kendimi bugünlerde çok yakın hissetiğim olgudur. zaten bundan 2-3 sene önce bir yerlerde veya bir anda ölmüşüm de kalitesiz bir yaşam evrenine tekrar fırlatılmış gibi hissediyorum. hani filmlerde olur ya, devletler idam mahkumu katillere kanun dışı casusluk yapması karşısında af ihsan eyler. sanki bana da 2-3 sene önce birisi bir yerlerde bir anda sonsuz bir yok olmak mı yoksa neye elini atsan kuruyacak lanetli bir yaşam mı diye sormuş ve ben ikincisini seçmiş gibiyim. anlaşmadan ivedilikle ve bir an evvel caymak istiyorum. çok yoruldum.
çalıştığım hastanede her gün bir kaç defa morga korkunç şekilde sarılmış götürülen ex'ler görüyorum. asgari ücretli gencecik ve olaya oldukça yabancı temizlik görevlileri taşıyorlar. büyük çelişkide kalıyorum bu durumlara tanık oldukça. gerçekten her birimiz başlı başımıza bir dünya mıyız yoksa etle beslenen ve süresi dolunca kapanan birer et parçaları mıyız? sanırım her birimiz değerli bir dünya olsaydık kapandığımızda asgari ücretli bir temizlik görevlisi soğuk çöplüğe atıp gitmezdi bizi. o esnada yakınların yukarıda sinir krizleri geçiriyor. daha sakin olanlar evrak falan imzalıyor. şüphesiz ki temizlik görevlisi ona fazladan iş çıkarttığın için sövüyor. oysa ben gerçekten kısa bir ömürde dünyanın güzel bir parçası kadar güzel yaşamıştım. neyse çok eskidendi. 2-3 sene evvel. son 2-3 senede de çok güzel düşler kurdum. nice ünlü mimar kuramazdı öyle güzel düşleri. ince ince işleyemezdi her yerini. bir kaçının temellerini bile atmıştım. elimde kaldı hepsi.
Yansımalardan kurtulup hakiki olan gerçekliğe ilk adım.İhtiyar olanlar gitsin ta ki yerine yenileri gelsin tazelenme devam etsin.eskimiş yıpranmış bir libasta kalmanın pek bir alemi yok.
akla necip fazıl'ın ''inanmaz'' şiirini getiren durum;
"Ticaretin tüm ziyan!" diye bir ses rüyada; Mezarına birlikte girecek şeyi kazan! Seni gözleyen eşya, bitpazarı dünyada, Patiska kefen, çürük teneşir, isli kazan.
Minarede "ölü var!" diye bir acı salâ... Er kişi niyetine saf saf namaz.. Ne alâ! Böyledir de ölüme kimse inanmaz hâlâ! Ne tabutu taşıyan, ne de toprağı kazan...
yaşayanların üzerine onlarca kelime/cümle/kitap söyleyip yazdığı ama gerçekleştirenler dışında kimsenin bu konuda bir şey bilmediği eylem. bilinmezliğin karmaşası ve anlama çabasıyla insan var olduğu sürece yok olma üzerine bir bu kadar daha konuşulur diye düşünüyorum.
hayatın ince çizgisidir. hayat denen kavram üzerine oturup düşündüğümüzde *** iki husus üzerinde gidip geliriz. bunlar; doğmak -var olmak- ve ölmek. iki fiil arasında kalana; yaşamak, yaşam, var olma çabası denebilir. iki fiil arasına zibilyon tane insan, anı, eylem sığdırıyoruz.
ne tuhaf...
fark etmeden her an, her dakika, saat, gün biraz daha yaklaşıyoruz. kalanlara göre üzücüdür. gidenler ne düşünüyordur acaba?
Yaşadığımız hayata, sevdiklerimize veda bile edemeden sessiz sedasız bizi alıp götüren, yel ile gelen derin bir nefestir ölüm.
Nasıl öldürüldüğümüz ya da öldürdüğümüz önemli.
Yıllar önce şöyle bir şey karalamıştım defterime; İntihar tek kişilik bir cinayet değildir. İnsanı intihara sürükleyen sebepler de azmettiricisidir o cinayetin. Her insan birbirinin hayatına dokunur isteyerek ya da istemsizce. Bazı dokunuşlar vardır ki alışılır, tene, ruha karışır. Kişinin yaşamına işleyen bu dokunuş onu kendine muhtaç bırakır. Bilerek ya da bilmeyerek bir şekilde birilerine dokunuyor ve daha sonra yarattığımız sonuçla onun intiharına tanık oluyoruz bu hayatta, unutulmamalı ki her intiharın bir katil zanlısı vardır.
Ölüm ve intihar denince aklıma gelen ve benden sonra da akıllara gelmesini isteyeceğim şarkı Barış Manço - Gülbebeğim
Sanatçılar için kıymete binme nedenidir ölmek. Yaşarken kimsenin umurunda olmayan ya da çok iyi bir sanatçı olduğu halde değeri bilinmeyen çoğu sanatçı ölünce popüler olmadı mı? Oldu, bunu çok yaşadık. Her yerde ölen sanatçının şarkıları, Ardından güzellemeler/övgüler, hayatını film yapmalar... aslında bunlar hep başkasının sırtından geçinmenin sinsi yolları. garip bir ülkeyiz vesselam.
ucundan bir kaç kez döndükten sonra her saniyenin kıymetini daha da iyi anlamana ve fani hırslar yerine sevgiye, sevdiklerine daha fazla zaman ayırmanı kafana dank ettiren, kişi için her şeyin sonu ya da inanışına göre yeni bir hayatın başlangıcı olan eylem.
o kadar zaman biriktirdiğin her şey. ne aptalca. hala bir şeyler satın almak.
parantez1 (sanki ölürken eşyalarımı yanımda istiyorumun ingilizcesini 'nick' olarak seçmiş bir yazar var bu sözlükte ama emin olamadım:)) parantez2 ('anı yaşa'yacılara sinir olduğum kadar kimseye sinir olmuyorum.)
çocuklar bunun için var, belki sizden kalan her şeyde sizi yaşatırlar diye. her şey gelip ölümsüzlük isteğine dayanıyor. keşke bedenden sonra bilincin var olacağını ve uzaktan da olsa her şeyi izleyebileceğini bilsek. ama sonsuzluk.. o sonsuz zamanda, 'mutlu' hissedebilir miydi bilinç kendisini?
sonsuz yokoluş düşüncesini hala kabul edemedim be sözlük!
en kötü yanı hakkında binbir şey yazılabilir. mesela aklınızda yıllar yıllar boyu durup, kaygı ve huzursuzluk, stres yaşatan, çözmek için zamanınızı ve enerjinizi harcadığınız ve ölünce yarım kalan her şey...
ben daha çok başlığın keskinliğine çok takıldım, çok sarsıcı; öyle ki ölmenin en iyi yanlarından biri, bu başlık gibi paralize eden soruların cevabını düşünmemek diyeceğim..