-
sanıyorum en çok okuduğum yazar oluyor kendileri. haliyle okumadığım kitabı yok gibi bir şey. benim açımdan en müthiş özelliği yarattığı karakterlerin psikolojik tasvirini mükemmel sunmasıdır. önce karakterin ve ardından hikayenin içine sokar insanı.
bundan yıllar önce: "kitapları her zaman filmlerinden daha başarılıdır. kara kule serisini çekmeye cesaret edecek yönetmen çıkar mı bilmiyorum ama roland'ı brad pitt'in canlandırdığını görmeyi çok isterdim." yazmıştım.
kara kule 2017'de geliyor, roland'ı ise idris alba canlandırıyor. sanıyorum en fazla ancak bu kadar yanılmak mümkün olabilirdi.
-
- Romanlarında bazen o kadar çok karakter üretiyor ki , "kim kimdi acaba ?" sorusu ile kendimi baş başa buluyorum..Tabi ki hayal gücü ve üretkenliği konusunda müthiş bir beyin..Naçizane düşüncem yukarıda da belirttiğim üzre , fazla karakterle okuyucuyu yormadan ve 300 sayfada bitebilecek bir kitabı 500 sayfaya çıkarmaması.. -
Kitaplarının çoğunda nasıl yazdığını neredeyse hatırlamadığını ifade eden bir zamanlar alkol ve uyuşturucu bağımlısı
olan yazar. Romanları basıldıktan sonra aile üyeleri (bkz: stephen king) 'in ofisinden bira kutuları, izmaritler, kokain, xanax, valium vs. toplayıp bunlarla yaşamaya devam edecek misin diye sormuşlar. O da yaşadığı tehlikeli durumun fark etmiş ve alkol dahil bütün uyuşturucu madde kullanımını bırakmış. Sonrasında ayık kafa ile eser vermeye başlamıştır. Genel olarak korku türünde romanlar yazmıştır. Korkunun kaynağını farklı farklı şekillerde yorumlar. Aynı zamanda İyi kötü savaşını da anlatır. İyi yazardır. Abartılmış bir balon değildir, olamaz. Okuyunuz. -
richard bachman ismiyle de romanlar yazmış olan yazar.
sonra yayınevi richard bachman'ı kanserden öldürmüş. -
bazı çok bilmişler tarafından edebiyatçı kabul edilmeyen yazardır. gerçi conan doyle'yi de edebiyatçı saymayan salatalıklar vardır. onlara bir zahmet sktrp gider misiniz demek istiyorum. teşekkürler.
sayın king'in edebiyatındaki gerilim unsurları özü ve derinliği itibariyle büyük metaforlar içeren unsurlardır. kral ustamızı edebiyatçı kabul etmemek, alfred hitchcock'u sinemacı kabul etmemek gibi bir şeydir. yazık ki iki ustamızın da gerilim metaforları yeterince anlaşılmamıştır. -
neredeyse tüm kitaplarını okumaya çalıştığım, korku ve gerilim türü romanlar yazan yazarlardan birisi. her çekilmiş filmi de izlemesi ayrı bir keyif benim için. kitaplarında detaylandırmalar filmlerden daha göze batıcı olduğu için bazılarında romanlarını tercih ettiğim doğrudur. romanları için:
carrie
salem's lot
the shining
rage
the stand
the long walk
the dead zone
firestarter
roadwork
cujo
the running man
the dark tower 1: the gunslinger
christine
pet semetary
cycle of the werewolf
the talisman
thinner
it
the dark tower 2: the drawing three
misery
the tommyknockers
the dark half
the dark tower 3: the waste lands
needful things
gerald's game
dolores claiborne
insomnia
rose madder
the green mile
desperation
the regulators
the dark tower 4: wizard and glass
bag of bones
the girl who loved tom gordon
dreamcatcher
black house
from a buick 8
the dark tower 5: wolves od the calla
the dark tower 6: song of susannah
the dark tower 7: the dark tower
the colorado kid
cell
lisey's story
blaze
duma key
under the dome
11/22/63
the dark tower : the wind through the keyhole
joyland
doctor sleep
mr mercedes
revival
finders keepers
end of watch
gwendy's button box
sleeping beauties
the outsider
elevation
the institude -
hollywood'un bu adamla olan derdini, bu adamın da hollywood'a olan iltimasını mı diyeyim ezikliğini mi diyeyim anlayamıyorum. sen ki satış rekorları kıran, yazdığı kitaplarla dünyanın her tarafında tanınmış bir yazarsın, ne diye sinemaya aktarılan eserlerinde değişiklik yaptırıyorsun? Hadi the mist filminde frank darabont seni filmin sonu konusunda ikna etti. bana göre de darabont'un sonu güzel bir sondu ama kara kule filminde roland deschain karakterini siyahi aktör idris elba'nın oynatılmasını nasıl kabul ettin? yine sinirlendim şimdi ya.
