1. son 5 maç performansı ile ligin zirvesinden kopmayacağının sinyallerini erkenden veren izmir'in gururu.

    'in korkak oyunu ile kendi topuğuna sıktığı kocaeli mağlubiyetinden sonra, ligin kağıt üzerinde değil, sahada iyi takımlarından erzurum deplasmanında oynattığı aynı berbat oyun, takımla ilişiğinin kesilmesine neden oldu. formsuz defans hattı, 2 yıldır yapmadığı kadar yaptığı maç içi formasyon ve taktik değişiklikleri tam birer çırpınıştı. erzurum maçından sonraki 2 haftalık milli maç arasında bu kararın alınması gerekiyordu ama 8 gün beklendi. 22 kasım'da takımın başında antrenmanlara çıkan yeni hoca , cv'si ile 1. lig gibi sert futbol oynanan ligler için biçilmiş kaftan imajı çizerken, kazakistan, bulgaristan ve kıbrıs (rum tarafı) harici hiçbir ülke görmemesi ile soru işaretleri barındırıyordu. sözleşme imzalanırken yapılan basın toplantısında kendisine sorulan "takım kötü gidiyor, hangi önlemleri alacaksınız?" sorusuna yapıştırdığı "savunma değil, hücum oynayarak bu girdaptan çıkacağız" cevabıyla benim gibilerin yüreğine zaten anında su serpmişti. aynı toplantıda 4-2-3-1 oynatacağını ama bunun için henüz erken olduğunu, takımı biraz daha tanıması gerektiğini, göztepe'yi haziran'dan beri takip ettiğini, skor ne olursa olsun yılmayan bir takım ve taraftar görmek için burada olduğundan bahsetti. hocanın astana ile şampiyonlar ligi maceraları, levski sofia ile cheivo'yu falan dümdüz ettiği gene şampiyonlar ligi elemeleri cv'sinin ışıldayan yönleri. tek sıkıntı şuydu: balkanlardan göztepe'ye gelen futbolcu ve teknik adamların buradaki ömürleri hem çok uzun olmuyor hem de yaşattıkları duygu hep uçlarda oluyordu. eski sevgili kontenjanı her zaman baki kalacak 'in yürekte açtığı yara halâ kapanmadı mesela. aynı şekilde 'nun da kısacık göztepe ve süper lig macerası, bizde tamiri güç boşluklar bıraktı. stoilov neden farklı olsundu ki?

    neler değişti, maddeleştireyim:

    - kokovic'in oynattığı formasyon (top bizdeyken 3-5-1-1, top rakipteyken 5-3-1-1) sabit kaldı ama kızağa çekildi. atınç'ın görevini devralarak 11'e yerleşti. 'ın sol stoper görevini de 35'lik devraldı (bence buraya devre arasında bi' transfer gelecek, hoca zorunluluktan nielsen'i oynatıyor). sakatlıktan sonraki çekingen oyununu biraz da olsa gizlemeye başladı. tarkan 'le iyi anlaşıyor. 'ın da hücuma çıkışları daha dengeli hale geldi.

    - sürekli mc olarak denenen ve doğrudan kızağa çekildi. iyi de oynasa, kötü de oynasa kadroya girmesi her zaman istikrarsız bırakılan 'in 11'deki yeri soyunma odasındaki beyaz tahtaya bile çivilendi. 'ın dmc'likten mc'ye kaydırılması ile saf bir dmc olmayan ama fiziği olmasa bile, ayakları bu iş için ideal ilk 11'e monte edildi. 'ın forvet olarak tek oynadığı ya da oynamadığı maçlarda doğan-yalçın-tijanic orta saha 3'lüsünün iş görmesini bekledi hoca. tijanic biraz daha serbest 10 gibi, yalçın 6-8 arası ama geriye dönüşleri zaten sıkıntılı olduğu için bu görevi ondan alınmış bir 8'e daha yakın, doğan ise çakılı bir 6 ama özellikle hücum preslerde öne çıkıp topa basan ilk adam görevlerini yapmaya başladı. böylece yalçın'ın geriden çıkarken ilk ve tek pas istasyonu olma görevi doğan ve tijanic arasında paylaştırılırken, tijanic'in ve mamah ile olan uzaklığı da serbest 10 gibi oynamasıyla birlikte ortadan kaldırıldı. yalçın da, daha fazla riske girip pas hatası yapsa bile -sahanın korkunç yerlerinde olmaması kaydıyla- oyun görüşünü artırabilecek rahatlığa kavuştu.

