bazen doğru hapı içmek gibi geliyor bana. matrix hesabı. şöyle düşünüyorum, hayat komple bir zeka testi. ve o zeka testini geçebilenlerin ödülüne ulaşabilmesi için geçtiği yol, bu. elbette sadece zayıflığından intihar edenleri kastetmiyorum. çektiği acılara dayanamayanları. benim kastettiğim ardındaki gerçeği görebilenler. ya da bir tür delilik benimki. bilemedim de şimdi.
hayat zaten doğumla başlayan ölümcül bir hastalıkken, çok da düşünmemek lazım gibi.
hiçkimse bu kararı verip uygulayana kadar iradesinin özgür olduğunu iddia edemez.
spinoza, canlıların yaşama güdüsü olduğunu ve herhangi bir canlının imkanlar el verdiğince yaşamak için çaba göstereceğini söyler. keza reflekslerde de aynı şeyi görüyoruz, üzerinize hızla gelen küçük bir kütleyi elinizle durdurmaya çalışmak ya da hızla yaklaşan bir araba görünce kenara atlamak yaşama dürtüsünden kaynaklanan bir reflekstir.
dolayısıyla bir canlının, bu durumda insanın yaşama kararı konusunda aslında özgür olduğu düşünülemez. dolayısıyla bir insan bu eyleme girişene kadar iradesinin özgür olduğunu iddia edemez.
diğer yandan böyle bir şeyi eyleme geçirmek isteyen insanı durdurmam. intihar bir karardır ve kişinin kendince haklı sebepleri vardır. onu durdurmam demek, kendi varoluşu üzerindeki karara saygısızlık göstermem demektir. sadece, eğer mümkünse, iki dakika daha düşünmesini söylerim.
ölümün her şeyin çözümü olduğunu da yadsımam.
aklıma gelmişken, google'a intihar yazmadan intiharla ilgili görsel birkaç sonuç bulabilirsiniz:
ama bunu da kabul etmem. intihar cesaret gerektirir. zira karar veren ve eyleme geçiren kişi, her sabah bugün de yaşamaya karar veren kişinin hayatta yüzleştiği karanlıklardan daha fazla karanlıklarla yüzleşmiştir.
'' sartre'ye göre “intihar, dünya'da var olmanın bir başka yoludur.” çünkü kişi eylem olarak ölümü seçtiğinde kendi varlığının farkına vararak, varlığının tanımını hiçlikle yapar. '' -nilgün marmara.
söz konusu varoluşsal krizler olunca bu eylemi gerçekleştirenleri normal buluyorum -daha doğrusu anormal bulmuyorum-. ama onun dışında 'yok sevgilim terk etti, yok borç batağındayım' gibi sebepler çok saçma geliyor. yani manevi bir sebep olmalı bu tek şansı sonlandırmak için.
ha bir de yapacaksan adam gibi yapacan. yoksa sonra oturup galata kulesi'ni yazarsın.
gördüğüm kadarıyla çok fazla insan bunu düşünüyor ve yapmak istiyor onlara adını hatırlayamadığım bir düşünürün intihar ile ilgili sözlerini aktarayım.
"intihar etmek isteyen bir insanı denize atın. bedeni çırpınacaktır aslında kendisini öldürmek istemez içindeki bir şeyi öldürmek ister"
hayat sürekli inişli çıkışlı her aldığımız darbede bunu düşünerek bedenimizi zayıflatırız. her zorlu engele çıktığımızda bunu düşünürsek bir daha ki engeller gelmeden düz yolda düşer kalırız.
Doğal yollardan ölümün korkunçluğu dikkate alınırsa kendi yaşantısına son vermeyi istemek hangi psikolojinin sonucudur, tahmin etmek zor. Öte diyarların cehennemini bu dünyaya tercih etmenin insana büyük bir cesaret verdiği ortada, asla düşünülmemeli çünkü gerçekten hayat her şeye rağmen uzun uzun yaşamaya değerdir.
