Yüzyıllardır insanoğluna haddini bildiren kavram. Umut hem katil, hem maktul. Aynı zamanda yaşamı var eden nitelik. Tamamen öznel fakat paylaşılabilir, yaşatmak ve öldürmek üzere.
herkesle tanışamam artık, vakit çok geç oldu. uykum da gelmek üzere kalkamam artık. evden de çıkamam. hem evden çıksam kimse yok ki sokaklarda. herkesler gitmiş. sokakta bir kaç köpek havlıyor kediler bile çekilmiş. soğumuş da hava hiç çekilmez sokaklar. en iyisi hiç çıkmamak. belki de birisi gelir kapıyı çalar. çalsa da açmam ki. anahtarı varsa girsin buyursun. ya varsa. varsa ne olacak dönüp yüzüne bile bakmam. belki de bakarım. ne çıkar ki bakmaktan. çok yakına gelmese bari. arka odaya geçse bana hiç ilişmese. karşıma oturursa açık açık söylerim git diye. gitmezse ben çıkarım. sözde çıkmayacaktım. beni zorlamasa çıkmam zaten. bunlar hep umut'tan işte. umut evden çıkartır. umut zorlar. umut nerde ki?
Usul usul geceleyin Sirenler duyarsan derin Kapını gökyüzüne dayayıp da bekle Yolunu şaşırmış bir yıldız düşer belki üstüne Başını yastığa göm Yüreğini ayışığına ayarla Yorganına sıkıca sarın Derin bir nefes al Ve sakın ağlama...
bizi karanlıktan çıkaran kişiden çaldığımızdır. koşarak uzaklaşır ve onu kaybetmeden sınırı geçmeye çalışırız. bu sınır kimileri için çok uzakken kimileri için burunlarının dibindedir. sınırı geçtiğimizde boş tarlalar vardır nadasa bırakılan. uygun bir yer bulur ve umutları ekeriz. yeni doğan çoçuklar tarlalardan bu umutları çalar ve karanlığa doğru koşmaya başlarlar.
geçen haftasonu çok kazık geldiği için öğrencilerin muzdarip olduğu lgs sınavına girip tercih dönemini bekleyen ve bu haftasonu olacak yks sınavında ter dökecek öğrencilere, korona ve diğer hastalıklardan şikayetçi hastalara lazım olan şey şu günlerde.
büyük ölçüde tecrübelerle belirlenen bir bilinç durumudur. iyi tecrübeler, daha iyiye ilişkin beklentileri artırır. tersi de doğrudur.
diğer yandan yaş ilerledikçe anlaşılacaktır ki bu acımasız dünyanın nesnel sınırları vardır, umut çoğu zaman bu gerçekliğin duvarına toslar. bu kısa bir zaman diliminde çok fazla tekrarlarsa karamsarlığın gerçeğe daha uygun düştüğü düşünülebilir.
burada iki uç durum söz konusu. yani geleceğe ilişkin aşırı iyimserlik şimdilik iyidir, mutlu eder, zinde tutar ama sonra hayal kırıklığına sebep olur. eğer bir diğer uç karamsarlığın pençesine düşerseniz ise bugünden keyfiniz kaçar, ama hayal kırıklığının verdiği daha şiddetli bir mutsuzluktan kendinizi korursunuz.
en ideali, ne o ne diğeridir.
gelecek hiç bir şekilde bilinemez. buradan hareketle mutluluğa dair beklentiyi sıfıra indirmek, kötü olasılıkları da çok düşünmemek en doğrusu gibi görünüyor.
ben herkese tam bir kayıtsızlık durumunu öneriyorum.
"umut; iyi bir kahvaltı, kötü bir akşam yemeğidir" demiş francis bacon. umutlu olmak iyidir de, peki ya çok geçe kalmak. umudunuzu vakti gelince kaybetmeyi de bilin. olmuyorsa olmuyordur, zorlayıp berbat bir akşam yemeği yemenin anlamı yok.
Başrollerini yılmaz Güney ve Tuncel kurtiz'in paylaştığı, aynı zamanda yılmaz Güney'in senaristliğini ve yapımcılığını üstlendiği, sinemamızın ilk politik örneği olan 1970 yapımı dram filmi.
Film, Sefalet içinde yaşayan bir ailenin umudu içindeki umutsuzluğun bir portresidir. Bu portre üzerinden yapılan göndermeler filmin bazı sahnelerini sansüre kadar götürmüştür.
