izlerken, ortalarına doğru "gerçekçi distopya bu sanırım. thomas more 600 yaşında falan olup halâ yaşıyor olsaydı, izlediği için mutlu olurdu" diye içimden geçirdiğim, yayınlandığı zamanki hype'ı korkunç balon olan ispanyol filmi. şimdilerde her yerde reklamı çıkan el hoyo 2 de baya popüler. ben de bu vesileyle aradan çıkarayım ilkini dedim.
filmin hedeflediği sorgulamaların köklerini laps diye izleyicinin kucağına bırakması çoğu anaakım film izleyicisi (hatta hödüğü) için sıradışı olduğu kadar, kafa karıştırıcı da olacaktır. hele ki, ilk birkaç sahneden sonraki geriye dönük anlatımlarla birlikte, bu bahsettiğim "düz izleyici" filmi izlemekten vazgeçebilir bile. bu kısmı riskli olmuş. sürekli tekrar eden tek bir nota üzerine kurulu gerilim score'u da (film müziği denemiyor bunlara işte, music score oluyor hepsi) "henüz başladık yahu, ne gerilimi hilmi?! yanlış film mi seçtik biz?!" tepkisi verdirebilir. başroldeki goreng'i canlandıran ivan massague'nin ispanyolcası çoğu yerde eleştirilmiş çünkü kendisi barcelona doğumlu olsa da, ailesinden ötürü sanırım aksanı pek anlaşılmıyormuş. bence son riskli yeri de lgbti mevzusunu filmin belki de en can alıcı diyalogunun göbeğine saklamış olması. antonia san juan hem ispanya çevresinde hem de uluslararası bağımsız film festivallerinde tanıdık ve ismi bilinen bir oyuncu ve yönetmen ama buna ne gerek vardı işte. benim gibi "suya sabuna dokunmadan özgürce yaşayak lan!" diyen biri için bile "fazla anlam yükleme" olarak geldiyse bu, anti-lgbticiler filmi sırf bu yüzden itin götüne sokar, ki sokmuşlar zaten.
gerçekçi distopya demiştim, di' mi? filmin en sevdiğim kısmı bu oldu. herkesin beyninin içindeki küçük zindanların gerçeğe uyarlanması hem zor hem de fazlasıyla öznel olduğu için hayali distopyalar pek sevilmiyor artık genç kuşaklar tarafından. hem siyasal hem sosyokültürel açıdan ise, her dünya insanının yaşadığı çevre, filmin ana konusu olan "kişisel hapishane"lerden oluşuyor zaten ve dışarıda nefes alamadığında insanlar buraya kaçıyor. ben bu hapishanelerimize benzettim filmdeki 2 kişilik odaları. bu yönüyle de bana fazlasıyla gerçekçi geldi. bir merak unsuru oluşturması için üretildiği çok belli olan miharu karakteri ise, belki de çevrenizde hiç iletişim kurmadığınız ama size zararı da, yararı da olabilecek insanları temsil ediyordur, kim bilir.
1 buçuk saatlik süresi nedeniyle ilk yarısı su gibi akıp geçen ama akışı pek de berrak olmayan, anlatacaklarını dürüm halde ağzımıza sokmaya çalıştığı yerlerde çuvallayan (çocuk?! gerçekten mi?), başlangıcı ve yukarıda bol bol anlatmaya çalıştığım gerçekçi distopya anlatısı sayesinde kendini gösterebilmiş bir film olarak el hoyo, bence kısıtlı bir izleyici kitlesinin üzerinde konuşup tartışarak beyin cimnastiği yapabileceği bir filmden ötesi değil. bu kadar hype olup netflix'e de deli gibi reyting ve pr kazandırmış filmi, çıktığı gibi izleyenlerin büyük kısmı kendi kişisel hapishanelerinde yaşadığının farkında bile değil. kendilerini izlediklerini bile bilmiyorlar, sadece "ay, ayağınlan pastaya mı basıyo o?!" falan diyorlar. bu kısmı baya kötü ama filmde birkaç yerde güzelce kullanılan "tam göstermeyen ayna" bu insanlar için değil, o kısıtlı kitle için önemli oluyor işte. bence ilk yarısına kadar dayanırsanız sonunu getirin. vurdu-kırdı ya da gerilim-korku peşindeyseniz uzak durun.