Bazen bir koku, bazen şarkı, rüya, belki bir çiçek, kuş cıvıltısı ile hatırladığımız geçmişimize ait yaşanmışlıklar.
Akla geldiğinde iç karartan, kat kat hüzünlendirip boğazında düğümlenmesine neden olanları bu isimle anmayı haksızlık onlarak görüyorum. Gölgede kalması gereken kara zaman desek olmaz mı? Hem zaten beynimizde kendini korumaya aldığından olsa gerek çoğunu silik silik hatırlıyor veya hiç hatırlamıyoruz. Ne kadar zor olsa da doğru seçimlerle Saygıdeğerleri biriktirelim. Çünkü Kişiliğimizin inşasında önemli rol alıyorlar.
Anılar yorumcusu Psikolog-psikoterapist Estrade 20 yıldan fazla zamandır hafıza üzerine çalışıyormuş. Dediğine göre hatıralarımız kişiliğimizin silinmez bir parçası, kişisel imzamız ve varlığımızın başka birine ait olmadığının ispatı.
Anıları iyi okumak gerekiyormuş. Çünkü hayatımıza yön verecek kadar güçlüler. Estrade, hayatta seçim hakkı olmadığını düşünen kadın bir danışanının anılarını dinlerken, çocukken annesi tarafından zorla kampa gönderildiğini öğrenmiş.
Öyle görünüyor ki anılarımız psikolojik durumumuzun basınç ölçeri.
kimi araştırmalara göre, dna ve rna yoluyla, bazı anıların sonraki nesillere aktarılabildiği gözlemlenmiş. özellikle fobilere neden olabilecek, yoğun endişe ve travmalara neden olabilen anıların daha kolay biçimde sonraki nesillere aktarıldığına dair çalışmalar var:
görüntülerde anlatılana göre, emory üniversitesi'nde iki dişi fare üzerinde yapılan bir deneyde, farelere kiraz çiçeği koklatılıp hemen ardından da elektrik şoku verilerek, kiraz çiçeğiyle elektrik şokunu ilişkilendirmeleri sağlanmış. bunun sonucunda, kiraz çiçeği kokusu alan bu iki fare şok verilmese bile kokudan çekinmeye başlamışlar. daha sonra bu iki fareye doğum yaptırılmış. bu farelerden doğan farelerin, kiraz çiçeği ve elektrik şokuyla ilgili herhangi bir geçmişleri olmamasına rağmen, tıpkı anne fareler gibi, kiraz çiçeği kokladıklarında bu kokudan kaçtıkları görülmüş.
şimdi kaynağını hatırlamadığım bir başka deneyle ise, bilim adamları, bazı bölgelerine elektrik verilmiş toprağa solucan yerleştiriyorlar. solucanlar, yaşadıkları alanın kimi kısımlarına gittiklerinde elektrik şokuna maruz kalıyorlar. böylece alanın hangi kısımlarında elektrik olduğunu öğreniyor ve o alanlardan uzak durmayı öğreniyorlar. daha sonra, bu solucanları ufak parçalara ayırıp başka solucanlara yediriyorlar. bu solucanları yiyen yeni solucanların da, herhangi bir tecrübeleri olmamasına rağmen, elektrikli alanlardan uzak durdukları gözlemleniyor.
bu yöndeki araştırmalar, özellikle sidney altman ve thomas cech isimli biyokimyacıların 1989 yılında nobel kimya ödülü kazandıkları, rna'nın katalitik özelliklerini keşfettikleri çalışmalarının ardından hız kazanıyor.
bu çalışmalar, dna ve rna yoluyla, sadece fizyolojik özelliklerin değil, kimi karakteristik özelliklerin de nesilden nesile aktarılmasının olası olduğunu gösteriyor. hayvanların doğar doğmaz sahip oldukları birçok içgüdüsel davranışın da aslında böyle aktarıldığı da söyleniyor.
bir de öznel bir yorum yapayım. şayet bu çalışmalarda ulaşılan sonuçlar doğruysa, yüzyıllar boyunca çeşitli milletlere atfedilen kimi karakteristik özelliklerin de aslında hurafe olmadığı, bilimsel bir temeli olduğu sonucuna ulaştırır bence. millet ismi vermeden örneklendirmek gerekirse, dünya üzerinde çeşitli coğrafyalarda birçok millet diğer milletleri, 'çalışkan, dürüst, misafirperver, yalancı, tembel, hırsız, savaşçı, kuralcı, onurlu vs.' gibi niteliklerle betimler. kim bilir... belki de, tüm bu özellikler, o milletlerin bireylerinin doğduktan sonra içinde yaşadıkları kültürün etkisiyle edindikleri özellikler değil de, dna ve rna yoluyla atalarının kendilerine aktardığı anılar aracılığıyla edindiği özelliklerdir.
Bir melih cevdet anday şiiri. Soğuk savaş döneminde casusluk yaptıkları ve atom bombasıyla ilgili gizli bilgileri sscb‘Ye verdikleri için idam edilen rosenberg’ler için yazılmıştır. Ayrıca bu şiir Melih Cevdet’in de yargılanmasına sebep olmuştur.
“Bir çift güvercin havalansa Yanık yanık koksa karanfil Değil bu anılacak şey değil Apansız geliyor aklıma
Neredeyse gün doğacaktı Herkes gibi kalkacaktınız Belki daha uykunuz da vardı Geceniz geliyor aklıma
Sevdiğim çiçek adları gibi Sevdiğim sokak adları gibi Bütün sevdiklerimin adları gibi Adınız geliyor aklıma
Rahat döşeklerin utanması bundan Öpüşürken bu dalgınlık bundan Tel örgünün deliğinde buluşan Parmaklarınız geliyor aklıma
türk edebiyatında 8. yüzyılda yazılmış göktürk yazıtları bu türün edebiyatımızdaki ilk örnekleridir.
16. yüzyılda babürşah'ın yazdığı "babürname" edebiyatımızda ilk anı kitabı sayılır.
divan edebiyatında keçecizade izzet molla'nın yazdığı "mihnet-i keşan" anı-gazel örneğidir.
anı türü edebiyatımızda tanzimat ile yaygınlaşmıştır. bu dönemde yazılan ilk anı akif paşa'nın "tabsıra" adlı eseridir. bu dönemde pek çok yazar anı türünde eser yazmıştır. namık kemal'in "magosa hatıraları", ziya paşa'nın "defter-i amal" adlı eseri, muallim naci'nin "ömer'in çocukluğu" bu dönemde öne çıkan eserlerdir.
kisiyi kisi yapan seydir tam da. anilarimiz olmasa nasil biri olmak istedigimizi vs bilemezdik. sartre da diyor, varolus ozden once gelir diye. bu konuda philip dick de we can remember it for you wholesale hikayesinde inanilmaz islemis bu anilar olayini. ani ekme, ani silme vs uber fantastik ve de bombastik seyler bunlar hep.
fatih erkoç'un seslendirdiği güzel şarkıdır. 1992'de "ellerim bomboş" albümünde ilk kez söyledi ondan sonra "kör randevu" albümünde ise rektefeli haliyle tekrar yorumlamıştır.