türkçedeki en güzel kelimelerden biridir. öz'den gelir.
özlemek zaman zaman öylesine fazla gelir ki insanın benliğine, bu özlem bir nokta halinde başlayıp zamanla bütün vücudu ele geçirecekmiş gibi hissettirir. ilk başta açık bir renk olarak başlayan bu nokta büyüdükçe kararıyormuş gibi gelir. artar. düşündükçe artar, durdukça artar, unutuşla bile artar. engellenemezdir. öyle eşsizdir.
geçmişle ilgili birçok şey daha güzel durur olduğundan. özlem basit anlamda geçmişe duyulan bir çekim gibiyse de aslında bundan daha büyük ve farklıdır. birini veya bir şeyi geçmişi düşünmeden özlemek; geleceği, henüz yaşanmamış yerleri, şeyleri özlemek, bunu asıl büyütendir. yeri geldiğinde karşı karşı dururken yüzüne hasret kalmaktır.
eski defterin hesapta olmayan yerlerinden birinde, sorulmuş bir soru vardı hatırlıyorum. "saklar mı yüreğin, yüreğimi içinin her yerinde?"
Oruç Arıoba'nın "Uzak" adlı şiir kitabının ikinci bölümü olan "özlem çekene kılavuz"u geldi aklıma. Bilmem kaç yıl oldu okuyalı; hala aklımda:" özlemek yanında olamamaktır. Her bir edimde ve adımda. Özlem, olamamaktır. "
Uzunca zaman yaşamaktan mahrum kaldığınız; Sıcak bir gülümsemenin, Gönülden merakla sorulmuş "nasılsın?" sorusunun, Belki bir vapurda uçan martının komşu koltukta oturan adamın omzuna bıraktığının sizdeki karşılığı tebessümün, Yüzünüzü ısıtan sıcak güneşin, Sıcak simitin yaydığı susam kokusunun, İçtenlikle söylenmiş bir günaydının, Sek sek veya misket oynadığınız kaygısız günlerin, Enerjinizi üst seviyelere çıkaran hiç bitmesin dediğiniz sohbetlerin, Vicdanınız olduğunu hatırlatan, bir hayvanın yardım isteyen bakışlarının, Yeni pişirilmiş tarhana kokusunun, Huzur, sessizlik belki eylemsizliğin, Kapınızı gülümseyerek açan sevgi dolu insanın yokluğunun yarattığı boşluktur.
yazılı olarak katalizör niyetine öznesi olan nesne ya da kişi hakkında bir şeyler okursanız, hayatınızdaki önemi birkaç kat artan eylem.
gerçekten de yaşla birlikte özlemenin gücü de hayvani dozda artıyor. 10 yıl önce "o göteleği neden özleyeyim ya" diye düşündüğüm çoğu kişiyle halâ görüşmüyorum belki ama aynı katı tutumla birlikte yaşlanamayacağımın da farkına vardım. yaşlanmanın belki de en kötü yönü bu: karakter özellikleriniz olarak bildiğiniz ve gurur duyduğunuz sivri uçlarınızı kendiliğinden törpülüyor, ruhunuz bile duymuyor.
kulzos çerçevesinde eskiden yazıştığım insanlarla olan mesajlaşmalarımı okumaya başladım. konu başlıkları özellikle belirtilmemişse muhabbetin ne üzerine döndüğünü kavrayamıyorum ama o muhabbetin sıcaklığını özlediğimi de kendime kabullendiremiyorum. fazla samimi ya da dışa dönük olup hayatından çıkan insanların tercihlerine müdahil olamadığında benim gibi hissediyorsun işte. "ellerim bomboş" kıvamına gelmek birkaç duble bi' şey içmeye bakıyor sadece, o kadar yakın.
yaşlılıkla kol kola girdiğinde korkunç bir depresan bu. mezardaki sevilen akrabalardan tut, tekrar hiçbir zaman iletişim kurulmayacak olan eşe dosta kadar kadrajı büyüt; o zamanlarda yaşadıklarını da oku/hatırla, sonra konuşalım sevgili benliğim. ya da hiç konuşmayalım, sen bilirsin.
bazen içten içe haykırmak, sessizce saatlerce bağırmak, gözlerinin öylece boşluğa dalması, içinin deli gibi daralması, bütün bir şehri bir nefeste koşma isteğinin ansızın uyanması, hiçbir tesellinin avutmaması, dokunmak, görmek hatta sadece sesini duymak için dahi kalbinin deli gibi atması ve bütün bunları hissederken hiçbir şey yapamamaktır.
gözünün görmeyip özlediğini, yine gözünün görmeyip hissettiğine sığınarak geçireceksin. yaratana mesela. "hayırlısı" deyip, şapkayı önüne koyup, sessizce oturmak, ıssız bir haykırışla boş boş bakmak da varmış. nasip, kısmet.
kelimenin kökeni sanırım özden geliyor. sözlük anlamına baktım. öz'ün anlamlarından biri de 'Bir kimsenin benliği, kendi manevi varlığı, iç, nefis, derun'muş.
bu anlam esas alındığında, muhatabı kendiyle birleştirme, eşleştirme, aynılaştırma, içselleştirme gibi anlamlar taşıyor da diyebiliriz.
özlenen varlığın bir insan olduğunu düşünecek olursak, özlemek tek başına bir kelimeyken bile şiirsel bir ifade aslında.