olacak. hedef, geçen seneki gibi ligte tutunabilmek ve 40 puan. umarım odin bu yolda mahcup olmamıza izin vermez.
süper lig'te 3 maçta 3 puan toplamış, henüz yapılamamış forvet transferi sebebiyle gol üretmekte ciddi sıkıntı yaşayan izmir'in gururu.
biraz önce biten fenerbahçe maçının da gösterdiği gibi, bu takım geçen seneki adis jahovic ya da demba ba gibi bir bitirici bulduğu zaman geçen senenin üzerine çıkabilecek potansiyelde. borcu yarım milyar euroları bulmuş, bunca borca ve döviz kurlarının korkunçlaşmasına rağmen, transfer ettiği futbolculara yıllık 4 milyon euro civarında yıllık maaş vermekten çekinmeyen, kendi kendilerine "büyük takım" demeyi alışkanlık haline getirmiş takımlardan daha az sorun yaşayacağımız bir sezon olacağını düşünüyorum. ligin ilk 4 maçında puan alamamayı bile şimdiden dert etmeyen bir taraftara sahibiz. iç sahadaki maçlarda yakaladığını affetmeyeceği de çok açık. belki geçen yılki gibi ilk yarıdan 30 puanı yakalayamayacak ama kendilerini dev aynasında görmekten zevk alan istanbul takımlarına her zaman diş gösterecek.
bu sene avrupa kupalarına katılabilecek bir konumda ligi bitirsek ya da ziraat türkiye kupası'nda yarı final veya final yapsak, seneye geçeceğimiz yeni statla birlikte avrupa maçlarında çok mutlu olacağız. gene de hedef, geçen seneki gibi, ligi rahat bir pozisyonda bitirmek. sezonun ilk 3 puanı da bu hafta içinde rahatlatacaktır takımı. güzel günler göreceğiz.
gene bir istanbul takımı maçı öncesi izmir'de ikamet eden taraftarına şafak baskını yapılarak gözaltına alınmış izmir'in gururu. sebep olarak da, milli maç arasından önceki son iç saha maçı olan 20 küsur gün önceki atiker konyaspor maçında bütün stada verilen ceza ve tabii ki tam bir "tribünleri sterilleştirme" operasyonunun maşası olarak kullanılmak için yaratılmış 6222 sayılı kanun gösterilmiş.
atiker konyaspor maçında birkaç ergen "köpek" dediği için 10 bine yakın kişinin tamamına stada giriş yasağı getirilirken sesi çıkmayanların bundan sonraki hiçbir hukuksuzlukta da sesleri çıkmayacak zaten, orası net. ama bugünkü maçtan önce, sosyal medyada bütün hafta hay huy yapıp "bütün izmir kızlarını kaldıracağız" gibi pis söylemlere devam eden, 10 otobüsle, biletsiz olarak izmir'e gelmeyi planlayan goodfellas insancıkları henüz izmir'e bile girmeden olaya karışınca auuv oluyor. geçen sene izmir'deki maçta açılan küfürlü pankartın öncesinde ankara'daki hentbol maçında bıçaklanan göztepelileri de anlattık ama cezayı yiyen gene biz olduk. beşiktaş'ın çoğu ergenlerden oluşan tribün grupları bir şeyi unutuyor: izmir'in bütün takımlarının tribüncü yaş ortalaması 25'ten küçüktür. 30'unu devirenlerin hepsi ya 6222 yediği için ya faşşolig'e karşı olduğu için ya da artık kendi hayatlarına baktıkları için tribünü bıraktılar. kendi ergenlerini kontrol edemeyen "büyük" takım tribünleri, bu akşam izmir'de herhangi bir olay olursa, gene çığırtkanlığa doymayacak. beni üzen ve sinirlendiren de bu işte. aynaya bakmaktansa, "siz bize böyle yaptınız, bizim milyonlarca taraftarımız var, siz kimsiniz"ciliği tüm medyaya yayma yoluyla bunca yıldır kanını emdiğiniz türk futbolu ve taraftarlarının hepinize edecek bir çift lafı var.
izmir'e gelenler umarım kazasız belasız, olaysız, laga luga olmaksızın geri dönerler. maçı falan siktir ettim, odin'e bu ergenellalar sağ salim geri dönebilsin diye dua ediyorum. ufacık bir olay olduğunda bile adımız "bunlar böyle işte, keşke diplerde çürüselerdi"ye çıkıyor. bu maçtan sonra da böyle olmasın, ufacık boktan olaylardan ötürü ceza yemeyelim. malum; istanbul takımlarının yemesi gereken cezalrın hepsini anadolu takımları yiyor. gelin, tatlı tatlı yenilin ve gidin lütfen.
edit: alamadım hızımı, kanıtlarla geldim. geçen seneki maçta -yazayım açık açık hadi- "hepiniz orospu çocuğusunuz" pankartını arap sermayesi canlı yayında gösterip yangına körükle gitmiş, istanbul takımı tutanlar da "bunlar böyle işte, beter olsunlar" demişti (örneklerden sadece biri: 5 kasım 2017 göztepe beşiktaş maçı/#61101). o maçtan sonra ortalık çok karıştı, bizim kale arkası tribünü komple ceza aldı, mehmet sepil "onları temizleyeceğim" diyerek gaza geldi ve taraftar gruplarının bir kısmını karşısına aldı (viva göztepe, forza ve yalı). hentbol maçlarına giden gruplar arasında ciddi sürtüşmeler ve salon kapısının önünde nöbet tutmalar bile oldu. bir pankartın koca bir camiaya mal edilmesinin sonucunu sadece biz çektik; ne bu pankartı gazetelerinin ilk sayfalarına koyanlar ne sosyal medyada ortalığı yangın yerine çevirenler ne de televizyon taraftarları "yanlış yapmışız, fazla büyütmüşüz" dedi. neden bunları yazdım: bugünkü maçtan önce, ergenlerden kurulu goodfellas'ın boy boy pankartları öğlenden beri sosyal medyada yer alıyor ama ne hikmetse hiçbir anaakım medyadan tepki çıkmıyor.
