açılın... şizofren bir akrabası olan veya psikoloji okuyan iyi okusun.
yıllar önce amerika'dayken her gün düzenli ot kullanıyordum. zaten anne tarafından gelen bir "extra" dopamin var... üstüne valide şizofreni tedavisi görmüştü. ki doktorlar bunu öğrenince hemen 50-50 ye sokar sizi... neyse...
düşünün ki... bir tiyatroda 4. murat rolünüz var... kendinizi de o role iyice kaptırmışsınız... birisi tiyatro binasını üstünüzde vinçle çekip kaldırmış... ve siz hayatınıza dışarıda devam ediyorsunuz. beyni çok ama çok yoran bir şey çünkü karşınızdaki insanlar ne derse desin hem kendi kişiliğiniz hem de 4. murat halinizle yorumluyorsunuz her şeyi.
ikinicisi... (geçmişini zikeyim kimse bize halisünasyon denen şeyin "ses" de olabileceğini söylemedi. mesela alkolik olunca duvarlarda börtü böcek görmek olarak öğrettiler yıllarca). sesli halüsinasyon sizi hep ikilemde bırakır... sorgulama mekanizmanız hala çalışıyor çünkü ve ben de onlarca defa sorguladım ulan bu gerçek mi, değil mi veya gerçek olabilir mi diye. senaryonuza göre sizinle konuşan bir ağaç da olabilir... tanrı da... veya uzaklardan bir gezegenden bir uzaylı da. ama sorun şu: o ses sizi ikna eder. ve siz hala ikilemde kalırsınız. ikna eder... ağaç bile olsa size der ki... aslında bu insanların hepsinde vardı ama kaybettiler... ama sen duyabiliyorsun. tanrı ise der ki sen farklısın... seçilmişsin... yüreğin temiz vs. uzaylı der ki frekans der... algı der... yeti der... ama o ses sizi ikna eder.
peki olayın aslı ne? : hani hepinizin içinde bir "iç ses" vardır ya... birşey görür içinizden bir şey dersiniz... ki bu yine sizsinizdir. hah işte "o sesi muhatap almanızdır" şizofreni.
ha klasik okullarda veya kitaplarda öğretilen şudur: mal... bir hayal dünyası var onda yaşayan kişidir diye.
insan beyninin ne denli dehşet bir mekanizmaya sahip olduğunu görüp hayran olmuştum sonradan geçmişe dönüp baktığımda. düşünün bir adamı yıllarca ingilizce dinlemişsiniz. türkçe konuşuyor sizle ama sesindeki en ufak tınıya kırılmaya kadar aynı. babanızı duyuyorsunuz... aklınıza babanızın konuşmasını getirin desem size... silik bir şeydir normal insanınki... bunda o ses tınısı, kırılması bire bir aynı lan... yok böyle bir şey. ve bildiğin yanında konuşuyormuşcasına net ve aynı. hadi bunu da geçtim... ses diyelim dışardan geliyor ve siz kapıdan geçiyorsunuz... o ses alçalıp yükseliyor.
bu olay zekiliğe falan hiç bakmıyor bilesiniz. beyninize yenik düşüyorsunuz.
ha ne zaman boka sarıyor iş? : dedim ya diyelim 4. murat gibi hayatta yaşıyorsunuz...beyniniz her şeyi hem siz gibi hem 4. murat gibi algılıyor... senaryonuz bir müddet 50-50 gider. senaryonuz ne zaman boka sararsa paranoitlik falan orada başlar. beyin artık kaldıramaz o çözümlemeyi hesaplamayı her şeyi 2 gözden görmeyi.
ben finalde artık senaryolar sıçmıştı... paranoid hale gelmişti dışardan bakınca durum. kendim polis çağırsınlar istedim kendimi bir yere kapatım. polis ve ambulans birlikte gelmişti... eller kelepçeli.
rehabilitasyonda doktorlar konuşurken bile halisünasyonlar hala vardı ve kimi cevaplarımı hala 2 türlü gözden veriyordum.