-- spoiler -- -
sürekli olarak (bkz: jean christophe grange) ile kıyasa tabi tutulmasının anlamsız ve gereksiz olduğunu düşündüğüm; tek başına bambaşka bir dünyanın kapılarını aralamakla beraber; kendi yarattığı evrende birçok karaktere can vermiş bir yazar.
Ha ister kitapları yeteri kadar korkutucu değil deyin, ister 'page turner' deyin, ne derseniz deyin ama lütfen bir şeyleri kıyaslama hastalığınızdan vazgeçin ve 'sevmedim, beğenmedim' diyebilmeyi öğrenin. Ayrıca bir kitabı sadece "korkmak" için okuyorsanız da ne bileyim yani, bilemedim. "Ay bir kitap okudum, inanır mısın altıma sıçtım kız okurken." diyebilmek için okuyorsanız yanlış adrestesiniz.
Okuyun ulan işte imansızlar, daha ne istiyorsunuz.
-
askerlik yaptığım dönem kitaplarıyla bana eşlik edip zamanın daha hızlı geçmesini sağlayan yazar. -
Taşra atmosferini karakterler üzerinden yansıtmakta o kadar başarılı ki hikayesini anlatırken kendimi olayın geçtiği kasabalarda gibi hissediyorum.
Bir de arada sanıyorum yayıncılar kitapları uzun bulup kısalttırmışlar ilk baskılarda. The stand önceleri 800 sayfa basılmış galiba, şimdi 1150 sayfalık ytong gibi bir roman. Aynı şey it ve yanılmıyorsam hayvan mezarlığı için de geçerli. Yani adam (bkz: özet geç piç) kavramının vücut bulmuş hali...
Neyse, bazen kitapları yarısından sonra hikayedeki gizemini kaybettiği için sıkıcı hale gelse de benim için, yarattığı atmosferin içine tüm benliğimi çekiyor; kendimi çiftlik evinin verandasındaki sallanan koltukta oturup geviş getirirken uzaklara bakan tulum giymiş hasır şapkalı çiftçi gibi hissediyorum... -
en beğendiğim yazarlardan birisidir. (bkz: christine), (bkz: ruhlar dükkanı), (bkz: hayvan mezarlığı), (bkz: falcı) sevdiğim eserleridir.
ayrıca bir kitabında kısa öykü olarak geçen (bkz: rita hayworth'u seven adam) yani sinema tarihinde (bkz: shawshang redemption) olarak efsaneleşen film harikadır.
fakat nedense bu kadar iyi kitapları olan adamın bu hikayeleri film olarak çekildiğinde büyük çoğunluğu hüsrandır. yine de en iyileri; hayvan mezarlığı, christine, 1408, yeşil yol, ölü bölge ve esaretin bedeli'dir -
yıllar önce camdan yapılmış kutusunun içinde boris adını verdiği akrebi besleyen yazar. sanırım artık boris ölmüştür. -
İlk gençlik yıllarımın yazarı.. (bkz: dean r. koontz)'udaha çok severdim ama Stephen King'in sıkıcı girişleri sonrası yükselen tempo adamı alır götürür...
