1. son 1 aylık performansıyla adı süper olan ligten düşmemesi için mucizeler yaratması gereken izmir'in gururu.

    matematiksel olarak halen ihtimal var ama son 12 maçında 4 seri galibiyet, 1 beraberlik ve 7 seri mağlubiyet alarak adeta kaf dağı ile cehennemi aynı hisler içinde yaşattı. son girdimde galatasaray maçını hak etmeden kaybettiğimizi yazmıştım. sonrasında sırasıyla giresun (dep.), kasımpaşa, trabzon (dep.) ve alanya maçlarından sıfır çektik. özellikle giresun ve kasımpaşa maçlarını kaybetmek korkunç oldu. giresun'a ikili averajı da verdik, kasımpaşa'yı da düşme hattından kurtardık. bunların benzerini altay'ın 16 maçlık galibiyet hasretini gidererek de yapmıştık. kasımpaşa maçının kaybedilmesiyle birlikte taraftarın çoğunun umudu da tükendi. giresun'a karşı berbat, kasımpaşa'ya karşı ise utandıran oyun ruhumuzu yuttu adeta. 'ya olan inanç da kırıldı, gitti. kasımpaşa maçının son 1 ayda oynanan kırılma maçlarının en önemlisi olmasından dolayı, maçtan 2 gün sonra nestor'la yollar ayrıldı. hemen 1 gün sonra da sezon sonuna kadar ile anlaşıldığı resmi siteden açıklandı. tomas'ın teknik direktörlüğünde antalyaspor ve çaykur rizepor'daki istatistikleri berbat, hepimiz biliyorduk. rize'deyken her maç takımının gol yediği, çırpındıkça fark yediği; antalya'dayken sadece 8 maçta 15 gol yediği de ortadaydı. başka bi' tecrübesi de yok zaten. nestor'un gönderildiğini okumamla birlikte kağıt kaleme sarıldım ben. fikstüre göre düşmeme ihtimalimizin olmadığını da, matematiksel olarak her şeyin zorlanması gerektiğini de, benim gibi sadece taraftar hesapladı galiba.

    tomas, nestor'un 3-5-2 (yer yer 5-3-2) oynayan ve önde baskı yapmazsa pozisyon üretemeyen takımını doğrudan 4-3-2-1'e çekti, önde baskıyı kaldırdı. trabzon'a karşı 2 gol atmak başarıydı, evet ama 3'ü korkunç bireysel hatalardan kaynaklanan 4 gol yemek de acziyetti. gerekirse bok gibi oyun oynayıp puan ve puanlar almak zorunda olan bir takımı olduğunu unutan bir tomas izlediğimizi düşünüyorum. taraftarın çoğu nestor'un özellikle son 2-3 maçtaki 3-5-2'sini kesinlikle değiştirmediğini görerek hoca değişikliğini övdü ama gerçekten gözlerinin açılması alanya maçıyla olacaktı.

    rize'nin ve kasımpaşa'nın kazandığı, altay'ın sivas, giresun'un antalya deplasmanında olacağı bir haftada, bir önceki hafta fenerbahçe'den 5 yiyerek morali bozulan alanya'yı 15 bin kişinin desteğiyle bi' şekilde yenmek tek hedefti. ama bizim taraftar halen kulübün içindeki mamacıların (talat papatya, ilhan şahin, mustafa fedai, aktuğ sönmez, sinan öznur gibi) ve yetenek fakiri (soner, berkan, murat, kerim gibi) ve ruhsuz topçuların kulüple ilişkisinin kesilmesini istiyordu. zaten alanya maçının başlama saati 16:00 olarak belirlendiğinde kulüpten tek bir eleştiri yapılmamış, "o saatte daha az insan gelir, daha az protesto olur" hissi oluşmuştu. gene 12 bin civarı taraftar vardı statta ama eleştirilerin odağı doğrudan halil, soner ve irfan can oldu. maç başladığı gibi üçü de ıslıklandı. irfan can maçı 1 net hata ve yediği 2 golle bitirirken, maç sonu taraftarların üzerine yürüdü. halil en silik maçlarından birini çıkardı. soner 2 golün kendi kalesine asistini yaparak menajerlik oyunları dilinde 10 üzerinden 3'le oynayarak maçı bitirdi. ilk yarısında biraz kıpırdayan bi' göztepe sahadayken, ikinci yarı top kontrolü arttıkça ne yaptığını bilmeyen bir takım vardı. stattaki binlerce, ekran başındaki yüz binlerce taraftar da söylene söylene kabusa gömüldü.

    maçtan sonra tomas halâ "iyiye gidiyoruz" falan der, irfan can'ın taraftara saldırmaya çalıştığı görüntüler sosyal medyada defalarca döndürülür, istifa ettiğini açıklar, hemen öncesinde 'in göztepe'yi satın almayla ilgilendiği asparagas haberleri yazılır, çizilir. son 3 gün bu berbatlıkta geçti. şimdi de irfan can'ın kadro dışı bırakıldığı haberini geçti resmi site. bütün bunlar yetmezmiş gibi, 7 maç üst üste kaybetmiş, 30 maçta 7 galibiyet alabilmiş bi' takımdan son 8 maçında en az 5 galibiyet bekliyoruz. korkunç bi' şey bu ya. "düşmanım da aynısını yaşasın" bile diyemiyorum (altay'ın kurtulma şansı gene de iyi seviyede).