    - 'un sakatlığı mamah'a yaramıştı zaten ama ileride tek kaldığı için ne kadar boğuşursa boğuşsun, kaybolduğu maçların sayısı artıyordu. billal-tijanic uyumu, mamah'ın kendilerine yakın oynayabilmesiyle güzel 2'li, 3'lü üçgenler kurmaya ve sürekli bir ver-kaç oyunu üretmeye odaklandı. billal'in ligin en iyi kanat oyuncularından biri olduğunu biliyorduk ama mamah'ın da, billal'in de tek başına çırpınışları kokovic'in savunma odaklı, korkak oyunu içinde göztepe'ye hiçbir şey getirmiyordu. bunun değişmesini tijanic'e bağlıyorum ben. billal-tijanic-mamah üçgeni artık ilk hücum opsiyonumuz. yalçın'ın ara sıra atabildiği delici ara paslar, doğan'ın şok presle rakibi hataya zorlayabilmesiyle kazanılacak toplar, tijanic ve billal'in uzak şut tehditleri, köybaşı-ogün beklerinin yer yer iyi orta açabildiklerini gösterebilmeleri falan derken hücum varyasyonlarımızın 1'de kalmadığını, bir elin parmaklarına çıktığını gördük. bunu da stoilov başardı.

    adeta yok olduğumuz ama bunu ne özetinden ne de skorundan anlayabileceğiniz kocaeli ve erzurum maçlarından sonraki 4 maçta (1461 trabzon kupa maçıyla birlikte 5 maç aslında ama onu saymaya gerek yok) 13 gol atıp sadece 1 gol yedik (kupayı illa ki sayalım diyen olursa 16/1 oluyor averaj hesabı). 4'te 4 ilerlemek güzel ama yarınki bodrum maçından sonra lige verilecek 15 günlük aranın bizde neleri değiştirebileceğini bilen yok. stoilov'un aklındaki 4-2-3-1'e nasıl geçebileceğimizi de bilmiyorum çünkü bu takım 2 yıldır sürekli 3 stoperli, 2 bekli, neredeyse çakılı ama çok hata yapan dmc haliyle yalçın'la oynadı. kokovic kovulacağını anladığı kocaeli ve erzurum maçlarında hiç huyu olmamasına rağmen maç içinde 4'lü savunmaya da dönmüştü ve atınç göztepe kariyerinin en kötü maçlarını çıkarmıştı. yani; takım 4'lü savunmaya döndüğünde şimdiki haliyle taha-tarkan-nielsen stoperlerinden hangileri kalacak, beklerin görevleri nasıl değişecek, artık dmc olmaya da alışan doğan'ın öne çıkışları tamamen mi bitecek, yalçın bu 2 stopere nerelerde yardım etmek zorunda kalıp takımı hücuma çıkaramayacak? bunların cevapları yok. hocanın formasyon değişikliği bir inada mı biner, yoksa "benim oyunum 4-2-3-1 ama bu takım 3'lü, 5'li savunmada harikalar yaratıyor. demek ki değişikliğe ihtiyaç yok" diyerek makul bir yol mu çizer; bilmiyorum. ligte 16 maçta 9 gol yemiş başka takım yok. defansif hataların çoğu bireyselde sabitleniyor bizde. bunu beğenmeyip "illa ki 2 stopere dönek" diye diretirse hoca, o zaman ileride daha fazla gol atmak zorunda kalabiliriz.

    stoilov'un astana ve levski maceralarında takımlarının sürekli pres yaptığı, kanat bekler ve hücum kanatlar kullandığı, tek forvet kullansa bile bunun bizdeki deve forvet kadar hızdan yoksun değil; diouf kadar sadece ayakları iyi ama hava hakimiyeti yok olmaya yüz tutmuş değil; komple bir forvetle hızlı hücum aradığı, stoperlerinde pas ve el-göz koordinasyonu aradığı bilinen şeyler. bunları bizde uygulaması şu an için mümkün değil çünkü kadro zaten eksik, transfer şart. yarınki bodrum deplasmanı en azından mağlubiyetsiz geçilirse, ve 'in "bu sene o sene" gazına uygun bir kadro kurmaya yeltenebileceklerini düşünüyorum. 4-5 nokta transferle eyüp'ü falan koltuğundan etmemiz sadece zaman meselesi haline gelir. bunun fragmanını geçen hafta 5-1'le geçtiğimiz maçta verdik.

    stoilov'a "yoldaş", yalçın'a "bizim çocuk", tijanic'e "kadife ayak", 'e "penaltıyı sen atsana liiiiz" diye bağırmaya başladıysak, takım ruhu kısmını halledip "sıradaki gelsin" mottosunu da sırtlanmayı hak etmişiz demektir. odin yolumuzu açık tutsun, ankersen de devre arası eksik yerlere adam alsın; "1. lig sana hiç yakışmıyor/bırak sürünsün köpekler göztepe" kıvamına geliriz hemen.

    #289255 lake of the hell | 1 yıl önce
    0spor kulübü