1 ileri 2 geri gitmeye başlamış olan izmir'in gururu.
samsun maçından sonra oynadığımız 4 maçı 2 galibiyet, 2 mağlubiyetle geçtik. gürsel aksel spor ve sağlıklı yaşam merkezi'ndeki yenilmezlik serimiz 16 maça çıktı. ama deplasmanda da ligte galibiyeti olmayan 4 takımdan biriyiz. korkunç bu. "yoldaş" stanimir stoilov, deplasmanda takımı ya beraberliğe yatarak oynamaya zorluyor ya kadroyu sadece topu rakibe atarak kapanmak üzerine kurup b planı yapmıyor ya da o kadar pozisyon fakiri gibi görünüyoruz ki, rakip bizi adeta eziyor, kaçan galibiyete üzülüyor. bunların hepsi de olabilir tabii. asıl sıkıntı ise, sezon başlamadan önce yoldaş'ın "göztepe ile avrupa'ya gitmek için 1 sene daha bekleyemem" diye demeç verip hepimizi gazlaması. bu ortamı kendisi yarattı yani. beklentiyi tavan yaptırdı, chelsea'dan adam falan kiralattı. şimdi ise "genciz, öğreniyoruz" masalı okuyor her mağlubiyetten sonra. insan gerçekten hayret ediyor.
deplasmanlarda takımın hücum gücü doğrudan david tijanic ve romulo cardoso'nun üzerinde. orta sahadaki anthony dennis zaten çakılı oynamaktan başka bir şeyler yapmaya çalıştığında, kaptırdığı toplarla korkunç kontralar yiyoruz. yanındaki isaac solet ise dennis'ten bile daha savruk. solet oynadığı 9 maçta 2 gol, 1 asist üretmiş olsa da, dennis'in mevkisinden uzakta kaldığı pozisyonlarda savunmaya yardım etmediği için savunma beşlisini ekarte edebilen her rakip ciddi pozisyon üretiyor bize karşı. romulo'nun partneri juan santos ise, sanırım bize gelen en bencil forvetlerden biri. sol ayağı zaten yok, hızı eh işte, ikili mücadelelerde zayıf, hava topu alamaz, asist yapıp net gol pozisyonu yaratmaktansa önü tıkanmışken çaprazdan şut çekmeyi dener. böyle bir forvetten 9 maçta 2 gol bulmuş olmamız bile mucize olmalı zaten. david datro fofana ise, gavurların "freight train" dediği bir yapıda: kuvvetli, ayakları yere sağlam basan, topu kontrol edebildiğinde kolay kolay top ve pozisyon kaybı yaşamayan, cüsseli, topu alıp gidebildiğinde çevresindeki/önündeki savunmacıları yarıp kaleye gidebilen bir yük treni. ama ayakları berbat. şu ana kadar attığı tek golde de saydığım bu özelliklerini göstermiş ama kalecinin bacak arasını hedeflememesine rağmen berbat bir yere şut çekmiş, ali şaşal vural sağ olsun; golü yiyerek iç sahada puan kaybı yaşamamamızı sağlamıştı. romulo ile de anlaşamıyor zaten. üretkenlik doğrudan tijanic'in üzerinde ama romulo ver-kaçlara, ikili oyunlara çok yatkın bir forvet olmadığı için o da yanında ya da önünde al-ver yapabileceği birilerini arıyor sürekli. fofana da, juan da bu tipte oyuncular değil. romulo zaten kendi pozisyonunu yaratıp gol atma adamı. elde kalanlar ise, tsubasamız kuryu matsuki ve belki tijanic'le yan yana oynayabilecek olan victor hugo (nam-ı diğer "sefiller"). matsuki, türkiye'ye uyum konusunda sorunlar yaşıyor. yoldaş da onu bok gibi yerlerde oynattı ve taraftarla da arasını bozdu. sefiller ise, zaten hem çok genç hem de henüz 11'de başlama baskısını bile kaldıramıyor, yeteneklerini gösterecek uygun ortamlarda oynamıyor. bu durumda tijanic'in birlikte oynayabileceği tek oyuncu tsubasa oluyor. matsuki menajerlik oyunları dilinde am/fc karakterli bir oyuncu. 10 numara oynatırsan yalnız kalır, maç içinde yok olur; dennis'le yan yana, solet'nin yerine oynatırsan çok geride pas alabileceği için tehlike yaratabilecek aksiyonları üretemez ya da bu pozisyonların içinde bulunamaz; romulo gibi tek başına da pozisyon yaratıp "alıp gidebilecek" bir oyuncu da değil. bu durumda tek seçenek matsuki'yi romulo ile yan yana oynatıp arkalarına da tijanic'i "her maç" sabitleyerek anlaşmalarını beklemek. ama yoldaş bunu 1-2 maç ve 10-20 dakikalık periyotlar haricinde pek yapmadı. juan'ı kesmiyor, solet kötü oynasa bile "şapkadan tavşan çıkarabilir" diye sahada tutuyor, romulo sakatken bile forvet hattını juan-fofana olarak kuruyor; pozisyon kısırlığından ve ileride top tutamamaktan ölüyoruz savunmada. bu takımın deplasmanda oynadığı berbat oyunun hücum yönünün sıkıntısı tam olarak budur.
