asgari ücret 2000 lira oldu diye ortadan kalkmış gibi gösterilen, işsizliğin özellikle gençlerde kol gibi büyümeye devam ettiği bir ortamda "eskiden kuyruklar vardı, şimdi yok" yalanıyla iliğimizi kurutan zihniyetin perde arkasına ittiği olgu. kaba bir tabir olacak ama "düzene kimse laf etmiyor, düzülenlerden biri şikayet ettiğinde düzen önündeki her şeyi görmezden geliyor ve bu normal kabul ediliyor" mantığı değişmiyor ne yazık ki.
dün 2 aylık birikmiş kiramı anca ödeyebildim. bunu en son yıllar önce yapmak zorunda kalmıştım. 1 aya yakın geciktirdiğim oluyordu ama 2. aya dayanmadan kapatıyordum eskiden. çevremde uzun süredir işsiz en az 5 kişi var. 16 yaşından beri barmenlik yapan en yakın arkadaşlarımdan birinin omurgasındaki 2 disk kaymış durumda diye işi bırakmıştı. şimdilerde "17 yaşımdayken yaptığım işi yapıp hemen hemen aynı paraları kazanmak istemiyorum" diyor. 4 sertifikalı pizza ustası abisi yıllardır evde oturuyor, "2 bin lira için kimseye ruhumu satmam" diyor. kirada oturan birçok arkadaşım ya tek başına yaşamıyor (ev arkadaşları var) ya da kiraların her yıl düzenli olarak artmasından fena halde etkileniyor. pazar alışverişi kısmının ise birkaç ay öncesine kadar boku çıkmıştı. eskiden 20 lirayla gidip torbalar dolusu meyve sebze alabiliyorken, birkaç parça erzak alıp eve geliyordum. yaz oldu da, fiyatlar biraz düştü iyi ki. dolar ilk uçuşa geçtiği zamanlarda evcil hayvan mamalarına anında yapılan zamlarla uçan fiyatlar ya halen aynı yerlerde ya da daha da yükselmiş durumda. biz evcek et yemeyi bıraktık, yavrucaklara mama alarak aynı gidere sahibiz halâ. mandıralardaki en ucuz ve yenebilir peynir 40 lira, yüksek alkollü içkilerin içilebilir kalitede ve bandrollü olarak alınabilir olanlarının litresi 150-200 lira, izmir'de toplu ulaşım 3 lira, 1 buçuk 2 lira arası olduğunu gayet net olarak hatırladığım 5 litrelik dandik markalı sular bakkalda 5 buçuk lira. birkaç dakikada aklıma gelenler bunlar. daha bu giderlerin fatura cinsinden korkunç vergilerle şişirilmesi de var ama yazmayacağım onları.
2000 lira bu devirde -tek başına ya da değil- bir evi geçindirmek için yetebilecek bir meblağ değil. sanki hiçbir şeye ödediğimiz fiyatlar deli gibi artmamış gibi, asgari ücrete yapılan zamlardan sonra zekamızla dalga geçer gibi "halkımız yapılan ücret zamlarıyla rahatladı" aforizmaları sıçmak bedava tabii. bol bol böyle sıçmıkları ortaya saçanların evlerine giren ve maaş olarak tahsil ettikleri paranın sıfırlarına da kafam girsin.
Enflasyon sepetime temel ihtiyaçlarımı yani bira, şarap ve peynir koyduğumda kendisini acımasızca gösteriyor namussuz. Aylık alkol ve peynir giderim (bunlar alkolü evde tükettiğim fiyatlar elbette, dışarda içmeyi hiç karıştırmıyorum bile) bir önceki yılın aynı ayına göre iki kat artmış durumda. Peki gelirim iki kat arttı mı, elbette ki hayır. Bu durumda rahatlıkla ifade edebilirim ki, hayat çok pahalı lan. Öyle böyle değil. Bak yine içesim geldi.
halkın çoğunluğunun gelirinin asgari giderlerinden az olması durumu.
tek sorumlusu tunç soyer yok yok cehape belediyeleridir.
yaşam kaynağı nedir? su. chp belediyelerinin su zammı olmasa hayat çok daha kolay olurdu. maslow'dan gidelim,suyumuz pahalı. insan sosyal bir varlıktır, sosyalleşmek için ulaşım gerekir. e bu cehapenin yaptığı zamlardan sonra hiçbir şeye ulaşamaz olduk.
allah kahretsin bu cehapeyi, zaten camileri de ahır yapmıştı bunlar. gösterin bakıyım telefonunuzu.
