neredeyse 3 hafta sürecek ligin devre arasına son 6 maçta topladığı 7 puanla girmiş, play-off potasıyla puan farkı 2 maç civarında kalmış, küme düşme potası ile de 3 maç uzakta ne akan ne de kokan bir oyun anlayışıyla devam eden izmir'in gururu.
geçen ayın sonlarına doğru oynanan eyüp deplasmanında kötü ve bence korkak oyun, başa baş gidebilecek ve eyüp'e sahasında ilk mağlubiyetini tattırabilecek bir sonucu engelledi. ligin devre arası oldu, adamlar iç sahada halâ namağlup. kaçan balık büyük oldu bence. saçma sapan yaptırılmış ve haklı olarak kazanılmış bir penaltıyla, 90 dakikayı tek değişiklikle bitirip puansız kalmıştık. 27 kasım 2022 göztepe altay maçı oynanabildiği 20 küsur dakikaya göre iyi doneler veriyordu ki, saha dışı bok bok işler nedeniyle takımın dengesiz ruh hali parçalanma kıyısına gelmiş oldu. ardından gelen adana deplasmanı, teknik ekibin iyi hazırlandığı, "topu rakibe ver, açık alan kovala" mantığıyla 90 dakika boyunca devam etti. yenilen 2 gol kötü adam paylaşımı ve ekrem kılıçarslan'ın pozisyon hatasıyla geldi. bizim 2 gol de, amaca uygun açık alan kovalama ve müthiş bir tek vuruşla geldi. maçın hakkı beraberlikti, adana'dan puan alarak altay maçının etkilerini nötrledik. manisa maçı 5-3 falan kazanabileceğimiz bir maç oldu ama 1-0'a tamah ettik. özellikle hücum hattına romal palmer'ın iyi pas dağıtımı, david tijanic'in iyi bir ön libero gibi oynaması yalçın kayan'ın gene saç baş yoldurmasının önüne geçti ve iyi pozisyonlar ürettik. marko kvasina'nın 2 net pozisyonu harcaması da "net bir golcümüz halâ yok, bu sene böyle geçecek herhalde" hissini pekiştirdi. 1-0 da olsa, galibiyet fena moral oldu. rize deplasmanının ilk yarım saati kolaylıkla 2-0 yenik duruma düşebilirdik. bence bu ligin en tehlikeli hücum oyuncuları olan yannick bolaise ve deniz hümmet hem yarattıkları hem de ürettikleri pozisyonları güzelce harcadılar. ismail köybaşı kariyerinin en güzel frikik golünü attı. sonrasında da palmer gene tek vuruşun önemini hatırlattı. özellikle son yarım saatte fark 4 bile olabilirdi çünkü rize'nin 2 gol yedikten sonra ne kadar dağınık bir takım olabileceğini görmüş olduk. tuğbey akgün yalçın'ın yerine ilk 11'e göz kırparken, palmer 11'in değişmezi olmayı garantilemişti.
lige verilecek 3 haftalık aradan önceki son maçı da bugün bodrum'a karşı oynadık. saçma sapan bir karar olmasına rağmen, iki takıma da hükmen mağlubiyet kararı çıkmış altay maçı haricinde, takım 3 maçtır mağlup olmuyor, 2 maçtır da puan kaybetmiyordu. ayrıca keçiören eyüp'ü yenmiş, altay tuzla'ya yenilmiş, manisa pendik'le berabere kalmış, rize altınordu'yla berabere kalmış, erzurumspor bolu'ya kaybetmişti. yani, bodrum maçı "hedefin ne?" sorusuna cevap maçıydı. kazanmak play-off potasına girmek, 3 maçlık galibiyet serisi yakalamak, alt taraftaki takımlarla araya uçurum koymak demekken, mağlubiyet play-off'la arayı uzatmak, alt taraftan tamamen kopamamak, gel-gitli performansa devam anlamı taşıyordu. belli ki, teknik ekip bu maçın önemini böyle anlatmamıştı. çekilen 16 şutun 1'i kaleyi buldu, 83. dakikaya kadar gözle görülür bir teknik değişiklik yapılmadı, son 10 dakika 4-1-5 planıyla "hurra hücum!" moduna girildi. bodrum biraz akıllı ve ayağı iyi oyuncu kadrosuna sahip olsa 4-5 yerdik. 1-0 kaybederek bu yılın da rüzgarda savrulmaya gebe olduğunu kendimize itiraf etmiş olduk.