geleyim savunma kısmına. 3 stoper oynayan bir takımın kadrosunda 6-7 tane stoper oynayabilecek oyuncu olmasını beklersiniz, di' mi? bizde var bu ama yoldaş hangi 3'lünün en iyi peformansı vereceğini halâ bil-mi-yor. sonra da "3 stoperimiz sakattı, ondan savunma yapamadık" falan diyor. bu doğru değil. taha altıkardeş'i doğrudan 11'den kesmesini koray günter-heliton uyumuna bağlamıştık ama koray sakatlandıktan sonra taha sadece takıma uyumsuzluk sorunu çekmeye başladı gibi görünüyor. bunun nedeni de basit: heliton sezon başı kampında yedi, içti, oturdu. neredeyse 2 metrelik, cüsseli bir insan kendisini iyi hazırlamazsa, her maç tek bir pozisyonda bile kalibresinden oldukça aşağıda performanslar verebilir. geçtiğimiz yıllarda atınç nukan'dan biliyoruz bunu, ki atınç iyi bir profesyoneldi, sakatlıktan döndükten sonra da kendisine iyi bakmıştı. heliton ise her maç oynayacağının bilincinde olduğu için kendisine bakmıyor. koray-heliton uyumunun tamamlayıcı parçası sezon başında novatus miroshi'ydi ama o da sakatlandıktan sonra bir türlü eski performansına dönemiyor. bu durumda yoldaş, heliton'u sabit tutarak sağ ve sol stoperleri sürekli değiştirdi. bize sağ bek olarak gelmiş olan malcom bokele nedense stoperde sabitlendi, ki defans hattında kendisinden daha kötü ayağı olan oyuncu yok. ilerlemiş yaşına rağmen tam bir profesyonellik abidesi olduğunu çok geç anladığımız lasse nielsen ise, taha iyi oynamıyorsa ilk tercih olmalıyken, saçma sapan dakikalar aldı. ismail köybaşı ise, djalma silva sallanırken birkaç kez denenir gibi oldu ama sanırım artık bedeni futbolu bıraktığı için olmuyor. sağ bek ise tam bir facia hala. nazım sangare, sezon başında yazıp çizip konuştuğumuz gibi, o büyük sakatlığından sonra futbolu unutmuşa benziyor. ogün bayrak ise sezon başlamadan yaşadığı sakatlığı atlattıktan sonra "eh işte" performansı veriyor. orada da nielsen'den başka opsiyonumuz yok gibi. böyle bir ortamda halen heliton'a güvenmek, bokele'yi sağ-sol stoper oynatmayı denemek, sangare'yi 11 başlatmak, taha'yı bir oynatıp bir oynatmamak falan sıkıntılı işler.
