1 yıl 7 ay 10 gün önce yaptığımdır. kendimi bildim bileli yurt dışında yaşama hevesim vardı. bu hevesin ortaya çıkış sebebi muhtemelen bilgisayarlara olan ilgim ve bunun yurt dışında daha çok elle tutulur bir yeri olmasıydı. asla kendime yurt dışında yaşamalıyım gibi bir hedef koymadım. üniversiteye başladığım ilk günden beri düşünce yapım şekillenmeye başladı. üniversite yılları geçmeye başladıkça ülkenin olaysız bir gününü göremez oldum. sakin bir gündemimiz asla olamadı. bu yorucu gündem fizyolojik ve psikolojik olarak çok yoruyordu. üniversitenin son seneleri yaklaştıkça istanbul kâbusu gözümü bürümeye başlamıştı. mesleğimi yapacak en popüler yerin istanbul olması beni aşırı korkutuyordu. ülkenin son dönemdeki hali ve istanbul’da yaşayacak olma stresi beni yurt dışı arayışına itti.
son senemde, uzun süren araştırmalarım sonucunda 3 farklı avrupa ülkesinden staj teklifi aldım. stajımı erasmus stajı olarak yapmak avantaj sağlamıştı. tercihimi almanya olarak yaptım ve stajımın son gününde beni almanya’ya bağlayacak olan sözleşmeye imzamı attım. stajım boyunca uzun sürece gözlem yaptım. neredeyse her gördüğüm şeyi kıyaslıyordum. o kadar çok şey farklı ki insan kıyas yapmadan kendini alamıyor. beni en çok şaşırtan şey insanların çok kibar ve düşünceli olmasıydı. küçüklükten bu yana uygulanan “avrupalı yere düşsen yüzüne bakmaz.” ideolojisinin yıkılışını an be an yaşayarak öğrendim. türkiye’de göremediğim iyi niyeti burada gördüm. düzen aşığı bir insan olarak insanların her kurala uymasını ve saygı gösteriyor olmasını hayretler içerisinde gözlemledim. benimle iletişim kuran birçok insan aşırı güler yüzlüydü ve bir defa dahi ırkçılık görmedim, hissetmedim. bunu biraz da şansla alakası var sanırım çünkü her insan kendi şansını da yanında götürüyor.
hayatım ya istanbul’da yada almanya’da devam edecekti. her uyandığım gün, balkonumda kuşların cıvıltısını dinlerken, yolda tanımadığım bir insanın bana selam vermesini görürken, komşumun benim için özel olarak hazırladığı keki yerken, aynı komşumun daha beni tanımıyorken hediye ettiği bisiklete binerken ve benzeri olayları yaşarken verdiğim kararın çok doğru olduğunu hissediyorum.
kendinizi nerede huzurlu hayal ediyorsanız oraya adım atmaktan çekinmeyin. her zaman türkiye’ye dönüş bileti cebinizde korkmayın, cesaretinizi toplayın ve hayal etmeyi bırakmayın.
Kendi adıma pek "kolaya kaçış" değil, nasıl yaşamak istediğimle ilgili bir tercihti. ta lise zamanından yurtdışına yerleşme imkanım vardı, kolaya kaçsam üniversite sınavında heder olmaz, adı sanı olan üniversitelerde bile "lisenin büyüğü" kafasıyla idare edilen bir eğitimle kafamı duvarlara vurmaz, sonra aynı ülkede şansımı denemezdim.
yurtdışı için ayrılırken erken şeflik teklif ettiler bana. süper dobra bir yönetici vardı, adam açtı yazışmaları gösterdi. 2-3 yıl içinde müdür yardımcılığı da alacaktım. "müdür olman 5 sene" diyordu, doğrudur. dedim ya dobra bir herifti, mesela saklamadan dedi ki: "ama o zamana kadar müdürlere 7/24, tatil dahil şirket arabası vermeyi durduracağız". bir sene sonra da durdurdular zaten. yanımdaki kadın da müdür oldu o sürede. Madden iyiydim yani bıraktığımda.
