dünkü beşiktaş maçıyla birlikte 2 maçta 0 puan ve eksi 4 averajla süper lig'te sondan bir üstteki sırada bulunan izmir'in gururu.
tablo gerçekten berbat. futbol yobazı ve stajyer hoca diyerek nitelendirmekten sıkılmayacağım tamer tuna'nın dünkü maça -takımın tek sorunu bu iki oyuncunun performans sergileyememesiymiş gibi- andre castro ve halil akbunar yerine celso borges ve yasin öztekin'le başlaması şans eseri iyi sonuç verdi. yasin maçın ilk 10 dakikasındaki beşiktaş baskısını kırmakta kilit rol oynadı, ayağında top tutup takımın savunmada baskı altına girmesini engelledi. borges de ilk yarıda 4 uzun ve isabetli pas atıp başarılı hücuma çıkışlarda pay sahibi oldu. iki topu direkten dönmesine rağmen, başka hiçbir pozisyona girememiş, ilk 10 dakikadaki baskı kurma çabası hüsranla sonuçlanınca da oldukça dağınık bir görüntü çizmeye başlamış beşiktaş'ın attığı ilk gol göztepe'nin savunma zaaflarının güzel bir özetiydi. lamine gassama'nın -sadece- caner erkin'in önünde durup ona orta açtırmamasının yeterli olacağı, bu olduktan sonra olgun bir atağa dönüşmeyecek cılız beşiktaş atağı, korkunç bir yerleşim hatasıyla birlikte golle sonuçlandı. 2 stoperin (titi ve bubacarr sanneh) ofsaytı bozmamak için 6 pasın içinden kaçışları, zaten alan paylaşımı yeteneği hiçbir zaman olmamış deniz kadah ve borges'in etraflarındaki beşiktaşlı oyuncuları savunmaya çalışırken topun güzergahını sadece izlemeleri beşiktaş'ın ilk golünün kısa bir özeti. ilk yarı itibariyle iyi direnen göztepe ise, bu golden sonra moral olarak sahadan silindi.
futbol yobazlığı ise, devre arasından dönüşte eren derdiyok'un oyundan alınıp halil'in oyuna dahil edilmesiyle tavan yaptı. tamer hoca'nın geçen haftaki antalyaspor maçının yasin'in oyuna girdikten sonraki dakikalarında da denediği "kanat oyuncularından 10 numara yaratma" ıslak rüyası böyle bir deplasmanda, direnç gösterebilmiş ama yediği golle moral olarak dibi görmüş bir takımda tabii ki ters tepecekti. zaten ilk yarının en kötü oyuncusu olan deniz'in -şaka değil- 90 dakika sahada kalabilmesi de mucize gibi bi' şey. geçen sene de yasin'in 10 numara olarak kullanıldığı birkaç maç hatırlıyorum. o maçlarda da hem yasin sahadan tamamen silinmişti (dünkü maçın ilk 10 dakikası hariç zaten iyi oynamıyordu) hem de önünde oynayan cameron jerome'un etkinliği sıfıra inmişti. devre arası değişikliğinden sonra yanımdaki pastafaryan klishesi'ne de aynısını dedim: "bu değişiklik takımın dibine dinamit koymakla eşdeğer". kurtarıcı halil'in maç 3-0'a gelip beşiktaş iyice rahata bağladıktan sonra yaptığı birkaç dribbling haricinde etkisi de olmadı. 54. dakikadaki caner'in bal golünde ise, sezona iyi başlamadığı geçen haftaki antalya maçında da ince ince hissedilen beto'nun korkunç hatası mevcut. beşiktaş korner dönüşü tekrar pozisyon üretme çabasındayken, ceza sahasında topla buluşabilecek tek isim olan domagoj vida'yı sanneh tutuyordu. caner ortayı açtı, beto sanneh'nin vida'yı ve topu engelleyeceğini düşünerek pozisyonu bir süre takip etmedi. vida sanneh'yi bozdu, sanneh ne vida'yı ne de topu engelleyebildi. bunları çok geç fark eden beto da tıngır mıngır kaleye giden topa refleks göstermekten aciz kaldı. takım kaptanı, dünya çapında halen ismi bilinen kalecilerden biri takıma yeni katılmış bir stopere bu kadar güvenmemeli. beto'nun ilk hatası buydu. caner'in falsolu ortasının da hakkını vermek lazım, ki sanneh ya da vida dokunmadan bile topun yönü hayli değişti.
beşiktaş'ın 2. ve 3. golü arasında 5 dakika var. bu süre içinde bırakın atak yapabilmeyi; kendi yarı sahamızdan çıkamadık. top hep beşiktaş'ta. bu dakikalarda castro'dur, alpaslan öztürk'tür, yalçın kayan'dır; hatta ve hatta -deniz hayalet gibi olduğu için ve eren'i oyundan almanın büyük bir hata olduğu ayyuka çıktığı için- genç ege özkayımoğlu'dur; bir değişiklik lazımdı. futbol yobazlığı gene hortladı, "dayanırlar biraz daha yaae" iç sesiyle birlikte 3. golü yedik ve ardından yasin'in yerine castro oyuna girdi. işte, tamer tuna bu. takım 15 dakikadır berbat bir futbol oynarken, rakip ilk şans golünden sonra gaza gelmiş ve seni yarı sahandan çıkartmıyorken, kenarda oturup "dayansınlar biraz daha" dersen, maç henüz 59. dakikada kopar. bir taraftar olarak ben bunu alt liglerde canlı canlı yüzlerce kere gördüm. 3. gol, zaten bitik bir görüntü sergileyen takımın fişini çekti. sağ bekte sabit kalarak rakibini karşılamasını beklediğimiz gassama'nın yarı sahaya yakın bir yerde beklemesi, andre poko'nun adem ljajic'in çevikliğini hesaplamadan -sert değil- minik müdahalelerde bulunması ve tabii ki beto'nun kapattığı köşeden golü yemesi ile birlikte ilk yarısını iyi, ikinci yarısındaki 15 dakikayı rezil oynadığımız maçı 60. dakikada kaybettik. son 30 dakikada beşiktaş biraz daha akıllı oynayabilseydi, dünkü maç rahatlıkla 5-0 bitecekti.