artık kimsenin umrunda olmayan, çöpten yemek toplayanlarla göz göze gelmemeye bile uğraşılmayan bir dönemin en önemli konu başlığı. ama kimsenin um-run-da de-ğil işte. halk o kadar sindirilmiş ki, bir şeyi eleştirince tutuklanacağını düşünüyor, gıkını çıkaramıyor. astrologun cumhurbaşkanına ve bahçeli'ye hakaretten tutuklanması bile baya bir mesaj aslında. bunun geri döndürülebilir, 2010-2015 arasındaki gibi halkın sokaklarda protesto etme "hakkı"nın pratikte yeniden sağlanabilir olması için belki de y kuşağı gibi bir neslin yeniden gelmesi lazım alttan gümbür gümbür. şimdikiler varsa yoksa soyut dünyalarda adam öldürmece, kod yazmaca, soquq arabesk rap'le bütün günü geçirmece, 2 iq'luk aklıyla meme'lerin kölesi olmacayla falan ilgileniyor. toplumsal olaylara bakış açısını doğumunda kaybetmiş bir nesilden de fazla bir şey beklememek gerek tabii, onlar da haklı.
devlet eliyle pompalanan "zam yapın, yoksa aç kalacaksınız" saçmalığı sayesinde, esnafa selam veren de kalmadı sanırım. yıllardır alışveriş yaptığım tekelci ergin abiyle göz göze bile gelmemeye çalışıyorum. fırıncı zaten el değiştirdi sanırım, peynirci ilk alışveriş yaptığımdan beri biraz kaypak bir adamdı, tütüncü yılbaşından beri 3 kere zam yaptığı için benimle konuşmuyor, tüpçüyü neredeyse 6 ayda bir gördüğüm için "ne pahalanmış be ya?" diye yaptığımız goy goyun bile üstü tozlanıyor, pazar esnafında sık görüp muhabbet ettiğim mandalinacı/domatesçi çocuk pandemiden beri pazara gelen halka küfrediyordu, patatesçi "kırmızı soğanı halden 30 liraya aldım, kaça satayım sence?" diyordu bana 2 hafta önce, zeytinci pandemiden 1 yıl önce litresini 300 lira yaptığı zeytinyağını halâ aynı fiyatta tutuyor -o da nasıl bir şeyse artık-. çevremde gördüğüm fahiş fiyat artışı yapan fast foodçuların hepsi halâ dolu ya da büyük bir sirkülasyon kaybı yaşamıyorlar. berlinerci var bi' tek, pandemiden en fazla 1,5 yıl sonra açılmıştı. çeşitleri azaltsa da, minimum müşteriyle ayakta kalmaya çalışıyor, çok zam yapmadan. yıllardır alışveriş yaptığım pet shopçu "firmaların bize gönderdiği fiyatlardaki zam oranlarını etikete yansıtsak, 2 yıl önce batmıştık biz" demeye halâ devam ediyor. motor yağı ve piyasadaki en kötü iç malzemelerle hazırladığı börekleri satmaya devam eden mahalle börekçisinde kalemden biraz enli 6 parça patatesli böreği 110-150 lira arasında alabiliyorsunuz. geçen yıl kilosu 50 liraydı aynı böreğin, 1 kilo alıp eve geldiğimde "neden bu kadar çok aldın?" diye kavga çıkıyordu.
agacım, her şey korkunç oranda pahalı bu ülkede. bunun enflasyon ya da gerçek enflasyonla da alakası yok. en güncel örneğimi yazıp bitireyim: blanc 1664 hastalığım nüksetti, bi' arkadaş da bende kalacaktı dün. iş dönüşü onunla buluşup eve gelirken piizlenelim dedik. sık alışveriş yaptığım tekelcide kutu 50'lik blanc 92 liraydı. biraz aşağıdaki küçük bakkal camına fiyatları yazmış. geçerken gördüm, aynı kutuya 74 lira diyordu. daha aşağıdaki ergin abide 95 liraydı. gece mazotumuz bitince tazelemek için gececi bir tekele çıktık. orada da 90 liraydı. böyle bir skala yok. rakıya yılbaşında zam geldi ve litrelik mavi beylerbeyi 1500 liraya, litrelik göbek beylerbeyi de 1800 liraya çıktı. biliyorum bunu ama bu blanc'ı ben aylardır takip ediyorum. bi' ara elindeki stoğu eritmek istiyordu bu gececi tekel. ondan 75'e mi, 80'e mi ne almıştım. şimdi 74-95 lira bandının sadece müşteri düdüklemekle açıklanabilir bir tarafı var. yılbaşı zammı gelmeden önce tuborg gold'un kutusunu 85 liradan satan ergin abi, yılbaşından sonra "95 lira değil, her yerdeki gibi" diye adam çekmeye çalışıyor mesela. 90 lira yapmış, her yerde 70-75 lira arasında satılıyor bu meret. sanırım şunu anlatabiliyorum, di' mi: aldığınız peynirin aynısını, birkaç dükkan ötede 50-100 lira daha pahalıya satan bir esnaf varsa, o esnaf net olarak algınızla oynuyor demektir. tenekede kazanacağı 3-5 bin liralık kâr için sizi aptal durumuna düşürmeye and içmiş demektir. bu sadece bir esnaf değil, aynı şekilde kurumsal bir firma, hizmet sektörünün demirbaşlarından biri falan da olabilir. devlet de olabilir demeyi çok isterdim ama silivri gerçekten de çok soğuktur şimdi.
