11. haftası bugünkü ümraniye-tuzla maçıyla birlikte bitmiş olan 1. lig'te topladığı 20 puanla play-off potasının içinde kalmaya devam eden izmir'in gururu.
son gelişmelerden sonra, kulüp ceo olarak kerem ertan'ı açıkladı, ki kendisi bundan neredeyse 10 yıl önce, 2 sezon boyunca ceo'muzdu. ivan mance ise, eski görevi olan sportif direktörlüğe geri dönmüş oldu. kulüp bütün yönetimsel krizleri bu "ceo bulduk, eved" açıklamasıyla halının altına süpürmüş oldu. radomir kokovic'in basiretsizliği, 3 başlı teknik ekibin nerelerde hata yapmaya bile isteye devam ettiği falan unutuldu, gitti. yönetimsel hataların, statla ilgili karman çorman işlerin üzerine de soğuk su içmiş olduk emre can ile birlikte.
futbola geri dönersek... kokovic top göztepe'deyken 3'lü, rakipteyken 5'li savunma oynatmaya devam etti ama son 10 yılda bu takımın başına gelmiş en efektif teknik direktör olan nestor el maestro'nun oynattığı halinden farklı bir sistem bu. nestor önde yüksek yoğunluklu ama neredeyse tamamen bilinçsiz bir baskı yapıyor, orta sahada kapılan topları da sürekli ileriye oynamaya gayret ediyordu. kokovic ise, geçen yıldan beri düşük tempolu, "önce yemeyeyim, sonra belki atarım" mantığına sahip. ayrıca orta sahada yalçın kayan'ı tam olarak 6 numara gibi kullanıp merkezden hücuma geçecek bütün atakları da yalçın'ın ayağından başlatıyordu. yalçın vasat maçlar oynadıkça bile "sistem bozulur" endişesiyle ne yalçın'ı ne de bu kurguyu değiştiriyordu. geçen yılı 5 gol, 4 asistle kapatan ismail köybaşı'nın, sadece ligin ilk yarısında 9 gol atıp aylarca sakat kalan yasin öztekin'in, deli gibi eleştirilmesine rağmen 9 maçta skor katkısı veren marco kvasina'nın, belki de tek stabil hücum silahımız haline gelmiş kenneth obinna mamah'ın, köybaşı'ndan fırsat buldukça oynayabilen yunus emre gedik'in katkılarıyla öyle ya da böyle iyi bir yerde biten bir sezon geçirmiştik. bu sezonun farkı ise, takımın iskeletinin tamamen değişmemesine rağmen, oyunu yönlendirip "atıp tutacak" oyuncuların performanslarının geçen yıla göre daha fazla belirleyici olma tehlikesi. mamah bazı maçlarda gerçekten de altyapısız olduğunu gösteriyor, takımda sol kanat hücumunu yönlendirebilecek bir oyuncu yok, mame diouf neredeyse her maç yalnız kalıyor, yalçın'ın, yanında kim oynarsa oynasın, sabit 7/10'luk performans verme zorunluluğu hep var. hücumda az da olsa pozisyon yaratabildiğimizi ve bunları değerlendirebilirsek, sorun kalmayacağını düşünenler de var ama ben yaldır yaldır oynayan göztepe istiyorum on yıllardır.
bu sezon, bir önceki girdimde de yazdığım gibi, yönetimsel aptallıklarla başlayınca, futbola oyuncular da konsantre olamamıştır belki. bu olabilir yani. ama taraftarın içinden kimsenin bu kadar defansifmiş gibi görünen bir oyun yapısında 7 hafta namağlup, 5 hafta da sürekli kazanan bir takım görebilmeyi hayal ettiğini sanmıyorum. bazı maçlar iyi savunmayla, bazıları az ama öz yakalanan hücum varyasyonlarının sonuca dönüştürülmesiyle geçti. şehrin azınlık çocuklarına karşı 90+ bilmem kaçta gelen golle alınan tatsız tutsuz galibiyet, sıkıcılıkta nirvanaya çıktığımız bandırma maçındaki beraberlik, ligin en ters takımlarından biri olan manisa'nın 18 şut çekip sadece 1'inde kaleye tutturması ve celil yüksel'in hiç de hedeflemediği şutuyla gelen galibiyet falan derken lig 2.'si olup çıktık. 2 gün önce de, aynı puanda olduğumuz kocaeli'yi ağırladık gürsel aksel spor ve sağlıklı yaşam merkezi'nde.
takımın bu sezonki temel direnç noktaları bence 3 adet:
1- yalçın'ın olmazsa olmaz konumunun ligteki her takım tarafından bilinmesine rağmen bundan vazgeçmeme: yalçın 6 numara oynuyor ve orta sahadaki ilk pas istasyonu da kendisi. hücumu başlatan da o, orta sahada kapılan topun ilk gönderileceği adres de, savunmanın içine girip pas bağlantılarını örmeye başlayan takımın ilk tercihi de. yanında oynamaya yeni yeni başlayan ahmet ıldız biraz daha 8 numara gibi, david tijanic de neredeyse gerçek pozisyonu olan 10. "bu kadar yükü yalçın gibi teknik meziyetleri olan ama en az 3 yıldır fundemental olarak henüz gelişme aşamasında kalmış bir oyuncunun üzerine yüklemek yanlış" diye bağırmaktan helak oldum ben. ama kokovic için yalçın da, üzerindeki yük de vazgeçilmez.