ben bunları görüp sinirleniyorsam, 17-18 yaşındaki bizim ergenellalar hurdacılar'da emanetlerle otobüsleri bekleyebilir. "medya bunları göstermiyor, her zaman istanbul takımlarının faydasına çalışıyor, onları kolluyor" diyerek bizans yakıştırması yaptığımızı bile anlamayanlar, bunlara da tek kelime eleştiri getiremiyorlar tabii. 3 maymunu oynayıp "ama siz de bize böyle yaptınız" argümanlarını kusuyorlar. ne güzel.
tekrarlayayım: umarım tek bir olay bile yaşanmadan, kimsenin burnu kanamadan, sağ salim gelir ve gidersiniz. kazasız, belasız bir yolculuk geçirmenizi dilerim. bütün anadolu takımları adına, dayanaksız bir umudun yansıması olarak değil, geleceğin habercisi olarak dillendirdiğimiz mottoyu da yineleyeyim:
sadece adı süper olan ligte, biraz önce biten maçla birlikte 9 maçta 15 puan almış izmir'in gururu.
iç sahada bugünkü maçta birlikte 4 maçtır kazanıyoruz. sol bek adama traore'nin sezonu kapatmış olması, en azından devre arasına kadar en büyük zaafımız olacak. yerine oynayan berkin emir'in defansif kurguya yatkın bir bek olmaması ve ofansif özelliklerinin takım halinde aniden savunmaya geçilecek pozisyonlarda büyük hatalara sebep olması bizi olumsuz etkileyecek. gene de, kendisi birkaç maç üst üste oynadıktan sonra ön yargısız bir fikir edinebiliriz. önündeki yasin öztekin'in oldukça savruk bir futbolcu olmasından ötürü, sağ kanadı kuvvetli takımlar bahsettiğim tarafımızı felç edebilirler. sağda da lamine gassama'nın gelişmeye çok açık bir futbolcu olduğu kadar, henüz toy olduğu ve bek özelliklerinin hepsine sahip olamadığı bir defansif kurguyla önümüzdeki maçlarda zorlanacağız. hele ki -odin korusun- gassama'nın da uzun süreli bir sakatlık geçirdiğini düşündüğümde tüylerim diken diken oluyor çünkü kendisinin yedeği yok. tayfur bingöl'ü sağ bek olarak kullanmaktan başka çaremiz de bulunmuyor.
orta saha kurgusu oturuyor gibi ama alpaslan öztürk ile andre poko'nun birbirlerine oldukça benzer oyuncular olmaları ve poko'nun çok yönlülüğünün öne çıkması forma rekabetini artıracak o bölgede. celso borges'in bu ligin üzerinde olan oyun görüşünden bu yıl iyi faydalanacağız. andre castro (al yanak) amc ile mc arasındaki isimsiz alanda oynamaya alıştı gibi. gerçek mevkisi olan mc'de yer bulması bundan sonra zor. bugünkü maçta özellikle ilk yarı ortada görünmeme nedeni, maça amc olarak başlayıp 15. dakikadan sonra mc'ye geçmesiydi. bu 3'lüden (poko-borges-castro) birinin bile uzun süreli sakatlığı ya da form düşüklüğü bizi ipin ucuna getirebilir. zira aralarında uyum da günden güne artıyor.
önde ise biraz sıkıntılıyız. halâ ligin az gol takımlarından biri olma nedenimiz, geçen sezonun nisan ayından beri ortada olan forvet sıkıntımızdı. cameron jerome ilaç gibi geldi ama biraz geç kaldık. kendisi iyi ki takıma ve oyuna çabuk alıştı. devre arasına kadar yer yer tökezleyebilir ama sonrasında takımı sırtlayabilir. yasin'in savruk oyunu takım savunmasını bitiriyor ama tabelaya katkısı iyi olduğu için (9 maç, 5 gol, 2 asist) henüz eleştirilmiyor. yediğimizden fazlasını atmaya uzun bir süre devam edersek sıkıntı olmaz tabii ama bu ivmeyi geçen senenin mükemmel ilk yarısından sonra sürdürememiş, kısa süre sonra da amaçsız bir takım haline gelmiştik. gene aynı sorunu yaşamamız içten bile değil. bu senenin ana hedefi, geçen seneki gibi, ligten düşmemek adına alınacak en az 40 puan. bu hedefe ulaşıldıktan sonra ise, avrupa kupalarına katılmak için gerekli sıralamayı tutturmaya çalışmaya gelecek sıra. geçen sezon bunu yapamadık çünkü ligte kalmayı neredeyse ilk yarının sonunda matematiksel olarak kesinleştirmiştik. bu sezonun ilk yarısının bitiminde 40 puanda olabileceğimizi düşünmüyorum. ligin ikinci yarısıyla birlikte, biraz daha da akıcı oynarsak, avrupa kupaları hedefine emin adımlarla yürüyebiliriz. takımın maddi olarak iki kamburu olan nabil ghilas ve oscar scarione ile devre arasında yollar ayrılırsa, yerlerine alınabilecek alternatif isimlerle kadro tam bir "istanbul hegemonyası yıkma timi"ne dönüşebilir.
