Kendi adıma pek "kolaya kaçış" değil, nasıl yaşamak istediğimle ilgili bir tercihti. ta lise zamanından yurtdışına yerleşme imkanım vardı, kolaya kaçsam üniversite sınavında heder olmaz, adı sanı olan üniversitelerde bile "lisenin büyüğü" kafasıyla idare edilen bir eğitimle kafamı duvarlara vurmaz, sonra aynı ülkede şansımı denemezdim.
yurtdışı için ayrılırken erken şeflik teklif ettiler bana. süper dobra bir yönetici vardı, adam açtı yazışmaları gösterdi. 2-3 yıl içinde müdür yardımcılığı da alacaktım. "müdür olman 5 sene" diyordu, doğrudur. dedim ya dobra bir herifti, mesela saklamadan dedi ki: "ama o zamana kadar müdürlere 7/24, tatil dahil şirket arabası vermeyi durduracağız". bir sene sonra da durdurdular zaten. yanımdaki kadın da müdür oldu o sürede. Madden iyiydim yani bıraktığımda.
bütün bunları "yapamadı da gitti" algısına karşı söylüyorum. burada doktor türk çok yok, beceremiyorlar ama beceren, uzmanlığını bitirip gelmiş. düşünsene adam 10 yıldır fıçı nöbettir, günde sürüyle hastadır çilesini çekmiş, meyvesi önündeyken bırakıyor. hiç ardına bakmamış. zaten yapamayan adam burada da kolay kolay yapamıyor, daha önce yazdım. işler çok kolay sanıp ne kadar verimli çalışması, planlaması gerektiğini farkedemeden hayalkırıklığına uğruyor. sonra buraya laf atıyor. e siktir git? yok. "türkiye'den siktirolup gittim ehi ehi" demiş çünkü.
ben şunun için "dışarıda" kalmaya karar verdim kardeşim: türkiye'de daha iyi yaşamak istemeyenler söz sahibi. kadının iyi yaşamdan anladığı daha az çalışmak, kuralların etrafından dolanmak, beynini sosyal sözleşmeyi her fırsatta bozma fırsatları kovalamakta kullanmak. arkadaşın bankasınıdaki birimi istanbul'a taşıdırlar geçen sene. ya böyle manyaklık olur mu? mis gibi işleyen birim, istanbul'da adam mı yok? ezbere yaşam, mantığın terki, "neden" diyememek. tüm ülkeyi depremde yıkılsın diye bir şehre taşıyorlar. ya aban teşvike taşı bütün çağrı merkezlerini denizli'ye mesela. dağıt şunu. yok. bunu burada dediğinde -gerek de kalmaz, sorumlu işini yapıp düşünmüştür- "ya abi sen de ya" diye yavşak sırıtmalar duymazsın. sırıtma duymak, evet.
dedemden başlayarak üç kuşaktır, yedi sülalemde umutlu ve fedakar davranıp yüzüne tükürülen insanları görünce, "daha iyisine çabalayalım" da bitti. koydum stop loss'u.
neyse bilinç daha fazla kontrolsüz akmasın. üç maddeyle bitireyim:
1- almanya, isveç, kanada, new jersey(amerika evet). Ben buralarda gördüğüm komşuluğu, yardımseverliği, tanımadığı adama sahip çıkmayı, insanlığı türkiye'de görmedim.
2- türkiye'deki kadar adam sikme odaklı esnafı da buralarda görmedim. ya hesapta geçir ama huzur ver, daha da tırtıklama. yok. Bu kadar sinire kesmiş, "buyrun" deyip kapı tuttuğunda götümü elledi gibi bakan, "iyi günler" ile lafa başlamayıp "teşekürler" diye bitirmeyen nüfusu görmedim. "herkes bana koşulsuz hizmet etsin, senin çocuğun salıncaktan insin, benimki binsin" insanları bunlar. gözünün içine de bakamazlar. trafik...
3- Türkiye'de yaşadığım tüm problemler buraların hayatını türkiye'de yaşamak istememdenmiş. bin türlü sorun yaşadım, hayat biçimi açısından sıfır çabayla adapte oldum.
bu saydıklarımın örnekleri elbette buralarda da vardır ama ne yaptığını bilirsen, doğru tercihlerle mesela kemiksiz her 6 ay, hiçbirine denk gelemeden yaşarsın. yeter. yetmek ne kelime.