9 şubat'ta (haftaya cuma) bitecek olan devre arası transfer dönemini garip bir şekilde transfer yaparak(!) geçiren izmir'in gururu. genelde devre aralarında berbat yerli oyuncular takıma katılır ve biz bu zamanlarda söylenmeleri küfürlere bağlıyor olurduk. o zamanları düşününce, gene de iyiyiz.
15 günlük devre arasından sonraki 3 maçta 2 galibiyet, 1 beraberlik aldık (sakarya maçı rahatlıkla 4-0 falan bitebilirdi, ümraniye maçı hak ettiği ölçüde 4-1 bitti zaten, çorum deplasmanında ise mağlup olmalıydık, 1-1 bitti). yoldaş stanimir stoilov'un bazı konularda fena halde çuvalladığını (oyun içi alternatif hücum-savunma varyasyonları üretme, maçların bazılarını önemsememe, rakibin tehlike yarattığı alanları maç içinde görüp önlem alamama) ve sabit fikirli olduğunu (orta saha kurgusunu skor ne olursa olsun değiştirmeme, hücum varyasyonlarını çeşitlendirmeme) düşünenler arasına girdim. şu son transferleri yazayım önce, sonra hocayı ucundan accuk gömerim (edit: unutmuşum, gömemedim):
- ramon pascal lundqvist: norveç süper ligi olan eliteserien'in orta sıra takımı olan sarpsborg'tan bonservissiz geldi. 26 yaşında (mayıs'ta 27). kontratı 2,5 yıllık. norveç ligi nisan-aralık ayları arasında oynanıyor. yani adamların ligi bittikten sonra hazır halde geldi bize. sarpsborg ise, geçen sezon ligi rosenborg bk'nin üzerinde bitiren ama acemice defansif hatalar yapıp 30 maçta sadece +3 averaj kazanabilen bir takımdı. lundqvist ise, takımda "am/fc" olarak bilinen, ne tam 10 numara ne de forvet olarak oynadı. geçen yılın mart ayında geldiği norveç'te nisan'da formayı kapıp sürekli 11 oynamış olan bir futbolcudan bahsediyoruz. 4 kupa maçı dahil, 34 maçta 7 gol 9 asisti var. sarpsborg'un geçen sene oynadığı 15 kadar maç özetine erişmek mümkün. özetler bizim çöp ligler gibi 3-4 dakika değil, en az 10 dakika sürüyor ve lundqvist'i gözlemlemek için de yeterli bence. 10 numarada serbest oynayıp önündeki forvete ara pas atan, ceza yayının civarında kendisine top geldiğinde ilk tercihi her zaman şut çekmek ya da ara pas atmak olan, kanatlara fazla açılmayan, ceza sahası içinde topla buluştuğunda gene sürekli boşta olan takım arkadaşı arayan, çok golcü olmasa da rakip için tehlikeli bir futbolcu izlenimi almak mümkün. boyu 1,83 olduğu için klasik 10 numara oynaması zaten mümkün değil. hızı da bence pek iyi değil, ayrıca çevik de değil. sarpsborg'da önündeki forvet markaj altındayken kendisine atılan hava toplarından kafayla 4-5 gol atmış. boyunu iyi kullanabiliyor ama bir sırtı dönük forvet gibi de değil. psv eindhoven altyapısı, groningen, nac breda gibi bir geçmişi olduğu için hızlı oynanan hücum oyununa kolay adapte olabileceği izlenimi verdi. bizde ise, geldiğinden beri ya aliou traore'yle ya kubilay kanatsızkuş'la çift forvet gibi oynadı. yoldaş'ın kendisini nasıl kullanacağını bildiğini sanmıyorum halâ. çorum'a maçında 35 metreden yolladığı füzeyi ise izleyin kesin. iyi adam ama tek başına bizi coşturması mümkün değil bence. bizim ligte geçen sezonki gol-asist sayılarını yakalaması da hayal gibi. halâ kubilay'la, traore'yle falan oynuyor adam ya.
- heliton (jorge tito dos santos): adı bizimki gibi her sezon değişen, bu sene "efbet liga" olmuş olan bulgaristan süper ligi'nin şampiyonluk adaylarından cska 1948'den 125 bin euro bonservisle transfer edilen 28 yaşındaki stoper. kontratı 1,5+1 yıllık. yoldaş hocanın eski öğrencisi bu. 1,95'lik boyu, azman gibi omuz ve göğüs genişliği, boyuna göre nispeten iyi olan hızı ve tabii ki hava toplarındaki deli hakimiyeti ile haberi çıktığı günden beri gözlerimizi ışıldatıyor. cska 1948'in bu seneki oyununa baktığınızda, aslında yoldaş'ın istediği 4-2-3-1'i iyi oynadıklarını görmek mümkün ama heliton'un 2 stoperli defans hattının solundaki görevinde yer yer aksadığını da görüyorsunuz. öne çıkmayı seven, solak ve ayağı da düzgün olduğu için yer yer oyun da kuran bir stoper olarak öne çıktığında, ani geri dönüşlerde afallayıp pozisyon hatası yapıyor. nitekim konya ile oynadığımız ve uzaması bile zulüm olan maçın uzatma dakikalarında yaptığı hata ile golü yedirdi ve konya turu geçti. atınç nukan'dan çok farklı görünmüyor kağıt üzerinde ama o iş öyle değil işte. atınç'ın kadrodan kesilme nedeni olan yavaşlığı heliton'da yok. atınç'tan daha iyi oyun kuruyor, atınç gibi 3'lü stoperin ortasında oynamak zorunda değil, sol stoper de oynayabiliyor. atınç'a göre çok daha iyi size'ı olduğu için hem savunmada hem hücumda ciddi tehdit oluşturabiliyor. tek sıkıntı, lasse nielsen'in de rotasyonda olduğu bir stoper hattında kendisinin lüks olabileceği. kendisiyle birlikte takımda şu anda 6 stoper var ve bunların 2'si yabancı. sonraki sene düşünülerek yapılmış bir transfer olduğu belli zaten ama heliton yerine 1 pır pır kanat, 1 de çorum'daki holandalı azman forvet (thomas verheydt) gibi bi' hücumcu alınabilirdi. gene de, az maliyetli, daha da az maaşlı bir stoper kadroda artık.