daha güzel günler göreceğiz. devre arasına kadar defansif kurguda biraz dişimizi sıkacağız, takım savunmasında da topu -bugünkü gibi- rakibin ayağına verip geride kaldığımız maçlarda vitesi yükselteceğimiz anları doğru ve akıllıca hesaplayacağız. devre arasına doğru ligteki konumumuz ve hedeflerde hangi seviyeye geldiğimiz daha belirgin olacaktır.
sadece adı süper olan ligte ilk 9 maçta 15 puan aldıktan sonraki 7 maçta sadece 4 puan toplayarak adeta dibi gören izmir'in gururu.
4 gün önce bayram bektaş yönetime istifasını sundu ve takımdan ayrıldı. salı günü de yeni teknik direktör olarak kemal özdeş getirildi. biraz önce biten bursaspor maçının farklı olabileceğini düşünüyordum. futbolcuların üzerinde asılı duran, bir korkuluk gibi umutsuzluk pompalayan "kazanamama" özgüvensizliğini kısa süre içinde yıkabilecek bir isim olduğunu düşünmüyorum kendisinin. gene de, iç sahada oynadığı 7 maçta 15 puan toplamış takımın taraftar baskısını kazanma içgüdüsüne dönüştürebileceğinden emindim. olmadı ve ligin tek berabere kalmayan takımı ünvanı berbat bir oyunla birlikte tarihe karışmış oldu.
futbolcuların hemen hemen hepsinde görünen isteksizlik ve "bana ne ya? ben mi yapcam her şeyi" kibirli duruşu bir topluluk olabilme yeteneğimizi engelliyor. kemal hoca'nın önce bu soruna çare bulması gerekecek. haftaya ankaragücü'yle deplasmanda oynadıktan sonra 1 aylık bir araya gireceğiz. bu aranın, özellikle egoları tavan yapmış halil akbunar ve yasin öztekin üzerinde olumlu etki yapmasını ummaktan başka bir şey gelmiyor elden. 16 maçta yalnızca 15 gol atmayı başarabilmiş, deplasman karnesi korkunç (8 maçta 1 galibiyet ve kazanılan 3 puan), özgüven olarak ligten düşmemesi mucizelere bağlı, fikstürü 2 sezondur "serbest fikstür" olduğu için sezon içindeki yükselip düşmelerden diğer takımlardan daha fazla etkilenen bir takımın geleceğini karanlık görmek de mümkün tabii. ankaragücü maçının sonucu ne olursa olsun; sezon sonunda 40 puan hedefini gerçekleştirebileceğine inanan binlerce taraftarı olan bir spor kulübünün futbol ekibinin henüz "kendisini yere düşürecek son yumruğu bekleyen boksör" ruh haline bürünmesini gerçekçi bulmuyorum. önümüzdeki yol halâ uzun.
takım son 5 maçta sadece 1 gol atıp 1 puan alabilmiş olabilir. futbolcu kadrosunun içinde "taraftar beni yuhaladıysa, ben de onlara tribimi atarım" ukalalığında bulunabilecek kadar geniş yürekli(!) sporcular olabilir. günde 12 saat çalışıp aldığı 2 bin lirayla "en azından içerideki maçlarda bizimkilere destek vereyim" diyerek 2 haftada 1, ayazda ya da 40 derece havada fark etmeksizin; en az 2 saat boyunca bağırıp gırtlak patlatan insanların desteklediği, isteksizliği yüzünden okunan, çimin üzerinde bir adım atmak bile istemeyen sporcular da olabilir. hiçbir şeyin bitmediğini bildikten sonra, bütün kötü ayrıntıların çözülebileceği bir yerde durmaya devam eden bir takım bu. devre arasına kendimizi bi' şekilde atalım da; sonraki günlerin daha güneşli olacağına dair umudum halâ taş gibi benim.
resmi maçlardaki son golünü atiker konyaspor'a karşı 3 mart'ta deplasmanda attıktan sonra 5 maçtır gol dahi atamayan, bu süreçte sadece 1 puan toplayabilen, küme düşmemek adına hemen hemen bütün etkenler lehineyken bile (seyirci desteği bu kadar kötü bir ortamda bile azalmadı, fikstür nispeten iyiydi, bu sezonun 3. teknik direktörü takımın başına getirildiğinde korkulan taraftar tepkisi beklenilen düzeyde olmadı, adı süper olan ligte maaşları gecikme yaşanmaksızın yatırılan 4 kulüpten biri bu takım) 17. sıraya demirlemeyi başarabilen izmir'in gururu.
