1 temmuz 1646 - 14 kasım 1716 tarihleri arasında yaşamış olan alman matematikçi, fizikçi, jeolog, tıpçı, biyolog, embriyolog, veteriner, paleontolog, psikolog, mühendis, dil bilimci, sosyolog, metafizikçi, etikçi, epidemiyolog, teodesici, ekonomist, diplomat, tarihçi, politikacı, müzisyen, şair, mantıkçı.
isaac newton ile kalküsü birbirlerinden bağımsız olarak yaklaşık olarak aynı zamanlarda icat etmişler ve bu sebeple de büyük bir kavgaya tutuşmuşlardır. leibniz "ya tamam yeter, boku çıktı bu işin" deyip alttan almaya karar verse de, çirkefleşen newton bir türlü barışmayacaktır keibniz ile.
ayrıca çin kültürüne büyük ilgi duyuyormuş kendisi. konfüçyüs'ten çok etkilenmiş.
çin imparatorunu hristiyan yapmak için ikili sayı sistemi, i ching ve hristiyanlık arasındaki bağıntıları gösteren mektuplar da kaleme almış.
leibniz'e göre zaman geçmiş ve geleceği bağlaması zorunlu olan sonlu varlıkların ardışıklığı kavramasının bir yoludur. bu yüzden newtoncu mutlak zaman anlayışını reddeder ve zamanın, şeylerin varoluşu için olmazsa olmaz bir koşulu olması fikrine katılmaz (yaratımın meydana gelişi için mutlak zamanın gerekliliğine dair bir neden yoktur). ona göre varoluş için belirli bir zaman dilimine değil bir nedene ihtiyaç vardır. böyle bakıldığında eş zamanlı olmayan iki şey arasında öncelik ve sonralık, bir nedene bağlı olarak ortaya çıkar: bir durum diğer bir durumun nedeni (önce) ve bir başka durumun ise sonucudur (sonra). nedeni zamanın önüne koyan ve zamanı varlık için sine qua non şart olmaktan çıkaran leibniz için zaman bu durumda şeylere bağımlı bir olgudur. bu noktada varlıktan ve dolayısıyla olaylardan bağımsız olmayan zaman fikri, ardışıklığın ilişkilendirilmesi noktasında sadece bir ideal olarak işler.
Ps: @kendime notlar yayını sırasında gerçekleşen sataşma, beni bu girdiyi bırakmaya teşvik etmiştir.*
leibniz pek çok büyük filozof gibi teodise sorunuyla ilgilenmiştir.
leibniz'e göre şeylerin var oluşları ikiye ayrılır. (bkz: modalite sorunu) bu iki durumdan ilkinde Şeyler başka türlü olabilecekken belli bir türde OLMUŞTUR, çünkü bu durumda bir çok varolma olasılığı vardır ancak bir tanesi olmuştur. Bu şeylerin başka türlü olabilmesi mantık kurallarına göre mümkündür. ikinci olarak, şeyler mantık gereği tek bir şekilde olabilir, başka türlü olamaz. şeylerin şimdi olan şekliyle değil de başka türlü olabilmesine(ilk duruma) örnek olarak elmanın acı değil de tatlı ya da ekşi olmasını gösterebilirim. Çünkü elmanın acı olması da mantık kurallarına göre mümkündür. ama ikinci duruma göre elmanın hem tatlı hem acı olması mantık kurallarına aykırıdır. böyle bir durumda bir olasılık diğer olasılığı tamamen dışlar.
leibniz işte bu teorisini teodise sorununa uygulamaktadır. ona göre yaşadığımız dünya olası dünyaların en iyisidir. çünkü tanrı en üstün iyi olduğu için bu dünyayı bütün olası durumların en iyi kombinasyonlarını göz önünde bulundurarak yaratmıştır.
örneğin insan kaynaklı pek çok kötülük bulunmaktadır: cinayet, tecavüz, savaş, katliam vs. Ancak insana bağlı bu kötülükleri ortadan kaldırmanın tek alternatifi özgür iradenin olmadığı bir dünya yaratmak olurdu. hem insanın kötülük yapma seçeneğinin olmadığı hem de özgür iradenin olduğu bir dünyada yaşamak mantık kurallarına göre çelişki olurdu. dolayısıyla özgür iradenin olması iyi olduğundan insan kaynaklı kötülüklerin olması kaçınılmazdır. Bu durumda tanrı kötülüklerin olduğu bir dünyayı yaratmakta suçlanamaz. özgür iradenin olmadığı bir dünyada seçme şansına sahip olmayan robotlar olurduk ki bu da daha kötü bir dünya olurdu.
doğal nedenlerle gerçekleşen kötülükler(deprem, sel, hastalık vs) için de benzer bir akıl yürütme geçerlidir. bizim kötülük olarak gördüğümüz herşey makro planda en iyi dünyayı oluşturmak için ödenen küçük bedellerdir. Bu kötülüklerin olması mantık kuralları gereği kaçınılmazdır, çünkü bunların varlığı olasılıklı değildir, bunlar daha iyi olan bir düzen için zorunludur. Bu kötülükler olası alternatifler açısından en az zararı vermektedir. eğer bunlar olmasaydı, daha kötüleri olmak zorunda olacaktı.
leibniz'in insan kaynaklı kötülükler için ileri sürdüğü gerekçe akla yatkın gözükse de doğal kötülükler için bu akıl yürütmenin ne kadar haklı gösterilebileceğinden emin değilim. doğal kötülüklerin varlığının- en azından şu anda- anlayamadığımız nedenlerle gerçekleştiğini düşünmek, aklımızın sınırlarını zorlayan bu konuda kesin bir yargıda bulunmaktan daha uygun olurdu bence.
integrali bulması, felsefeye terimler sokmasının yanı sıra "dil ailesi" kavramını da geliştirmiş olan filozof.
ama bu sonuca yaptığı çalışmalar üzerinden değil de, teolojiden çıkarak ulaşmıştır. "eğer hepimiz ortak atadan geliyorsak, diller de ortak atadan gelir." deyip tezini ortaya koymuştur. hatta şu ünlü dil ailelerine nuh'un oğullarının isminin verilmesi hadisesi de bu adamın başının altından çıkmış.