bu başlık kişiye özel bir başlıktır
-
Sözlüğe uzun bir "yaşamak vs hayatta kalmak" yazısı ile dömeyi düşünüyordum ama bazen, birisi bir konuyu yeterince iyi anlatmışken referans verip aradan çekilmek daha yakışıklı oluyor. yani tembel zamanıma denk geldi:
Carriers: ne olursa olsun yaşamaya mecbur muyuz ?
kıyamet öncesi, sırası ve sonrasında geçen filmler içinde carriers'ın özgün bir yeri var. viral bir kıyametin son günlerinde, henüz ortalık tam durulmamışken, iyileşme umudunun sıfıra sağdan yakınsadığı hastalar ile, hastalanmamak için katı karantina koşullarında yolculuk etmek zorunda kalan bir grubun öyküsü.
Film kıyametin hemen sonrasını ele almasıyla benzerlerinden ayrılıyor ama asıl farkı "hayatta kalmak başat kriter midir ? " sorusunu merkezine alması. Büyük bir spoiler vermeden, yalnızca hasta, ölüme mahkum küçük kızı çişini yaparken utanmasın, son günlerinde biraz olsun "şımarsın" diye hayatını, bir saat sonrasını tehlikeye atan babanın sahnesinden yola çıkalım. O baba ölüm yolundaki kızının son sarılması için bir hayatı daha olsa verirdi gibime geliyor.
Peki o zaman hazırlıklı olmanın, güçlü kalmaya çalışmanın ne anlamı var ? yine aynı sahneye dönelim, o baba öncesinden doğru hamleleri yapmasa, kendini sağlıklı, kulaklarını açık tutmasa; kızı bir umuttan mahrum kalacak dahası, belki sarılacak birini bulamadan gözlerini kapatacaktı. ölüm hepimiz için kesin ama hayata bedel anlara bir an daha eklemek çaba ister.
sevdikleirmiz için güçlü olmak, hazır olmak zorundayız. bazıları kişisel gelişimin, hazırlıklı yaşamın korku kaynaklı ve bencilce olduğunu iddia ediyor. sırf tat kaçırdığı, hayali komforumuzu, güvenlik sanrımızı rahatsız ettiği için, alaya alınabileceğimiz korkusuyla, zihinsel tembelliğe, bedensel tembelliğe yenilip, riskleri gözardı ederek daha derin bir bencilliğe kapıldıkları fark etmiyorlar.