Göz ( Carrie)
Yaratık ( Desperation) (bkz: h. p. lovecraft )üstada selam durduğu kitabıdır bence...
O
Tepki
Medyum
Kujo
Sadist
Yeşil Yol
gibi baş yapıtları vardır... Kaza sonrası performansını kaybettiğini düşünüyorum. Bir türlü eskisi gibi yakalayamamıştır beni... -
pek çok kitabı filme uyarlanmıştır. the green mile, the shawshank redemption, the shining bu filmlerden birkaç tanesi ve oldukça kült yapımlar. -
kafasının içini hayal dünyasını merak ettiğim favori yazarım. kendi türünde büyük ihtimalle yeri doldurulamaz yazar -
Korku romanı yazarı hatta en ünlüsü. Çocukluğumdan itibaren bilirim adını -bu 90'lara tekabül etmektedir- kitapları filmleştirilmiştir, filmlerin senaryosunda da payı bulunmaktadır. Tabi bu bu pay kitapları filimleştirilmeye başladıktan sonra mı oldu yoksa en başından itibaren senaryoya çevrip de kendisi ki yönetmenlere sundu o kadarını bilemiyorum. -
kitaplar hakkında yaptığı övgüler bir satış stratejisine dönüşmüş ve çoğu korku-gerilim kitabının kapağında ya da tanıtımında mutlaka bir övgüsü bulunan, müthiş yazar. ilginçtir ki bu strateji her zaman işe yarar. joe hill'ın babasıdır, o da babası gibi korku-gerilim kitapları yazar. -
(bkz: stanley kubrick) ‘İn çektiği shining filmini pek de sevmemiştir. Hattâ bir röportajında, “çok soğuk ve duygudan yoksun” olarak betimlemiş... ilginç.
www.google.com.tr/... -
dünyanın en yaygın okunan modern yazarı olabilir. adamı sevmez halimle 5-6 kitabını okumuşum. iyi yazar ama anlatımı bana uymuyor diyelim. Romandan çok senaryo yazar. kitapları kolaylıkla sinemaya uyarlanabilecek işlerdir ve görseldir. (Salem's lot gibi istisnaları var, onun uyarlaması da bok gibi olmuştu zaten.)
üretken bir yazardır bunu on writing'de "aksi nasıl olabilir kafam almıyor, mesela kontz ne kadar az yazıyor, yazmadığı zaman bu adamlar ne yapıyor?" gibisinden bir pasajla anlatmıştır. Bu arada, o kitapta anlattığı teknikler kendisi gibi başarılı yazarların onyıllarıdır incelenip benimsenmesi nedeniyle hafiften eskimiştir. Bugün gelse buralara gelmez yani. Bu önemli bir öncü olduğunu gösterir. kitaptan aklımda kalan en önemli öğüt, iyi yazarın yazdıktan sonra her değerlendirme okumasında, metnin en azından %10'unu atması gerektiğidir. kelimesine kıyamayıp paragraf şişiren yeniyetme yazarlara verilecek en iyi öğüt olabilir.
şehir insanıdır ve taşra cehaletinden, bizdeki tabirle çomarlıktan nefret eder. kitaplarında köylü arsızlığını ne kadar tehlikeli gördüğü ve küçümsediği rahatça görülebilir. ikinci nefreti de bizde "akran zorbalığı" diye yanlış çevrilmiş "bullying" olayınadır.
amerikan orta sınıfını döneminin popüler yazarlarına göre çok iyi analiz etmiş, akla gelmedik ögelerden olmadık korkular çıkarmıştır. biri durduk yere "mezuniyet balosunda dalga geçilen bir kızın adet kanamasını merkeze alan korkusunu yazacağım" dese dalga bile geçmezler. ama yapmış.