bütün bunları "yapamadı da gitti" algısına karşı söylüyorum. burada doktor türk çok yok, beceremiyorlar ama beceren, uzmanlığını bitirip gelmiş. düşünsene adam 10 yıldır fıçı nöbettir, günde sürüyle hastadır çilesini çekmiş, meyvesi önündeyken bırakıyor. hiç ardına bakmamış. zaten yapamayan adam burada da kolay kolay yapamıyor, daha önce yazdım. işler çok kolay sanıp ne kadar verimli çalışması, planlaması gerektiğini farkedemeden hayalkırıklığına uğruyor. sonra buraya laf atıyor. e siktir git? yok. "türkiye'den siktirolup gittim ehi ehi" demiş çünkü.
ben şunun için "dışarıda" kalmaya karar verdim kardeşim: türkiye'de daha iyi yaşamak istemeyenler söz sahibi. kadının iyi yaşamdan anladığı daha az çalışmak, kuralların etrafından dolanmak, beynini sosyal sözleşmeyi her fırsatta bozma fırsatları kovalamakta kullanmak. arkadaşın bankasınıdaki birimi istanbul'a taşıdırlar geçen sene. ya böyle manyaklık olur mu? mis gibi işleyen birim, istanbul'da adam mı yok? ezbere yaşam, mantığın terki, "neden" diyememek. tüm ülkeyi depremde yıkılsın diye bir şehre taşıyorlar. ya aban teşvike taşı bütün çağrı merkezlerini denizli'ye mesela. dağıt şunu. yok. bunu burada dediğinde -gerek de kalmaz, sorumlu işini yapıp düşünmüştür- "ya abi sen de ya" diye yavşak sırıtmalar duymazsın. sırıtma duymak, evet.
dedemden başlayarak üç kuşaktır, yedi sülalemde umutlu ve fedakar davranıp yüzüne tükürülen insanları görünce, "daha iyisine çabalayalım" da bitti. koydum stop loss'u.
neyse bilinç daha fazla kontrolsüz akmasın. üç maddeyle bitireyim:
1- almanya, isveç, kanada, new jersey(amerika evet). Ben buralarda gördüğüm komşuluğu, yardımseverliği, tanımadığı adama sahip çıkmayı, insanlığı türkiye'de görmedim.
2- türkiye'deki kadar adam sikme odaklı esnafı da buralarda görmedim. ya hesapta geçir ama huzur ver, daha da tırtıklama. yok. Bu kadar sinire kesmiş, "buyrun" deyip kapı tuttuğunda götümü elledi gibi bakan, "iyi günler" ile lafa başlamayıp "teşekürler" diye bitirmeyen nüfusu görmedim. "herkes bana koşulsuz hizmet etsin, senin çocuğun salıncaktan insin, benimki binsin" insanları bunlar. gözünün içine de bakamazlar. trafik...
3- Türkiye'de yaşadığım tüm problemler buraların hayatını türkiye'de yaşamak istememdenmiş. bin türlü sorun yaşadım, hayat biçimi açısından sıfır çabayla adapte oldum.
bu saydıklarımın örnekleri elbette buralarda da vardır ama ne yaptığını bilirsen, doğru tercihlerle mesela kemiksiz her 6 ay, hiçbirine denk gelemeden yaşarsın. yeter. yetmek ne kelime.
yaşadığı ülkede aradığını bulamayanların yaptığı eylem. çoğunlukla doğu ülkelerinden batı ülkelerine doğru bir göç vardır bu konuda.