ligin devre arasında ne olacağını kestirmek zor. bodrum maçı bu yüzden de önemliydi. rasmus ankersen ve sport rebuplic, play-off potasına giren ve rüzgarı hafiften arkasına aldığını gösteren bi' takımı görmezden gelemeyecek, illa ki üst sıralar ve nihai bir amaç için kadro planlaması yapmak zorunda kalacaktı. şimdi ise, durum sezonun başındaki "bu sene çok da acele etmeyelim" havasına bürünmüş oldu. üzücü tabii. ayrıca, teknik ekibin başına olduğunu yazın sonundan beri bildiğimiz asıl teknik direktör radomir kokovic'in elindeki oyuncuları tanımak için ne ekrem dağ'a ne de şakir özkayımoğlu'na ihtiyacı olduğu da ortaya çıktı bence. yalçın'ın sürekli 11'de olması, top bizdeyken 3-5-1-1, rakipteyken 5-3-1-1 oyununun can damarı olan 3'lü stoperde yapılan hatalara karşı önlem alınmaması, ekrem'in kaledeki dengesiz form durumu, sağ-sol bek yedeklerinin (yunus emre gedik ve uğur kaan yıldız) 2. lig seviyesinde kalmaya devam etmesi, tijanic'in dmc olarak oynamasına artık kimsenin şaşırmaması ve oyuncunun da bu role saplanıp kalması, ali akman'ın da, kvasina'nın da bitirici olmamaları, kenneth obinna mamah ve isaac atanga'dan istenen verimin hiçbir zaman alınamayacağının anlaşılması, tuğbey, efe can saçıkara, izzet furkan malak gibi gençlere yeterince fırsat verilmeyeceğinin görülmesi bu sezonun temel problemleri olmaya devam ediyor. taraftarın da büyük kısmının istekleri bu sorunlarla paralellik gösteriyor zaten. "sağ-sol bek alın!" diye diye yıllardır kıvranıyoruz biz. ismail ve tarık çamdal'ın bu performanslarına "amin!" demek zorundayız. ben kendimce devre arasında nelerin olmasını istediğimi iliştirip bitireyim girdiyi:
1- olmazsa olmaz bir mc: tijanic'i dmc'ye evrilttiysek, yalçın'ı kadrodan şutlayıp tuğbey'in de forma için kendini parçalamasını sağlayabilecek bir mc'nin kadroya monte edilmesi lazım. palmer diğer mc kontenjanını garantiledi sayılır. yukarıda anmayı unuttuğum mesut emre kesik de sakatlanmadan önce iyiydi, sağ beki bile yedekleyebileceğini göstermişti çocuk. böylece orta sahada alternatifsiz tek yer, palmer'la yan yana oynayabilecek bir mc oluyor. geriye gelip top alıp dağıtabilecek ve böylece tijanic'in esas görevine yardımcı olacak, iyi bir top kesici olması elzem, ayakları pas ve şut için iyi olmasa da iş görebilecek bir mc şart oğlu şart. bunu türk oyuncular içinde bulamıyoruz biz, belli bu (yoksa tuğbey de, yalçın da formayı giyip sahaya çıktıklarında "işte bu" dedirtirlerdi bize). palmer'ın, atanga'nın alındığı championship ve amerika ligi mls gibi yerlerden genç oyuncu getirmek iyi bir fkir olabilir. uyum sorunlarını geç aşıyorlar ama tutarsa "orta saha 3'lüsüne beddua etmeye elveda" diyebiliriz.
2- net bir bitirici: kvasina hem çok geç form tuttu hem de atınç nukan'ın şişirdiği toplardan başka bir alternatif üretemeyen teknik kadronun aslanların ağzına yem olarak attığı bir oyuncu haline dönüşmesine ramak kaldı. iyi top indiriyor (ligin hava topu kazanma istatistiklerinde en iyi 3. oyuncu) ama bu bize yetmiyor. biz hala adis jahovic, demba ba tipi, hem top indirebilen hem de kendine pozisyon yaratıp gol atabilen santrafor arıyoruz. önde illa ki tek santrafor oynayacağımız da belli olduğuna göre (gönül halâ ali-kvasina yan yana oyunu görmek istese de), kvasina'dan formayı alabilecek kadar fiziksel açıdan güçlü, hava topu alabilen, özellikle yasin öztekin'le iyi bir uyum yakalayabilecek, kendisine pozisyon yaratıp skor üretebilecek bir santrafor gerekiyor. kadroda bulunan hüsamettin yener çapraz bağlarını kopardı ve sezonu kapattı. ali çok az forma şansı buluyor. kvasina'nın durumu ortada ve yetmiyor. belki mamah orada denenebilir ama o zaman da "hücum hattının sağına kimi koyacağız?" gibi bir sorun çıkıyor. bu noktada atanga kanat bek olarak bile denendi ama ayaklarına pek hakim bir oyuncu olmadığı için tek maç iyi görünüp diğer maç 2 hata yapıp ya da geriye gelmeyip gol yedirebileceğini de gösterdi. bu yüzden mamah da santraforda tek oynayamaz gibi görünüyor.
