litresi (alkolikler "kilosu" da der) 215 lira olduktan sonra, özel gün olmadıktan sonra dışarıdan almanın "zenginlik göstergesi" olduğundan birçoğumuzun artık emin olması gereken sıvı.
etil alkol, anason aroması, şeker ve su ile bakkalda satılanın en fazla 5'te 1'ine mal edilebiliyor. bir ara "kaçak rakı kör etti" haberlerinin üst üste çıktığı bakkalın hemen aşağısında ikamet eden biri olarak, kaynatma işleri olmazsa ve etil alkolü baş harfi m olan kardeşinden ayırt edecek kadar iq'nuzun olduğuna eminseniz, bu iş çok kolay. ama evde rakı üretimi yapmak için sosyal değil, haftalık, düzenli olarak içen biri olmanız lazım yoksa arkadaşınızın getirdiği 2 litre rakı 4 aydır "ortam oluşsa da, içilsem" diye bekler, durur.
evde yapılmış rakının aylar boyunca bozulmadan durabilmesi için öncelikle yapıldıktan sonra bir süre beklemiş olması gerek. şekeri çözünecek, içimi hafifleyecek ve bekledikçe alkolü hazım sorununa yol açmayacak bir hale gelecek. sıkı alkolikler yaptıkları gibi sek içiyorlar. bana şekerli geliyor. kör olma riski yüzünden bir ara piyasası 12 liraya kadar düşmüştü. deli gözüyle bakıyorlardı el altından satın alanlara o zamanlar. şimdi ise, evde rakı yapmak entel işine dönüştü.
özel günler hariç, bakkaldan satın alınıp içilmesi lüks oldu. hee, arada bir yapılır, eş dost çağırılır, danaya girer gibi paraya kıyılır ve içilir. orası ayrı. ama haftanın belli günlerinde tek başına pencere kenarında çay bardağında demlenen insanlara rastlamanız çok düşük bir ihtimalden de ötesi. ülkede alkol her zaman pahalıydı ama hiçbir zaman bira 10, rakı 200 lira değildi. asgari ücret arttı diye yaşam standartlarımızın da yükselmiş olduğu umudu içine girmek, anca saflıktan ya da mutlak kötülükten dolayı ileri sürülebilir.
ben bütün bunlar üzerine düşünmeyi bıraktım, 4 aylık rakımı içiyorum. zamanında svihs diye ortalığı inleten ergenler bu sefer haklı çıktı.
yıllarca içmediğim içkiydi kendisi. ya ne var bunda denilebilir ama o yılları tekirdağ'da geçirince pek hoş görülmüyor bu davranış. ne bileyim, antep'tesin fıstık yemiyorsun, çorum'dasın leblebi yemiyorsun, edirne'desin ciğer yemiyorsun gibi tuhaf bir şeydi.
sonra bir gün denemeye karar verdim. yeter bu kadar votka, cin, rum dedim ve rakı sofrasına oturdum. ilk başta yüzüm gözüm buruştu bir. ikincide daha iyi geldi. üçüncüde çok daha. artık, rakı deyince ışınlanasım var ortama.
tek başına içilmez ama. hani hem meze lazım, hem de arkadaş. viski, votka vs öyle değil. kola gibi al al iç. ama bunun sofrası olması gerekiyor. sofrada insanlar gerekiyor. ya en kötü, yanında sevdiğin, çarşafın üstünde de bir kalıp beyaz peynir...
tekirdağ'ın en yakın komşusu edirne'nin keşan ilçesinde rakı kadehi susuz, rakının yanında içilen su kadehi rakılı olur. ona da keşan dublesi derler zaten. haliyle rakıya su dışında bir şey katılmaz. su bile katılmasa yeridir. yanında içilen ise isteğe bağlı değişir elbet.
abartılmış bir alkollü içecektir. abartılmasının sebebi tadı, alkol oranı, görüntüsü vesaire değildir. dünya üzerinde bu kadar anlam yüklenmiş başka bir sıvı daha var mıdır bilmiyorum. ben de severim rakı masasını kavramını. rakıyı da severim fakat 100 maddelik "rakı masasında şu yapılır, şu yapılmaz." gibi şeyler içeren bir kurallar bütünü var, görmüşsünüzdür. saçmalıktan başka bir şey değil. oradaki maddelerin çoğuna aslında uysam da saçmalık. rakı masasına oturan insan tavrı diye bir şey var. herkes böyle daha babacan bir hale girer. olduğundan daha dertli veya neşeli bir ruh haline bürünür. gerek yok böyle şeylere. bütün içkilerde olduğu gibi efendice içip etraftaki insanlar rahatsız edilmeden kalkılması gerekir. etraftaki insanları rahatsız etmeden kendi masanda yapılanlar ise sadece o insanı ve o masadaki diğer insanları ilgilendirir. üçüncü bir şahıs gelip "şu yapılmaz, şu yapılır." diyemez. sana ne kardeşim istediğim gibi içerim.
değinmek istediğim başka bir konu ise rakı üzerinden genelleme yapmak. bu durum yukarıda verdiğim örnekten de saçma bir şey. "rakı içen kadın şöyle kadındır, böyle kadındır." diye güzellemeler yaparlar. bir kadını sadece ve sadece tükettiği bir sıvı üzerinden kategorize etmek ancak bir içkiye -nedense- çeşitli anlamlar yükleyebilecek insanların yapabileceği bir iştir.