tamer tuna'nın maç sonu röportajı şurada: link . hocanın sürekli "geçen seneden dersler çıkarttık, iyi hazırlandık" gibi martavallar okuması beni bezdirmiş durumda. geçen seneki göztepe'yi iyice inceleyerek hatim etmiş bir insan evladı (taraftar bile olabilir bu) deniz, borges, halil, yasin gibi adamları ilk 11'de başlatmaz. mümkünse satarak takıma gelir kazandırır, yerlerine genç ve önü açık oyuncular yerleştirir (yalçın, hüseyin, batuhan, ege, yusuf gibi). hadi bunu yapamadın, oyuncuların alıcısı çıkmadı, elinde patladı. o zaman da, bu oyuncuları 11 başlatmaz, yedekte birer silahmışçasına tutup rakibe gözdağı verirsin. ilk 11'de başlattığın gibi, zaten yedekten oyuna müdahale şansın azaldığı gibi, rakibin de "bunların tek gücü bunlar, kitleyelim de şunları, oynayamasınlar" der (zaten saydığım isimlerin takıma katkısı sıfır). dünkü maçın ilk yarısında yasin ve deniz'in etkisizliği, eren'in top alamaması ve serdar gürler'in anlık patlamaları hariç varlık gösterememesi beşiktaş'ın -zaten- kolay tahmin edilebilir hücum planlarıyla oynayan göztepe'yi durdurduğunun kanıtlarıydı. sadece iyi direnebilen bir takım olarak 45 dakika geçirmişken, ikinci yarıya "du bakalım, n'olcek" diyerek takımın tek hava topu indirebilen, hücuma çıkışların bel kemiği olarak sahada -iyi ya da kötü; fark etmez- bulunan eren'i oyundan alarak başlamak ise, beşiktaş'ın "bunlar bu saatten sonra atak falan yapamaz, iyice kapanırlar. saldıralım" gazını da körükledi. zaten 15 dakikalık bu gaz da bizi sahadan silmeye yetti.
geçen sene de yeni malatya ve galatasaray maçlarıyla lige başlamış ve 2 maçta gene 0 puan ve eksi 3 averajla ligin dibine gömülmüştük. ardından -bok gibi olan fikstür sağ olsun- fenerbahçe'yi izmir'de yenerek stres dağıtmış, alanya'ya yenildikten sonra 3 maçlık galibiyet serisi yakalamıştık. bu seneki fikstür de aynı şeyi yapabileceğimiz kadar boktan (serbest fikstür laneti geçen 2 sezonda olduğu gibi, bu sene de bizde). ağustos ayını izmir'de denizli ile oynayarak bitireceğiz. milli maç arasından sonra rize, konya, gazişehir, kayseri ve akbilspor maçlarıyla ligi nerede bitireceğimiz biraz şekillenecek. denizli maçı 15 günlük araya moralli girmek ve bütün hataları halının altına süpürmek adına önemli. galatasaray'ı yenerek gaza gelmiş denizli'nin geçen hafta bizim kaybettiğimiz antalya'yla deplasmanda oynayacak ve ardından haftaya izmir'e gelecek olması bu gazlarının biraz azalmasına neden olabilir.
takıma transfer falan yapılmayacağını tamer tuna dünkü maç sonu basın toplantısında üstü kapalı olarak söylemiş. bundan sonra 10 numara, bitirici bir forvet ya da kanattan ceza sahasına girip adam geçebilen ve/veya orta açabilen bir kanat oyuncusu transferi beklemek hayal olacaktır. eldeki kadronun bu sezon ligte tutunabileceğine dair umudum git gide azalıyor. borges, halil, yasin, deniz, eren, gassama, leo gibi yetenekleri dahilinde değil, moral motivasyonları dahilinde oynayabilen oyuncuların ilk 11 işgalcisi olduğu bir takımın ne kabuk değiştirebileceğini ne de yükselişe geçebileceğini düşünüyorum. iç saha maçlarında taraftar biraz ittirir, güç bela kazanılmış maçlarla keyifleniriz; orası ayrı ama deplasman planlarını kendi elleriyle bok eden bir stajyer, bir futbol yobazı takımın başındayken, bunun ne kadar yeterli olacağını bilmiyorum. umarım ligin devre arasından sonra stat açılır, seri galibiyetler alırız ve sezonu da en kötü ihtimalle 15. bitiririz. moraller bozuk.
pandemi sezonunun kalan bölümüne, haftaya bay takım olacağı için bir çeşit "2 haftalık devre arası" yaşamadan önceki son maçında da galibiyet alamadan, son galibiyetini neredeyse 1 ay önce almış bir takım olarak, 15 maçta topladığı 19 puanla giren izmir'in gururu.
hazır devre arası gibi bir şey gelmişken, kendimce şuracığa kusayım istiyorum çünkü fazlasıyla şiştim. takımın genel değerlendirmesini de yapayım. gene madde madde gideyim.
- neredeyse 2 yıldır süren "yaratıcı orta saha" eksikliğini hem fiziksel hem de ruhsal olarak yaşamaktan bıkmıyoruz. guilherme'nin de galatasaray maçı öncesinde garip bir şekilde çin'e transfer olmasından sonra, "lütfen ofansif orta saha olsun" diye ağlayan takımda bu görevi yapabilecek isimler olarak elimizde marcio mossoro ve stefano napoleoni kaldı (gene!). son karagümrük maçında 37'lik mossoro'nun beyni ile ayaklarını ve vücudunu yönetemediğini, napo'nun ise tek forvetli "değişmez" oyunda faydalı olamayacağını bir kez daha sinirden küfürler ederken gördük. aslında, bu takımda 19 yaşında olan efe binici, 18 yaşında olan tibet öniz, 19 ve 21 yaş altı takımlarının yıldızlarından 20 yaşındaki yılmaz basravi de var ama futbol teknik direktörlüğündeki stajyerliği ölene kadar bitmeyecek ilhan palut'un gördüğü sadece bu ikili. obinna nwobodo'nun bile ne oynayabildiğini son maça kadar göremedik (merkez orta saha). böylelikle, transfer döneminde illa ki bir 10 numara transferi olacak çünkü mossoro'nun ve napo'nun sakatlıklar haricinde sahadan çıkacağı yok.