başlığa son yazdığımdan bu yana 4 aydan fazla bir süre geçmiş. devre arasından önceki son maçta ankara'da ankaragücü'nü 3-0 yendik ve "biz bu ligte, şu halimizle bile rahatça kalırız" rehavetine kapıldık. o dönemki ankaragücü transfer yasaklısıydı ve düşme hattının birkaç puan üzerinde bulunmasına rağmen, küme düşmesi en çok beklenen takımdı. çaykur rizespor ligin ilk yarısını ligin dibinde, 17 maçta topladığı 12 puanla kapatmıştı. erzurum, akhisar, alanya ve kayseri en büyük küme düşme adaylarıydı. ne olduysa, devre arasında saydığım bu takımların hepsinin iyi planlamaları, iyi transfer politikaları ve hepsinden önemlisi de, kenetlenmeleri ile oldu. ankaragücü transfer tahtasını borç harç, bir şekilde açabildi. alanya devre arasından sonraki 3 maçında 7 puan toplyarak ivme kazandı. kayseri -öyle ya da böyle- 7 maçlık yenilmezlik serisi yakaladı. peki, bu dönemde biz ne yaptık?
takım bangır bangır forvet eksikliği çekerken, devre arasında sadece 2 transfer yaptık ve takıma forvet kazandırmadık. sağ açık serdar gürler'i ve sol bek lumor agbenyenu'yu kiraladık. eldeki forvetler zaten yetersizken, hiç forma şansı vermediğimiz, geçen sezon 2. lig kırmızı grup'un gol kralı olmuş*samed ali kaya'yı transferin son günü erzurum'a kiraladık. oscar scarione'den kurtulmuş olmamız, devre arasının -acınası belki ama- tek güzel gelişmesiydi. takım devre arasından sonraki 6 maçta sadece içeride alanya'yı yenerken (o da ite kaka ve nabil ghilas devesinin son dakika röveşata golüyle oldu), kemal hoca ile de yollar ayrıldı ve tamer tuna takıma geri döndü. bence taraftarın bir kısmı takıma desteğini bu noktada çekti. bir takımı sevmeyi maddi karşılıklara bağlamayan, benim gibi faşşolig'e tepkili olanlar başkan mehmet sepil'in tükürdüğünü yalamasının hata olabileceğini ama ego mastürbasyonu yapmamayı seçmiş gibi görünmesinin de olumlu olduğunu görmüştü.
tamer hoca'nın taraftardaki kredisi zaten yoktu. geçen sene ligte kalmayı neredeyse garantiledikten sonra takıma oynattığı korkak futbol, maç içinde takıma etkisinin bulunmaması ve tabii ki beşiktaş'la adının sıklıkla alınması (ve bunu hiçbir zaman yalanlamaması) tamer hoca'nın eksileriydi. gördük ki, hiçbir şey değişmemiş kendi adına. yukarıda bahsettiğim son golümüzü attığımız konya maçı, tamer hoca'nın ilk maçıydı. 6 maçta 1 gol atabilmiş, fikstür ve iç saha avantajını hiçbir şekilde değerlendirememiş bir göztepe ile karşı karşıyayız şu anda.
devre arasından sonra birçok göztepeli'nin düşündüğü gibi, ikinci yarı fikstürünün en güzel maçları, nisan ayında oynayacağımız, üst üste gelen akhisar, rize ve erzurum maçlarıydı. akhisar ve erzurum'u içeride öyle ya da böyle yenip rize'den de puan aldığımızda, zaten ligde kalmayı hem umut ölçeğinde hem istek değerinde hem de muhtemel puan durumunda neredeyse garantilemiş olacaktık. bizim andavallar ise, bu 3 maçın hepsini kaybederek "biz bu ligten rahat rahat düşeceğiz" fikrini beynimize çakmış durumdalar. üzülmemek, hem fikstüre hem puan durumuna bakıp da kahrolmamak elimde değil.
ligin bitimine 5 maç kaldı. bunların 3'ünü içeride oynayacağız (antalya, sivas ve ankaragücü). akbilspor maçına zaten sezon başından 0 puan yazdığımız için çok önem teşkil etmiyor. takım biraz umut vaad etse "en az 9 puan alırız, bursa maçı da kimin düşeceğini belirler" derdim rahatlıkla ama diyemiyorum. sepil takıma gözdağı vermek için cuma günü oynanacak maça bütün kafilenin çarşamba gününden* kara yoluyla gitmesini istemiş. takım üzerinde olumlu bir etkisi olacağını sanmıyorum. antalya maçı ya tamam ya devam maçımız olacak. şu ligte kasımpaşa'nın, malatya'nın, konya'nın, kayseri'nin yer bulup bizim olmayacağımıza şimdiden üzülmeye başladı birçoğumuz. eh, "ıssız kuytu köşeler bizi özlemiştir. nasıl düştüysek, öyle çıkarız" diye moral enjekte etmek de mümkün ama içimden gelmiyor. gene de, çıkmadık candan ümit kesilmez. henüz ölmedik, düşmedik.
boyu iyice kısalmış, 2 hafta içinde sona erecek olan içinde bulunduğu ligin en heyecanlı maçlarını oynayacak olan izmir'in gururu.
