1. irlandalı yönetmen 'un, senaristlerinden biri olduğu 'dan sonra, hem yönetmeni hem de gene senaristlerinden biri olduğu 'dan önce yönettiği, ruanda iç savaşı'nı ve ruanda soykırımını küçük bir çerçeveyle ve oldukça yanlı olarak anlatsa da, 'ın müthiş oyunculuğu sayesinde izlenilebilir seviyeye çıkabilmiş 2004 yapımı film. ayrıca, 'nun temmuz-ağustos aylarını kapsayan 2 aylık izleme listesindeki filmlerden biriydi (liste: ).

    film hakkında konuşmadan önce, ruanda'nın sosyopolitik yapısını, ülkenin 1. dünya savaşı öncesinde almanlara, sonrasında belçikalılara "devredilmesini", belçikalıların fransızların da işbirliğiyle ruanda'da azınlık olan lere sistematik olarak on yıllar boyunca uyguladığı pozitif ayrımcılığı (ve bu ayrımcılık nedeniyle ların tutsilere adeta düşman olmalarını), ruanda'nın yeraltı kaynağına veya verimli topraklara ya da genç nesle sahip bir halkının olmadığını bilmek gerekiyor. filmi izlemeden önce biraz bilgilenmek, ardından filmi açıp izlemek daha mantıklı olacaktır çünkü senaryodaki yanlışlıklar (ben bunlara "yanlı anlatım" diyorum) ruanda hakkında hiçbir şey bilmiyorsanız, sizi etkilemeyecek ve filmi gözyaşları eşliğinde bitirip olumlu bir vicdan azabı yaşayacaksınız demektir. gene de, siz bilirsiniz. oturup hiçbir şey düşünmeden ağlayacak film arıyorsanız, bu film size göre değil. başka bir türe yönelmeniz gerekebilir. benden uyarması.

    1994 yılında ruanda'da hutuların adeta kendi kendilerine gelin güvey olarak tutsilere uyguladığı soykırımın, belçika kökenli milles collines isimli 4 yıldızlı bir otelin genel müdürü tarafından (ya da genel müdürün bir kademe altındaki kişi; otellerdeki hiyerarşiyi pek bilmiyorum) nasıl görüldüğünü ve müdürün neler yaşadığını anlatıyor film. ruanda tarihine dair bilgili olsa da, siyasi düşünceleri hemen hemen hiç olmayan bir insan olan "paul rusesabagina"'nın iç savaş patladığı anda koca oteli tek başına yönetme çabası, filmin kurgu direğini oluşturuyor. sonra ise, rusesabagina'nın kendi ailesini, çevresindeki insanları nasıl güvende hissettirebileceğine dair çıkarımları ve bu çıkarımlardan hareket ederek ortaya koyabildiklerini izliyoruz. filmin özellikle ilk 1 saatinde rusesabagina'nın karakterini az çok izleyici gözüyle değerlendirebildiğiniz için geri kalan sürede kolaylıkla senaryonun diğer ayrıntılarına dair gözlemler yapabiliyorsunuz. filmin, don cheadle haricinde, belki de tek artı yönü bu olabilir. başrol oyuncusunu açıklama derdini çabuk ve gayet başarılı bir şekilde halleden yönetmen george, ruanda halkının vicdan muhasebelerini gösterebilmek için yeterli zaman artırabilmiş.

    filmin gelişiminden bahsetmem, ruanda'nın yakın tarihiyle ilgili bir şeyler yazmamı da gerektirecek ve gırla spoiler vermek zorunda kalacağım. bunu yapmayacağım. ancak, eleştirilerimi üstü kapalı olarak yazacağım.

    iç savaşın göbeğinde can çekişen bir ülkenin genelkurmay başkanının sadece 15 kişilik koruma timiyle birlikte ülkede en ağır çatışmaların yapıldığı mahallelerde gezinmesi, ruandalılar arasında 4 yıldızlı otelde kalabilecek kadar zengin olanlarının hemen hemen hepsinin değer yargılarının kötü olması, ruanda'ya goril izlemek üzere tatile giden zengin avrupalıların hemen hemen hepsinin -özellikle oteldeki ruandalı çalışanlara karşı- nezakatten kırılarak davranması, o dönemki nüfusu 6 milyon civarı olan ülkeye in yalnızca 300 kadar askerle tampon olmaya çalışması ve koca ülkede sokaklar insan kanıyla sele dönmüşken, kızıl haç'ın (ya da kızılhaç'ın) göt kadar bir ambulans-kurtarma aracından başka hiçbir kurtarma ekibinin ortalıkta görünmemesi; filmde anlatılan yanlışlardan sadece birkaçı (ya da yanlı anlatılmış olan ayrıntılar). bütün bunları filmden çıkardığınızda, ülke adı önemli olmaksızın, bir adamın otelini ve içindekileri kurtarmaya çalışması şekline bürünüyor film ve benim için bunlar kabul edilebilir yanlışlar değil. afişinde "a true story" yazan bir film, bu denli fahiş "gerçek" yanlışlar yapma lüksüne sahip değil ne yazık ki. keşke yönetmen george en azından daha geniş araştırmalar yapsaymış ya da yapanlardan derinlemesine bilgi alsaymış. filmin 6-7 aylık bir sürede çekilip tamamlandığını da bilince, george'a sallamamak için kendimi zor tutuyorum.

    3 dalda oscar'a aday olmuş bir iç savaş filmi olarak hotel rwanda, gerçekleri "aman, avrupa'nın ağız tadı kaçmasın", "aman, amerika laf etmesin" korkaklığına yaslanarak anlatmayı tercih etmiş bir yönetmenin elinde, don cheadle'ın nefis oyunculuğu eşliğinde ortaya konmuş bir yapım. gerçek ayrıntılara takılı kalmayan ve bunları önemsemek yerine sadece film izleyip eğlenmeyi tercih eden izleyicilerin favori filmlerinden biri olabilir. bu kıstasa dahil olmayan izleyiciler için ise hotel rwanda'nın en iyi alternatifleri sırasıyla , ve olacaktır. tabii önce aşağıya bıraktıklarımın da araştırılması ve okunması gerekiyor.

    (bkz: )

    (bkz: )

    soykırım ile ilgili düzenlenmiş bir panel raporu (dikkat: yaklaşık 300 sayfa ve dili ingilizcedir)

    keyifli seyirler.

    afiş

    fragman
    #106881 lake of the hell | 7 yıl önce
    0film