Sınıfsal çatışma betimlemeleri
Hurafe ve din sömürüsü
Bireysel ve toplumsal psikoloji
araba kullanmayı öğrenmek gibidir umut. bir kere ummayı öğrenince insan, karşılığında da istediği olursa, asla unutmaz. zaman içinde körelebilir bu, ama içerilerde bi yerde hep yeniden yeşertilmeyi bekleyen bir fidandır. bulutsuzluk özlemi demiş ya hani, "bir umuttur yaşatan insanı" diye. çok çeşidi var bunun.
organ nakli bekleyen o minik çocuk ve onun ailesindeki umut, hepimizin yaşadığı acıları unutmak için ummadan daha kuvvetli değil midir? vazgeçmez mi insan, varsın hatırlayayım ben ama onun umudu gerçek olsun demez mi? ya da takımın şampiyonluk maçında o galibiyet golünü, basketini, set sayısını atmasını beklemekle, doğru insanın bir gün gelip sizi bulacağını ummak aynı umut mudur?
herkesin derdi kendine büyüktür ve bu birebir şahit olmadıktan sonra, birinden duymayla, bir yerde okumayla değişmez. tanrının işi ne zor. herkes bir şeyler umuyor aynı anda. bruce almighty filimdeki gibi topluca yes seçeneğine entera basmıyordur.
öfkeyle birlikte gelişeninin -sanılanın aksine- en sağlıklısı olduğuna inananların, küçücük bir duruma bağlı olarak gaza gelenlerden kat kat fazla olduğu duygu.
öfkeyle karışık umut için şu nu, bana göre lay lay lom umut için bu nu dinleyebilirsiniz. odin patlamayan afyonları naletlesin!
Hemen hemen her felsefi terim gibi anlamı çok tartışılır, gerekliliği, iyi bir şey olup olmadığı, insana zehir etkisi yapıp yapmadığı gibi gibi. Bana göre kabartma tozu gibidir, olmazsa tutmaz. Her daim sahip olmaya çalıştığım, asla terk etmediğim duygudur, beni güçlü yapandır.
genel tanımla iyi bir şeyin olmasını beklemek, ummak. bana göre umut, sahip olduğun bakış açısından başka açılara yönelebilmek. dünyayı başka insanların da gözünden görebilmek ve bu şekilde hayal etmek.
kimi genç yaşta evlenip çocuğunu kucağına alırken, kiminin 50 yaşında ilk kez aşk cümleleri dilinde... şu hayatta bazı insanlar diğerinden bir adım önde görünebilir; bazıları ise geride... ancak fark etmeli ki, herkes kendi hikayesini, kendi zaman diliminde yaşar.
üzerinde deney yapılan fareleri 15 dakika yerine 60 saat su üstünde tutunmalarını sağlayan duygu.
bir kısım fareyi suya koyup bir zaman sonra çıkarıyorlar. bunu yaşamış fareler, bir defa kurtulmuş olduğu sudan tekrar kurtulma umuduyla 60 saat cebelleşiyo ki... hayvanın takat süresi o kadar. sudan çıkma deneyimi yaşamamış olansa... 15 dakika kastıktan sonra pes ediyor boğuluyorlar.
Beni her zaman yanıltan şey olmuştur. İmkansızın olabilitesini size dopamin gibi saniye saniye veren duygu umuttur vücudunuz okadar çok adrenalin salgilarki o an odaklandığınız şey dışında hiçbir şey görmez gözünüz kaybettikleriniz dahil.
insanı güçlü tutan duygu. devam etme gücünü ondan alırız. içimde hep acıyla sarılı bir halde dururdu. şimdi kendisi var. daha iyi bir yerden bakıyorum. umarım daha da iyi bir yerden bakarım.
zeus, ateşi insanların hizmetine sunarak onlara ayrıcalık ve güç kazandıran prometheus'tan öç almak adına sıvı balçıktan, dünyanın en güzel ve en zeki dişisini yaratır. prometheus'un kardeşi epimetheus abisinin tüm uyarılarına rağmen pandora'yı eş olarak kabul eder. zeus düğün hediyesi olarak pandora'ya bazı kaynaklara göre kavanoz bazılarına göre bir kutu armağan eder. merak edip açtığında ise içerisinden hem vücutsal olarak hem de ruhsal olarak bütün hastalıklar dünyaya yayılır. pandora son anda kutuyu kapatır. kutunun içerisinde ise bütün kötülüklerden muhafaza edilmiş bir şekilde ve aynı zamanda yayılan bütün kötülüklerin de yegane çaresi saklı kalır. hala hepimize tüm acımasız ve zorlu şartlarda bile bizlere güç verebilen bir olgudur o, adı ise umut tur.
seni ben kallavi sokağı'nda gördüm sen beni görmedin görmedin kapıları çaldım adını sordum söylemediler öğrenemedim seni ben kallavi sokağı'nda gördüm bir daha görmedim bilmedim belma sebil adını yakıştırdım aklıma geldikçe her sefer gözlerinin mavisini bitirdim saçlarının siyahına başladım
kallavi sokağı'nda güvercinler benim karanlık istanbul'um bir esnaf kahvesine oturdum belma sebil ya geçti ya geçer rüzgarını içime doldururum kallavi sokağı'nda güvercinler bunca yıl sönmemiş umudum nisan değilse mayıs perşembe değilse pazar ben belma sebil'i bulurum.