ryan gosling'in başarılı performansıyla taçlanmış olan, iki farklı hayatı dengelemeye çalışan bir öğretmenin- okul yaşantısında özgürlükçü, öğrencileriyle arası iyi olan biri, özel yaşantısında uyuşturucu müptelası, yalnız- öğrencisi ile olan bağı konu edinmekte olan bir film.
bütün yönetmenlik kariyerinde birlikte iş yaptığı anna boden ile birlikte captain marvel'ı yönettiği için tanınır olmuş ryan fleck'in yönettiği, senaryosunu fleck ve boden'ın yazdığı, ryan gosling'in tek başına bir filmi alıp götürebileceğinin ilk kanıtlarından olan, imdb verilerine göre yaklaşık 700 bin dolar bütçeli, 2006 yapımı film. abartılarak gosling'e "en iyi erkek oyuncu" dalında oscar adaylığı kazandırması kötü tabii. gosling'in heykelciği alamama nedeni ise, forest whitaker'ın korkunç boyutta bir pr yapılarak the last king of scotland'taki rolüyle oscar alması. gosling'in oscar alması bana göre mümkün değildi zaten çünkü aynı yıl leonardo dicaprio ve will smith'le de yarışmıştı.
küçük bir ortaokulda hem tarih öğretmenliği hem de okulun basketbol takımı koçluğu yapan dan'in hayatını izliyorsunuz. pek fazla akarı kokarı olmayan, kimseye de pek bulaşmayan bir insan olarak dan, aslında oldukça idealist bir öğretmen. kenar mahalle olarak adlandırılabilecek, ortaokul çağındaki öğrencilerinin birçoğunun ailesinde en az 1 kere hüküm giymiş insan barındıran bir muhitte işini yapıyor. öğrencileriyle yakın ilişki kurabildiği için bu berbat çevreden kurtulmaları yönünde de telkinlerde bulunuyor ama hem zencilerin yoğun olarak yaşadığı bir yerdeki beyaz öğretmen olması sebebiyle hem de kendi idealizmine yakın boyutlarda düşünebilen insanları çevresinde toplayamadığı için telkinleri havaya karışıp buhar oluyor. ve ardından da hayal kırıklıkları, yapmak istediklerini yapamamanın devasa ağırlığı ve "ben neyim?" tartışmalarının içinde buluyor kendisini. tartıştığı da, gene kendisi.
gosling'in kadraja tamamen oturduğu, kendi karakteri çevresinde şekillenen birkaç filmini izledim. hepsinde de vasat ile ortalama üstü arasında kaldığını düşünüyorum. half nelson da farklı değil. zaten filmin bir yaşantı filmi olması, hiçbir fikri sonuna kadar savunmaması, güçlü karakterler barındırmaması ve idealizmi dahi ön plana çıkartmak istememesi gosling'in de sivrilememesine neden olmuş. birkaç sahnede müthiş oyunculuk çıkarıyor ama kendisinden blue valentine'daki ya da drive'daki gibi güçlü, etkileyici ve bir derdi olan bir performans bekliyorsanız, half nelson'daki dan rolünü sevmeyeceksiniz.
bana göre, half nelson, adrien brody'nin detachment'ını andırıyor ama brody'nin canlandırdığı henry barthes kadar güçlü bir karakter olmayan dan dunne sebebiyle vasatı biraz aşabiliyor. fragmanını izleyin, hoşunuza giderse izlersiniz.