“maneviyat özel bir terimdir ve sezgisel yaklaşım anlamına gelir. teist gelenekte, bir kelimeye bağlı kalma eğilimi vardır. bazı eylemleri ilahi ilkelere göre nahoş olarak, bazı eylemleri ise hoş olarak değerlendirir. ateist gelenekte ise, bu çok doğrudandır, olayların geçmişi bir önem taşımaz. asıl önemli olan “burası ve şimdi”dir. “şimdi” kesin olarak şimdidir. “şimdi”de mevcut durumları deneyimlemeye çalışırız. tam orada, o anda. bir geçmiş var olduğu için, “şimdi”ye sahip olduğumuzu düşünmenin bir anlamı yoktur. “şimdi”, tam şu an demektir. gizemli bir yanı yoktur, sadece şimdi, çok basit, dosdoğru. ve bu “şimdi”den bir şekilde her zaman bir aklın anlama yetisi doğar. şöyle ki, gerçeklikle sürekli etkileşimdesinizdir. teker teker, adım adım, sürekli. aslında bu her zaman deneyimlediğimiz muhteşem bir duyarlılıktır. ama “şimdi” tarafından tehdit ediliriz, bu yüzden geçmişe veya geleceğe atlarız. hayatlarımızda var olan şeylere dikkatimizi yönelttiğimizde, öyle zengin bir hayat sürüyoruz ki, bütün o seçimler her zaman vardırlar, ama hiçbiri kendi başlarına kötü veya iyi değildirler. bizim yaşadığımız koşulsuz deneyimlerdir. onlar üzerlerinde şöyle etiketlerle gelmezler: “bu kötü olarak değerlendirilir” veya “bu iyidir”. biz onları deneyimleriz ama aslında onlara doğru dürüst önem vermeyiz. aslında bir yerlere varacakmışız gibi düşünmeyiz. bir mücadele gibi düşünürüz. ölmeyi bekleriz. işte sorun da bu. bu “şimdi”ye hakkıyla güvenmemektir. aslında şimdide deneyimlediğimiz şey pek çok kuvvetli şey içerir. o kadar güçlüdür ki onunla yüzleşemeyiz. bu sebeple her zaman geçmişten ödünç alır ve geleceği davet ederiz. belki de bu yüzden dini ararız. belki de bu yüzden sokaklarda uygun adım yürürüz. belki de bu yüzden toplumdan şikâyet ederiz. belki de bu yüzden başkanlara oy veririz. bu bayağı ironik, hatta çok tuhaf.”