ilginçtir, japonların da böyle hayalleri var. hayali suudi arabistan'da yaşamak olan bir japon arkadaşım bile oldu. umarım aradığı aşkı bulmuştur oralarda.*
ingiltere'de yaşayan bir arkadaşım ve türkiye'de yaşayan bir arkadaşım da hiç japonya'ya dönmek istemezdi. hele türkiye'de yaşayan arkadaşımın içinde bir türk gizli olmuş olacak ki, adam geldiğinin ikinci ayında çekirdek kabuklarını yerlere atmaya falan başladı.* japonya'da o eylemi yapsa o kabukları toplattıkları yetmezmiş gibi ameliyatla makul bir organına da entegre ederlerdi. sanırım japonların japonya'dan kaçma arzusunun temelinde yatan da bu tür şeyler olsa gerek.
ara not: japonlar sokak temizliğine önem verseler de, yere sakız atmamayı hala becerememiş bir toplum.
bazı sebeplerden ötürü ben de kaçıp gitmek istiyorum buralardan ama benim için sonuç yine hüsran olacak gibi. aradığım kişileri gittiğim yerde de bulamayacağımı düşünüyorum. ama yine de klasik müzikle ilgilenen insanların çoğunlukta olduğu bir ülkede yaşamak isterdim. sanırım benim için en ideal iki ülke italya ve fransa olurdu bu sebeple, opsiyon olarak da almanya ve hollanda.
20 küsur yıl önce gerçekleştirdiğim eylem, daha akp bile yoktu o zamanlar ama o zihniyetin ayak izleri vardı. yakınlarım ve arkadaşlarım sen ne kadar öngörülü imişsin derler hala. çok iyi bir işim vardı, çalıştığım yerde sözü dinlenen biriydim, evim, arabam, iyi bir çevrem vardı. ama bir şeyler eksikti işte. bunu anlamam birkaç yılımı almisti. bu arada iş gereği sürekli yurtdışı seyahatteydim, amerika, avrupa’da birçok ülke, japonya dahil birçok doğu asya ülkesi falan. eksik olan şuydu; önümü görememek, çünkü siz ne kadar iyi şartlarda yaşarsanız yaşayın, sokağa çıktığınızda ki dünya farklı.
siyasette artık bundan daha kötüsü olmaz dememe rağmen, hep daha kötüsünün gelmesi. üzülerek söylüyorum ki, bu konuda değişen bir şey olmadı. çıkarcı ve düşük kaliteli insanlar, karşısındakine değer vermektense nasıl alaşağı ederim yada sizi basamak yapıp nasil yukarlara çıkarım düşüncesi, sahtecilik, özellikle 12 eylülden sonra oluşturulan eğitimli ama cahil kesim, din üzerinden siyasetin toplumun kılcal damarlarına girmesi, buna baskı ve korkuyu da eklersek, toplumun uyuşturulması ve toplumun bunu kanıksaması, milliyetçiliğin ve dinciliğin bir türlü bitmemesi.
neyseki sanırım teknolojinin de etkisiyle yeni nesil de az daha olsa umut var, ama kültür erozyonu o kadar fazla ki, bakın ekonomi yada eğitim demiyorum, kültür diyorum, ki kültür nesilden nesile üzerine katarak aktarılan bir şeydir. maalesef yeni nesil çaresiz. çoğunluk tan bahsediyorum, aralarında o kadar güzel fidanlar var ki, sadece tek başlarına duvar çatlaklarından çıkmaya çalışıyorlar. neyse efendim konuyu biraz dağıttım galiba, düzelme olacaksa da, uzun süre alacak, bir nevi kurtuluş savaşı gibi, yozlaşmış düşüncelerden arındırılarak, eğitim ve kültür devrimi.
başlığa geri dönersek, yurt disina yerlesmekten kasıt, gidip bir daha arkaya bakmamaksa, bu imkansız. çünkü bir parçamız hep geride kalıyor. bakın ben çok başarılı 20 küsur yıldan sonra, hala buralarda isem, kopmamışım demektir. ha bir sonraki nesil ise yeni ülkesinde oranın eğitim ve kültürüyle yetişeceği için, öyle bir problem zaten yok.