    taraftar gruplarında sepil'in "kendim ettim, kendim buldum" gibi bi' kafası olduğu konuşuluyor. istifa fiyaskosu da bunu kanıtlar nitelikte çünkü göztepe bir şirket ve şirket hisselerinin neredeyse %80'inden fazlasına sahip tek bir kişi var: sepil. teknik olarak istifa edemez, yönetim kurulu başkanlığından çekilmek isteyebilir ama bu durum onun göztepe'nin sahibi olmasını değiştirmez. tek kaçış yolu, hisselerinin çoğunu başka birine devretmesi ya da satması. bunun ortamının oluşturulduğu da söyleniyor, abramovic'ten başka 2 şirketin daha ismi geçiyor (biri 'un da sahibi olan italyan ). isviçreli 'nın yalan haber olduğu da ortaya çıktı. ayrıca, bu hafta meclise spor yasası gelecek ve büyük değişiklikler olmadan da onaylanacak gibi görünüyor. kulüp başkanlarının statlardan sorumlu olması, toki tarafından yapılan ve işletme giderleri de toki tarafından ödenen statların sadece kullanım değil, ana malik statüsünün de devralınabilmesi, dernek olan kulüplerin şirketleşmelerinin daha kolay hale getirilmesi ve toki'nin esas sahibi olduğu statların kulüplere/başkanlara devrinden sonra, statlarda gelir getirebilecek mağazaların satışa başlayabilmesinin de yolu açılacak (trabzon da, bizim gibi bunu bekliyor mesela). sepil, saçma istifa açıklamasından hemen önce ankara'ya gidiyor ve saatlerce spor bakanıyla görüşüyor. dönüşünde de istifa haberi çıkıyor. bu arada, istifa haberi halen resmi siteden yayınlanmadı, spor basınından öğrendik biz de. amatörlüğün dibi, di' mi? sepil'in bi' şeyleri fena halde planladığını düşünüyorum, taraftarın büyük kısmı gibi. yasanın çıkmasına 2 kala, abramovic haberleri ayyuka çıkmışken, en az 6 aydır maçlarda kendisi görünmezken ("ultras başkan yaae" diyenler bile mağaralarına gömüldü, sesleri çıkmıyor), takımın küme düşmesi henüz matamatiksel olarak kesinleşmemişken kulübü bırakıp gitmeyi uluorta açıklayabileceğini düşünmüyorum. zaten bu kaçıp gitmeyi şimdi yapıyorsa, kendisi adına düşündüğümüz bütün iyi şeyleri komple çöpe atmış demek olacak, "efsane başkan" yerine "kestane başkan" olarak anılmayı hak etmiş olacak.

    topçular ile ilgili de sıkıntılı bir süreç var. irfan can büyük ihtimalle bu kadro dışı mevzusundan sonra satılmaya çalışılacak (piyasası 3-4 milyon euro deniyor ama inanmayın. 1 milyon euro falan veren olsa hemen satılır ama alıcısı olmayacak büyük ihtimalle). halil'in sözleşmesi geçen yaz 2026'ya kadar uzatılmıştı. bilmediğimiz bir sözleşme maddesine göre de, küme düşme halinde serbest kalacağı söyleniyor ama bunun yalanlaması da, teyidi de yapılmadı. büyük ihtimalle yalan haber bu da. takımın tek işe yarar parçası olan obinna'nın da bir amerikan takımına satıldığı iddiaları ayyuka çıktı. kadronun çok küçük bir kısmının sözleşmesi birkaç ay sonra bitiyor. sözleşmesi devam eden isimler arasında berkan, kerim, yalçın, ndiaye, irfan can, baku, lourency ve halil de var (yabancı oyuncu olarak totalde 9). en kötüsünü de düşünsek, mucizeyi de düşünsek kadro planlaması çok zor olacak.

    mart'ta küme düşen göztepe hiç görmedim ben. görmemin imkansız olduğu yıllarda da böyle bir şeyden bahseden kimseyi duymadım. sepil'dir, irfan can'dır, halil'dır, aktuğ'dur, ilhan'dır, tomas'tır; bunların hepsi geçici, biz kalıcıyız. her zaman böyleydi, bundan sonra da böyle kalacak. bu 8 maçta alınabilecek en fazla puanı almak için odin'in elimizden tutması gerekiyor olabilir. umudumun neredeyse tamamını milli maç arasından sonraki konya deplasmanına gömdüm. mağlubiyet serisini sonlandırıp aynı umudu kayseri maçına da taşımak gerek. fikstürün kolay kısmını seri mağlubiyetler ve ikili averajı devretme olarak geçirdiğimiz için son maçlarda ev sahibi-deplasman farkını da önemsemememiz lazım. bunca olumsuzluğun içinde benim halâ umudum var. düşersek de bu ilk kez olmayacak ama fena üzüleceğim. stadı neredeyse %90 dolu olarak küme düşen takımların devri '90'larda kapandı derler ama göztepe halâ burada. düşmeyelim, onlar da bunu demeye devam etsin, he mi be canım odin?

    #274429 lake of the hell | 3 yıl önce
    0spor kulübü