ha nasıl iyileştim derseniz... cidden kendi kendimle konuşmuş olduğumu fark edince. üzülmüştüm lan... hem yitirdiğim şeye hem de kendi halime. bunu fark ettikten sonra evet sesler hala devam etti ama artık bastırabiliyordum. "muhatap almayı bırakmıştım"... sonrasında ot komple kesilince bir kaç içinde dopamin seviyem normale de dönünce kalmadı bir şey. beyni o kadar yoran bir şeymiş ki... geçtikten sonra beynim dingin bir haldeyken kendimi ilk gördüğümde dünya varmış dedim... huzur buymuş dedim.
evet bu denli bir deneyimi yaşamak için 1 milyon dolarım olsa verirdim. ama şunu da söyleyeyim kimi geri zekalılara adı mı artistik geliyor nedir bir özenti var... özenilecek bir şey de değil.
farz edin ki... ot kullanmadan bir bir ot tribine girmişsiniz ve çıkamıyorsunuz. çünkü çıkamayadabilirsiniz. çıkmazsanız o beyin gün gelir iflas eder.
gelelim ilaçlara... şimdi eyyorlayanlar olacak biliyorum. ilaç sadece sizi mallaştırır. bildiğin mallaştırır. 48 saattir uyumamış gibi gezersin ortada. niyet senin düşünmeni önlemektir... bir yandan da dopamin seviyeni normale çekmek. dopamin seviyen düşse de sen o ikinci gerçekliğin farkında değilsen iyileşmen zordur.
peki diyelim yarın bir gün bir çocuğum şizofren olsa ne yaparım? (kendi adıma konuşuyorum... bir doktora götürmem... çünkü bire bir tecrübemden dolayı...ama siz götürmemezlik etmeyin. ki kimi hastalar yaşadıklarının sadece "kendi ile konuşmak" olduğunu belki o şekilde üzerinde düşünür ve idrak eder.)
öncelikle neredeyse vegana yakın bir beslenme uygularım. ve hatta ikna edebilirsem (zorla değil olmaz) 3 ile 15 gün arası "su orucu"na sokarım. açlıktan kimse bu kadar kısa sürede ölmez. ama 3-4 günden sonra vücut ve beyin kendisine bir nevi reset atar. organların işleyişine de salgısına da vs. ki youtube da var... zamanında rusların bilimsel bir şekilde bu işin peşine düşüp %40-60 arası sırf bu yöntemle sonuç aldığı.
mümkünse de ortamın tamamen değişeceği bir yere... ortam değişikliği... tatil değil. ve ufaktan ufaktan...diyelim çocuğumu anlayaraktan konuşup, küçük küçük yaşadığının aslında ne olduğunu aklına sokmaya çalışırım. "lan mal kendi kendine konuşuyorsun" dersen... %1milyon emin olun ki... o halüsinsyon ses çok agresif bir tepki verecektir şizofren kişi içinde... ve size karşı ondan sonrasında hep agresif olacaktır.
ve dopamini yükseltecek ne varsa kafein vs kesmek.
beyninizin size, fark etmeden, istemeden oynadığı, kimsenin yapamayacağı bir trollük yaptığı bir şeydir şizofreni.
En tanınmış ve duyulmuş psikiyatrik hastalıktır. Fakat en yanlış bilinenidir aynı zamanda. Sinemaya, kitaplara ve dizilere gibi çoğu şeye ilham kaynağı olmuştur. Bununla birlikte çok yanlış anlatıldığı için veya bizler izlediğimiz, okuduğumuz şeylere o kadar kolay inandığımız için de yanlış anlaşılıyor olabilir. Tabii ki görsele veya yazı diline aktarılırken değişime ve başkalaşıma uğramasına karşı değilim. Fakat korku-gerilim türündeki örneklere bakınca bu hastalıktan çekinmek ve korkutucu gelmesi gayet normaldir.
Toplumda %1 oranında görülmektedir. En yoğun olarak 18-25 yaş aralığında görülür. Ülkemizde ise tam sayısı bilinmemekle beraber yaklaşık 700-800 bin şizofreni hastası olduğu varsayılmaktadır. Şizofreni hastaları ve normal insanlar arasında suç oranları bakımından bir farklılık görülmemiştir. Yani suça meyilli olanı da ve olmayanı da vardır. Genellikle insanlar onlardan korkar, onlar da insanlardan.
