tarihsel hataları (unternehmen alberich*'in tarihinin yanlış aktarılması)), askeri hataları (hint asıllı ingilizlerin* avrupa'da değil, orta doğu'da bulunması*), devamlılık hataları (bottaki çamurlar, inekler, lee-enfield ), sam mendes'in imax hayranı bir yönetmen olması, yan hikaye yetersizliği ve yer yer aksayan kurgusunu bir kenara bıraktığınızda; yapılmış en iyi savaş filmlerinden biri olduğu su götürmez bir gerçek olan, 2019 yapımı hollywood filmi. 3 dalda oscar kazanmış olmasının yanı sıra (ses miksajı, görsel efekt ve tabii ki görüntü yönetmenliği), tek başına roger deakins'e 40 ödül kucaklatması da önemli (evet, 40). mendes'in jarhead'ini izlediyseniz, daha az kanlı, daha az aksiyonlu ama the revenant gibi "oscar kazanması için çekilmiş" bir film izleyeceğinizi düşünebilirsiniz.
hikaye 1. dünya savaşı'nın göbeğinde geçiyor ama tarihsel ayrıntılarda sorunlar var. almanya'nın 2. dünya savaşı'na kadar yaptığı belki de en iyi taktik olaran alberich operasyonu (ya da çekilmesi), 20 mart 1917'de sona eriyor zaten. film ise, 6 nisan'da başlamasına rağmen, bu operasyon devam ediyor gibi gösteriyor. bu noktada, filmin yararlandığı en büyük kaynak olan, mendes'in dedesi alfred h. mendes'in otobiyografik eseri önemli. doğrudan birinci elden anılardan oluşan bir filmde, elbette ki tarihi hatalar olacak çünkü anı dediğimiz şey zaten yanlı bir tarih anlatısıdır. bu yüzden, o kadar da büyütmüyorum ben bu tarihsel hataları. hele ki, filmin, bazı askeri hataları doğruymuş gibi aktarmasını da o kadar önemsememek gerek (tüfek tutuşları, üste selam vermeler, kurşun sayıları, verilen görev tanımı). zaten filmin yoğunlaştığı ana tema, sekans uzunlukları. kulaktan dolma bilgisiyle ve hiç araştırmadan "olm, tek sekans olarak çekmişler bütün filmi" gibi sallayanlara mendes cevap vermiş: "en kısa sekans 39 saniye, en uzunu ise 8 buçuk dakika sürdü. gözle görülemeyecek kadar çok sayıda edit yaptık (deakins 48 adet olduğunu belirtmiş), siyah fon kullandık, çevresel etkenleri tekrar tekrar eski yerlerine yerleştirdik".
filmin çekim tekniklerini, sekans uzunluğunu överek yanlış bir şekilde yüceltmek de bir yöntem, biraz araştırma yaptıktan sonra, teknik ayrıntılarının içinde boğulurken keyif almak da bir yöntem. benim en sevdiğim ve "iyi ki oscar kazanmış" dediğim ayrıntılar şunlar:
1- filmin "yanan kilise" sahnesi için 2000 adet 1k tungsten lamba kullanılmış. görsel efektler sadece görüntüyü yumuşatmaya yardımcı olmuş (deakins buna "burning inferno" diyor). bu kadar çok lambanın aynı anda kullanıldığı ilk film olabilirmiş.
2- stanley kubrick'in paths of glory'sini henüz 10 yaşında izlemiş olan mendes, yönetmenlik macerası başladıktan sonra tekrar izlediğinde, söz konusu filmin uzun sekanslarının aslında izleyicilerin zannediği kadar uzun olmadığını anlamış. dede mendes'in anılarından sonra, benzer bir filmi, bu sefer "doğru teknikler kullanarak" çekmeyi amaç edinmiş. yani, kendisinin jarhead'i bu noktada ilk örnek, 1917 ise amacına ulaştığı son örnek oluyor.
filmin kurgusu gayet iyi ve kopuk kopuk değil. zaten ilk 20-25 dakikasından etkilenmeyecek bilinçli hiçbir izleyici olacağını sanmıyorum. tek sekansmış gibi görünen, siperlerde uzun uzun ilerlediğinizi hissettiren bu ilk 20-25 dakika, zaten filmin sürükleyiciliğinin de can damarını oluşturuyor. filmin bu bölümünden etkilenmezseniz, bundan sonra, ne almanların beton sığınakları* ne uçsuz bucaksızmış gibi görünen fransa çayırları ne de üzerinde çok uğraşıldığı belli olan kilise çevresindeki gece çekimleri sizi filme bağlayabilir.
bol kanlı, görünürde ölen asker sayısının 100'leri geçtiği, savaşın acımasızlığını oldukça materyalst bir bakış açısıyla anlatmayı amaç edinmiş savaş filmlerine göre sıradışı bir film, 1917. bu farklılıklarını, izlerken anlamak; izledikten sonra ise, biraz yan okumalar yapmak neden 3 dalda oscar kazandığını size anlatabilir. 2 saatlik süresini uzun bulanlar olmuş ama bana yetmedi. belki siz de öyle hissedersiniz.
şöyle ki; fransa içlerinde ilerleyen alman ordusu, siper kazmak yerine siper inşa eder. sebebi de adamların zaten ilerleyecekleri kadar ilerlemesi ve tek hedeflerinin alsace-lorraine bölgesini elde tutmak olmasıdır. yoksa adamların adolf gibi paris'i almak gibi bir hedefleri yoktur.
haliyle ingilizler çamur deryaları içinde yüzerken, bu adamlar beton sayesinde biraz daha rahat etmişlerdir.
Güzel film. Yalnız benim yaptığım hatayı yapıp filmi cep telefonu ekranından izlemeyin. Mümkün mertebe büyük ekran bulun. Mümkünse sinema. Filmde aksiyon beklemeyin ama arka prodüksiyona dikkat kesilin. Siperleri, yardımcı oyuncuları, seti izleyin. Her karede deli ayrıntı var. Eski silahlar, savaşın ayrıntıları bir harika. Alman tarafına geçince gördükleri boş tabyalar tam seyirlik. Resmen savaşın atmosferini yaşatmış. Yıkılmış şehir kurgusu çok iyi. Adeta oyuncularla birlikte savaşın içinde geziyorsunuz.