- 1 forvet illa ki alınacak çünkü zaten kanat forvet olan cherif ndiaye'nin tek başına pozisyon üretme noktasında yok olduğunu her maç görmeye devam ediyoruz. brown ideye ise bir sakat, bir covid, bir formsuz olarak zaten az olan kredisini de bitirmiş durumda. takımda başka forvet yok. geçen yıl 3 lig ve 3 kupa maçında görebildiğimiz ege özkayımoğlu ise (hem de böyle bir yokluk içindeyken) 2. lig kırmızı grup'taki 1922 konyaspor'a kiralandı (12 maçta 8 golü var orda). ideye'nin elden çıkartılabilmesine göre 2 forvet de alınabilir ama kontratı nedeniyle bunun mümkün olmadığını anlayacak kadar mehmet sepil'i tanıyoruz. geçen sene hem önünden hem arkasından fena halde sallanan cameron jerome'u bile özlemeyen kalmadı galiba. sonuçta; 1-2 bitirici adam takviyesi şart.
- orta saha aslında iş görür halde ama soner aydoğdu'nun etliye sütlüye bulaşmama hali, halil akbunar'ın bitmek bilmeyen pozisyon israfı karakteri, zlatko tripic'in türkiye'ye tam olarak uyum sağlayarak formsuzluğunu devam ettirebilir duruma gelmesi, ciddiyetsiz ve disiplinsiz andre poko'nun sözleşmesinin feshedilmiş olması ve kubilay sönmez'den gerekli katkının alınamamasından dolayı illa ki transfer yapılacak. yalçın kayan gibi bu takımın geleceğini sırtlarına isteyerek alabilecek, zorlansa da bu sorumluluğu taşımaktan yerinmeyecek bir oyuncunun bile küstürülebildiği, forma verilmediği bir takım içi ortamı da var. bu ortama kısaca "aşiret" diyorum ben. halil-soner-berkan emir üçlüsünün merkezinde olduğu, maçlarda sahada tek söz hakkı kendilerinde olan, her topun bağlantı merkezlerinde olmaları kuralmış gibi hissettiren (ve gösteren) bu aşiretin kaotik ortamı nedeniyle de özellikle orta sahadaki yeni transferlerin tutabileceğini şimdiden düşünmüyorum. en azından poko'nun yerine bir çapa (benim deyimimle "ucuz amele") alınacak gibi görünüyor.
- defans ise 2 senedir evlere şenlik: pas atabiliyor olması nedeniyle takımda kaldığına inanmak istediğim, takımın toplu halde 100 metre koştuğu antrenmanlarda mossoro ile son sıraları paylaşan titi, istanbul takımlarının ilgisinden sonra bile isteye oynamadığını bildiğim alpaslan öztürk (büyük ihtimalle yeni kontrat da imzalamayacak ve sezon sonu serbest kalacak), kronik sakat atınç nukan ve bu senenin kuşkusuz en iyi transferi marko mihojevic göbeği oluşturuyor. bu stoperler arasında oynatılacak ikili atınç-marko sanırım çünkü en fazla denenen ikili onlar. bu noktada, futbolu kafasında bitirmiş alpi'nin keyfi yerindeyse, yanına titi'yi de alarak defansın göbeğini oluşturduğunu da gördük. marko haricindeki 3'lünün her maç ciddi boyutlarda pozisyon alma sıkıntısı çektiğini bildikten sonra, "yeni stoper" diye ağlamanın da bir mantığı yok. transfer yapılmayacaktır çünkü elde 4 stoper var (matematik bazen yanılır. bu da o anlardan biri çünkü 4=1).
beklerde ise, durum daha da boktan. berkan'ı kesmesi için transfer edilen dzenan burekovic berkan'ın önünde, sol açıkta da oynadı, merkez orta sahada da. berkan sakatsa ilk 11'de olabildi (ki şu ana kadar bunun gerçekleşme sayısı 2). karşısında atletik, fuleli ve hızlı bir açık varsa, berkan'ın kademe hatalarının da arttığını bildikten sonra, bu mevkide sadece ve sadece burekovic'in oynaması gerektiğini anlıyorum ama ekrana bağırarak anlatamıyorum. sağ bek mevkisi ise takımın kara deliği: lamine gassama karşısındaki rakibin halâ kendi isminden korktuğunu düşünürken, murat paluli kendini geliştirmeye 26 yaşında başlamaya çalışıyor. sezon başında altınordu'dan transfer ettiğimiz kerim alıcı'yı ise, geldiği gibi boluspor'a kiraladık. bu mevkide ya hayaller aleminde yaşayan gassama'ya ya da alt liglerdeymiş gibi oynamaya çalışan, özverisini takdir etmekten ne oynadığını anlayamadığımız paluli'ye güvenmemiz lazım. taraftarlar kerim'in bolu'dan geri çağırılmasını istiyor ama gassama bu haliyle bile 11 oynayabiliyorsa, arkasında 2 yedeği olduğunda, ishal de olsa, bacağı da kopsa, sahadan çıkmaz. stajyer hocanın hatayspor'dan öğrencisi olan paluli'yi kullanmaya devam etmesi de mümkün ama bu sefer de paluli'nin hatalarından sonra "sağ beke obinna'yı yerleştirmek" gibi uzay çağı fikirleri ürettiğini de gördük. taraftarların bir kısmı gassama ve paluli'nin acilen gönderilmesini, kerim'in geri çağırılmasını ve bu mevkiye bir yabancı transferi yapılmasını istiyor. bu kulübün stajyer hoca yeri olmadığını yıllardır söylediğim gibi, sepil'in iyi bir bek için para saçmayacağını da gene yıllardır söylüyorum (seni çok özledik adama traore).
- kale ise en az sıkıntı yaşadığımız yer olabilir. macar balazs attila megyeri kupa maçları dahil 4 kez kaleyi korudu ve çok gol yedi. uzaktan şutlarda iyi yer alıyor, cepheden gelen ataklarda takıma güven veriyor, köşelere giden toplara uzanabiliyor. menajerlik oyunları ağzıyla, geri kalan bütün özelikleri ise, 20 üzerinden 8-9. irfan can eğribayat covid olmadan önce gayet iyiydi. kaleyi koruduğu 13 maçta 14 gol yemesi büyük problem değil. önünün açık olduğunu hepimiz görüyoruz (stajyer bile görüyor, evet). altyapı evladı arda özçimen'in sözleşmesi 2021'de dolacak. yenileyeceklerini düşünmüyorum.