Geride bıraktıklarının ne hale geleceğini düşünemeyecek kadar boktan bir kafaya girmektedir. Kim sevdiklerini bu kadar üzmek ister ki! O ruhsal çöküntüyü yaşamayan bilemez, uzaktan atıp tutmak kolaydır. Oysa Kim bilir ne yaşıyordu içinde...
cesaret ve güç ile zerre alakası olmayan eylem bence. ölümsüz varlıklar olup ölümü seçsek, "vay arkadaş, adamdaki yüreğe bak" derim belki. ama zaten ölecek ki herkes... kazık çakacak var mı dünyaya? zaten olacak olanı, zaten kaçınılması mümkün olmayanı, kendince sebeplerle öne almak acelecilik olabilir sadece. hiç gereği yok. zor olan mücadele etmek.
aynı mantığı vatan söz konusuysa gerisi teferruattır/#107292 nolu girdide de izah ettim aslında. kolaycı olmayalım lütfen. ha bir de, kendisi ölümden korkan ölümü seçmeyi cesaret gibi görür sadece. ölümden korkusu olmayan için intihar yaşamayı bilmemekten ibaret.
intihar etmek bir kaçıştır. neden kaçarız? korktuğumuz şeyden.. demek ki kaçmak da korkaklara mahsustur. yani korktuğumuz şeylerden bir kaçıştır.
yaşamayı seçmek mücadele etmektir. mücadele etmekten yorulan insan intihar eder. azim, sorumluluk duygusu, pes etmeme gibi erdemlerden yoksun insan intiharı seçer.
intihar düşüncesi hastalıklı bir düşüncedir. her şey kafada bitiyor. tüm şüpheleri de, gereksiz kaygıları da kafamıza kendimiz dolduruyoruz. sağlıksız bir beyin inşa ediyoruz. önemli olan farkındalık. farkındalığı yüksek insan bu hastalıklı düşüncelerden sıyrılabilir.
intihar etmek şöyle bir yana dursun bir kişinin intihar edeceğini dile getirmesinin sadece bir sebebi vardır. bana yardım edin! bu bir yardım çığlığıdır , ilgi gösterilmesi gerekir. sorunları ile tek başına baş edemeyecek kadar batmıştır çünkü. böyle insanların büyük bir titiz ile yardım görmesi şarttır.
çok büyük cesarettir. cesaret olduğunu düşündüğüm şey; bu hayatı bitirmek değil, bu hayattan sonra ne olduğunu bilmeden bitirmektir. yüzyıllarca o kadar çok şey atıldı ki ortaya, cennetler, cehennemler, araflar, yeniden doğumlar.
haydi bakalım ne olacaksa olsun deyip, özgür irade ile hayatı sonlandırmaktır.
Bir canlının kendi isteği ile kendini doğrudan ya da dolaylı olarak öldürmesi.
Daha önce metasözlük zamanında da bu başlık açılmış ve intihar etmeye meyilli kişilerin çokluğunu gördükçe hayret etmiş ve bu kişilere engel olmaya çalışmıştım.
İntihar etmek isteyen derdini bana bir anlatsın. Aşağıdaki nedenler haricindeki bir neden öne sürüp de beni ikna edebileni ben öldüreceğim.
İntihar kişisel bir haktır evet. ötanazi de haktır, belirli etik kurallar çerçevesinde uygulanabilir.
Gelelim olası nedenlere. Beni intihar etmeye sürükleyecek şartlar neler olabilir? Ne olursa intihar edebilirim? Hangi şartlar ile intihar ederim?
Eğer tedavisi imkansız bir hastalığım varsa, hayatta kaldığım sürece başka insanlara bulaşma riski varsa intihar edebilirim. bu riski almanın anlamı yok, zaten yakın zamanda öleceğim ve bana bakmak durumunda olan kişilerin hayatını riske etmek istemem.