adı bizimle 1 aya yakın konuşulmuş, transfer dönemi başlamadan "aldık bunu herhalde" dediğimiz başakşehirli philippe keny ile anlaşılamadı. hem başakşehir bonservis olarak 1,5-2,5 milyon eurolardan bahsediyor hem de keny fazla maaş istiyor (mame diouf'un aldığı gibi 1 milyon euro istiyor). başakşehir "6 aylık kiralık+satış opsiyonu" gibi bi' seçeneğe de sıcak bakmıyor sanırım çünkü bizim istediğimiz formül aslında bu. bu ligte daha önce bandırma'yla kupasıydı, play-off'uydu, ligiydi derken toplamda 36 maçta 14 gol, 7 asist yapmıştı 2 sezon önce. gene iş yapar burada. gene de, kendisiyle aynı özeliklere sahip ama ligi bilmeyen bir pır pır afrikalı daha az maliyetli olacaktır. ayrıca, trabzonspor'un kadro dışı bıraktığı umut bozok da sanırım izmir'e gelmek istemiyor. hatta türkiye içinde kalmak istemediğini okudum ama doğru haber veren bir medyamız olmadığı için bilemiyorum altan. söylentilerin çoğu da asılsız çıkıyor zaten. kulübün en az 2 yabancı daha transfer edeceği, 2 de yerli oyuncu listelediği belli ama bunları alır mı, alabilir mi; bilen yok.
transferde gidenler de oldu tabii: ali dere forma şansı bulamıyordu, sarıyer'e gitti. michee ngalina gene bir eliteserien takımı olan haugesund'da kiralıktı, takım küme düşmekten 2 maçla kurtuldu, o da geri döndü ama büyük ihtimalle gene kiralık olarak gönderilecek bi' yere. çocuğun futbol hayatını bitiriyoruz böyle. david tijanic ise, biz "lundqvist ile yan yana görür müyüz sahada be?" diye düşünürken, geçen sene de aynı zamanlarda kiralandığı arap al-adalah'a kiralandı. yalnız, buradaki önemli nokta şu: kulüp yaptığı açıklamada "zorunlu satış opsiyonu" demiş. yani, sene sonuna kadar araplarda kiralık olacak, sonrasında sözleşmesindeki şartlar oluşursa araplar kendisinin belirlenmiş bonservisini ödeyip transfer etmek zorunda kalacak. biz böyle anladık bunu çünkü geçen sene arapların süper ligi'ndeydi bu al-adalah ama küme düştüler. bu sezon alt ligte oynayacak yani tijanic. oyuncunun bunu tercih ettiğini de sanmıyorum çünkü bizde devre arasında kadar 16 maçta 4 gol 2 asisti vardı, ki gelişme gösterdiğini görmeye başlıyorduk. bence büyük hata yaptık adamı tekrar çöl bedevilerine göndererek ama sezon sonunda sözleşme şartları açıklandığında belki de "iyi paraya gömmüşüz" de diyebiliriz. gene de tijanic, içimde bir yara olacak bu sezon da.
lige bakalım: ligin 2. yarısında özellikle play-off ve şampiyonluk adaylarının neredeyse hepsiyle deplasmanda oynayacağız. sakarya'yla oynadık zaten, daha kocaeli, bandırma ve eyüp deplasmanları var. buradaki iyi yön de şu: orta sıra ve düşme hattındakilerin tamamıyla da gürsel aksel spor ve sağlıklı yaşam merkezi'nde oynayacağız. yani, rakiplerimiz ya da bizi rahatsız edebilecek puanda olanlara yenilmesek yeter bence. zaten içeride kalan maçları bir şekilde kazanacağız; futbolcular istemese taraftar isteyecek ve aldıracak o maçları. mesela, eyüp bodrum'dan başka ciddi bir rakiple deplasmanda oynamayacak (bandırma ve ümraniye de var, evet ama onları rahat geçeceklerdir). bu da onları zaten şampiyonluğun tek adayı yapıyor şu anda kağıt üzerinde. kocaeli'nin fikstürü çok sıkıntılı; bolu, erzurum, keçiören, erzurum, çorum ve ümraniye maçlarının hepsi deplasmanda. sakarya'nın da bodrum, eyüp ve kocaeli maçları deplasmanda, ki ligin son haftasının en önemli maçı kocaeli-sakarya olacak bence. biz o zamana kadar eyüp'ü yakalamak zorundayız. bence hedef play-off'ta kalmak falan olmamalı artık. kocaeli ile aynı puanda olduğumuzu ve nisan'da deplasmana gideceğimizi, ilk maçı da izmir'de 1-0 kaybettiğimizi biliyorum ama o zaman kadar kocaeli'inin play-off sınırında kalıp kalamayacağı bile belirsiz bence. hedefi eyüp olarak işaretlemek ve deplasman maçlarında yenilmemeyi şart koşmak lazım. umarım bu sene çıkacağız bu ligten.