- stajyer hoca ile teknik ekibinin yetersiz olduğunu, hocanın istifa ettiği 4 temmuz 2020'den önce de söyleyenlerden biriydim. benim gibi düşünenler, hatayspor'u sanki barcelona haline getirmiş de, biz beğenmiyormuşuz gibi eleştirilmiştik. mirkan aydın ve gökhan karadeniz gibi performans açısından kariyerlerinin en kötü sezonlarını geçirmiş futbolcuları, sağlayabilecekleri en yüksek verimde tuttuğu ile ilgili de çok yazı okudum, birçok hataylıyla da tartıştım. gökhan'ın hızı ve mirkan'ın genişliğinin* benzerine sahip halil ve jerome karşılaştırması bile yapmıştım. şu anda geldiğimiz nokta ise, hatayspor'un 2 sezon süren çıkışı ile göztepe'nin son 1 yılındaki berbat performansının karşılaştırılmasından öteye gidemiyor. gençlere yönelik olumsuz bakış açısından da bezmiş haldeyim. batuhan kırdaroğlu, efe, tibet, yılmaz, ege, yalçın gibi yetenekler güncel örnekler. şablonu tek, alternatifi olmayan, defansına baskı geldiğinde 2. lig kırmızı grup seviyelerinde futbol oynayabilen, futbolu aklında bitirmiş, sahaya ise sadece vücudunu yansıtabilen oyuncu bozuntularına bel bağlamış, teknik ekibinin söz geçiremediği futbolcu gruplarını takımda söz sahibi yapmış bir teknik direktöre sarf edebileceğim hakaret olmayan tek sıfat stajyer olabilir.
umarım 2021 bu takım için güzel günlerin habericisi olur. gençliğimi yoluna feda ettiğim, geleceğimde ortaya çıkacak kalp kaynaklı muhtemel sorunlarımın temel nedeni haline getirdiğim göztepe'yi benim gibi insanların gönlünden söküp atmak mümkün değil. stajyerleri, aşiretleri, ruhsuzları, maaşına bakıp işini nasıl yaptığına bakmayanları, kulübün idari yönünü belirlemede söz sahibi olup kan emmekten başka bi' boka yaramayan suretsiz yöneticileri çok gördük. daha da çok görürüz, dert değil. yeter ki, avrupa'da atletico ile eşleştiğimiz günler geldiğinde, sahanın içine bakabilecek bir çift gözümüz, oyunu değerlendirebilecek kadar sağlıklı kalabilmiş aklı dengemiz ve hiçbir zaman yüreğimizden çıkmayacak göztepe sevgimiz yerinde dursun.
şirket olarak el değiştirmesi hype'ı korkunç boyutlara vardırıldığı için hem yerel hem ulusal hem de uluslararası medyada hakkında hemen hemen her 2-3 günde 1 haber yapılmaya devam edilen izmir'in gururu.
küme düşmemek için matematiksel ihtimal halâ var ama ne futbolcularda ne de yönetimde bu yönde hiçbir işaret yok. son kayseri maçında da devam eden kötü oyun ve gelen mağlubiyet sonrası en az 12 puana ihtiyaç var ve kalan 6 maçta giresun'un hiç puan almaması lazım. baya moral bozucu. gerçi, takım 9 maçtır puan yüzü dahi göremiyor (öncesinde de 4 maçlık galibiyet serisi vardı, şaka gibi), futbolcular hisse devrine de kafayı takmış durumda. zerre kıpırdanma olmadığı gibi, basının sürekli yeni haber peşinde koşması da akıllarını bulandırıyor olmalı. akıllarına sıçayım ben onların; 25 yıldır aynı acıyı çeke çeke yoğrulan taraftar berrak zihinle halâ "bundan sonra ne yapılabilir?"i tartışırken, maaşları tıkır tıkır ödenen, yapacakları tek şey mücadele etmek olan dangozlara küfür etmekten bile sıkılmış haldeyim.
roman abramoviç söylentileriyle başlayan asparagas haberlerin bir kısmı doğru çıkıyor. gırla duyum var ortada ama bazıları daha net gibi. bunları derleyip yazayım aşağıya. nitekim, sürekli "abi, abramoviç satın aldı mı göztepe'yi?" diye soranlardan gına geldi.
- roman abramoviç: kendisinin bodrum'a 2 yatıyla birlikte geldiği, burada kısa süre durduktan sonra ankara'ya geçtiği ve tekrar bodrum'a geri dönerek bir süre konakladığı biliniyor. aynı günlerde mehmet sepil de ankara'ya gitmiş, kısa süre sonra izmir'e geri dönerek yönetim kurulu başkanlığından çekildiğini açıklamıştı. sepil'in ankara'ya gitme nedeni, meclise gelmiş ve genel kurul oylamasına kalmış yeni spor yasası içindi, burası çok net. kulüplerin başkanlarına büyük yük getirmekle birlikte, toki'nin yaptığı statların tamamının kullanım hakkını da kulüplere bırakan torba yasanın içeriği halen sorunlu. maddelerde bddk ve ttk ile gırla çakışma var, dernek olan kulüplerin doğrudan şirketleşmesi bizim dinç bilgin döneminde yaşadığımız "bir anda uçucaz olm, öyle böyle değil" saçmalığına benzeyecek bence. sepil'in abramoviç'le aynı günlerde ankara'da bulunma nedenlerinden birinin de, tff ile bu sene küme düşmenin kaldırılacağını konuşması olabilir. ligin bitimine 9 hafta kala, küme düşmemesi için elinden geleni yaptığı sürece ligte kalabilecek bir takımın başkanının ankara görüşmesinden sonra havlu atması hem sıradışı hem de fazlasıyla çakalca. özetle; abramoviç'le kulübün bir görüşmesi olmamış, abramoviç'in ankara-bodrum arasında gidip geldiği dönemde sepil de aynı güzergahta bulunduğu için asparagas haberlerin cılkı çıkmıştı. bu yalan haberi ilk ortaya atan 9 eylül gazetesi'ydi, aklınızda olsun. "imzalar cuma atılacak" diye bile yazdı ama kabataş yalanı gibi, hangi cuma olduğunu yazmadıkları için halâ haklı olduklarını sanıyor olabilirler.