Bir kişiye şizofreni tanısı konulabilmesi fiziksel muayeneden(tomografi, mr, kan testi vb.) geçtikten sonra 6 ay boyunca belirtilerin sürmesi gerekmektedir. Eğer başka bir bulguya (beyinde bir tümör, madde kullanımı gibi) rastlanmazsa psikiyatrik olduğu yani şizofreni hastası olduğu tanısı konulur. Şizofreni, dopamin hormonu ile ilişkilendirilmiş yani dopamin seviyesinin normalden yüksek olmasıyla ortaya çıkan bir durum olarak varsayılmıştır. Madde kullanımı durumunda da benzer belirtilerin ortaya çıkabilmesi yüzünden kan testi ve hastanın muayene geçmişi ayırt edici bir özellik taşır.
Daha kolay anlayabilmek ve kimyasal yapımızın, yani hormonlarımızın etkisini kavrayabilmek adına bu linki buraya bırakıyorum: evrimagaci.org/... Kişide bulunan semptomlar yani pozitif, negatif ve dezorganize semptomlara göre şizofreninin alt tür tanısı konulur.
Şizofreni alt tipleri:
1- Paranoid tip
2- Dezorganize tip
3- Katatonik tip
4- Ayrışmamış tip
5- Residüel tip
6- Basit Şizofreni
7- Postpsikotik depresyon
Kaynak: www.ctf.edu.tr/...
Bir süreç ile ortaya çıkabildiği gibi bir anda da ortaya çıkabilir. Genellikle hastalık öncesi toplumdan ve insanlardan uzaklaşan yalnız bireylerdir. Sürekli tek başlarına vakit geçirip diğer insanlardan nefret edebilirler. Genelde az arkadaşları vardır ya da hiç yoktur. İçe dönük bir yapıları vardır. Metafizik ve büyüsel konulara ilgi duyabilirler. Garip düşünceleri, gerçek olamayacak varsayımları olabilir. Dine aşırı düşkünlükleri olabilir.
Hastalığın dışarıdan fark edilişi genel olarak şiddetli bir atak geçirme ile olur. Genelde sanrıları ve hezeyanları bu dönemde çok belirgin görülür. Birilerinin kendisine zarar vereceği düşüncesi, takip ediliyor sanması, konuşmalardan ve bakışlardan anlamlar çıkarma, dine aşırı düşkünlükle beraber kendisinin peygamber olduğu varsayımı, izleniyor ve dinleniyormuş gibi hissetmesi vb. belirgin belirtiler gösterebilirler. Halüsinasyon bazı şizofreni alt tiplerinde görülebilir. En yaygını ses olanıdır ve bu ses kendisine komutlar verebilir. Bundan ayrı olarak halüsinasyon her duyu organı ile ortaya çıkabilir. Halüsinasyon şizofreni hastaları için kesin bir belirti değildir. Negatif semptomlar ağırlıklıysa görülmeyebilir.
Şizofreni hastalarının ayrımı genelde hikayeleriyle diğerlerinden ayırt edilir. Bu onlar için çok gerçek gibi görünse de belirgin bir şekilde inandıkları sanrıları onları diğerlerinden ayırır. Gerçek olmayan bir dünya yaratırlar kendilerine.
Antipsikotikler ile tedavileri yapılır. Bu alanda ilaç sektörünün çok gelişmesi ile birlikte iyileşmelerde oransal olarak artışlar olmuştur. Burada önemli olan kendisine en uygun ilacı doktorunun bulmasıdır. Bu yöntem genelde deneysel olarak olur. Çünkü her ilacın bireylerde gösterdiği yan etkiler farklıdır. Bazen de antipsikotiklerle birlikte psikososyal terapi uygulanır.
Sinsi bir şekilde ortaya çıkan bu hastalık kronik olarak varsayılmaktadır. Çünkü her an aynı şekilde veya farklı bir biçimde kendisini tekrarlayabilir. Anksiyete, okb, depresyon nöbetleri özellikle stresli zamanlarda birlikte görülebilir. Kendini tekrarlama genelde hastaların tedavilerini yarım bırakması ve reddetmesiyle ortaya çıkabilir. Tedavilerine devam etseler bile kendisini tekrarlayabilir.