şöyle maaile toplanacaksın, önce sebzeleri közleyeceksin ateşte, patlıcan-domates-biber-mantar... sonra etleri atacaksın sırayla tavuk kanat-göğüs-but, koyun/dana kıyma-kuşbaşı... bir yandan bunlar pişerken 2-3 duble içeceksin zaten yanında salatalık azıcık peynir falan...
rakı bahane bazen, maksat sohbet tabii ama o sohbete anlam kazandıran da rakıdır her daim aslında^^
bugün babamla 6 ay sonra tekrar sofrasına oturduğumuz nadide içecek.
vatan-memleket ve kadınlardan konuştuk... hayattan konuştuk. onun tecrübelerinden ben istifade ettim, o benden bi'şeyler danıştı, laf olsun diye olsa da danıştı... sohbet ettik baba-oğul... üst üste çalan zeki müren ile mest olduk...
iki duble içip yazmayı düşündüm önce, daha manidar terimlerle aynı ifadeleri tekrar tekrar anlatırdım. Osmanlıca' da rakıya "arak" deniliyordu. Yapımında suma ve anason tohumu kullanılır. (Suma; üzüm ve incir mayşesinin damıtılmasıyla elde edilen bir içki alkolü ) Önceden rakı fıçılarının üzerinde aslan resmi olurdu.Aslan sütü tabiri bundan türetilmiştir. Sohpet ortamı denince akıllara gelen içecek. Necip Mirkelamoğlu'nun en sevdiğim şiiri "rakıname " aslında herşeyi anlatmış,
Kaçırırsan ayarı,
Can'a ezadır rakı.
Ne dert kalır, ne keder,
İçeni mes'ut eder.
İçebilirsen Eğer,
Ruha ciladır rakı.
kişiler arasında ; birinci kadeh vücuda yarar,ikinci kadeh makul karar,üçüncü kadeh kafayı sarar, dördüncü kadeh dimağı yorar, beşinci kadeh keseye zarar, altıncı kadeh hatır kırar, yedinci kadeh bela arar, sekizinci kadeh vurur kırar, dokuzuncu kadeh hakim hesap sorar, onuncu kadehte sizin için hepinize afiyet olsun. gibi ifadeler kullanılır.
ünlü rakıcılar ;
bekri mustafa, neyzen tevfik , cahit sıtkı tarancı, can yücel, tanju okan, ahmet haşim.
1) hazırlık: hazırlanmadan rakı içilmez. bir gün evvelinden başlanır hazırlanmaya. pilaki yapılır. en güzelinden kavun seçilir. peynirin en meyhanelisinden alınır. balık sipariş edilir sami abiye ki, sami abi telaşlanmadan çeksin en güzelini denizin dibinden. en az dört kişilik bir masa kurulur. sohbet lazımdır rakıya ya; bu sohbete en az dört kişi lazımdır. iki çift de olur. masaya en son buz gelir.
2)keyif: rakının ilk iki dublesi keyif dönemidir. adabına uygun içilirse, o iki kadeh öyle bir mutlu eder ki adamı; sofrada kahkahalar uçuşur. en dilsiz adam "ruhunda hicranım"ı söyler. balık bu dönemde yenmeye başlanır, pilakinin tadına ilk bu dönemde bakılır.
3) sorumluluk: değişmekle beraber iki ila dördüncü duble arasındadır. balık bu dönemde biter. evsahibinin tabakları değiştirmesi gerekir. umrunda değildir ama balıklar kokar masada. vatanın kurtulması bu dönemde olur. ciddi konular konuşulur. arada bir espri yapılsa da keyif döneminin kahkahalarına ulaşılamaz. ya da rakı artık beyni işgal ettiğinden kahkahalara bağışıklık gelişir.
