1. 'den 'a kadar birçok dini sistemde tartışılmış; yetmemiş, 'den (teodise anlayışını yaratan kişi) 'ya kadar birçok filozofun da "suç ve kötülük arasındaki doğal ve doğal olmayan bağlamlar" şeklinde çerçevelendirilebilecek bir boyuta indirgeyerek beyin fırtınası yarattıkları kavram. özellikle 'ın haz, acı ve kötülük üçgeninden çıkamaması ve 'un her şeyi bitirircesine öne sürdüğü "kötülük maddi olmak zorundadır. bu yüzden iyiliğin yokluğudur ve zaten yoktur" savıyla birlikte, kötülük problemi bir çeşit "nasıl bakarsan, öyle görürsün"e evrilmiş durumda bence.

    geçen bayramda kulzos yazarları olarak discord'da toplaşalım demiştim (). katılan birkaç yazarla bir süre sonra kötülük ve suçun niteliğine dair tartışmıştık. ben ikisini birbirinden ayırt edemeyecek kadar dar kafalı biri haline dönüştüğüm için "gününüzü göstereceğim" diyerek ve konunun çapının da genişleyeceğini düşünerek bu konuyu sözlüğe taşıyacağımı söylemiştim. başlığını açarak yardırmayı da düşünüyordum ama kötülüğe sözü nasıl getireceğimi bulamıyordum. sağ olsun; sorunumu kökten çözmüş. teşekkürler agacım.

    kendisinin öne sürdüğü kavramların çoğu tartışmalı zaten ama özellikle kötülüğün maddi bir temele oturtulması ile tanrının kötülüğü yaratıp yaratmamış olabileceği hakkında yapılmış beyin fırtınaları müthiş bir tat bırakıyor benim zihnimde. hinduizm'in beyin yakan okullarından biri olan "vedanta okulu"'nun (advaita vedanta) öğretilerinden biri şöyle: "mutlak kötülük olmadığı gibi, mutlak iyilik de yoktur. şuur merdiveni olarak özetlenebilecek maya var olduğu sürece, insanın algılamakta zorlanacağı iyilik ve kötülük de var olacaktır". acı ve hazzı da böyle görüyorlar ve "başa gelen çekilir, çok da şeyyapmamak lazım" gibi anladığım, pasifist bir bakış açıları var. yukarıda adını andığım leibniz ise, insanların içinde yaşadığı dünya'yı "olanaklı dünyaların en iyisi" olarak çivilediği için bu dünya'nın içindeki fiziki ve ahlâki olarak ikiye ayırdığı kötülüğün nedeni maddi değil, metafizikseldir. şu noktaya kadar işi götürmüştür: "fiziksel acılar, ahlâksal kötülüğün sonuçlarıdır". kendisi "büyük resmi görelim, bunların hepsi greater good'un parçası" mantığının elçisidir. kötülüğü tanrının yarattığını ama kötülüğün de insanların göremediği iyilik yolunun her zaman bir parçası olacağını söyler.

    hinduzim'den bahsetmişken, bu konuya biraz da dini perspektiften bakmaya çalışayım. islam'da vedanta okulu'na benzer birkaç yapı var. yapı diyorum çünkü bunların öğretilerini temel alırsak, bunlar birer minimal mezhebe de dönüşebilecek öğretiler aslında. "cebriye" ya da adındaki mantık, "insanlar zaten özgür iradeye sahip değil ki. allah ne derse, onu uygulamaktan başka bir şey yapamayız" der. böylelikle kötülüğü de tanrının yarattığını otomatik olarak kabul eder ama şöyle bir farkla; allah'ın yarattığı kötülük, insanın minimumda kalmak zorunda olduğu tesiriyle ortaya çıkar ve sadece insana kötü görünür. allah için her şey iyidir, güzeldir. yani, zaten insan bi' boku göremediği için özünde kötü olmayan şeylere de komple kötü demiş, kötücüllüğü de kendisi adlandırmış, bunun ortaya çıkan bütün olumsuz yanlarında da topu allah'a atmıştır. allah ise, insana acımış, "gerizekalıya bak, şunun içindeki iyiyi göremiyor ki bu" demiştir. leibniz'in baktığı açıyla neredeyse benzerdir. islam'da, bir de mantığı var ("azl" kökünden geliyor, "komple ayrıştırmak, uzaklaştırmak" gibi). mutezile de şunu ortaya atıyor: "allah zaten yarattıktan sonra insanla pek ilgilenmemiştir. ancak, özgür irade kırıntısı verdiği insan, kendi amelleriyle kötüyü yaratmanın yolunu bulmuştur. allah kötüyü yaratmamıştır. islam'ın kötüden uzaklaşma çağrısı da, insanın doğrudan etkili olabileceği kötü sonuçlardan arınıp sadece iyi içinde yaşamayı amaçlamasına bağlıdır". cebriyye'ye göre mutezile biraz daha rasyonel ilerliyor gibi görünüyor ama kötülüğü yaratmayan allah'ın, kullarının yaratımlarına kafasını çevirmesi islam anlayışına göre fazlasıyla karanlık bir noktada bulunuyor bence. doğrudan kader inancını sorgulatır insana bu. özetle; islam'daki cebriyye kaderciliğin bütün ayrıntılarını barındırır ve özgür iradeyi reddettiği için kötülüğü de insanın yanlış algıladığını, kötülüğün özünde illa ki iyilik olduğunu savunur. mutezile ise, kötülüğü doğrudan insanın yarattığını, tanrının bununla bir bağlantısı olmadığını, insanlara sürekli kötüden uzaklaşmaları gerektiğini hatırlattığını savunur. bu arada, mutezile de kadercilikten beslenir ama bir noktaya kadar. kader çizgisi üzerinde yaşayan insanın çatallanmış yollarının sonunda bulaşacağı bütün kötülüklerin sonuçlarına tek başına katlanması gerektiğini de savunur. bence, islam içinde kalarak allah'ı "karınca çiftliği olan çocuk" mantığına en fazla yaklaştıran öğreti de mutezile'dir.