son yazdığım girdiye baktım. akbilspor maçına 0 verip antalya maçını "ya tamam ya devam maçı" olarak görmüşüm. takım gene ters köşe yaparak akbil'i istanbul'da, antalya'yı da içeride fark atarak yendi. nefis kokan bir gaz bulutunun içindeyken, geçen hafta sivas maçı ile hayallerden uyanıp akbilspor maçından önceki duruma göre nispeten iyi ama paçayı gene de kurtaramamış halimize döndük. 3 maçta 7 puan topladık ama doğrudan rakiplerimiz olan erzurum belediye ve bursaspor da bu dönemde 4'er puan toplayınca, sondan bir üstteki basamaktan kurtulmaktan öteye gidemedik. istanbul takımının küme düşmeyeceğini sezon başından beri bas bas bağırdığım için 40 puan yapmış takım taraftarlarının geç gelen rahatlığını anlayamıyorum. akhisar gençlik'in küme düşmesi matematiksel olarak garantilendiğinden dolayı, son 2 düşme bileti için 3 temel aday var (göztepe, bursaspor ve erzurum belediye). eğer bu son 2 hafta garip sonuçlara gebe olursa, belki ankaragücü de potaya girebilir ama şu anda 38 ve üzerinde puan toplamış takımlar erken tatile çıktılar bence. göztepe'nin bu son 2 haftada önce bursa deplasmanına çıkıp son maçı da içeride kan davalısı ankaragücü ile oynayacak olması, düşenleri bizim belirleyeceğimizi gösteriyor. her zamanki gibi, gene kendi ipimizi kendimiz keseceğiz.
akbilspor maçında berbat oyuna karşın, alınan temiz galibiyet, antalya maçında pozisyon üretememeye rağmen, skor üstünlüğünü rahatlıkla ve erkenden ele alma ve sivas maçında korkunç defans hatalarına devam etmeye karşın, 3 kez skorda geriye düşmeyi içine sindiremeyen tavır birçok taraftar için "kimin düşeceğini belirleyen maç" oalrak anılan bursa maçı öncesi bizimkilerin en büyük artıları. dev bir eksi var ki; bütün artıları yok ediyor benim gözümde: sakatlar ve cezalılar. kırmızı kart cezalısı wallace reis, haftalardır oynayamayan yasin öztekin, sivas maçında adalesi atan cameron jerome, gene adale sakatlığı sebebiyle uzun süredir tam performansını sahaya yansıtamayan serdar gürler ile kronik sakatların büyük kısmının stoperde olması bursa maçını en iyi kadro dizilişiyle oynayamayacak olmamıza neden olacak. 4-2-3-1'i bu zorunluluklar sebebiyle bırakıp 4-4-1-1'e dönmüş ve 5 hafta gol dahi atamamış takıma doğrudan olmasa da, dolaylı yoldan yeni bir kimlik kazandırmış tamer hoca, hafta boyunca beyin yıkayacaktır. yukarıda saydığım isimlerin hiçbiri pazar günü sahada yer alamazsa, bursa'nın bizi hacamat edeceğini düşünüyorum. zaten biletlerin hepsinin bittiği ve karaborsacıların euro üzerinden satışlar yaptıkları da ortaya çıktı. bursa'nın 45 bin kişilik stadının pazar günü kapasite aşımına uğrayacağı noktasında birçok kişi hemfikir.
bursa maçı nasıl biterse birsin; iş son maça kalırsa, ankaragücü'nü izmir'de öyle ya da böyle yeneceğimizden eminim ben. asıl sıkıntı, erzurum belediye'nin kalan 2 maçı: fenerbahçe ve kayseri (deplasman). eğer fenerbahçe'ye kendi evlerinde yenilirlerse, o zaman biraz daha rahatlayacağız çünkü bursa bizi yense bile, son maçında malatya'ya gidecek. malatya'nın uefa şansının bitmiş olması kötü görünse de, ligin son maçında kendi seyircileri önünde oynamaları onlara yeterince destek olacak ve bursa'ya karşı "hiçbir amacı kalmamış takım" olarak oynamayacaklardır. aslında biraz daha hayal kurup ankaragücü'nü de potaya sokmak mümkün. bu hafta sivas'la ankara'da karşılaştıktan sonra son maç izmir'e gelecekler. sivas geçen hafta bize izmir'de kök söktürmüştü. aynısını ankaragücü'ne de yapıp, bir de yenerlerse, ankaragücü'nün son 2 maçta 0 çekmesi de ihtimal dahilinde. ama düşme tehlikesi olarak pek bir şeyden söz edemem. bu hafta bursa ya da bizim kazanmamız halinde ankaragücü'nün düşme ihtimali oldukça azalıyor (bence bitiyor ve rahatlıyorlar). evet, aynı o karikatür deki gibi, hesap kitap yapmak zorunda olduğumuz 2 hafta içine girdik.
son iki haftaya girilirken, düşme riskini en çok hisseden takımların bursa ve biz olmamız kanıma dokunuyor. kasımpaşa'nın, ankaragücü'nün, rize'nin, kayseri'nin, alanya'nın, antalya'nın, konya'nın, malatya'nın kafaca çoktan rahatladıkları zamanlarda, elimize geçen fırsatları heba etmekle meşguldük. umarım ne bursa düşer ne de biz düşeriz. her iki takım da "düşerse, tekrar çıkar" imajı çiziyor, biliyorum ama alt liglerde hiç yer almamış takım taraftarlarının hezeyanı bu. alt liglerde, sizin türkiye'nin en göz önünde olan liginde haftalarca tartıştığınız kararlar, maçlardan sonra bile tartışılmıyor, medya hiçbir şekilde bu liglerdeki maçlarla ilgilenmiyor, yenen haklar, şaibeler, takım kayırmalar, onurunu satmalar her hafta üst üste tekrarlanıyor ve arap sermayesinin himayesine aldığı türk futbol kamuoyu birkaç takımın peşine takılmış, avel avel maç izleyip yorum yapıyor. belediye destekli, proje olarak hazırlanmış, peşlerine takılmış taraftar sayısı bir avuç olan kulüplerin hepsinin yok olması bu arap sermayesi tehditinden kurtulmaktan da büyük bir adım olacak. göztepe gibi, bursaspor gibi, sakaryaspor gibi takımların "dış kapının mandalları"nın sevgisine de, hoşgörüsüne de ihtiyacı olmadıklarını düşünüyorum.