3- sağ-sol beki yedekleyebilecek en az 1 kanat beki: ismail hem temposuz oyunda var olabilen hem de içe kat edebilen bir beke fiziksel yetersizliklerinden dolayı evrildiği için 60. dakikadan sonra sahada yok olan bir oyuncu. tarık'ın fiziği ise, daha önce de yazdığım gibi, 10 yaşındaki çocuktan farksız; ben bile birkaç omuz darbesiyle kendisini yere düşürürüm rahatlıkla. ligin içinden geçen, "pır pır kanat" olarak tabir edilen zenci kanat oyuncularıyla karşılaştıklarında bu ikili aciz durumlara düşüyor. gene de, ismail saha içindeki organizasyonun stoperlere kalmamasında etkili oluyor, aktif dinlenme yapabiliyor. tarık ise, oyundan fiziken düştüğünde orada kalıyor, posa gibi. kuvvetli, iyi top kesebilen, ters kademesi olan, rakibi karşılamada nerede duracağını bilen, hücuma çıkmasa da olabilecek bir sağ bek gene şart oğlu şart. ismail-yunus emre ikilisinin sezonu tamamlayabileceğine inanmaya başladım ben. mümkün olursa, her iki beki de yedekleyebilecek, saydığım özellikleri ortalama bir joker eleman da alınabilir.
4- kaleci sorunu zannedilenden daha büyük: ekrem bu ligin kalecisi olamaz. bunu her hafta gösteriyor. boyu kısa olduğu için köşelere uzanması için önceden iyi pozisyon alması gerek; pozisyon alamıyor. stoperlerle iyi anlaşıyormuş gibi görünüyor; önündekilerin hangi adamı arkalarına kaçırdığından haberi yokmuş gibi davranıyor. cepheden iyi gibi görünüyor; bire bir pozisyonlarda öne çıktığı için açıyı değil, kaleyle arasındaki mesafeyi artırmış oluyor. topu ayağında gereksiz yere tutuyor; bazen kendi taraftarından bile ıslık yiyebiliyor bu yüzden. altyapıdan çıkmış arda özçimen ise yıllardır bir göktuğ bakırbaş bile olamadı, formayı alamadı. gelişiminin tıkandığını düşünüyorum. altay'dan southampton'a giden, eylül başında da troyes'a kiralanan mateusz lis benzeri bir kaleci lazım bize. bu ligi sözde bilen ekrem'in hali ortada. bilmeyen ama kalitesi tartışılmayacak bi' yabancı görelim bi' de.
5- teknik ekibin görevleri netse, sahadaki problemlere karşı çözüm yolu nerede?: kokovic takımın başında, onu biliyoruz. hatta ekrem ve şakir hocalardan bilgi alıp sahaya takımı çıkaran da kendisi. ama yasin'in bencilliğinin takıma zarar verebileceği zamanın, kvasina ya da ali'nin skorer olma sınırı olduğunu da unutmaması lazım. şu anda yasin'den başka takımı sırtlayan net bir oyuncu yok. olduğunda, zaten play-off ve üstü hedefler için daha net konuşacağız. kenar yönetimin, şimdiki planda, sahada 60.-70. dakikalardan sonra hayalete dönen oyuncuları yedekleme ya da performanslarını 90 dakikaya yayma konusunda hiçbir varlık gösteremedikleri en az 10 maç hatırlıyorum, daha ligin yarısı tamamlanmışken. iç sahada öyle ya da böyle "yenilmeme serisi" yakalar bu takım, orası kolay. ligin ve bence türkiye'nin en iyi taraftarı arkalarında olacak. ama deplasmanlardaki karne şu anki gibi 9 maçta 7 gol atıp 10 puan toplamak olamaz. bu gel-git, takımın temel bir oyun omurgası üretememesinin de ana nedeni bence. rakiplerin "göztepe'ye karşı 2 silahımız var: yasin ve tijanic'e yakın markaj. stoperler oyun kurmaya başladığında önde baskı" anlayışı, artık her maç olacak. buna alternatifleri b, c, d ve e olarak dizmek lazım. çağ dışı futbol olan "stoperler top şişirsin, en uzun stoper forvet gibi oynamak için ileri çıksın, öndeki uzunlar topları indirdikçe abanın kaleye alüminyum" mottosu bizde işlemez. taraftar bu oyunla gelecek şampiyonluğa bile küfür eder. alternatifsiz tek oyunlu plan, oyun içindeki karar değişikliklerinin ya hiç olmaması ya da oldukça cılız ve bağnaz kalması teknik ekibin başındaki kokovic'in şapkasını önüne koyduğunda düşünmesi gerekenler olmalı. messi de kadroda olsa, sahadaki bu alternatifsiz ve yer yer sıkıcılaşan, bayağı oyunla başarı gelmez.
şubat'a kadar seyircisiz iç saha maçları devam edecek. 11-12 şubat haftasında oynanacak bolu maçıyla taraftar gürsel aksel spor ve sağlıklı yaşam merkezi'ne dönmüş olacak. devre arasındaki transferler ve ara kamp dönemi ile birlikte 4 maç var (sakarya, erzurum, bandırma, gençlerbirliği). kayıpsız geçilebilecek bu 4 hafta, bize bambaşka hayaller gördürür. geri kalan hiçbir ihtimal benim gibi taraftarları kesmez, tepkiler kelle istemeye doğru gider. umarım teknik ekip de, futbolcular da, artık ankersen ve yönetim ekibi de bunun farkındadır. şimdiden iyi yılların olsun en büyük sevgili.