şimdi gelelim asıl konuya, türkiye’den ayrılmak nasıl tanımlanabilir, sonuçta bir risktir. dikenli bir yoldur, ama türkiye de kalsanız, artık hiç bir şey kolay değil özellikle başarının, liyakatın değil adam kayırmacılığın ön planda olduğu bir ülkede. ama şunu unutmayın, risksiz başarı olmaz. kaybedecek bir şeyi olmayanlar için risk tabii ki daha az. karşınıza çıkacak engelleri ne kadar göğüslerseniz, başarıya da o kadar yaklaşırsınız. bu 20 yıllık süre içinde çok başarılı insanlar gördüm, yılmadan hedeflerine vardılar, ama maalesef yenik düşenleri de gördüm. burada koyacağınız hedef çok önemli. eğer şu özal döneminde yerleşen kısa yoldan köşeyi dönmek gibi bir düşünceniz varsa, hiç girişmeyin bu işe derim. kişisel deneyimleri de okuyun ama, herkesin hikayesi farklıdır ve sizinki de farklı olacaktır.
bir de şunu belirtmek isterim; diger sitelerde çokca yazılan kıyma bu kadar, kira şu kadar, elimde şu kadar kalıyor falan değil mesele. tabii parada önemli ama aradığınız mutluluğun kıstası para değil sadece. küçük şeylerle de mutlu olabilirim diyebiliyor olmanız lazım, özellikle başlangıçta. adaptasyon sürenizin sonunda, zaten göreceksiniz ne kazandiginizi.
nasıl gidilebileceği konusu; dediğim gibi sizin hikayeniz farklı olacak. unutmadan; eğer giderseniz oldukça rekabetçi bir ortam sizi bekliyor olacak, çünkü dunyanın her yanından insanlari orada göreceksiniz, çinlisi, hintlisi, güney amerikalısı, avrupalısı, arap ülkelerinden gelenleri. ve bir cogunun da kalifiye, iyi eğitim almış olma ihtimalide çok yüksek.
kısaca kendi hikayemi anlatarak bitirmek isterdim ama burayı ekşiye döndürmek istemiyorum.
Birçok konuda bunu düşünen insanları anlamaya çalışsam bile, hatta ülkenin siyasi/ekonomik/kültürel/akademik vs. problemleri benim için de sorun olsa bile gezip gördüğüm kadarıyla sahip çıkılması gereken güzellikleri olan bir ülke burası.
Şimdi söyleyeceklerim bazı insanlara çok milliyetçi bazılarına da çok saçma gelecek biliyorum. Hatta “bir tek kişiyle mi olacak ?” Falan denilecek. Çünkü bu konuda ne zaman bu fikirlerimi dile getirsem karşılaştıklarım bunlar. Neyse. Biliyorum bazı şeyler çok zor, evet mesela çok zeki bir insansınız ve oradaki imkanlarla belki de adınızı tarihe yazdıracaksınız ama gerçekten düşünen, gerçekten birçok konuda ülkenin belki de bu düzeninin değişmesine yardım edebilecek Mühendisinden, hekimine, avukatından, öğretmenine, sanatçısından, işçisine kadar “insan” kavramını karşılayanların böyle terk-i diyar eylemesi bizi aslında her gidiş ile daha da geriye götürüyor. Her anlamda. Zaman zaman bu düşüncelerim de yüzünden (eğer gidebilmek bir fırsat ise) bu fırsatları ertelediğim de oluyor. Doğru/yanlış tartışılır tabi. O ayrı konu.