2- "3'lü-5'li savunmanın kenarlarının savunma yönü güçlü olmalı, hücuma çıkışlarda sıçmasalar yeter" mantığı: ogün bayrak ve köybaşı takımın ilk tercih edilen kanat bekleri. yedekleri de fıratcan üzüm ve yunus emre gedik. ogün bu ligin adamı ama hücumda yok. köybaşı ise 6 aylık sakatlığından 35 yaşında kurtulmuş gibi görünmeyecek kadar kendini sakınarak oynamaya başladı bu sezon. fıratcan saf bir bek değil ve pozisyon alamıyor. yunus emre ise iyi bir hücumcu bek ama savunmada tamamen gençlik enerjisiyle bir şeyler yapmaya çalışıyor. bu kurguya atınç nukan, taha altıkardeş, ümit akdağ ve lasse nielsen'i ekleyince, neden ligin en az gol yiyen takımı olduğumuz anlaşılıyor olmalı: hücuma çıkmayan en az 5 oyuncu var bizde. geçen seneki hücum planı; kanatların çizgide kalması, önlerindeki kanat hücumcularının da rakip savunmayı delmeye çalışarak hem önlerindeki forvete hem de bu kanat beklerine pozisyon hazırlamasıydı. bu sene ise yunus emre'den başka hücuma stabil olarak katkı veren kimse yok defansta. bu takım 0-0'ı oynamayı biliyor olabilir artık ama kocaeli maçında da gördüğümüz gibi, saçma sapan bir duran top golü yediğinde de "biz nasıl gol atıyorduk?" demeye başlayacak kadar saçmalayabiliyor işte. buradaki sorun, hücum-savunma mantığının tamamen birbirinden ayrılmış olmasından başka bir şey değil. çok hücumcu takımların savunma yapamaması gibi, kafasında tek amaç gol yememek olan oyunculardan kurulu bir takımın da gol atması karın ağrısına dönüşüyor; hele ki yenik duruma düşerse.
3- "forvet debelensin, diğerleri pozisyon bulur zaten": geçen sene kvasina'nın bütün akrabalarına söven tribündaşlarımın görmezden geldiği nokta, her maç topun hücumda kalmasını sağlama noktasında, bu gol atamayan golcünün %90 civarında katkısının olduğuydu. diouf'u görüyoruz işte; maç içinde yok oluyor, ver-kaç hariç yanındakileri pozisyona sokamıyor, alan boşaltamıyor, hızı hiç yok, size'ı sadece yok, hava toplarını takıma kazandırma oranı %50'lerde (kvasina geçen sezonun tamamında ligin en yüzdeli hava topu kazanan adamıydı). ayağı düzgün ve beklenmedik anda yapıştırıp çakar diye almışız. e, sisteme uyum? arkadakilere pozisyon yaratma? takımın tek hücum fikri olan kanatlardan geliştirilen hücumlarda işe yarama? bunlar yok. böyle olunca da, kokovic'in "defansif oyun ön planda olacak" demesinin mantığını kavramak da kolay oluyor tabii: gol atabilen forvet yok takımda çünkü. diouf ligi 10 gol civarında bitirirse (şimdilik 2 golü var), bunların büyük kısmını "ayağına öyle bir oturdu ki, çaktı geçti" diye anlatacağız. takıma katkısı da bu kadar olacak.
kocaeli mağlubiyeti sonrasında kokovic'e yapılan eleştiriler homurdanma şeklinde yeniden başladı gibi. keşke sezon başından beri devam etseydi tabii ama ligi 2. götüren takımın hocasını eleştirebilen bir ülke olamadık, olamayacağız biz. milli maç arasından önce önümüzde erzurum deplasmanı var haftaya. aradan sonra da tuzla ve giresun'la izmir'de oynayacağız. ligin devre arasına ise gençlerbirliği, eyüp ve bodrum maçlarıyla gireceğiz. senelerdir bize yapıştırılan en iyi fikstür olması bir yana, devre arasından önceki 3 maça kadar bir seri yakalanması durumunda, ocak ayında yapılacak 3-4 transferle kokovic'e yapılan eleştiriler bile halının altına süpürülebilir. ama nasıl? erzurum'a karşı özellikle hücum presini iyi yapmak (defanslarının yaş ortalaması fazla, ayakları ve hızları yok, defanstan oyun kurduklarında sıçışa açık oluyorlar), milli aradan sonra tuzla ve giresun'u taraftarın ittirmesiyle güç bela yenmek. kokovic de bunu böyle düşünmüyorsa, ben bu takımı hiç tanımamışım demektir. yapısal hataların katmerlendiğini görerek üzülmek de, "göztepe ligi 1 ya da 2 bitirecek" diyenlerin sayısının geçen sezondan daha fazla olmasını kafaya takmamak da mümkün. bende ikisinden de buram buram ve lokma lokma mevcut.