- rasmus ankersen: danimarkalı bir futbol direktörü kendisi. southampton'da halâ aynı görevle çalışıyor sanırım. ayrıca southampton'ın hisselerinin bir kısmı "sport republic" isimli firmayla birlikte kendisine ait. bunun dışında brentford ve midtjylland'ın da hisselerinin bir kısmı kendisinde. medya, ankersen'i sürekli "genç yatırımcı" olarak nitelendiriyor ama aslında 2015'ten beri futbol direktörü ve takım sahibi olarak görev yapıyor. izmir'e geldiği, gürsel aksel spor ve sağlıklı yaşam merkezi'ni 2 kere gezdiği, urla adnan süvari tesisleri'nde de yönetimle gizli bir görüşme yaptığı yazıldı. ayrıca, ankersen'in aslında kulübün hisselerini ocak 2022'de resmen satın almak için başvurduğu, sepil'in 4 maçlık galibiyet serisinden sonra fiyat yükselttiği için masadan kalktığı da yazıldı. gürsel aksel'deki maçlarda sürekli "danimarkalılar maçta" goy goyu yapıldı ama ankersen'in izmir'e gelip gittiği bile doğrulanmadı. asbaşkan talat papatya abramoviç söylentilerini yalanlarken, ankersen'le ilgili sorulara hiçbir cevap vermedi (kendisinin ankersen'i tanıdığını bile sanmıyorum). abramoviç'le ilgili saçma haberler yapılmaya başladığı anda ankersen'in adı da çılgınlar gibi yazılmaya başlandı. bu da dev bir asparagas bence çünkü ocak ayında olduysa bile, ankersen ile kulüp düzeyinde bir temas son 2-3 ayda hiç olmadı, bu çok net. birkaç uzak doğulu turisti maçta görüp "çinliler geldi" diye haber üfleyenler, aynı mantığı ankersen mevzusunda da kurmuşa benziyor.
- hulusi belgü: eski fenerbahçe yöneticisi, oğullarından birine aleks adını koyacak kadar fenerbahçeli, forum istanbul avm'nin tek sahibi. tam bir kodaman. sepil'le değil, sepil holding cfo'su ve kulüp yöneticilerinden olan enes memiş'le toplantı yaptıkları haberleri yazıldı. bunun da gerçeği yansıttığını düşünmüyorum çünkü avmci bir başkan yerine, inşaatçı bir başkan daha gerçekçi. her geçen gün artan kur farkından dolayı avmleri için ağlayan bir başkanın kulübüyle ilgilenmekte zorluk yaşayacağı ayyuka çıkmışken, bu denli istanbul merkezli bir iş adamının izmir'de kulüp satın alması da mantıklı görünmüyor bana. zaten belgü de bir görüşme olmadığını açıklamış. 30 milyon dolarlık teklif mevzusunun basına ilk yansıdığı görüşmenin belgü ile sözümona yapılan görüşme olduğunu da belirtmek lazım. belgü haberlerinin tek dişe dokunur yeri, konuşulan bu meblağ.
- alim emiroğlu: 2015'e kadar aktif futbol kariyeri bulunan, "viven inşaat", "emiroğlu group" ve "evak inşaat" yönetimlerinde bulunan, özellikle 2015'ten sonraki inşaat atılımlarıyla deli gibi para kazanmış, kuşadasıspor ve bornova gençlik spor kulübü'nü satın almış bir insan bu. ayrıca eski bir akpli bakanın oğlu olduğu da yazıldı ama ben pek inanmıyorum. medyatik yönü son 3 yılda hortlamış gibi görünüyor. taraftarın en çok tepki gösterdiği isim kendisi çünkü tam bir nargileci olduğu, aktif futbolu hayatını erken bitirdiği için menajerlik oyunu oynar gibi kulüp yönetmeye hevesli olduğu söyleniyor. viven inşaat ile birlikte oldukça geniş hacimli projeler üretmeye devam ediyor ama sepil'in önce 30, ardından 80 milyon dolara kadar çıkan hisse bedelini ödeyebilecek kadar kodaman olduğunu düşünen yok. son 1 ay içinde 2 kere görüşme olduğu da doğrulandı ama özellikle emiroğlu tarafında hep "görüştük, belirsiz şu anda" gibi cevaplar verilmiş. emiroğlu'nun yakın bir arkadaşı instagram'da yaptığı bir paylaşımda "göztepe viven " adını kullanmış. şimdiye kadarki haberler arasında en gerçekçi olanının emiroğlu ile yapılan görüşmeler olduğu belli. kendisinin çapı göztepe'ye başkan olmaya yetmeyecektir ama bu konuda taraftarın bir şey yapması da mümkün değil. ortak bildiri yayınlamaya bile yanaşmayan tribün grupları ve liderleri, emiroğlu "istiyorum" diye bi' açıklama yaparsa, ancak ve ancak öyle pozisyon alabilirler. veya eskiden de yaptıkları gibi, kendi mamaları uğruna sessiz kalmayı tercih edebilirler.
hisse satışı mevzusundaki haberlerin geneli böyle. haziran ayına kadar bu mevzu kapanmaz bence. futbolcu satışları da başladığı için haziran beklenecek, sepil göztepe sk fan token'ın hayvan gibi değer kazanması sonrası ellerini ovuşturacak ve "gençliğimin katili" dediğimiz göztepe günden güne umutsuzluğun içinde boğulurken, taraftarlar olarak biz de her yeni güne bela okuyarak uyanacağız.
Vodafone Sultanlar Ligi'ne terfi hakkını elde etmiş, sırp menşei spor kulübü. Hoş geldiniz.
seneye anadolu efes ve fenerbahçe beko izmir'e gelemeyecek olsa da, vakıfbank, eczacıbaşı ve fenerbahçe medicana'yı izmir'de ağırlamak keyifli olacak.
ah karşıyaka ah
sadece adı süper olan ligte, biraz önce biten maçla birlikte 9 maçta 15 puan almış izmir'in gururu.
iç sahada bugünkü maçta birlikte 4 maçtır kazanıyoruz. sol bek adama traore'nin sezonu kapatmış olması, en azından devre arasına kadar en büyük zaafımız olacak. yerine oynayan berkin emir'in defansif kurguya yatkın bir bek olmaması ve ofansif özelliklerinin takım halinde aniden savunmaya geçilecek pozisyonlarda büyük hatalara sebep olması bizi olumsuz etkileyecek. gene de, kendisi birkaç maç üst üste oynadıktan sonra ön yargısız bir fikir edinebiliriz. önündeki yasin öztekin'in oldukça savruk bir futbolcu olmasından ötürü, sağ kanadı kuvvetli takımlar bahsettiğim tarafımızı felç edebilirler. sağda da lamine gassama'nın gelişmeye çok açık bir futbolcu olduğu kadar, henüz toy olduğu ve bek özelliklerinin hepsine sahip olamadığı bir defansif kurguyla önümüzdeki maçlarda zorlanacağız. hele ki -odin korusun- gassama'nın da uzun süreli bir sakatlık geçirdiğini düşündüğümde tüylerim diken diken oluyor çünkü kendisinin yedeği yok. tayfur bingöl'ü sağ bek olarak kullanmaktan başka çaremiz de bulunmuyor.