Elbette ömrümüz kısıtlı hayat da rahat ve özgür yaşamamak için çok kısa ve giden insanları anlıyor olsam da bile; Hiçbir savaş bırakıp giderek kazanılmamıştır ve bazı güzellikler hep beraber savaşmaya değer^^
ülke güzel; evet, herkesin doğduğu toprak değişilmez, vazgeçilmezdir. bizim için de burası böyle. ama yaradılıştan ötürü değil, bu ülke hakikaten güzel olduğu için böyle. ha yorgun mu? evet. siyasal ve ekonomik sarsıntılar içerisinde hep. hiç refah seviyesini yaşamadı. yaşadıysa da en azından bu beni vatandaş olarak vurmadı. şimdi ülkemiz dışında yaşanacak bazı ülkeler var, bunlardan ilk dört sıraya koyacağım ülkeler, danimarka, finlandiya, isviçre ve izlanda.
şimdi neden kuzey/iskandinav ülkeleri?
biiiiiiiiiir
eğitim sistemleri çok üst düzey, finlandiya sadece avrupa değil, dünyada ilk üçte (singapuru tek geçerim, o ayrı). yani yarın bir gün ürerseniz, neslinizin senelik binlerce lira harcamadan da kolejlerde aldığı eğitimi normal okullarda almasını sağlayabilirsiniz.
ikiiiiiiiiiiii
yeşil ulan. nefes alıyosun. memleketlerde doğayı koruma kanunları çok caydırıcı. temiz hava var misler gibi.
üüüüüüüçç
insani çalışma standartlarında, insan gibi paralar kazanarak yaşama şansınız var.
diyeceksiniz ki, o ülkelerdeki yaşam standartlarına göre de giderleri var. ee evet var da, orada vatandaşı sınıflara ayırarak destek olmuyorlar. ferrarisi olup da 1000tl desteğe başvuran adamlar yok orada. çok yoksulsan, acizsen ya da devlet memuru isen değil, sadece vatandaş olma şartıyla devlet yardımların var. hatta ve hatta, vatandaşa para teklif ediyolar, bunun devlete yük olacağı ve bazı aksaklıklara yol açabileceği için, referandumda reddoluyor. böyle bir şey bu ülkede mümkün olur mu, sorarım size :
ha burada ülkemi gömmüyorum. her ne kadar çok zorlaştırsalar da canım vatanımda yaşamayı bize, biz biraz bu zorluklarla baş etmeyi seven toplumuz. hayatımız survivol oyun yani. ama insan özeniyor. kimse kusura bakmasın ama, ülkeme daha iyi hizmet edebilmek ve gelişmesine katkıda sağlayabilmek adına önce benim refah seviyemin yüksek olması gerekiyor. bu sebeple, bir imkanım olsa kesinlikle saydığım bu dört ülkeden birine hiç düşünmeden gider ve şansımı denerim. öyle de böyle de it gibi çalışıyorsam ve zaten yalnız ölmeye mahkumsam, bari hayatı düzgün yaşayalım.
3-4 sene sonrası için böyle bir planım var. Dünyayı, başka ülkeleri görmek görmemek çok umrumda değil açıkçası sadece insan gibi yaşamak istiyorum. Anadan babadan mal mülk kalacak yaşansa burada da rahat yaşanır ama yok abi çok stresliyim ve anamdan babam dahil olmak üzere herkesten uzaklaşmaya ihtiyacım var.
2000 yılından bu yana her 5 yılda bir bu ülkeye dair bir şeyi kaybettim, üniversiteden mezun olurken, askere gittiğimde, işe girdiğimde gördüklerim birer birer parçalar halinde benden bazı duyarlılıkları aldı. ekonomik sıkıntılarım, insanların tavırları, en basit ihtiyaçlarımızın bile lükse dönüşmesi bir yanda, "benim gibi insanların" hayat tarzının bu ülkedeki çoğu kesim tarafından ayıplandığına bile şahit oldum. benim gibi insanlar diyorum, sakın marjinal/radikal başka bir şey gelmesin aklınıza. konsere giden, müzik/film festivallerine katılan, akşamları kadıköy'de bira içen, fırsat buldukça yazları yurt dışına çıkan, yabancı dil bilen "benim gibi insanlardan" bahsediyorum. çoğu yerde beyaz yaka, beyaz türk, bilmem ne gibi yakıştırmalar yapılan, maaşından her ay tıkır tıkır vergi kesilen, 3 kuruş vergi borcu çıksa hemen maaşına bloke konan, çalıştığı şirkette terfi beklerken birden tepesine adam getirilip istifa etmesi beklenen, 3 gün tatile çıksa gittiği yerde oo keriz gelmiş diye hesap itelenmeye çalışan arkadaşınız, akrabanız, kuzeninizim.
