Geçen yaz gitmeye imkan bulduğum, hiç sevmediğim şehir. Sebebi İnsanının soğukluğu mu, şehrin boğuk yapısı mı, benim ruh darlığım mıdır bilmem. Nazarımda bir davos...
Bugun sabah 7 ucagiyla geldim 19 ucagiyla donuyorum. Santiye ziyareti...cok eglenceli degildi bu kismi. Yemek icin asancaktaki tabaci recep ustaya gittik. Uckuyulardan oraya gidene kadar yol cok keyif verdi. Ozlemisim, insanlarin rahatligi, huzuru yuzlerinden okunuyor gibiydi, ya da biz istanbulda nemrut gibi suratlara alisik oldugumuz icin bana rahat geldi insanlar.
Tavaci recep her subesinde oldugu gibi yine muhtesemdi, kaburga dolmasi ve sac tavayi yedik ama bide bize sorun tadi damagimizda kaldi. Yemek sonrasi ayni yolu geri gittik yine konak, goztepe vs derken acayip huzurluydu.
Esas bomba hadi size bi kahve icirelim dediler casa de costa diye bir yere goturduler. Sahil evleri diye bi semtteymis, ula semte mi bayilsam mekana mi bayilsam bilemedim. Deniz kenari hafif muzik, bahce, yesil, cimen, ses yok, huzur cok... yolu dusen muhakkak ugrasin.
Soğuğu öldüren, süründüren; sıcağı yakan, mahveden şehir. Bugün müzikal diye ebemizi belledi yine soğuğu. Ankaralı arkadaşıma "ulan burası ankara'dan da soğuk. " dedirtti düşünün artık.
Anlamadığım hem bu kadar sıcak olan bir yer nasıl bu kadar soğuk olabiliyor. Yani burası sözde ege iklimi ama bence baya karasal iklim artık. Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk.
Allah'tan salak salak kafelerde saatlerce boş muhabbet yapmak için ve boş para harcamak için o soğuğu yememişim. Pişman değilim dışarı çıkmadığıma.
Belediyesinden beklenilenin ne olduğunu anlayamadığım şehir. Buca ilçesinde devasa boyutlarda bir atatürk büstü vardır ve Aslında o büst yontulmamıştır, bulunduğu kısım yapılmadan önce yok edilip oraya o boyutta büstü yapılmıştır. Yapılma sebebi de sanılanın aksine önünde eğilmek değil bakıp gururla dikelmektir. Ancak Herkes dikelemeyebilir tabii.
Hala fikrimin değişmediği yer. Kısacası (bkz: overrated )
Zengin yerleri güllük gülistanlık. Onun haricinde geri kalan yerlerde yürüyecek kaldırım yok, altyapı yarak gibi afedersiniz, suyun gidecek yeri yok yani yeterli ızgara yok.
En çok yağmurlu günlerde küfrediyorum belediyeye. Islanmayayım diye dikkatli dikkatli gitmeme rağmen her seferinde gusül abdesti aldırıyorlar.
Genc nüfusun bol olmasından ötürü dinamik bir hayata sahip olması, deniz olması ve kafanın nispeten rahat olması haricinde bir fark yok çoğu şehirden. Ha bir de meşhur kızları :D
Bunlar da az bulunur şeyler değil türkiye'de doğru ama böyle paris havalarına da sokmak gerekmiyor.
Zaten zengine parası olana her yer rahat dolayısıyla izmirde'de benim gibi fakir ve talihsizseniz bir bok değişmeyecek hayatınızda.
Her defasında bir daha geleceğimi sanmıyorum deyip tekrar geri döndüğüm şehirdir. Öyle ayrıcalıklı falan da değilimdir. Bildiğin delirmiştim burada. Normal bir insan bir daha geri dönmezdi ama şartlar her zamanki gibi bana söylediklerimi yalattı. Yani demek istediğim, şehirde değildi sorun, bendeydi. Ben de izmir'de çok şey biriktirdim, çok ders çıkarttım, hala daha bir şeyler öğretiyor bana. Bu sebeple zor da olsa kabullendim durumu ve burada kalıcı olmaya karar verdim. Bakalım bana daha ne sürprizi olacak.