orta saha kurgusu oturuyor gibi ama alpaslan öztürk ile andre poko'nun birbirlerine oldukça benzer oyuncular olmaları ve poko'nun çok yönlülüğünün öne çıkması forma rekabetini artıracak o bölgede. celso borges'in bu ligin üzerinde olan oyun görüşünden bu yıl iyi faydalanacağız. andre castro (al yanak) amc ile mc arasındaki isimsiz alanda oynamaya alıştı gibi. gerçek mevkisi olan mc'de yer bulması bundan sonra zor. bugünkü maçta özellikle ilk yarı ortada görünmeme nedeni, maça amc olarak başlayıp 15. dakikadan sonra mc'ye geçmesiydi. bu 3'lüden (poko-borges-castro) birinin bile uzun süreli sakatlığı ya da form düşüklüğü bizi ipin ucuna getirebilir. zira aralarında uyum da günden güne artıyor.
önde ise biraz sıkıntılıyız. halâ ligin az gol takımlarından biri olma nedenimiz, geçen sezonun nisan ayından beri ortada olan forvet sıkıntımızdı. cameron jerome ilaç gibi geldi ama biraz geç kaldık. kendisi iyi ki takıma ve oyuna çabuk alıştı. devre arasına kadar yer yer tökezleyebilir ama sonrasında takımı sırtlayabilir. yasin'in savruk oyunu takım savunmasını bitiriyor ama tabelaya katkısı iyi olduğu için (9 maç, 5 gol, 2 asist) henüz eleştirilmiyor. yediğimizden fazlasını atmaya uzun bir süre devam edersek sıkıntı olmaz tabii ama bu ivmeyi geçen senenin mükemmel ilk yarısından sonra sürdürememiş, kısa süre sonra da amaçsız bir takım haline gelmiştik. gene aynı sorunu yaşamamız içten bile değil. bu senenin ana hedefi, geçen seneki gibi, ligten düşmemek adına alınacak en az 40 puan. bu hedefe ulaşıldıktan sonra ise, avrupa kupalarına katılmak için gerekli sıralamayı tutturmaya çalışmaya gelecek sıra. geçen sezon bunu yapamadık çünkü ligte kalmayı neredeyse ilk yarının sonunda matematiksel olarak kesinleştirmiştik. bu sezonun ilk yarısının bitiminde 40 puanda olabileceğimizi düşünmüyorum. ligin ikinci yarısıyla birlikte, biraz daha da akıcı oynarsak, avrupa kupaları hedefine emin adımlarla yürüyebiliriz. takımın maddi olarak iki kamburu olan nabil ghilas ve oscar scarione ile devre arasında yollar ayrılırsa, yerlerine alınabilecek alternatif isimlerle kadro tam bir "istanbul hegemonyası yıkma timi"ne dönüşebilir.
daha güzel günler göreceğiz. devre arasına kadar defansif kurguda biraz dişimizi sıkacağız, takım savunmasında da topu -bugünkü gibi- rakibin ayağına verip geride kaldığımız maçlarda vitesi yükselteceğimiz anları doğru ve akıllıca hesaplayacağız. devre arasına doğru ligteki konumumuz ve hedeflerde hangi seviyeye geldiğimiz daha belirgin olacaktır.
17 mart'tan beri neredeyse 1 aydır on binlerce taraftarının burnunda tüten izmir'in gururu.
hava şartlarından ötürü ertelenen rize maçını oynadık en son. erteleme maçını bu salgın ortamında oynatan, daha da ileri bir tarihe ertelemeyen federasyonun kukla, arap para babalarının da her şeyin kontrolünü elinde tutan cahil kodamanlar olduğunu sağır sultan bile duydu. "umarım o günkü maçtan sonra salgına yakalanmamışlardır" diye düşünüyordum. kulüp bütün çalışanlarıyla birlikte futbolculara test yaptı birkaç gün içinde ve pozitif vaka çıkmadı. bazı futbolcuların bu karantina döneminde evlerinde çektikleri çalışma videolarına da bakmıştım. özellikle stefano napoleoni'nin futbolcu olmasaymış, fitness hocası olabileceğini düşünüyorum. çarpık türkçesiyle "şimdi de bu hareketi yapıyoruz" bile demiş italyan. çoğu genellikle urla'daki lüks sitelerde kalan futbolcuların da evde kalmaktan dolayı moral bozukluğu yaşamadıklarını paylaştıkları video ve bildirimleri görmek iyi hissettiriyor.
kulüp bugün bütün sosyal medya hesaplarından bir vandallığı paylaştı: instagram , twitter , facebook . bu totem, futbol takımı amatör ligte savaşırkenden beri orada bulunan, kulüp binasının sahil tarafındaki parka geçip piizlenen hemen hemen herkesin bildiği, önünden geçerken sevip keyfini, açlığını kontrol ettikleri, insanlarla arası da müthiş bir kediydi. kulübün tam açıklamadığı olayı mahalle halkı görmüş, sosyal medyada anlatan gırla insan var. pitbulu olan bucalı bir apaçi (en hafif aşağılamam bu olacak) totemi köpeğine parçalatmış. totem parçalanırken köpeğini teşvik ettiğini, köpeğini totem'in cesedinin üzerine işettiğini de söyleyenler var (tamam, daha fazla ayrıntı vermeyeceğim).
birkaç gün içinde buca ya da güzelyalı merkezli "karantinada sopalı, bıçaklı kavga: 1 ağır yaralı. durumu ciddi" gibi haberler okuyabilirsiniz çünkü totem'in vahşi şekilde öldürülmesi, yıllar önce ufuk günaydın'ın bornova'da tekmeleyerek öldürdüğü engeli kedi yamuk'u bütün izmirliliere hatırlatmış olmalı. o yüzden, izmir'le ilgili buna benzer bir haber okursanız, şaşırmayın. totem'in gittiği yerde mutlu olmasını güçlü bir şekilde içinizden dileseniz, yeterli olacaktır. kim bilir; böylece, belki de totem'in mırıldamalarını bile duyabilirsiniz.
