ilk sezonu 2021'in ağustos ve eylül aylarında blutv'de yayınlanmış olan dizi.
dizinin genelinin "gerçek bir aşk hikayesi" anlattığı tam bir yanılsama bence. birbirlerine geniş ölçekte zarar verebilecek çaptaki 2 kişinin gerçekte 3. sayfa haberi olarak hayatta kalmamalarını beklemek gerek. ayrıca bazı ayrıntılarının hayatla uzaktan yakından alakası yok (maddi imkansızlıklar yoksa, sorunların çözümü de paraya bağlanmıyor hayatta). gene de, bir çırpıda izlemezseniz baya etkileyici sekansları var. oscarlı marriage story'ye benzetenler olmuş ama bu da yanlış bence. senaryonun anlatımı tek düze olsaydı, etkileyiciliği de yok olurdu ilk ve son'un. marriage story'yi aynı teknikle anlatsalardı, 3 oscar daha alırdı bence. özge özpirinççi zaten ilk sezonun yapımcılarından biri. salih bademci de bu topraklardan çıkmış en güzel "ağlarken yakışıklı olabilen aktör"dür herhalde. yarım kalan aşklar ve aktris dizilerinin de birçok bölümünü yazmış olan hakan bonomo ilk sezonun tamamını yazanlardan biri. yönetmen cem karcı'yı da kırmızı oda'nın en ünlü bölümlerini yönetmesinden hatırlarsınız zaten. kadro komple iyi olunca kötü bir iş çıkmamış belli ki. ben ilk sezonunu biraz eleştireyim:
- bu kadar ateşle barut olan çiftlerin ilişkisi hele ki başlarda iyi geçmez. ben kendi tecrübelerimden de bunu biliyorum, çevremdeki gırla örnekte de bunu gördüm. dizinin memento ve irreversible benzeri anlatımın nedeninin de, bu gerçekten uzak anlatım olmasını gizlemek olduğunu düşünüyorum. deniz ve barış'ın ilk yıllarındaki kavgaların büyük kısmı saman alevi gibi yok oluyor, küsüyorlar, barışıyorlar falan. o en büyük kavgayı yaşadıkları yıl sanırım 2015; yani, ilişkinin 4. yılı. 4 yıl ayakta kalabilecek böyle bir ilişki olamaz zaten. 1 ay aynı evde yaşadığında birbirini boğazlayan çiftler 4 yıl bu denli stabil bir şekilde birlikte kalamaz bence.
- barış kadar duygusal adamlar deniz kadar dengesiz hatunları gördükleri yerde ortam değiştirir, uzaklaşır. ne aşık olma riskine girerler ne de arkadaş, eş dost çevrelerinde böyle insanlar barınsın isterler. bu durum o kadar nettir ki, belli yaştan sonra halâ yalnız olan erkekleri gözlemlediğinizde, çevrelerindeki bekar hatunları ya bir amaç için kullandıklarını (one night stand) ya fikir almak için yanlarında bulundurduklarını ya da bunlarla olabildiğince az irtibat kurmaya kendilerini zorladıklarını görürsünüz. barış ise, deniz'i ilk gördüğünde tutulmasının etkilerini 14 yıl çekiyor. ebesinin hörekesi. gerçek hayatta barış gibi maddi imkansızlıkları bulunmayan erkekler doğrudan şehir ve iş değiştirmeye zorlar kendisini. olmuyorsa da doğrudan ortam değiştirirler. ne deniz barış'ı ne de barış deniz'i bir daha bulabileceği bir yakınlıkta yaşamaya devam eder.
- deniz kadar dengesiz hatunlar "hasta lan bu" koduyla özellikle güç sahibi erkekler tarafından belli bir fanus içinde tutulmak istenir. dizide ushan çakır'a cuk oturan şef karakterinin de yaptığı budur: biraz geleyim, o gelmezse uzaklaşayım ama hep ulaşabileceğim uzaklıkta olsun. zaten dengesiz olan hatunlar da bu gel-gitten her türlü etkilenir. barış'ın şef'le takışması doğrudan maçolukla bağdaştırılmış ama böyle bir şey yok. alanını savunan iki erkek aslandan farkları yok, amaçları farklı sadece.
- her zaman ince bir ip üzerinde giden ilişkiler uzun aralar verildikten sonra eskiye dönmez, eskisinden iyi bir hale hiçbir zaman gelmez. bir çeşit bağımlılığa dönüşür, iki taraf da birbirlerini bazı dönemlerde döngüsel olarak özler, arar, sorar, sevişmek ister. bak, döngü bu. bu döngüyü doğrudan toksiklik olarak algılamak da yanlış bence. ben barış ve deniz'in ilişkisine toksik değil, bağımlı bir ilişki derim. ego problemleri, daddy issues'un hayatı felç etmesi, helikopter anneliğin uzantılarının erkek çocukların hayatlarının tamamını mahvetmesi falan var burada. iki taraf birbirlerine zarar vermekten hoşlansa, toksik olurdu ama hoşlanmaktan ziyade, buna ihtiyaçlarının olması ve kopamamaları bambaşka bir hikaye anlatıyor.
- 20'li yaşların başından 30'lu yaşların ortasına ve hatta sonuna kadar tek bir ciddi ilişki yaşamış olan insanlarda kaybetme korkusu tavan yapar. annen, baban ölür; etkilenirsin ama bu sevgili yolları ayırırsa yok olursun, kendine gelmen aylar, yıllar alır. barış'ın da, deniz'in de ayrılıklardan sonra ani toparlanmaları gerçekçi değil. yok başkalarını bulmuşlar da, hayatları düzene girmiş de, odak noktaları başka şeyler olmuş da. bunlar hikaye. belki de bu yüzden ilk ve son'un bir kurmaca olduğunu bilerek izlemek gerek. o zaman dizinin etkileyiciliğinin dozu da makul bir seviyeye çekilebilir kendiliğinden.
- eski sevgiliden kalan hatıralar her an görülebilecek yerlerde bırakılmaz. hepinizde vardır böyle nesneler; bir eşarp, bir kolye, bir çakmak, bir film afişi, bir elbise, bir tişört, bir atkı, bir diş fırçası. bunları salonun baş köşesine koyup sürekli görmek istemediğiniz anda kilere, yüklüğe, kolilerin dibine falan kaldırıp atarsınız. bu noktada da dizi gerçekçi kalamıyor çünkü izleyeni etkilemek için her türlü kurmacayı iyi kullanıyor.
beni özellikle barış ve deniz'in geçtiği yollardan geçmiş insanları etkilemek için yaratılan anlatısı etkiledi. üst üste 8-9 saat böyle bir şey izlenmez ama bazı bölümler insanı fena çarpıyor tabii. arada birkaç bölümün can alıcı sahneleri sürekli karşınıza çıkıyorsa, bi' göz gezdirin bence. uzun süreli çarpık ilişkilerin her türlü ayrıntısını iyi işlemeye çalışmış karcı. dizinin cinsellik ve küfür dozu da çok eleştirilmiş ama ben az bile buldum. 3 tane "alüminyum"dan, 2 tane "siktir"den korkuyorsanız, sokağa çıkmayın hiç. özpirinççi ve bademci bu ülkenin en iyi oyuncularından olduklarını göstermişler. bunu alkışlamak için bile ilk sezonuna şans verebilirsiniz ama eskileri düşünerek ya da bolca piizle falan izlemeyin. daha da etkileyici olur, dengenizi bozabilir. tahribatı sıkıntı yaratabilir.