kulzos film topluluğu'nun bu ay izlesek listesinden seçerek izlediğim film. 1956 yapımı bir film, yönetmeni de fred m. wilcox bu kadar eski bir filmi benden başka kimse izlemez diyerek kendimi feda ettim ve sizler için izledim. evvela şunu belirteyim o kadar da büyük bir fedakarlık değilmiş. beklediğimden iyiydi. konuyu biraz anlatacağım, spoiler sayılmaz, sayılsa da çok önemi olmayabilir sonunu ancak izleyen öğrenir zira.
efendim yıldızlar arası yolculuk zamanı. bu arada bir parantez açıyorum filmin açılış cümlelerinde insanın uzaya çıkışı için 21. yüzyılın sonu öngörülmüş. biraz hızlı hareket etmişiz anlaşılan ki 1969 yılında aya ulaşıldı. kapat parantez. don kişot'un meşhur şapkasına benzeyen bir uzay gemisinin içindeyiz. misyonumuz yıllar önce uzak bir gezegene gönderilmiş ve kendilerinden haber alınamamış bir araştırma grubunun akıbetini öğrenmek. kazasız belasız gezegenimize iniyoruz ve olaylar gelişmeye başlıyor. hikayeye dair daha fazla anlatmayacağım ama hikaye sağlam.
kaçınılmaz şekilde bugün garip gelecek bir 1950'ler havası var filmde. misal uzay gemisinin içinde geçen ilk bölümde ağır şekilde o yıllarda çokça örneği çekilmiş denizaltı filmlerinin atmosferi egemendi. sınırlı mekan, askeri düzen, yalnızca erkeklerden mürekkep mürettebat o izlenimi uyandırdı. keza insan ilişkileri 1950'lerin değer yargıları ve klişeleri ile sınırlı. ki bu dahi kaçınılmazdı.
gezegene iniş faslı filmin yapıldığı zamanın bile gerisindeydi. ıssız bir gezegen görüntüsü oluşturmuşlar ve fakat tiyatro dekoru ayarında. buna karşılık ilerleyen bölümlerde gezegenin içlerinde qui gon ustamızın son savaşını yaptığı mekanı hatırlatan, yerin altına doğru yüzlerce metre uzanan ve korkuluksuz köprülerle bağlanan mekanlar döneminin ötesindeydi. hatta george lucas bu filmi izlemiş ve mekanı oradan etkilenerek tasarlamış diyebilirim. robotsuz uzay filmi olmaz tabii. filmin robotu oldukça hantal ve sevimsizdi. biraz michelin maskotunu andıran bir hali vardı.
filmin oyuncuları arasında yıldız yok, hepsi unutulup gitmiş insanlar. bir istisna geminin komutanıydı. seksenli yıllarda bir dizi absurd komedi ile ahır ömründe şöhreti yakalayan leslie nielsen genç ve yakışıklı esas oğlan rolündeydi. gezegendeki tek insan dişisini de o kaptı nitekim. insan dişisi demişken oyuncu anne francis'in bacakları dönemi için oldukça cesur sayılacak etek boylarıyla gözlere ziyafet çekiyor*.
filmin oldukça etkileyici bir sonu var. izleyip bitirdikten sonra bu öyküyü başka bir yerde izlediğimi düşündüm. star trek'in bir bölümü olabilir. ya da başka bir dizidir. dizi bölümü olarak izlediğimden neredeyse eminim.
filmden bana kalanlar bunlar. birileri daha izlese hakkında bir kaç satır daha yazılsa fena olmaz sanki.