Not: Psikiyatrik hastalar sizler gibi aynı otobüsleri, vapurları, metroları, trenleri, uçakları vb. ulaşım araçlarını kullanır. Aynı havayı teneffüs eder, aynı iş yerlerinde çalışır, aynı evlerde oturur. Belki dışarı çıktığınızda yanınızdan geçer, belki bilmeden aynı masada oturursunuz. Ama onlar genelde hassas, çekingen, ürkek, korkak ve içe dönük olurlar. Bu söyleyeceğim şey sadece benim gözlemim, hissettiğimdir ve bilimsel bir değer taşımamaktadır. Her psikiyatrik veya psikolojik hastalık sahibi insanların genelde duyguları daha aşırıdır. Sevgileri, tutkuları, üzüntüleri, aşkları, nefret patlamaları vb. Bu insanlar kendilerine acımanızı istemez. Aksine diğerleriyle aynı şartlarda yaşamak, ötelenmemek, dışlanmamak, hayata tutunmak isterler. Onları anlayabilmek onları biraz tanımaktan geçiyor. Bu yüzden bu yazıları yazıyorum.
Öyle bir illet ki; tam geçti artık ve özgürüm ben dediğin anda "buradayım ben, hiçbir yere gitmedim" diyen ve korku filmlerinde bir türlü ölmeyen kötü karakter gibi karşına çıkar. Ardından ekler: bu sefer neler bekliyor seni bir bilsen!
Sonrasında dolayısıyla yanıltmacalar başlar. Öyle inanırsın ki gerçeklikten kopmalar başlar ve gerçeklik ile yanılsama arasındaki çizginin bir o yanına bir bu yanına geçip durmaya başlarsın. Asıl insanı yoran da budur. Tamamıyla kopuş yaşayamazsın. Çünkü daha önce de tecrübe etmiş, yanılmışsındır ama yine de inanmaya başlamış, kurgunun içinde yüzmeye başlamışsındır. Algıda seçicilik de bu konuyu tetikler. Her şeyi kendine yorar, kendini herkesin düşman kesildiği biri sanırsın. Taa ki kullandığın ilaçlar etki edip kimyasal dengeyi yani dopamini azaltana kadar. En son; "bu sefer inanmıştım yine kimyasal dengeden dolayıymış" dediğimi hatırlıyorum.
Kısacası; geçmeyen bir durumdur. Tek iyi yanı atak sonrası "ulan ben neler yapmışım" diye gülmendir. Bu; tekrar önemsiz biri olarak yaşamaya başladığını gösterir. Yani; "bir sonraki atak dönemine kadar rahatsın" dediğini duyar gibiyim. :)
Son olarak nasıl bir şey oldugunu bilmesem de normal bir insan olmak isterdim. Yani istediğim sadece; berrak bir zihin. Acaba öyle bir zihin var mı?
Genel görünüm: Belirgin bir vurdumduymazlık, ilgisizlik, donukluk ve çekingenlik hali vardır. Hastalar dağınık, bakımsız görünebilirler. Yıkanmama nedeniyle kokabilirler.
Konuşma ve ilişki kurma: Ses tonu tekdüzedir. Duygularını belli edemeyebilir. İlgi ve dikkatte azalma sebebiyle ilişki kurmak zordur. Konuşmada düzensizlik, dağınıklık, hızlanma, yavaşlama, fakirleşme, mantıkdışılık, kalıplaşmış yinelemeler, hiç konuşmama, ekolali ve çocuksuluk görülür.
Mood- affekt: Duygu azalması ve küntlük hakimdir. Olaylara karşı tepkisi az ya da yoktur. Soğuk ve ilişki kurması güçtürler. Duygu ve düşüncelerinde sığlık ve yüzeyselleşme belirgindir.
Bilişsel yetiler: Bilinç ve yönelim genellikle bozulmamakla birlikte bazı çeşitlerinde ileri derecede gerileme yaşanabilir.