şimdi herkesin bildiği şeyleri yazıp da uzatmaya gerek yok. özetle mutsuzdum, çocuğumun geleceği için, ekonomik rahatlık için, hayat standartlarımı devam ettirebilmek için gittim. geride kalanlar için üzülüyorum, ama gittiğim yerde kimse de beni kırmızı halı ile beklemiyor. bunun bilincinde olarak kırgın, küskün ama umutlu bir şekilde yaşamıma devam ediyorum.
1995 yılında karakan'ın albümü çıkmıştı. orada bir şarkı vardı "vatanda almancı, burada yabancı". işte ben daha gitmeden bu durumu yaşadım kendi ülkemde. madem burada yabancıyım, gideyim de gerçek olsun dedim.
darısı gitmek isteyip de gidemeyenlere. tek verebileceğim tavsiye, yapmak isterseniz yapabiliyorsunuz, bütün kısıtlar, imkanlar, imkansızlıklar her şey kafanızda. bu lafa çok güler geçerdim ama insan gerçekten kafasına koyunca yapıyor. zorluk çekiyor musunuz? evet. daraldığınız zamanlar oluyor mu? fazlasıyla. ama iradenizin önünde kimse duramıyor. hepimize iyi şanslar.
"Zaten yalnızsın. Kim bilir karanlığa neler söyledin? Yaşamının çekilir gibi olduğu gecenin o acı saatlerinde altın kafesin seni boğmaya başladığında vahşi şeyleri yakalamak için çok latif, çok soğuk... Kışın soğuğuna tutunmuş solgun bir bahar sabahı..."
grima solucandil'in eowyn'in kulağına fısıldadığı kelimeler gibi gecenin en derin anında beynime sokulan, sinsi sinsi bilincimi ele geçirmeye çalışan düşünce.
gece çalışmalarının içinde kaybolurken, umutsuzluk insanı boğarken; taciz, tecavüz, mafya, nepotizm, enflasyon, eyy fiji adaları, adaletsizlik ve tüm bu pisliğe alkış tutan halk sosyolojisinin azımsanmayacak kısmı... hele ki devir tamamen hazların üzerine kurulu metalaşmış, dibine kadar pragmatizmin hakim olduğu bir devirken; insan gerçekten zorlanıyor. (şu kısmını bilmem kaç sene önce yazıp, girdi olarak girmemişim)
(Bugünkü yazdığım kısım) Bilmiyorum, artık kendimi buraya ait hissetmemeye başladım. Kafamda ciddi ciddi özellikle son birkaç aydır var. Öyle yurtdışının bayıldığı, aman gel de seni vatandaş yapalım, diyeceği bir mesleğim yok ama 5-6 senelik bir zaman bandında elimden geldiği kadar gitmeye çalışmaya karar verdim. Her şeyden çok, gitmek için en büyük sebebim; aptallaşıyorum sözlük, gün geçtikçe daha çok aptallaşıyorum, çok basit şeylerin altında bile bir ton alakasız şey bulmaya başladım, bu iyi bir şey değil.
Metaforik olarak, Tekerleğin yuvarlak değil de kare olduğunu iddia eden adamların çoğunlukta olduğu bir toplumda yaşıyoruz, artık böyle şeylere bir cevap verme ihtiyacı duymak, bunun gibi saçma şeyler üzerine düşünmek istemiyorum.
