kör topal yaşamaya devam eden, kulzos bünyesindeki ilk topluluk.
bu ayki listeyi hazırlamak için biraz geç kaldık. hem benim hırsız mevzusu hem zaten topluluğa aktif olarak katılım sağlayan yazarların gün geçtikçe azalması temmuz ayının listesinin bu kadar geç hazırlanmasına sebep oldu. daha önce de yazdığım gibi, "gittiği yere kadar" mottolu topluluğun bu ayki teması "politik ve biyografik filmler" olacak. "ama ben ocak dışıyım, nasıl dahil olurum?" diye düşünenler olabilir (lütfen olsun). onlara çekinmemelerini, bir yerinden tutunup topluluğun trenine atlamalarını öneriyorum. altı üstü film seçip izledikten sonra girdi yazıyoruz, hepsi bu. çok uzun olmamasını umarak başladığım ama biraz "zibilyondan seçmeli*" haline bürüneceğinden emin olduğum liste aşağıda (önce biyografik, sonra politik):
- serpico (1973): polis memuru frank serpico'nun hayatından çok etkilenen yazar peter maas'ın yazdığı kitaptan uyarlama, döneminin en iyi filmlerinden biri. belirli aralıklarla al pacino dozu almak isteyenler için güçlü bir antidepresan olabilir.
- amadeus (1984): o zaman için 16 milyon dolarlık bütçesini gişede batırdığı söylenmiş ama 8 oscar aldıktan sonra adından "başyapıt" olarak söz edilmiş film. besteci antonio salieri tarafından anlatılan wolfgang amadeus mozart'ın hayatını izleyeceksiniz. müzikte başarılı olmuş insanların hayatını anlatan filmler genelde müzikal olur ama bu değil. uzun süresi (2 buçuk saatten biraz fazla sürüyor) gözünüzü korkutmasın, izlerken yağ gibi akacaktır.
- telets (2001): joseph stalin'in, ölümüne birkaç ay kalmış, sağlığı gayet kötü durumdaki vladimir lenin'i ziyaretini anlatan, düşük bütçeli rus filmi. hem stalin'i hem lenin'i kadraja koyma başarısı gösteren rus yönetmen aleksandr sokurov filmden sonra ölüm tehditleri aldığını açıklamış. sokurov'un 2011'de çektiği faust'unu beğenmiş biri olarak telets'ini de önerebilirim.
- diarios de motocicleta (2004): jared leto ile sıkça karıştırılan, amores perros'un octavio'su gael garcia bernal'ın rol aldığı, che guevara'nın yazdığı iddia edilen günlüğünden uyarlanan film. filmin çekimleri başladığında büyük beklenti oluştuğunu hatırlıyorum. müziğiyle aldığı oscar bir yana, palme d'or adaylığı ile de adından söz ettirmişti. izlerken yer yer sıkıldığımı hatırlıyorum. comandante'nin hayatından bir kesit olarak izleyebilirsiniz.
- marie antoinette (2006): "francis ford coppola'nın kızı" etiketinden kurtulabileceğini sanmadığım sofia coppola'nın the virgin suicides ve lost in transition'dan sonraki 3. filmi. hem kuzeni jason schwartzman'ı oynatmasıyla garantici olarak eleştirilmiş hem de kristin dunst'ı oynattığı rol ile dunst'ın kraliçenin ağırlığını ekrana yansıtamayacağına yönelik yıkıcı eleştirilere uğmasına neden olmuştu. ben beğenmiştim filmi. 16. louis ile 15 yaşında evlenmesi ve 19 yaşında kraliçe olması güzel anlatılmıştı.
- the imitation game (2014): alan turing'in almanların enigma'sını kırma denemelerini anlatan film. benedict cumberbatch'in en iyi, keira knightley'nin de en kötü rolünü oynadığı film olabilir. 2. dünya savaşı atmosferini seyirciye pek veremese de, turing'in hayata bakış açısını güzel özetlemiş bir filmdi.
- the theory of everything (2014): stephen hawking'in hem özel hayatına hem de bilime bakış açısına odaklanmış film. filmi izleyen herkes, hawking'in yetişkinliğini canlandıran eddie redmayne'in oscar alması gerektiğinden bahsediyordu, böyle de oldu. felicity jones'un hawking'in eşi jane rolünde ışıl ışıl parladığını hatırlıyorum. nefis filmdi.
- lincoln (2012): amerikan iç savaşı zamanında başkan abraham lincoln'un iç dünyasının ne denli boka sardığını anlatan film. steven spielberg yönettiği için daha çekimlerine başlanmadan pohpohlanmıştı ama filmin daniel day-lewis etkisinin muazzam olmadığını da yazamam. politik film seçenekleri arasında en iyilerinden birisi olduğu kuşkusuz.
- hotel rwanda (2004): ruanda'da tutsiler ile hutular arasındaki bitmek bilmeyen çatışmaları en iyi anlatan filmlerden biri. bir otel müdürünün bu savaş ortamında kimlere yardım etmesi gerektiğini vicdan sosuyla izleyeceksiniz. don cheadle'ın en iyi oyunculuğunu gösterdiği film olmaya devam ediyor. joaquin phoenix'in kameraman rolü de belirleyici rollerden biriydi.
- wag the dog (1997): amerikan başkanlığı seçiminde medyanın ne boyutta propaganda yapabileceği, amerikan halkının ne kadar aptal olabileceği ve tabii ki medya patronlarının ülkeler kriz yaşarken ne kadar çok para kazanabileceğini gösteren film. dustin hoffman ve robert de niro gibi iki büyük isim var kadrosunda. ben oyunculuklar hariç, müthiş bir senaryo olduğunu düşünüyorum.
- gandhi (1982): mahatma gandhi'nin hayatını anlatan, ben kingsley'nin devleştiği, 8 oscarlı film. yönetmeni richard attenborough'un bizzat hindistan'a gidip çekimlerin bir kısmını da orada gerçekleştirdiğini okumuştum. süresi nedeniyle değil (3 saatten biraz fazla sürüyor), gandhi'nin savaşsızlık üzerine verdiği mesajların boyutunun çok fazla yer kaplaması nedeniyle sıkıldığımı hatırlıyorum. halen en iyi gandhi filmlerinin tepesinde yer alması ise gayet normal çünkü ben kingsley bile "yer aldığım en iyi projelerden biriydi" açıklamasını yapmıştı.
10 film oldu, birkaç film daha ekleyecektim listeye ama üşendim. bu liste ağustos sonuna kadar geçerli olsun. içinden seçmek ve izlemek istediklerinizi bu girdinin altına yorum olarak yazın bana.
eylül'de yeni bir listeyle devam ederiz umarım. topluluğa katkı veren nöronlarınızı ve parmaklarınızı odin kutsasın.
edit: biyografik filmlerle ilgili bakınırken, bu nu gördüm. güzel yazılmış. ilgilenirseniz okumanızı öneririm.