edit: ağlamadan önce totem'in şu fotoğrafını da paylaşıp çekileyim.
sözlüğün dengesizi olduğum için sadece bu hesap ile hakkında dokuz adet girdi yazmış ve göztepe dışı sebeplerle silmiş olduğum takım.
baya bir aşkla sevdim ben onu. lokal bir ingiliz takımı tutar gibi sadece 500 kişilik bir grupla kuşadası'na peşinden gidip formayla bunlar kim lan diye bakan turistlerin arasında bira içip, deplasman tribününe girmek için karaborsa bilet aldığım, bir istanbul büyüğünün asla veremeyeceği zevkleri bana yaşatan ve hatırası hep kalbimde kalacak takım. ben göztepe peşinde koşarken salihli, turgutlu, manisa falandı rakiplerimiz. o zamanki adıyla ikinci lige tutunmaya çalışırdık ama kimseye boyun eğmezdik. evinde bizi 6-0 yenen aydın'a "altı tane attı, hemen götü kalktı" diye bağırıp evimizde onları yenme motivasyonunu kaybetmeyen göztepelilerdik biz. onun için fenerbahçe'yi aldattım be.
ancak ve ancak an itibariyle benim için yok hükmündedir. altı mı beş mi kaç maçtır kazanamayan galatasaray'a hem de kendisi de düşme korkusu hissederken kaybetmek ve acı olan kaybettiği takımın anlık haline rağmen hala avrupa fatihi, türkiye'nin en büyüğü falan zannetmek, bunu doğal karşılamak, küme düşmeyi bunları yenmeye tercih etmek gibi anlaşılmaz eziklikleri yüzünden benim göztepe ile bağım kalmamıştır.
1. lig'i iyi takip edenlerin bu sezonun başından beri beklediği üzere, süper lig'e çıkması fikstüründeki bütün maçlar bitmeden kesinleşmiş olan izmir'in gururu.
kadroyu, takımın oyun şablonunu, stanimir stoliov'un (yoldaş) aklındakilerin ne kadarının sahaya yansıdığını ve seneye neleri değiştirebileceğini haziran'da falan geniş geniş yazarım. daha çok vakit var zaten. şimdi size özellikle gençlerbirliği maçından sonra hem sosyal medyada hem de yandaş basında yer alan ve 15 saniyelik telefon kamerası çekiminden ülkenin en büyük 3. şehrinin nasıl yaftalandığını anlatayım; hem de kamera görüntülerinin de gerçeği yansıtmadığı eşliğinde.
geçtiğimiz pazar günü oynanan gençlerbirliği maçındaki galibiyet bizi süper lig'e "kesin" taşıyordu, böyle de oldu. göztepe ceo'su kerem ertan maçtan 3 gün önce basın açıklaması yapıp "bu maçta deli gibi sevinmeyin, sahaya falan girmeyin; ki ligin son maçı olan bodrum maçından sonra izmir'i yakalım " dedi. tribünler de 78 dakika gol bekleme stresinden sonra coşup sahaya falan dalmadı ve gerçekten de özellikle gürsel aksel spor ve sağlıklı yaşam merkezi'ndeki maçlarda oldukça bilinçli davranabildiğini göstermiş oldu. ama maçtan saatler sonra sosyal medyaya saçılan 15 saniyelik kavga görüntüleri "izmir'de sevinç sokakları savaş alanına döndürdü" gibi saçma sapan bir şekilde lanse edildi. kanal d falan izleyecek kadar aptallaştıysanız, tekrar düşünün çünkü bu görüntülerin ne maçla ne göztepe'nin süper lig'e çıkmayı garantilemesiyle ve hatta ne de semt olarak göztepe'yle bir alakası vardı. anlatayım:
maçtan sonra kendince eğlenen ve eski izmir, çamdibi gibi yerlerden şehrin sahil kısmına gelmiş ergen grupları arasında sözlü tartışma çıkıyor. laf atanlardan biri de koşa koşa sahildeki kumrucu bilal'in içine girip oraya sığınıyor. daha kalabalık olan karşı grup kumrucunun önüne gidip işletmecisinden içerideki ergeni kendilerine vermesini istiyor. ensaf "yok öyle bi' dünya" diyor, bunlar da mekana sandalye, taş, çöp tenekesi falan atıp cam çerçeve indirmeye başlıyor. kumrucunun elemanları da bunlara karşılık veriyor. her yerde konuşulan motokurye de kumrucunun paket servisçisi zaten. büyük ihtimalle "nası vermezsiniz elemanı bize lan?!" diye atarlanmalar başlayınca buna haber etmişlerdir, o da motorla birlikte ortama dalmış. bu olay 15 saniyeden fazla sürmüyor ve zaten kalabalık ergen grubunu da mahalleli uzaklaştırıyor. burada unutulan bi' nokta da, göztepe-güzelyalı sahil kısmının esnafının uzun yıllardır olduğu gibi, şimdilerde de doğulu insanlar tarafından işletilmesi (çoğu ağrılıdır). bu insanlar boş da dolaşmazlar ve evleri gibi gördükleri mekanlarına karşı doğrudan bir tehdit algılarlarsa, konuşarak çözmeyi fala düşünmez, döner bıçağını falan çekip tehditi yok etmeye çalışırlar. mahalleli bunu bin yıldır bilir zaten ama diğer ilçelerden göztepe civarına akın akın gelen ergenler kendilerinin padişah olduğunu sanıp herkese atar-gider yapmayı bir marifet bellediği için cahildir. başlarına gelen böyle olayları da bir yerde hak etmiş sayılıyorlar ne yazık ki.
yani, medyada sürekli döndürülen 15 saniyelik saçma videoyu görenler "bunlar gene geldi süper lig'e, holiganlık yasaklansın, göztepe kapatılsın, izmir yok olsun" diye masal okuyor ama ne gördükleri şey doğru ne koca bir şehri yaftalamak için aradıkları sebep doğru ne de kullandıkları akıl bi' boka benziyor. gerçi, merak etmeyin; seneye bizi daha çok görüp medcezir 'le nasıl coştuğumuzu , stadınasılmabede çevirdiğimizi , aslında nasıl insanlar olduğumuzu daha iyi göreceksiniz.
sadece şu önemli: 100. yılda avrupa'ya gidip atletico ile eşleşme hayalini canlı tuttuk. sadece bunun için bile gözlerden akan yaşlar helaldir bu takıma.
not: bodrum maçında medcezir'i levent yüksel söyletecek bütün stada. ayrıca 14 haziran'da kutlanacak 99. yaş günü partisi, geçtiğimiz senelerdekinden daha coşkulu olacak. 2 ay daha, en az ayda 1 olmak üzere bizimle ilgili haberler okuyacaksınız, haberiniz olsun.
