1. 'nun mayıs-haziran listesinden seçtiğim film. 2010 yılı bbc yapımı. filmin yönetmeni sinema filmleri, belgeseller tv dizileri gibi farklı alanlarda da çalışan bir yönetmen.
    filmin hikayesi gerçek olaylardan kaynaklanıyor. hatta bu konuda bir film yapma fikri olayların kırkıncı yıl dönümünde ilgililerle yapılan röportajları izledikten sonra ortaya çıkmış.
    yıl 1968 ingiltere -dagenham'da ford'un büyük bir otomobil fabrikası var. binlerce işçi çalışıyor. bu binlerce işçinin arasında 187 kadın var. hepsi bir arada, son derece kötü, sıcaktan boğulan öte yandan yağmur yağdığında yerlere kovalar dizilen bir atölyeye tıkılmışlar. hepsi aynı işi yapıyor. ford otomobillerinin koltuk döşemelerini dikmek işleri. çalışma koşullarından rahatsız oldukları için sendika yoluyla koşulların iyileştirilmesini talep ediyorlar. kapitalist düzenin sendikaları çatal dilli. işçiye ayrı, patrona ayrı konuşup kadınları oyalama yoluna gidiyorlar. ama kadınlar kararlı. greve gidiyorlar. o dönemde bir sorun daha var. kadınlar sırf kadın oldukları için erkeklerin aldığı maaşın yarısını hak ettikleri şeklinde işleyen bir sistem var. atölyenin koşullarının iyileştirilmesi için başlayan eylem ya herru ya merru diyerek eşit ücret talebine kadar varıyor. devamı filmde.
    1968 dagenham olaylarını sinemaya aktaran film rahat izlenen, genel havası eğlenceli sayılabilecek bir hafiflikte hatta olayları hafife alan bir film gibi. açıkçası böyle bir mücadele için daha sert bir üslup kullanılabilirdi. filmde greve giden kadınlar olayların akışıyla sürüklenip o noktaya gelmişler gibi bir atmosfer var. sorunlara yaklaşımlarında politik bir tavır yok ki olayların geçtiği 1968 yılı dikkate alındığında o yıllarda esen rüzgarlardan etkilenmemiş olmaları mümkün değil. bizde gezi olayları neyse kapitalizm için de 1968 aynı anlamı taşıyor. hatırladıkça soğuk terler döktüren bir anı. o nedenle biraz es geçildiğini varsayıyorum. film için hazırlanan afişlerden biri de son derece çakalca. www.amazon.co.uk/... afişte yarı açık duran pankartın tam hali "we want sex equality". equality kısmını kestiğinizde tamamen farklı bir anlam çıkıyor. bu da hiç hoşuma gitmedi. sınıfsal bir mücadeleyi farklı kulvarlara sürüklüyor. film türkiye'de de "kadının fendi" ismiyle piyasaya sürülmüş. bu filmi bu isimle pazarlayan zihniyete şapka çıkarıyorum.
    gelelim artılara, film ana konuyu biraz hafife almış olmakla birlikte dönem içinde mevcut bazı farklı sorunları da vurguluyor. ikinci dünya savaşının üzerinden yirmi küsur yıl geçmiş olmasına rağmen halen ile mücadele eden yaşlı koca, okullarda bir terbiye aracı olarak sistematik şiddet uygulayan öğretmen, çok iyi bir eğitim aldıktan sonra görünüşte iyi bir evlilik yapıp kalan hayatını evin içinde bir servis elemanı olarak geçirmeye mahkum edilerek potansiyeline ulaşamayan kadın gibi yan karakterler filmi zenginleştiriyor. farklı mücadelelere de dikkat çekiyor.
    oyuncular: ilk andan tanıdık geldi. sonra baktım kendisini bir jane austen uyarlamasında ve oscarlı filmi 'da izlemişim. canlandırdığı karakterlerin hepsinde sıradan altı bir görünüşün altında gizlenmiş bir güç barındıran bir kadın kimliği var. umarım bu roller üstüne yapışıp kalmaz.
    geçmiş kariyerine istinaden olsa gerek afişteki oyuncu listesinde ikinci sırada yer alıyor. çok fazla görünmüyor filmde ama kadınların hem akıl hocası, hem destekçisi olarak önemli bir yeri var. diğer oyuncuların hepsi de çok tanıdıktı. son zamanlarda bbc dizilerine sarmış olduğumdan olsa gerek kadrodaki oyuncuların hepsini başka bir yerlerde izlemişim.
    film vesilesiyle ingiltere'de eşit işe eşit ücret yasasının 1970 gibi çok geç sayılabilecek bir tarihte çıktığını öğrenmiş oldum. bu ayıp da onlara yeter.
    #148081 laedri | 6 yıl önce (  6 yıl önce)
    0film