dün 300 liraya aldığın peyniri 1 sene sonra 650 liraya almaya çalıştığında "ama yıllık enflasyon %35 olarak açıklandı" falan deme. "hayat pahalı be ya" de geç. herkes böyle yapıyor artık, hiçbir bok kimsenin umrunda değil.
Fiyat istikrarsızlığı bundan daha tehlikeli. Daha büyük sorun da o.
şimdi bir bölge, ülke, ürün grubu pahalı olur. Bunu alabilecek insan oranı bellidir, o alanı yaşatmaya yeterse yaşatır, yoksa batırır.
El yapımı halı piyasası, türk deri sektörü mesela, geçmişe bakıldığında olması gerekenden çok küçükler.Bu noktadan sonra da büyüyecek gibi değiller.
1000 doların üzerindeki saat piyasası mesela, dijitalmiş akllıymış demeden patlıyor. rolex tarihinde görülmemiş rekor satış yapıyor. Pahalı, müşterisi de var.
tüketici de malı alamıyorsa ya tamamen terkeder, ya talebiyle muadilini yaratır ya da isyan eder (puhuhahah).
Ama türkiye'de örneğin, yemek sektöründe konu sadece pahalılık değil. bodrum'da pideciye oturduk, bir hesap geldi, hoh!. Tam "lan bunlar resmen monaco fiyatı" diyecekken yanımdaki "bu nasıl hesap, biz buranın yerlisiyiz" dedi, hesabı indirdiler. eskiden pavyonda hesabı geri gönderirdik, şimdi pidecide. tutturduğu kadar sokuyor çünkü. olay sadece pahalılık değil, ne fiyat çekeceğine karar verememiş.
ertesi akşam rakı balığa oturduk, ben "pidecide o geldiyse burada dragonlance gelir" dedim, içki hariç pideciyle aynı. şimdi hangisi pahalı?
bu, fiyatı olup olacağının ötesinde, üssel olarak dalgalandırıyor. pideci de kasabın, peçetecinin bir sonraki faturada kendisine ne sokacağını kestiremiyor, en beterini düşünüp ekstrem geçiriyor.
piyasa yüksek ya da düşük dengesini bulamıyor.
konut piyasasında %25 getirdiler, sanki kira sözleşmesi sözleşme değilmiş gibi "bitse de çıkartamazsın, çıkartsan da çıkmaz, senelerce sürünürsün" korkusundan millet 2 sene sonrasının zammıyla açılış yapmaya başladı. onu gören "daha da şişer" deyip üstüne kat çıktı. üssel etki dediğim bu. şimdi aynı binada 3 kiracı birbirinin ikişer, üçer katı farkla kira ödüyor. pahalı başka şey, bu istikrarsız, tutarsız.
Neredeyse tüm ülkenin en büyük endişesi haline gelen durum. Gıda, barınma, enerji, ulaşım gibi temel ihtiyaçlara erişim her geçen gün daha da zorlaşıyor. Tarihin her döneminde toplumları şekillendiren temel mesele ekonomidir. Yöneticilerin asli görevlerinden biri bireylerin refahını korumaktır. yanı sıra adaletli bir gelir dağılımı ve toplumsal dengeyi gözetmekte de zorunludur.
Ne yazık ki bu ülkenin, elitlerin ve büyük şirketlerin çıkarlarını ön planda tutarak, geniş halk kesimlerinin ekonomik sıkıntılarını yaratması ve göz ardı etmesi, toplumsal adaletsizliği her geçen gün daha da derinleştiriyor.
Hayat pahalılığı aynı zamanda insanın toplum içindeki yerini ve geleceğe dair umutlarını şekillendiren de bir olgudur. Tarih boyunca insanlar, ekonomik krizlere karşı toplumsal hareketler başlatmış, devrimler gerçekleştirmiş ve yeni ekonomik sistemler oluşturmuş. Şu anda sorulacak asıl soru şu: Bu krizlerden ders alıp daha adil ve sürdürülebilir bir ekonomik sistem kurabilecek miyiz?