1925 yılında döneminin en büyük türk futbol takımlarından olan altay sk’dan bölünerek ortaya çıkan, şimdilerde süper lig’de izmir’i temsil eden tek takımın adının geldiği, izmir’in en güzide semtlerinden biridir.
tff'nin bu haftaki sikko kararı sonucu (fenerbahçe beko'nun final four maçı pazar oynanacağı için futboldaki maçları bugüne ertelendi) farklı günlerde oynanan düşme hattı maçları sonunda, küme düşme ihtimali biraz azalmış ve ipler yeniden tamamen kendisine geçmiş izmir'in gururu.
haftaya erzurum belediye, bursaspor ve biz küme düşecek 2 takımı belirleyeceğiz. son haftaki fikstür de şöyle: erzurum kayseri deplasmanına gidecek, bursa malatya'ya konuk olacak ve biz izmir'de ankaragücü'yle son maça çıkacağız. sivasspor biraz önce biten maçta ankaragücü'ne yenilmiş olsa da, haftaya sivas'ta galatasaray'a kaybetse bile, küme düşme ihtimali yok (bizim de ankaragücü'nü yeneceğimiz düşünüldüğünde bile, ikili averajda sivas bizim üstümüzde yer alıyor). ben en kötü senaryo olan erzurum, bursa ve bizim aynı puanla ligi bitirmemizden korkuyordum (çünkü bu durumda, sıralama aşağıdan yukarıya bursa, göztepe ve erzurum şeklinde oluşuyor ve erzurum küme düşmüyordu). biraz önce biten maçta fenerbahçe'ye evlerinde kaybetmeleriyle birlikte bu 3 takımın ligi aynı puanla bitirme ihtimali tamamen bitmedi ama çok azaldı. bursa şehir ve taraftarlar açısından "biz ligten düştük" psikolojisine bürünmüş durumda. malatya'nın ligi 5. bitirme amacı da söz konusu olduğu için haftaya puan almaları mucize olacaktır. haftaya güçlüler'i bornova doğanlar stadı'nda öyle ya da böyle yenmemiz gerekiyor.
bu hafta bursa deplasmanındaki maç her iki takımın dost olması sebebiyle çok fazla olay çıkmadan bitti. futbolun yeni dönem belalısı var nedeniyle 2 golümüz iptal edildi ve bir penaltı kaçırdık. son dakikalarda yenilebilirdik de. maçın 0-0 bitmesi bursa'nın ligten düşme psikolojisinin üzerine tuz biber ekerken, bize de "en azından puan aldık" diyebilme fırsatı tanımış oldu. kazanasaydık, şimdi gelecek sezon hakkında bu girdiyi yazıyor olurdum ama küme düşme ihtimalimiz halâ var. rahat oturamıyorum, dün de uyuyamadım zaten.
serbest fikstür denilen saçmalığın 2 senedir bize "denk gelmesi", sene boyunca var'dan canı yanan takımların başında gelmemiz, berbat yönetimsel hatalar, ligin en kötü transfer politikasına sahip takımı olmamız ve 40 puanı 23 nisan'dan önce alıp rahatımıza bakabilecek fırsatı yakalamışken, kendi kendimize işi zora sokmamız göztepe için bu sezonun özeti olmuş durumda benim adıma. haftaya küme düşmezsek, seneye yeni stadı bu ligte açmış olacağız. düşüp düşmemeyi aslında önemsemiyorum (bu senaryoyu 3 kez statta yaşadım). stadı alt ligte açmak kötü olacak. umarım bu olmaz.
ligin son maçının 84. dakikasında attığı penaltı golüyle küme düşme uçurumunun kıyısından güç bela kurtulabilmiş, bu seneki doğum gününü de futbolda türkiye'nin en üstte bulunan ligi olan sözümona süper lig'te kutlayacağı kesinleşmiş izmir'in gururu.
mke ankaragücü maçı, 6 yıl önce atatürk stadı'nda oynadığımız tavşanlı linyit maçını bütün bir hafta boyunca hemen hemen bütün taraftarlara hatırlattı. kendi evimizde ve berabere kaldığımızda dahi ligte kalabilecek bir durumdayken, 1-0 yenilmiş ve 2. lig'e yuvarlanmıştık. öncesinde ta amatör kümeye kadar yuvalanan takımı yakından takip etmiş taraftarlardan biri olarak, bugünkü maçta linyit maçında atatürk stadı'ndaki ruh halimleydim: karamsar, beklentisiz, umutsuz. ilk golü erkenden bulup öne geçtiğimizde de, 74. dakikada maç 1-1 olduğunda da, bitime 6 dakika kala penaltıdan tekrar öne geçip küme düşmeme adımını attığımızda da "maç bi' bitsin, öyle rahatlayacağım" diye sürekli telkinde bulundum kendime. gerilim filmlerinde de böyle geriliyorum; bazı kas gruplarım 1 hafta boyunca ağrıyor. bu seneki göztepe maçlarının hemen hemen hepsinde aynı kas ağrılarını yaşamama yetecek kadar gerilim aldım.