Onun dışında evet, deniz bok kokuyor. Ortalamanın üzerinde bir gelir adaletsizliği var. İş imkânları kısıtlı, bazı sektörler için yok gibi. Altyapı sorunu apaçık ortada duruyor. Kiralar bence çok şişik. Bazı yerlilerinde izmirli olmak kibiri var. Hala büyük grupların konser verebileceği insan sayısı potansiyeli yok.
Bunlara karşı olarak bir saygı ön planda genelde. Semtlerin geneli güvenli ve rahattır. Ama pislik sizi ummadığıniz yerde de bulabilir, belli olmuyor. Kamp alanları ve denizleri güzel denilebilir. Bisiklet yolu uzun ve bunu geliştirmek için çaba gösteriliyor.
Son 5 yıl öncesine kadar favori şehrimdi. Ama 5 yıldır belki 5 defa gitmişimdir en fazla. Büyük bir hızla İstanbul'un peşinden giden şehirdir gözümde. (Trafik, çevre vs.)
yaşamak için özellikle de denizi seven emekliler için güzel şehir. Yalnız mutlu olmak için yaz aylarında 2-3 ay gidebileceğiniz bir yazlığınız olmalıdır.
ağustos başladığından beri hem kelime anlamı olarak hem de yan anlam olarak cayır cayır yanan şehir.
orman yangınlarıyla karabağlar'dan menderes'e kadar 53 saat süresince için için yandıktan sonra kontrol altına alınabilen geçen haftaki yangınlar, bu ayın başlamasıyla birlikte "ben de sahne almalıyım" diye böğürerek başlamış aşırı yüksek hava sıcaklıkları ve "henüz yeterince sıcak değil" dermişçesine ılık ılık esen rüzgarların da etkilediği yangınlardı (kundaklama iddiası ayyuka çıkmıştı. yangının özellikle kısa süre içinde bu kadar geniş bir alana yayılmasında illa ki bunun da etkisi olduğunu düşünen çok sayıda izmirli var). ardından gelen "daha da sıcak hava dalgası" yazlık yerlere kaçamamış olan özellikle yaşlı ve çocukları perişan etmiş durumda. günlük rutinde gitmek zorunda olduğu bir işi olmayanlar evlerinden çıkmıyor; çıksalar bile büyük market ya da avmlerin klimalı ortamlarından başka bir yere uzun saatler boyunca kıpırdayamıyorlar. olan, gene, aynı yaşlı ve çocuklu ailelerin akşam eve geri dönüşlerinde toplu taşımada onlara yer verme zorunluluğu toplumsal kurallarla sıkı sıkıya bağlanmış senin benim gibi işçilere oluyor. ayrıca, hissedileni 44 derece olan havadan sonra 10'lu derecelerde olduğundan emin olduğum toplu taşıma aracı kliması ortamı, insanı hasta etme amacıyla bölüm sonu canavarı kostümü giymiş bir yaratığa dönüşmüş, pusuda bekliyor.
eylül ayının da mevsim normallerinin üzerinde bir sıcaklıkta geçeceği öngörüüyormuş. geçen sene "pek sıcak yapmadı bu yıl be" diyen dillerini eşşek arılarının sokmasını dilediklerim var, evet ama siz siz olun; izmir ve çevresinde ağustos (ve hatta eylül) ayını geçirecekseniz, mümkün mertebe şehir merkezinden uzakta kalmaya gayret edin. zira merkez, içinde yaşanacak gibi değil.
Baba asker olduğundan benim de çocukluk ve ergenlik burada geçti. Sonrasında üniversite için istanbul'a taşındım. Üzülerek söylüyorum ki abartı. Şehrin güzel yerinde oturuyorsan insanı iyidir, kötü yerinde oturuyorsan kötüdür. İzmir'in trafik dışında istanbul'dan pek farkı yoktur.