Genellikle hakaret, aşağılama veya delirme gibi akılsız örneklerle kullanılır. bu saçma örneklere rağmen doğrusu psikiyatrik bir hastalıktır. Emin olun filmlerdeki gibi ilgi çekici veya delirme belirtisi olarak görülemez. Sosyal hayatta dikiş tutturamamış olanları çoğunluktadır. ama fark edemeyeceğiniz şekilde olanları yani, hastalık olarak iyileşmiş olanları da mevcuttur. toplumda %1 oranında görülmektedir. En ağır psikiyatri hastalığı olarak bir takım yerlerde kabul görmüş ama iyileşme oranları da tıbbın ilerlemesiyle artmıştır. Normal olarak kabul görülen insanlar ve şizofren insanlar arasındaki suç oranında bir fark görülmemiştir. Yani tehlikeli insanlar değillerdir. Umarım hiç öğrenmek zorunda ve bu süreci yakınınız veya kendiniz yaşamak zorunda kalmazsınız. Çünkü insanın kendisine karşı verdiği savaş en ağır yara açanıdır bana göre.
kendisine bağlı görülen halüsinasyonların, kişinin bilinçaltına dair semboller olabildiği hastalık. bu sembolleri takip ederek kişinin şizofrenisini tetikleyen olayları bulmak mümkündür.
ama her halüsinasyonlu psikozu da şizofreniyle bağdaştırmamak gerekir. şizofren olmadığı halde çeşitli psikozlar sebebiyle halüsinasyonlardan müzdarip olanlar da vardır. bunlar şizofrenlere göre daha şanslı insanlar sanırım.
not: doktor olmadığım için çok ciddiye almayın. sadece okuduklarımdan yola çıkarak yazdım bunları.
Genetik faktörlerin etkisi kadar çevresel faktörlerin de etkisi vardır bu hastalıkta. Uyuşturucu kullanımı vs. bu tür vakaları tetikler. Toplum tarafından şizofreni tanısı konulan insanları “neşe kaynağı” olarak tanımlayan mahalle abi ablaları olsa da tanıdığım danışanların genelde sosyal hayatı olmuyor, hatta gelen sanrılarla çevresine zarar verip genelde hukuksal yönden uğraşıp duruyorlar. Olan ailelere olur genelde. Biz üç nesildir şizofreni hastalığıyla uğraşıyoruz. Hatta büyük dayımın doktoru Müge Anlı Hanımdaki o doktor… şimdilerde de ben psikolojik tedavi görüyorum. Geçen gün kendimi cenin pozisyonunda “ayıl” derken buldum. Daha kötüye gitmekten korkuyorum
Nadiren de olsa çocuklarda görülen durum. 9 yaşında bir çocuk düşünün. Çok sevimli. Al kucağına sev. Dünyalar tatlısı. Aynı çocuk sabah kalktığında birden piskopata bağlamış, korku filminden çıkmış bir karakter gibi. Yanına 5 metreden fazla yaklaşsan boğazını kesecek gibi bakıyor. 2 gün sonra eski haline geri dönüyordu. Tedavisi de pek yok. Allah aileye sabır versin.
gerçek ve gerçek dışı arasında ayrım yapılamayarak, bunların birbirine karıştırılması sonucu sağlıklı bir düşünce ve duygu durumdan bireyi uzaklaştırarak anormal davranışlara sebep olan ciddi bir beyin rahatsızlığı. hastalar; çarpık düşünceler, halüsinasyonlar, korku ya da paranoyalara bağlı saldırgan davranışlar gösterebilir. erken teşhis ve tedavi çok önemlidir.
3 farklı şizofreni hastasıyla karşılaşmama rağmen onlar söylemeden şizofren olduklarını farketmemiştim. şizofreni hastalarıyla terapi yapmak eğlenceli olsa da insan biraz tedirgin olmuyor değil.
fenerbahçe camiası yöneticileri tarafından "hakaret" anlamında kullanılan bir hastalıktır. tez zamanda aklın, liyakatin, hakkın, empatinin hakim olduğu bir ülkede yaşamak dileğiyle.