F=f'dir, özdeştir, gerisi saçmadır; diyebilen bir topluluk içinde yaşamak istiyorum, en temel şeylerde saçma sapan şeyler bulmayan insanların arasına karışmak istiyorum.
Artık büyük hocalar, büyük dönüşümler devri geçti, her şey iğrenç bir döngüselliğin içine hapsoldu, değişim de gelişim de çok yavaş. Bataklık gibi her yer pis ve karışık.
Bilmiyorum, ya gidecem ya da güvenli bir alan yaratacağım kendime. Hayata bir kere geliyorum bu pisliğin içinde debelenmek istemiyorum artık.
Şunu da söylemeden geçmeyeyim, içimde kalır; Müslüman bir toplumda, iyi kötü batı tipi, laik karakterli bir ulus yaratabilmeyi becerebilen bir toplumu elbirliğiyle yıkan sağ'lı-sol'lu akıllılar (!) Kına yakın, buyrun.( gerçi hepsi yurtdışına kaçtı ya ) hani Atatürk vermemişti, tüM haklarınızı siz almıştınız ya, hadi şimdi alın bakalım. cumhuriyet'i yıkarken gösterdiğiniz cevvaliği bir de şimdi gösterin.
çalıştığım yerde 10 dan biraz fazla sayıda mühendis var, 2 si gitti, birkaçı gitme planları içinde. dili ve geçerli bir diploması olan gidiyor, gitmek istiyor hiç olmazsa. amerika2dan çok avrupa tercih ediliyor. amerika'ya orada sıfırdan başlayarak giden bir arkadaşım hayatımın en büyük hatası buraya sıfırdan gelmek demişti. oraya gitmekten orada olmaktan mutlu, ama herhangi bir vasfınız, çalışma izniniz diplomanız olmadan gitmek köle hayatı yaşamak demek. hayatta kalma mücadelesi. tutunamayıp dönen de çok oluyormuş bu yorucu uğraş sırasında. özellikle öğrenci olarak, dil okulu şu bu bahanesiyle gidip kaçak yaşamaya çalışanlar.
velhasıl beyaz yakalar için daha iyi bir yaşam umudunun eyleme dökülmüş halidir.
5 sene istanbulda kolejlerde öğretmen olarak çalıştıktan sonra tekrardan üniversite okumaya karar verip 2019 yazında hollandada yeni bir lisans programına başlayıp eşimle birlikte gerçekleştirdiğimiz eylem. kaldı 3 sene hadi bakalım
Yaşım genç henüz ama gitmek istiyorum. Maddi kaygı tabi ki var ama benim maddi durumum iyi olsa da gitmek için çabalayacağım. Ben her zaman bu zorbalığa direndim, insanları teşvik ettim. Dedim ki bunların her dediğine evet demeyin bunlar ülkeyi rezil edecek dedim. Ama kimin umrunda. Gitmeyi lise 1'de kafama koydum. Dedim ki şu an ekonomi iyi olabilir ama kesinlikle bu gidiş iyi gidiş değil dedim. Insanları uyardım bana fazla kafaya takıyorsun, boş ver dediler. Ben bu ülkede muhtemelen mutlu olamam. Ben samimi ve iyi bir insanım. Bu ülkenin insanı çıkarcı, iki yüzlü. Parayı bulan ideolojisini unutuyor başka biri oluyor. Üniversiteyi iyi ortalama ile bitirip kısmetse yüksek lisans için almanya'ya anlaşmalı üniversiteye gideceğim. Abd'ye gidersem orada halam var ondan da destek alabilirim bazı konularda. Bunu yapmaya çalışacağım. Konfor alanı falan yok bu ülkede. Orada sürünür bir düzen yaratmaya çalışırım daha iyi.