5'li defans oynayan her takımın iskeleti 3 stoperden oluşur. kanat beklerin iyiyse, oyundan ağzında kalan tat çilekli pasta olur. biz henüz pastanın hamurunda sorun yaşıyoruz çünkü stoperler sıkıntılı. bu işin bir de ön libero kısmı var. dennis hem savruk hem de futbolu henüz öğrenme aşamasında bir genç. oynayabildiği 8 maçta şimdiden 4 sarı, 1 kırmızı kartı var ve henüz sezonun yarısında bile değiliz. yedeği olarak düşünülen doğan erdoğan ise kronik sakatlıklarını tekrarlamaya başladı. son gaziantep maçında hem solet hem dennis cezalıydı, doğan ise sakattı. sahaya orta saha olarak ahmed ıldız-sefiller şeklinde çıktık (önlerinde de tijanic tabii). sefiller hem yerini yadırgadı hem pozisyonun ağırlığı altında ezildi. ahmed gol attı ama ne sefiller'le ne de önündeki tijanic'le pas bağlantısı kurabildiği için rakip, oyunu üzerimize daha fazla yıkmış gibi göründü. bir de, alt yapıdan çıkan izzet furkan malak var ama hoca onu görmezden geliyor. yalçın kayan'ın gayriresmi kadro dışılığı halâ sürdüğü için ve eğer futbol oynamak istiyorsa bu gidişle ocak ayında takımdan gitmesi gerektiği için orta sahada başka adam yok. dmc için dennis-doğan, mc için solet-ahmed, iki mevkinin alternatifi ve plase olarak sefiller. bu kadar. 5 oyuncu 2 mevki için ok gibi görünüyor olabilir size ama doğan'ın kronik sakatlığı, dennis'in sürekli cezalı olacak olması, sefiller'in 10-15 dakikadan fazlasını kaldıramayacak olması, ahmed'in yanında-önünde oynayanlarla uyumunun performansını belirlediği bir ortamda solet yoksa veya kötü oynuyorsa, orta saha yıkılıyor gibi görünüyor. eh, sezon başı planlamasında 4 forvet alınacağına, 3 forvet, 2 de dmc-mc alınabilseydi, bunları konuşmuyor olurduk. özetle; savunma kısmının özellikle deplasman oyunlarında hata yaptığı gibi takımı da yok etmesinin net sebepleri şunlar oluyor: 3. alternatif olarak takıma dahil edilen oyuncular zorunluluktan oynadığının bilincinde olduğu için baskıyı kaldıramıyor, stoperler hem kendi aralarında uyumsuz hem de sürekli değişerek oynuyorlar ve tabii ki sıçıyorlar, mc oynayabilecek komple bir orta sahamız (yeni deyişle box-to-box ya da regista) olmadığı için solet ya da amhed oyunu değiştirecek hamlelerde bulunmazsa, rakip bizim arka 5'liyi çok zorluyor ve hata yapma ihtimalimiz dakika dakika artıyor.
önceki girdimde beşiktaş maçına kadarki 5 maçta 10 puan hedeflemişim. 4 maç 6 puan var şu anda "tabela"da. haftaya konya maçı var izmir'de. onu kesin kazanırız, iddaa falan oynayacaksanız oynayın şimdiden. kasım ortasındaki milli maç arasından sonra üst üste beşiktaş ve başakşehir deplasmanlarında bu takımın tel tel döküldüğünü görmemek için bütün totemlerimi yapmak zorundayım. deplasman fakiri olarak başladığımız ligte halen ilk 5-6 dışına çıkmayacak kadar puan topluyor gibi görünmemiz, deplasman performansını biraz yukarıya çektiğimizde ilk 3-4 için bizi halen ümitli kılıyor işte. ama bu takım sikindirik süper lig'ten son kez düştüğünde, tarihinde bulunmayan 7-0 ve 7-1'lik mağlubiyetler gördü. ve bunlara rağmen gene de ligten düşmeyecek performans verebiliyordu. aynı durum bu sezon olmaz belki ama bu deplasman karnesi düzelmezse, bir yerden sonra "amaçsız orta sıra takımı" olma yolunun da bağıra bağıra gözüktüğünü görmemek hata olur. umarım yoldaş lütfedip ön yargılarını kırmaya, teknoloji fakirliğini bitirmeye, sabit fikirliliğini gidermeye çalışır. yoksa o 1 yıl daha beklemez ama biz bir ömürdür beklediğimiz avrupa hayalini çoluğumuza çocuğumuza miras olarak bırakacak yaşlara geliyoruz artık. sıçarlar yani. ümitsiz, "sendromlu pazartesi"si cumadan başlamış haftada, gelecekten korkan ama "göztepe bu, her şeyi yaşayacasın" mottosuna sıkı sıkı sarılan bir halde umutlu olmaya devam!