bursaspor'un malatya'da ilk 20 dakikada 2-0 öne geçmesiyle birlikte, bursalıların tamamen bizim maça yoğunlaştıklarını biliyorum. 1-1 ile de kendilerinden geçecek kadar adrenalin salgılamışlardır. 10 dakika içinde de küme düştükleri senaryonun içine tekrar yuvarlandılar ve sonuçta da küme düştüler. aynı durumu defalarca ve bazıları üst üste denk gelecek şekilde yaşamış bir göztepeli olarak, seneye süper lig'e geri dönmeyi başarmalarını istiyorum. eğer 1 sene alt ligte takılırlarsa, durumları daha da kötüye gidecektir. 15 yıl aradan sonra alt lig havası alacak olan, alt liglerin kokuşmuşluğunu ve gözden ıraklığına bağlı olan yapısal berbatlığını ilk kez deneyimleyecek olan taraftarlara sabır diliyorum. hem bursalılara hem de erzurumlulara hiçbir zaman küme düşmemiş, türkiye kupası hariç köy takımlarının topraktan bozma, 300 kişi kapasiteli orta çağ statlarında maç yapmamış (ki artık statü de değiştiği için süper lig takımlarından bu takımlarla kupada karşılaşma ihtimalleri oldukça azaldı), kendisini dev aynasına görmekten bıkmamış "büyütülmüşler"in nasihatlerini dinlememelerini diliyorum. mehmet sepil'in bugünkü maçlar bittikten sonraki açıklama ları da aynı şeyleri işaret ediyor.
en çok küme düşme korkusu yaşadığım sezonlardan birini öyle ya da böyle süper lig'te kalarak tamamladığımıza mutluyum. yeni sezonun transfer dönemi açıldığı zaman hedef belirlemeyi önceden masaya koymuş, "avrupa kupalarına katılma" ihtimalini artırmış, hem teknik kadroyu hem de oyuncu kadrosunu başarılı bir şekilde planlamış bir göztepe görme umudum, her sezon sonunda olduğu gibi, bugün de içimden taşarcasına varlığını sürdürüyor. henüz hiçbir şey başarmış değiliz. bugün ıssız kuytu köşelerin o leş gibi kokan tanıdık kokusunu iliklerimize kadar hissettik. belki şimdilik bertaraf ettik ama kendisini hatırlatan, her zaman orada olduğunu bağıra çağıra söyleyen riskli, kokulu karanlığı bundan sonra yaşamayacak bir yapılanmanın başlayacağını düşünüyorum. stat ocak ayında açılacak gibi görünüyor, torbalı'daki dev altyapı tesisi yapılmaya devam ediyor, tarihinin en iyi başkanlarından birine sahip futbol takımı dirayetli olup "hayır! eski günleri tekrar tekrar yaşamayacağım!" kararlılığını gösterebiliyor. takım için gelecek adına umutlu olma noktasında her şey var benim elimin altında.
94. yaş gününü bu akşam kutlayacak olan izmir'in gururu.
izmir'deyseniz ve bu akşam yapacak bir işiniz yoksa, narlıdere'den alsancak'a kadar olan bütün sahil boyunca gerçekleşecek kutlamalara katılabilirsiniz.
dünkü doğum günü önceki yıllara göre biraz daha sönük geçmiş olan izmir'in gururu.
yazdıkça abartıyorum. dün gece neler olduğunu anlatmaya madde madde devam edeyim, belki bu sefer daha kısa sürer.
- son 5-6 yıldır olduğu gibi, gene akşam saat 10 civarı meşale şov başladı. önceki yıllarda 19:25'te başlıyordu. izmir'de yazlar artık cehenneme övgü seviyelerinde yaşandığı için bu kadar geç başlıyor kutlamalar artık. bunun tek kötü yanı, o saate kadar içip içip zaten zurna olmayı başarmış gencoların çevreyi rahatsız etmesi. buna da alıştık artık.
- son birkaç yıldır kurulan dj kabini ve dev sahne bu sene yoktu. geçen yıl sahneye çıkartılıp doyasıya alkışlatılan 13 yaş altı voleybol takımı gibi ayrıntıları aradı gözlerim bu yıl. göztepe'nin simgesi haline gelmiş sahildeki köprünün üzerine çıkışı polis yasaklamış; bu da yetmemiş gibi, köprüyü kordona almıştı. kendi mahallendeki köprüye çıkamıyor olmak kötü tabii. önceki yıllarda herkes köprünün üzerine çıkar, oradan tezahüratlar eder ve zıplardı. anlaşılan ya köprünün yenilenmesi gerekiyor ya da polis dün her zamanki gibi kafasına göre iş yapmış. çevik kuvvet sayısı son yıllardakine göre daha fazlaydı. 2 servis dolusu "bugün pek çevik" olan polis sayısı 4 servise çıkartılmıştı. gene t35 toması hazır bulunuyordu. hiçbir şey yapmadılar tabii. toma'nın içindeki 2 memurun araçtan çıktıklarını dahi görmedim.
- sahil yolu geçen yıl akşamüstünden sonra gecenin körüne kadar tarfiğe kapatılmıştı. bu yıl sadece bikaç saatliğine kapatıldı, sonra trafiğe açıldı. sanırım bunda dünün karne günü olması ve çocuğu karne alan birçok ebeveynin izmir'den kaçarcasına çeşme yönüne doğru yolculuk etmesi etkili oldu. 9'dan sonra yolu kapattılar, ben sahilden ayrılırken saat 1'di ve trafik tekrar açılmıştı.
