"intihar" olduğu söylenemeyecek olan ölüm kararıdır. hatta ötanaziye "intihar" demek çok yanlış çünkü "yaşamak" ve "ölmek" arasında tercih yapan kişi sağlıklı bir kişi değil. "ötanazi" isteğinde bulunanlar zaten ölmekte olan kişilerdir. hastaların ölecekleri kesindir ama doğal olarak bu ölümün kesin tarihi bilinmez. sahip olunan ölümcül hastalık hangi hastalıksa, hastanın öleceği ana dek yaşayacağı sıkıntılar da o hastalığın insanda yaptığı tahrip oranıyla orantılanacaktır. ötanazide hastaların istedikleri sadece acısız ve uzun işkenceler sonunda ölmektense kendi belirledikleri bir zamanda rahat bir şekilde ölebilmektir.
dayanılmaz acılar içindeki hastanın ölme isteğinde bulunması durumunda ülkenin şartları da elverdiği takdirde hastanın bu kararına saygı gösterilmelidir zira her insanın onuruyla ölme hakkı vardır. türk tabipleri birliği etik bildirgesi böyle söylüyor fakat ülkemizde kasıtlı adam öldürme veya adam öldürmeye teşvik suçu olarak ele alınıyor.
şöyle durumlar ya da bu noktaya ulaşamayan fakat aynı derecede dramatik olan vakaların bulunması sebebiyle ötanazinin etiğe aykırı bir durum olduğunu düşünmüyorum. sonuçta ne doğmayı, ne yaşamayı ne de dayanılmaz acılara neden olacak hastalıklarla baş etmeyi tercih ediyoruz; kişinin en azından ölüm isteğine saygı duyulmalı.
çok ızdırap veren iyileşmeyecek hastalıklar gibi sebeplerle hastanın talebi ve doktor desteğiyle hayatı acısız bir şekilde son verme işlemi. dünyada çok tartışılan bir konu ve şimdilik yasal olduğu yerler son derece sınırlı. hollanda, belçika, lüksembug, isviçre, estonya, arnavutluk, amerika'da üç eyalet: washington, oregon ve montana yasaların belirlediği koşullarla ötanazi uygulanan yerler. bunlar arasında isviçre bu iş için pahalı özel klinikler tesis edip dünyanın her yerinden hasta kabul ettiği için ölüm ticareti yapmakla eleştiriliyor.
hipokrat yeminindeki "nereye girersem gireyim şifa vermek için gireceğim" cümlesini sallayan mevzu. ölüm o hasta için şifa sayılır mı, onun tartışması.
bir de doktora öldürme hakkını hatta görevini yüklemek, mesleki davası hayat kalitesini yükseltmek olan bir insana o ya da bu nedenle zarar verme, beden bütünlüğünü bozma kapısını açmak diğer alanlardaki hasta-doktor güven ilişkisine ne hale koyar, detaylı, derin tartışılması gereken konular.
şimdilik yasallaştığı yerlerde de sıkıntısı bitmiş değil, tekrar yasadışı hale getirilebilir.
yaşamak en büyük hak ise ölmek istemek neden bir hak değildir? bu yüzden bunun da yasallaşması gerektiğini düşünüyorum fakat bizim gibi 3. dünya ülkelerinde nasıl işleyebilir orası ayrı konu.
en temel insan haklarından birisi olarak görülmelidir.
ötanazi karşıtları hayatın kutsallığına vurgu yapar, ötanazinin tanrı'dan rol çalmak olduğunu, bunun da tanrı' ya karşı küstahlık anlamına geldiğini düşünür.
bir diğer grup, bu uygulamanın yaşam hakkının dokunulmazlığına ilişkin zincirleme bir etki yaratarak sonuçta insan hayatının dokunulmazlığı ilkesini sulandıracağını savunur. Bu doğrultuda nazilerin de işe ilk olarak ötanazi programlarıyla başladığına işaret eder. (bkz: kaygan yamaç)
bir başka grup suistimal ihtimalini gündeme getirmektedir.
bu ham düşüncelerin tek sonucu her yıl on binlerce insanın ölmeden önce büyük ve gereksiz acılar çekmesidir.
bir şeye dikkat çekmek gerekiyor. Ötanaziye karşı çıkanlar sanıyor ki, ötanazi talep eden insanlar bunu iyileşebilecek hastalıklar için talep ediyor.
ötanazi savunuclarının hemen hemen tamamı, bunu sadece geriye dönüşü mümkün olmayan, ölüm garantili hastalıklar ve insanın dayanma kapasitesini aşan ağrı ve acıların dindirilmesi için istiyor. Bütün bunların da profesyonel hekimlerin kararı, onayı ve desteğiyle gerçekleşmesini savunuyorlar.
ötanazi isteyenlere intihar yolunun açık olduğu, ötenazi isteyenlerin kendi hayatlarının ve ölümlerinin sorumluluğunu üstlenmesi gerektiği ileri sürülebilir. bununla birlikte, her ne kadar ikisi de aynı sonuca götürse de intiharla ilgili psikolojik bariyerlerin olduğunu kabul etmek gerekir.
bunu önlemenin bir yolu varken, yer yüzünde bunca acı gerçekten çok gereksiz.