    biraz da felsefe diyeyim çünkü dini olarak tanrı-kötülük ilişkisini sorgulamak doğrudan inanç sorgulamaya girdiği için bir noktada tıkanmak fazlasıyla normal ( de genel olarak bundan bahsetmiş zaten, tekrara da girmemiş olayım ben). platon'un maddi olan kötülükten başka bi' şeyle ilgilenmemesi, kant'ın haz ve acının egemenliğindeki bir kötülüğün esiri olduğumuz düşüncesi ve 'nin "jenseits von gut und böse: vorspiel einer philosophie der zukunft (: gelecekteki bir felsefeye giriş)"'te bol bol bahsettiği böse (kötü) ve schlecht (daha kötü, fena) mantığı, bu başlık altında bahsedilmesi gerekenlerden bence.

    platon, maddi kötülüğü güzel yerlere bağlar ama sürekli fikir değiştiriyormuş gibi gelir bana: "hiç kimse bile bile kötülük etmez. kötüler, kötü eğitildikleri için kötüdür". platon'un dünya'da iyi ve kötü olmadığı, bilgelik ve bilgisizliği böyle adlandıranların olduğunu ileri sürmesi de ilginçtir. bilgili olanın, bilge olduğu bütün konularda iyi olabileceği, sadece hazza bakan bilgisizin ise kötü olacağını öne sürmüştür. biraz basit, değil mi bu ya? aslında değil. bilginin iyi olduğunu kabul ettikten sonra bütün kötülüklerin bilgisizlikten doğacağını, mutlu olmak için bilişsel duyuların önemli olduğunu, haz, acı, keyif gibi etkenlerin insanı yalnızca kötüye götüreceğini de iddia edebiliriz. platon'un özellikle kötülük problemi konusunda 'ten etkilenmekten uzaklaşamadığını düşünüyorum. kant ise, bambaşka bir dünya bence. kısaca, kötülüğü ahlâki irade adını verdiği "insanın kararlarından sorumlu olması"na bağlar ama bu irade kötü değil; aksine iyidir. genel ahlâk yasasına uygun yolda ilerlemeyen ahlâki irade, kötülüğü doğurur. zorunlu eğilimler olarak özetlenebilecek seçimler yapan insan, iradesi ile kötülüğü ortaya çıkarmaya kadar gitmiş olur. ancak kant, tanrı-kötülük ilişkisini tanrı'nın ispatlanamaz yönleriyle birlikte tartıştığı için ben pek anlayamıyorum. ahlâki iradenin kötülüğü doğurduğu kısımda kaldım. nietzsche'nin kötü ve fena kavramları ise, kötülüğün yaratılma aşamalarında biraz daha kafa açar. temelli bir görüş olan kötü ve fena kavramları arasında bağlantı olduğu kadar, aslında farklılıklar da devasadır. nietzsche kötüyü de, fenayı da ve hatta iyiyi de insanın güç isteminin doğurduğunu söyler. "zayıflıktan doğan her şey" olarak da özetler. iyi ve kötünün her zaman var olmasının mutlaklık doğurduğunu ve bu mutlaklığın da hayatı zehirlediğini öne sürer. her bir güç isteminin her an farklı değerlendireceği iyi ve fenaların olduğunu ve bunların hiçbir zaman değişmeyeceğini, bir yanılgı olan ahlâki dünya düzeninin de bi' boka yaramadığını iddia eder. komple sistem eleştirisi yaptığını anlıyor her okuduğumda.

    uh, biraz soluklanayım. ton ton ve pos bıyıklının her öne sürdüğünün altını doldurmak için argüman temellendirme yaparken sürekli bir şeyler inşa etmesi fena yoruyor beni. hem okurken hem de yukarıdaki gibi sadece aktarırken yoruyor. kötülüğü suç ile bağdaştırmak ve kötülüğün doğuştanlığı ile suça yatkınlığın doğuştanlığı hakkında bir şeyler eklemek istiyordum ama başlıkla çok alakasız yerlere gideceğim, çok belli. burada bitsin. okuduysanız teşekkür ederim peşinen. kötülük sorunu ile ilgili bir özet vereyim istedim. 'e de başlığı açıp ağzına kadar doldurduğu için teşekkür etmiş olayım tekrar.

    kaynakça ve yararlanmalıklar:

    - cebriyye ve mutezile ile ilgili diyanet vakfı'nın islam ansiklopedisi baya iyidir.

    - kant ile ilgili şunlardan yararlandım: kant'ın tanrı anlayışı ile ilgili bir doktora tezi ve bir dergi makale si.

    - platon felsefesinde kötülük problemi müthiş bir makaleymiş. göz gezdirmezseniz çok şey kaçırırsınız.

    - vedanta okulu ile ilgili bir doktora tezi buldum, içim dışım hinduizm oldu.

    - leibniz'le ilgili bir dergi makale sine baktım. fena değil.

    - nietzsche ile ilgili de gene bir doktora tezi ve makale den faydalandım.

    doğuştan suça eğilim ve suçun doğuştanlığı ile ilgili hiçbir şey yazmadım ama unuttum sanmayın. başlığını açabilecek kadar boş zamanım olduğunda girişeceğim. kötülük sorunu ile dirsek temasını da kurarım orada.
    #278222 lake of the hell | 3 yıl önce (  3 yıl önce)
    3kavram