- her zamanki gibi korkunç içildi. güzelyalı çevresinde 5-6 tane tekel var ve saat 11 civarında hiçbirinde soğuk şişe tuborg yoktu. belli ki herkes tuborg'a abanmış. geçen yıllara göre etraftaki çöp miktarı da fazla değildi. meşalelerden sonra oluşan çöp dağını miniklerin temizlediğini gördüm.
- taraftar gruplarının arasında eminim ki bir sorun vardı. çünkü göztepe'nin en elit ve kapalı tribünün demirbaşı olarak görülen grubu yalı'nın hiçbir yerde pankartı yoktu. köprünün üzerine asılan pankartlarda da kendilerini göremeyince bir sorun olduğunu anladım. çimentepeliler, forza ve kenar mahalle sanırım tüm as taraftar grubu kadrolarıyla sahile inmişti. güzelim ortamı bok eden de onlar oldu. köprünün alt tarafında gelen geçenin ayaklarına torpil fırlatmalar, kulüp binasında gecenin köründe sanki kimse olabilirmiş gibi, binanın ana kapısını yumruklayarak "başkan bize el salla" diyerek böğürmeler, içip içip etrafa salça olmalar; özetle, aileler için kötü bir ortam vardı. ben hatunla gitmiştim dün, saat 12 civarında 30 kişilik apaçi grubuyla başka bir apaçi grubunun emanetli, silahlı kavgasına şahit olunca kalkıp eve döndük. yalı'nın etkisi (ya da dün varlıklarıyla yoklukları belli olmadığı için etkisizliği) böyle saçma olaylarda kendini belli ediyor. göztepe tribününün en elit kesiminin içinde yer aldığı semtteki kutlamalara çavolar dağdan inmiş gibi koloniler halinde gelirse, torpil de patlatılır, kavga dövüş de çıkar. geçen yıllara göre aile sayısının çok az olmasının da temel sebebinin bu olduğunu düşünüyorum. yalı'nın birkaçgün içinde dünkü kutlamalarda neden ön planda olmadıklarını açıklayacaklarını düşünüyorum.
- gene nefis fotoğraflar çekildi. kulüp binasının önündeki parka da adını vermiş çaka bey heykelinin meşale dumanından görünmez olması (ki sadece 3 adım önünde oturuyorduk), meşale şov başladığı anda içinizi ürpertebilecek ölüm sessizliğinin adrenalinle buluştuğu o muazzam his, küçük bir mahallenin kendi kulüplerinin yaş gününe karşı duygulanmaları benim ölene kadar her sene 14 haziran'da hissedeceklerim. öldükten sonra bile hissederim belki, kim bilir.
nice yaşlara gençliğimin katili. dün kalbi seninle çarpmış, geçen yıllara göre az sayıda olsalar da, bilinçaltlarında bıraktığın etkinin ömürleri boyunca devam edeceğini düşündüğüm minik göztepelilerin de şimdiden gençliklerinin katili olmanı istiyorum. dışarıdan bakanların hunharca eleştirdiği holiganlıkla alakası olmayan taraftarlık (hatta bence tarafgirlik) kendi şehrinin, kendi semtinin kulübüne daha önce hiçbir zaman duymadığın ve bundan sonra da duyamayacağın kadar yoğun bir sevgi duymaksa, dün gece binlerce holiganın arasında olduğum için kendimi şanslı hissediyorum.
kulüp mimarının açıklamaları, özellikle geçen sene bu zamanlar derinden hissedilen ekonomik krizi ve müteahhit firma olan rönesans'ın büyük sıkıntılar çektiğini güzel özetlemiş. o zamanlarda çalışmaların çok yavaşladığını kendisi de açıklamış. şu an için beni en çok mutlu eden ayrıntı ise, müsabaka zemininin toprak dolgusunun eylül'de atılmaya başlanacağı ve 2 ay içinde de çim zeminin döşeneceği. 2020 yılbaşında kulübün stadı teslim alacağı öngörüsü ise, gerçekleşecek gibi görünüyor zira, bu seneki kombine biletler yaklaşık 1 ay kadar önce "sadece devre arasına kadar" şeklinde satışa çıkmıştı. yani, şubat'tan itibaren gürsel aksel'de maçlarımızı oynayacağız gibi görünüyor.
ingiltere'deki bazı statlar hariç, dünya'nın hiçbir yerinde stadyum çatısı üzerinde yürüyüş ve spor alanı, restoran, bar gibi eklentiler yok. bizim statta bunlar olacak. çatının çelik konstrüksiyonunun ağustos'tan önce tamamlanacağını da söylemiş kulüp mimarı. statların kale arkalarındaki oturma alanlarının tamamen kaldırılıp sadece ayakta seyirci alınması da yasalaştı. böylece 20 bin civarı olacağı öngörülen stat, ayakta seyircilerle birlikte 25 bini zorlayacak. 30 bin civarını da görebileceğimizi düşünüyorum ben. ayrıca, şu canlandırmada da gösterildiği gibi, 2020'den sonra kulübün ciddi miktarlarda gelir kapısı olacak reklam alanları ve iş yeri kiralamalar da sevindirici.
sendromsuz pazartesi böyle olur işte. taraftar adına neşeyle dolmamak için hiçbir neden yok.