1925 yılında döneminin en büyük türk futbol takımlarından olan altay sk’dan bölünerek ortaya çıkan, şimdilerde süper lig’de izmir’i temsil eden tek takımın adının geldiği, izmir’in en güzide semtlerinden biridir.
üniversiteden izmirli bir arkadaşın dediğine göre izmir'in göztepe muhitinde domates ile salatalığı yan yana koyan pazarcının dayak yediği yermiş. başka bir yerde de limon ve domates yan yana konmuyormuş. abarttı gibime gelmişti ama gerçekliği var mı yok mu merak etmedim değil.
akşam da türkiye - litvanya maçı var gürsel aksel spor ve sağlıklı yaşam merkezi'nde. doğum günü kutlamaları akşamüstü 6 gibi başlayacak, 9 civarında havai fişek ve meşale şov olacak, ardından 10'a doğru başlayacak olan maça bilet bulabilenler stada doğru yollanacak. dün hava acayipti; bi' yağmur yağıyor, bi' hava açıyordu. bugün komple açık. karşıdan izlemek için de ideal bir hava olacaktır =)
4 maçlık galibiyet serisinin üzerine 3 garip mağlubiyet alarak küme düşme riskinin geçmediğini herkese göstermiş izmir'in gururu.
1 ay önceki girdimde en az 2 transfer daha beklediğimden bahsetmişim ama olmadı. sadece galatasaray'dan aytaç kara sezon soununa kadar kiralandı. yeni transferlerin takımla uyum sağladığına dair tek örnek di santo olabilir. adis'in sakatlığı ve ege'nin çok az forma şansı bulmaya devam etmesi nedeniyle kadroya dahil edilen di santo, şubat ayıyla birlikte ilk 11 çıkmaya başladı. adis'le kıyaslayınca ayağının daha temiz, şutlarının daha net, ikili mücadelelerinin daha zayıf olduğunu gördük. tannane henüz 2 maçta sonradan oyuna girdi, ne yaptığını bilmiyoruz. moubandje de 3 maçta şans bulabildi ve ilk gördüğümüz maç olan başakşehir maçındaki asistiyle "oh be, nihayet ayağı olan bir bek" dedirtmişti bize. ama 2 haftada 1 sahada görebiliyoruz, nestor futbol iq'su olmayan berkan'dan vazgeçmiyor.
gene bir önceki girdimde bahsettiğim puan senaryosundan çok da uzaklaşmamışız aslında. başakşehir ve altay'dan en az 4 puan çıkartırız demişim (başakşehir'i yenip altay'a yenildik). kupada beşiktaş bizi doğrar demişim (penaltılarla da olsa elendik). hatay ve galatasaray maçlarından puan alamayız demişim (sıfır çektik). özellikle altay, hatay ve gs maçları bizim için küme düşme potasından uzaklaştığımızın garantisi olabilecek maçlardı. altay'ın maçın neredeyse tamamında kendi yarı sahasından çıkamamasına rağmen 2 pozisyonla işi bitirmesi, hatay'ın oyunu sıkıştırarak ilk yarıyı 2-0 önde kapatmasından sonra sıkıcı hale büründürerek kazanması ve arda kardeşler'in gs maçını talimatla yönetmesi bizi 26 maçta kazanılan 27 puanla 16.'lıkta bıraktı. oyun planının sağlamlığı oyuncu grubunun zekası ile tamamlanmadıkça da ligin son maçlarına kadar düşme korkusunu hissedeceğiz. berkan, soner, kerim, murat, wilker, yalçın, atakan, kahraman, baku ve lourency bu ligin oyuncuları değil. halil, adis, irfan can, dino, ndiaye ve atınç hata yaparak oynadıkça oyundan kopan oyuncular ve istikrarları yok. antalya, malatya, sivas ve başakşehir galibiyet serisinin şans olduğunu söyleyenlere de inanmıyorum çünkü efektif bir hücum hattı (başakşehir maçında 5, sivas maçında 3 isabetli şutun 2'si gol oldu) nestor ile birlikte takımın karakteri haline gelen "topla oynama önemli değil, hızlı kontra önemli" mantığı ile birleştiğinde kazanmak normaldi. altay'a karşı efektiflik, hatay'a karşı hızlı kontra ve gs'ye karşı da masa oyunlarından arınmış bir maç yoktu ortada. özellikle gs maçından sonra en az 2 maçı seyircisiz oynayacağız (kasımpaşa ve alanya maçları olacak). belki de bu baskı ortamında takımın kendi kendine kalması, iç hesaplaşma yapması gereken oyuncuların kendilerini toplayabilecek kadar zaman bulması biraz daha iyi gelir, bilmiyorum.
haftaya oynanacak giresun deplasmanına çok büyük önem atfetmeye gerek yok. daha 12 maç var. bu takıma ise 4 galibiyet (ya da bi' şekilde alınacak 12 puan) yetecek bence. arda kardeşler faciasından sonra bir süre futbol konuşup izlememek en güzeli ama gençliğin katili olan izmir'in gururunun peşini bırakmak diye bir şey söz konusu değil tabii. önce ligte kalmayı garantileyelim, sonra kendi sorunlarımızı her alanda tartışmaya devam ederiz. unutmadan: "futbolun katili türk hakemleri" sloganının tüm bu sikko düzeni temsil ettiği de akıldan çıkmasın.
aliağa belediye spor klübünün 2008 senesinde renk, logo ve ismini değiştirmesiyle bugün sportif faaliyetlerini göztepe adı altında sürdüren, 1925 yılında kurulan aynı adlı izmir takımının yerine liglere katılan 1994 yılında kurulmuş izmir takımı. aliağa spor klübü.