4) hüzün: rakının en tehlikeli dönemidir. genelde dördüncü dubleden sonra başlar. beyin kontrolü tamamen rakıya devretmiştir. masada duran azalmış pilaki, peynir ve kavun bile hüzün doludur. espri de yapılır elbet. ama yapılan esprinin içi bir domuzu bile ağlatacak kadar acı yüklüdür. dertler, sitemler gelir masaya. kaya gibi sert duran gizli duygusallar bu dönemde ağlar. itiraflar havada uçuşur. herkes hüzün fazında ise sorun çıkmaz pek ama masada çiğ birisi varsa. ve bu çiğ geç kalır da hüzün fazına sorumluluk fazında kalırsa en büyük kavgalar bu dönemde edilir. rakının beraber içilmesinin sebebi de budur. yetişemeyen ile ya da hızla gidenle beraber, bu sebeple rakı içilmez.
rakı paylaşmak içindir. rakı beraber olmak içindir. tadı güzel değildir doğru ama dostlarla içilirse verdiği tad güzeldir.
içinde anason olmasa iyi içki aslında.
ben ufakken; havalar ısındığında, sıcaktan bunaldığımızda içelim diye buzdolabına cam şişeyle su konurdu evde. haliyle, bu cam şişelerde ya cola, ya da rakı şişeleri olurdu. yaratılış gereği miskin bir insan olduğum için, serinleme faaliyetini şişeyi kafaya dikme suretiyle gerçekleştirirdim.
günlerden bir gün buzdolabından aldığım suyu kafaya diktiğimde, akşamdan kalma rakı şişesini dikmişim kafaya. o anasonun gırtlağı yakan acılığı, her rakı gördüğümde içimi acı acı ısıtır hala. bu nedenledir ki, rakı içmem, sevmem, hatta ortamlarda kokusuyla sarhoş olurum..
anason da sevmem. nasıl bir damak tadıdır bilmem ama, girne'de poğaçaya, simite, hellime de anason koyarlar. bir kaç kez denk gelip yedi düvele sövmüşlüğüm vardır.
ufakken yaşadığım bu travma sayesinde bugün rakı içmiyorum, anason sevmiyorum ama ne hikmetse hala şişeyi kafaya dikiyorum.
bu da böyle bir anımdı...
bir ton şey yazardım da... sözlük neticede burası arada ufku açıcak bişiler yazmak lazım...
yeryüzünde içerken zıkkımlanabileceğiniz nadir içkilerden biridir. (bele yazıyom ki olur da içmediğim başka bir içki de böyledir falan). bu yüzden türk olmayan birisine anlatamayacağınız bir olgudur. adam hala gider bira veya votka veya fiski içer gibi içer.
pink floyd yerine emel sayın dinler lan insana... hadi aq ateistler bunu da açıklasın?
İzmirde gökten rakı yağıyor.Üst komşuların biraz önce bir şisesini balkondan aşağı boşalttığı içki .Bütün balkon rakı kokuyor,meyhaneye döndü ev.CSI İzmir kapsamında yaptığım araştırmalar sonucunda kimin yaptığını tam olarak bulamadım herkes inkar ediyor.Ama sekizinci kattakilerden geldi gibi balkonda rakı sofrası vardı.
Not: evet manyağım tek tek üst komşuları dolaşıp sordum, evet işsizim.
Böyle denizden hafif bir rüzgar eserken, en sevdiğin insanlarla keyifli bir sohbet akşamı için ideal içkidir kendisi, şöyle her şeyi bir kenara bırakıp bol bol gülmeye sebebiyet verir^^ İçmesi güzel de hepsi aynı tadı vermiyor bana maalesef. Bence Saki markasının, şekersiz üretilmiş olanı içtiğim en iyi rakıdır^^
Tadı acımtıraktır. Ya çok sevilir ya da sevilmez, ortasını düşüneni nadiren gördüm diyebilirim. Gazi Mustafa Kemal’in çok sevdiği bir içki türüdür. Diğer içkilere kıyasla, eğer ağzınızla içiyorsanız, zihni ve vücudu fazlasıyla dinginleştirir; mental ve fiziksel olarak rahatlatır. Ağzınız dışında başka bir yerinizle, görmemiş misali içerseniz feleğinizi şaşırtır. Rakı içerken ya da içtikten hemen sonra birkaç muz yerseniz, bir sonraki gün oluşacak olan baş ağrısının da büyük ölçüde önüne geçmiş olursunuz. Alkol genellikle vücuttaki suyu dışarı atar(halk arasındaki tabiriyle suyu çeker) dolayısıyla sadece rakı tüketirken değil diğer içkilerde de bol su tüketilmesi önerilir. Bilakis rakı mutlaka su ile hatta bol su ile tüketilmelidir.
leş gibi bir tadı olan vasat içki. bir de romantiklik yapıp buna öyle gereksiz anlamlar yüklüyorlar ki daha da tiksiniyorum bu boktan içkiden.
örneğin tekila gibi shot yapıp içimezsin, yanında bir ton şey olacak ki o boktan tadını bastırsın. viski gibi elit bir içki de değil. bunu içenlerdeki ve savunanlardaki asabiyet veganlarda bile yok.