Sanatın belki de en doyurucu yansımasıdır sinema. Çünkü tüm sanat dallarını içinde barındırabilen, hepsinden faydalanma şansı olan yegane sanat dalıdır. Dolayısıyla film izlerken aynı zamanda muhteşem bir besteyi dinleyebilir, bir yandan müze gezebilir ya da bir şiirle mest olabilirsiniz.
Hakkıyla icra edildiğinde, dünyanın en muhteşem dilidir sinema. Biz ölümlülere bir lütfudur sanatın, eşsizdir.
çok sevdiğim ve takip etmekten keyif aldığım sanat. özellikle eski filmleri izlemeyi daha çok seviyorum, sinemanın büyüsünü daha fazla hissettiriyor bana. 1950'ler, 60'lar, 70'ler,80'ler hatta 90'lar... o tarihlere gidip o insanları ve hikayelerini izlemek bir nevi zaman yolculuğu. bir sinema filmi sadece bir film değil dünyaya, tarihe bırakılmış bir iz adeta.
atatürk'ün çok güzel bir sözü var sinema ile ilgili ki bu sözü ta 1930'larda, sinemanın daha yeni yeni ortaya çıkmaya başladığı zamanlarda söylüyor.
"sinema öyle bir keşiftir ki, gün gelecek barutun, elektriğin ve kıtaların keşfinden çok dünya medeniyetinin cephesini değiştireceği görülecektir. sinema, dünyanın en uzak uçlarında oturan insanların birbirlerini tanımalarını, sevmelerini temin edecektir. sinema insanlar arasındaki görüş, görünüş farklarını silecek; insanlık idealinin tahakkukuna en büyük yardımı yapacaktır. sinemaya lâyık olduğu ehemmiyeti vermeliyiz”
milyonlarca insanı mozart ile salieri'nin düşman olduğuna, xerxes'in zalim olduğuna (gerçi bunu sinemadan önce herodot da söylemişti o ayrı), imparator meiji'nin sünepe biri olduğuna inandırabiliyorsunuz.
işin kötü yanı "sen yanlış biliyorsun!!!! ben x filmini izledim orada öyle değildi o!!!" diye sizle kavga ediyorlar bir de. tarihsel kayıtlar ortada halbuki. her şey açık.
mesela inanır mısınız spartalılar esasında o kadar güçlü olamamıştır yunan yarımadasında. atina'da ortaya çıkan bir vebaya rağmen atinalılar spartlılar'ı şamar oğlanına çevirmiştir. ama 300 spartalı'ya bakacak olursak sprtalılar ortamın ağası gibi. tamam çok iyi savaşçıları var o ayrı da tarihleri bir moğol tarihi değil mesela adamlar. kazandıkları savaşlar, kaybettikleri savaşlar ortada. tahta at oyununu akıl edemeseler truvalılar bile spartalıları madara etmek üzereydi.
hadi hepsini geçtim ya triumph des willens'e ne demeli? adolf hitler'den tiksinen şahsıma bile "adam aslında iyi biriymiş ya..." diye düşündürttü bu film ki bir de bu filmi 1930'larda almanya'da izlediğinizi düşünün. en koyu nazi ben olurdum hakikaten de, bu filmi izledikten sonra. şimdi neyse ki filmi kapattığımızda gerçekliğe dönebiliyoruz.
yılın son haftasıyla birlikte gündeme oturmuş sanat dalı. yapımcılar ve film gösterimcileri arasında inanılmaz bir kavga çıktı. aslında film gösterimcileri demiyelim mars grup diyelim. çünkü zaten hali hazırda türkiyedeki sinemaların %60-70 i mars grup bünyesindeymiş.
birisi birisini hırsızlıkla suçluyor, diğeri öbürüne pazar beni sayemde büyüdü diyor. aslında pazar büyümüyor şöyle ki 2017 yılında 71 milyon bilet satılmış ,2018 yılında 68 milyon bilet satılmış pazarda %5 lik bir daralma var ama tabi belki ciro olarak büyümüştür onu bilemem.
işin daha teknik kısmını birileri anlatabilirse biz de bilgi sahibi olsak.
Herhangi bir hareketi düzenli aralıklarla parçalara bölerek bunların resimlerini belirleme ve sonra bunları gösterici yardımıyla karanlık bir yerde, bir ekran veya perde üzerinde yansıtarak hareketi yeniden oluşturma işi.
lenin'e göre "bütün sanat dalları içerisinde en önemlisi", fransız yeni dalgası'na göre "saniyede 24 defa gerçeklik".
ikisinin de tanımı sinema için çok doğru. zira eskiden operanın yaptığı "tüm sanat dallarını bir araya getirmek" eylemini günümüzde sinema yapıyor. "resim nerede?" diye sorarsanız, sahneler çekilmeden önce resmediliyor derim.