resmi maçlardaki son golünü atiker konyaspor'a karşı 3 mart'ta deplasmanda attıktan sonra 5 maçtır gol dahi atamayan, bu süreçte sadece 1 puan toplayabilen, küme düşmemek adına hemen hemen bütün etkenler lehineyken bile (seyirci desteği bu kadar kötü bir ortamda bile azalmadı, fikstür nispeten iyiydi, bu sezonun 3. teknik direktörü takımın başına getirildiğinde korkulan taraftar tepkisi beklenilen düzeyde olmadı, adı süper olan ligte maaşları gecikme yaşanmaksızın yatırılan 4 kulüpten biri bu takım) 17. sıraya demirlemeyi başarabilen izmir'in gururu.
başlığa son yazdığımdan bu yana 4 aydan fazla bir süre geçmiş. devre arasından önceki son maçta ankara'da ankaragücü'nü 3-0 yendik ve "biz bu ligte, şu halimizle bile rahatça kalırız" rehavetine kapıldık. o dönemki ankaragücü transfer yasaklısıydı ve düşme hattının birkaç puan üzerinde bulunmasına rağmen, küme düşmesi en çok beklenen takımdı. çaykur rizespor ligin ilk yarısını ligin dibinde, 17 maçta topladığı 12 puanla kapatmıştı. erzurum, akhisar, alanya ve kayseri en büyük küme düşme adaylarıydı. ne olduysa, devre arasında saydığım bu takımların hepsinin iyi planlamaları, iyi transfer politikaları ve hepsinden önemlisi de, kenetlenmeleri ile oldu. ankaragücü transfer tahtasını borç harç, bir şekilde açabildi. alanya devre arasından sonraki 3 maçında 7 puan toplyarak ivme kazandı. kayseri -öyle ya da böyle- 7 maçlık yenilmezlik serisi yakaladı. peki, bu dönemde biz ne yaptık?
takım bangır bangır forvet eksikliği çekerken, devre arasında sadece 2 transfer yaptık ve takıma forvet kazandırmadık. sağ açık serdar gürler'i ve sol bek lumor agbenyenu'yu kiraladık. eldeki forvetler zaten yetersizken, hiç forma şansı vermediğimiz, geçen sezon 2. lig kırmızı grup'un gol kralı olmuş*samed ali kaya'yı transferin son günü erzurum'a kiraladık. oscar scarione'den kurtulmuş olmamız, devre arasının -acınası belki ama- tek güzel gelişmesiydi. takım devre arasından sonraki 6 maçta sadece içeride alanya'yı yenerken (o da ite kaka ve nabil ghilas devesinin son dakika röveşata golüyle oldu), kemal hoca ile de yollar ayrıldı ve tamer tuna takıma geri döndü. bence taraftarın bir kısmı takıma desteğini bu noktada çekti. bir takımı sevmeyi maddi karşılıklara bağlamayan, benim gibi faşşolig'e tepkili olanlar başkan mehmet sepil'in tükürdüğünü yalamasının hata olabileceğini ama ego mastürbasyonu yapmamayı seçmiş gibi görünmesinin de olumlu olduğunu görmüştü.
tamer hoca'nın taraftardaki kredisi zaten yoktu. geçen sene ligte kalmayı neredeyse garantiledikten sonra takıma oynattığı korkak futbol, maç içinde takıma etkisinin bulunmaması ve tabii ki beşiktaş'la adının sıklıkla alınması (ve bunu hiçbir zaman yalanlamaması) tamer hoca'nın eksileriydi. gördük ki, hiçbir şey değişmemiş kendi adına. yukarıda bahsettiğim son golümüzü attığımız konya maçı, tamer hoca'nın ilk maçıydı. 6 maçta 1 gol atabilmiş, fikstür ve iç saha avantajını hiçbir şekilde değerlendirememiş bir göztepe ile karşı karşıyayız şu anda.
devre arasından sonra birçok göztepeli'nin düşündüğü gibi, ikinci yarı fikstürünün en güzel maçları, nisan ayında oynayacağımız, üst üste gelen akhisar, rize ve erzurum maçlarıydı. akhisar ve erzurum'u içeride öyle ya da böyle yenip rize'den de puan aldığımızda, zaten ligde kalmayı hem umut ölçeğinde hem istek değerinde hem de muhtemel puan durumunda neredeyse garantilemiş olacaktık. bizim andavallar ise, bu 3 maçın hepsini kaybederek "biz bu ligten rahat rahat düşeceğiz" fikrini beynimize çakmış durumdalar. üzülmemek, hem fikstüre hem puan durumuna bakıp da kahrolmamak elimde değil.
ligin bitimine 5 maç kaldı. bunların 3'ünü içeride oynayacağız (antalya, sivas ve ankaragücü). akbilspor maçına zaten sezon başından 0 puan yazdığımız için çok önem teşkil etmiyor. takım biraz umut vaad etse "en az 9 puan alırız, bursa maçı da kimin düşeceğini belirler" derdim rahatlıkla ama diyemiyorum. sepil takıma gözdağı vermek için cuma günü oynanacak maça bütün kafilenin çarşamba gününden* kara yoluyla gitmesini istemiş. takım üzerinde olumlu bir etkisi olacağını sanmıyorum. antalya maçı ya tamam ya devam maçımız olacak. şu ligte kasımpaşa'nın, malatya'nın, konya'nın, kayseri'nin yer bulup bizim olmayacağımıza şimdiden üzülmeye başladı birçoğumuz. eh, "ıssız kuytu köşeler bizi özlemiştir. nasıl düştüysek, öyle çıkarız" diye moral enjekte etmek de mümkün ama içimden gelmiyor. gene de, çıkmadık candan ümit kesilmez. henüz ölmedik, düşmedik.