Eğer tedavisi imkansız hastalığım, ömrümü bir kaç yıl daha uzatabilmek için tüm servetimi harcamamı gerektiriyorsa intihar edebilirim. Anlamı yok. Evde boş vakitlerinde atom parçalayan bir adam değilim. Çok hayırlı işler ile uğraştığım söylenemez. Bu durumda servetimi beni hastane ortamında hayatta tutmak için harcamak yerine, daha uzun bir ömrü yaşama ihtimali olan genç, zeki, topluma gelecekte faydalı olabilecek bir gencin yetişmesi için kullanılmasını tercih ederim. Çünkü yaşamak ve hayatta kalmak farklı şeyler.
Eğer benim ölümüm ile daha değerli olabilecek başka insanlar hayatta kalabilecek ise intihar edebilirim. Örneğin, Sevdiklerim zarar görmesin diye patlamak üzere olan bir bombanın üzerine yatabilirim.
Başka bir neden de bulamıyorum gençler.
Sevgilimden ayrıldım, dünya bombok bir yere gidiyor, gelecek ümidim yok, kol gibi borcum var, üniversite sınavını kazanamadım gibi nedenler ile aklından intihar etmeyi geçiren varsa beni bulsun. Cesaretiniz varsa beni bulun tabi, korkmayın beni bulursanız ucunda ölüm yok.
Bana kalırsa vazğeçme sınırını geçtikten sonra elinde kalan son şey olarak nitelendirirdim. Hayattan nefret ederek yaşamak mı yoksa sonuca kendin karar vermek mi arasında gidip gelinen bir hal durumudur tanrıya şükür hiç yaşamadım ancak etrafımda yaşayanları gördüm hatta birisi daha 42 gün önce yaşandı. Öldükten sonra ne olduğunu size söyleyemem daha onu tecrübe etmedim ancak hayatta kalanlar ne yaşıyor 3. Bir göz olarak anlatabilirim
1. si adınız bu durumla anılmaya başlanıyor herkes aile yakınlarına geçmiş olsun başınız sağolsun vs. Telkinlerini ilettikten sonra kendi aralarında yazık oldu hastamıydı acaba vs. gibi mazeretleriniz hakkında konuşmaya başlıyor tabi bu konuşmalar toplumdan uzak yerlerde veya telefondan yapılıyor
2. si 40 ınıza kadar yakın çevreniz ailenizin yanında sizin boşluğunuzu doldurmaya çalışırmış gibi debelenip duruyorlar. Ama nafile çünkü ailenizin acısı taze kimileri sakinleştirilerle ayakta duruyor ( bu durum çoğu ölümden sonrası için geçerli ancak intihar edenlerin ailesi buna daha yatkın zannımca)
3. Olarak 40 ınız geldiğinde aile evinde veyahut köy derneğiniz gibi bağlı olduğunuz stkların toplanma yerlerinde yakınlarınız ve tanıdıklarnız dualar ilahiler ve telkinler ile yaklaşık 4 saat civarı bir vakitlerini sizi hatırlıyarak geçiriyorlar.
Son olnarak aileniz sizi hatırlamaya devam ediyor acıları yok olmuyor ama dünya meşgalesi ile biraz hafifliyor.
Yani demek istediğim pek fazla birşey olmuyor insanlar unutmaya çok meyilli ve sizin bu eyleminizi gerçekleştirdiğinize dahi deymiyor çünkü sizi o noktaya iten koşullar değiştirilmiyor ve bir başkasını bekliyor.
önce anathema açıyorsun arka planda, her bir sözü yüzüne vuruyor, gözlerin doluyor, yutkunamıyorsun, etrafındakiler senin bu haline alttan kıs kıs gülüyor, sana üzülmüş numarası yapıyorlar ama kimsenin umurumda olmuyorsun.
istemesen bile içinde bulunduğun durumlar seni mecbur ediyor.
ancak bunu yapıp insanların eline koz vermemek için vazgeçiyorsun vazgeçmek zorunda kalıyorsun...
trt belgeselde izlemiştim. japonya'da insanların durup dururken ortadan kaybolma hakkı varmış. hatta size bunun için yardım eden şirketler var. devlet bu hakkınız ve gizliliğinize sonsuz saygı duyuyor. ailenize kolay kolay hiç bir bilgi vermiyor. tabii ki aileler daha bu duruma karşı bir anlayış geliştirmemişler. lakin medeni bir toplumda bireysel özgürlüklere bu denli ucu açık bir saygı geliştirilmeli.
kısa bir vadede intihar etmeyi düşünmüyorum. lakin bilimin bu mevzuyu akıl hastalığı olarak nitelemesi gericiliktir. kısa bir süre önce dünyada olabilecek en güzel şekilde ve mutlu bir şekilde mesaj bırakıp aramızdan ayrılan mehmet pişkin'e bile ne küfürler ettiler.
gelişmiş ve medeni ülkelerde ağır depresyondaki insanlara ötenazi hakkı bile tanınmakta. çok rica ederim sayısız çelişkiyi artık bedeninde, beyninde barındıramayan, çözemeyen kimseyi rahatsız etmeden giden insanlara kızmayın. arkalarından feveranlar da etmeyin. suçlamayın onları.
freud her intiharın kalanlara bir mesaj olduğunu söyler. bazen sadece her gün yoğunlaşan zilyon tane çelişkiyle baş edememek de olabilir. yaşamak direnmektir de, her şeyi doğru yapmaya çalışan güçlü bir promethus sanarken kendinizi aptal ve çaresiz bir sisifos olarak bulabilirsiniz kendinizi. ama asla zavallı değil.
yaşam bireysel ve toplumsal bir şeydir. lakin bu çağ sadece yağlı bir sıvıya batırılmış kükürt kadar kirletmiş hepimizi. çürütüyor.
gerçekleştirdiğimde annemin çok üzüleceği ihtimalini düşündüğümden bir arkadaşıma* bahsettiğimde, "bunu düşünüyorsan hala kaybedeceğin şeylerin var demektir. hala kafanda bitirmemişsin demektir." şeklinde cevabını aldığım özkıyım eşanlamlısı.
"Nefes alıyorum ya, yeter" diyerek karşı çıktığım eylem.
"Ne kadar kötü olabilir ki" diye hiç sormadım. Sorma cesaretim yok çünkü benim kaderimde sorduğum tüm soruların cevabını öğrenmek var.
kötü günler de geçici, iyi günler de geçici. Kötü günlerimiz iyi günlerin kıymetini idrak etmemizi sağlıyor. Bizi güçlendiriyor. Zaman geçip yaralar kapandığında bizi başka insanlara karşı daha toleranslı duruma getiriyor.
hiç bir insan dibe vurduğu için intihar etmez. düştüğü zaman canını daha çok yakacak, dibe vurduğu zaman onu daha da dibe sürükleyecek, "bu da geçer, sıkma canını" demek yerine onu daha da büyük depresyonlara sürükleyecek insanlarla çevrili olduğu zaman intihar en tatlı yol olarak görülür.
başkalarıyla uğraşıp tutacak dal aramak, dik durup savaşmak yerine intihar etmek bazen çok daha kolay, çok daha kesindir.
bazen yaşadıklarından çok yaşa(ya)madıkları ağır gelebilir insana. intihar eden veya kalkışan kişi aynı anda maktülü de katili de oynamak zorunda. tam oscarlık bir davranış.
geride not bırakılmış intiharlardan çok aniden gidenler daha çok üzüyor beni.
hayat, üremeyle bulaşan ölümcül bir hastalıkken, yani daha yumurta ile sperm birleştiği an ölüme doğru giden yolculuğa başlıyorken, bu acele neden?
geride ne var ise, ya da ne yok ise, bir gün bunu herkes öğrenecek zaten.
ayrıca, intihar etmeyi göze alabilen insanı bu dünyada korkutacak pek fazla şey yoktur. ölümden dahi korkmayan birisini, değer verdiği insanların eziyet görmesi dışında başka ne incitebilir ki?