eksikliklerini görebilmesi için güzel bir fırsat daha yakaladı kendisi. nitekim doğal şampiyonluk adayı dört rakibinden sadece birine gol atabildi, gol atamadıklarının ikisine yenildi... ki o yendiğine de yenilmesi ya da berabere kalması çok olasıydı. hal böyle iken önde baskıyla rakibi boğan oyununun lig seviyesine göre daha kaliteli ayaklara sahip takımlar karşısında işi çözemediğini de anlamış olması lazım. elbette şampiyonluk sadece şampiyonluk adayı takımları yenerek gelmiyor. ama bir noktada iş şampiyonluk adayı bir takımı yenmeyi gerektirebilir ve bu noktada gereğini yapmak için uygun oyunculara sahip olmak şart.
detaylı bir maç analizi yapmak niyetinde değilim ama kadrodaki stoper sayısı izin verdiği ölçüde üçlü oynamaya çalışan, üçlü değil dörtlü oynarken bile arao'yu iki stoper arasına sokarak yine üçlü görüntüsü veren takımın mutlaka hızlı ve bu oyunu oynamaya imkan tanıyacak bir stopere ihtiyacı var. aslında vardı bu adam, ama napoli'ye satıldı. geri almak olası değil ama benzerini bulmak mümkün. haricinde, benim de şahsen beklentimin yüksek olduğu ama şanssızlıktan yakası bir türlü kurtulmayan ve tam toparlanacak derken muhtemelen sezonu kapatan pedro yerine de birisi bulunmalı. nitekim dönecek mi belirsiz, nasıl dönecek orası daha belirsiz. nitekim eldeki tüm yardımcı santrafor ve forvet tiplemelerinin bir ana santrafora ihtiyacı var. ve bu profildeki tek adam bugün icardi'ye asist yapan serdar dursun...
25 şubat 2023'te konyaspor'la mücadele ettiği maçta taraftarları hükümeti istifaya çağıran slogan attıkları gerekçesiyle 4 Mart 2023'teki kayserispor karşılaşmasına seyirci götürememe cezası kesilen futbol kulübü. haber linki
Kayseri İl Spor Güvenlik Kurulu vermiş bu kararı. "kararın gerekçesi budur" şeklinde bir beyana ulaşamadım henüz ama kastın bu yönde olduğuna şüphe yok. kayserispor 4 mart'ta rizespor'u falan ağırlayacak olsa böyle şeyler yaşanmayacaktı bunu da biliyoruz. vatandaşlar artık yalnızca tribünde 'toplantı ve gösteri' yapabiliyorlar. anayasal hakkın sıkıştığı yere bakın, passolig gözleminde 6222 kılıcı tepede sallanırken buluşulan bir tribün. gel de "son kale fenerbahçe" deme şimdi.
yeni türkiye denen sistem(?)in de sorunu bu işte. biri zart diye bir karar alıyor. zort diye uygulanıyor. usule, hukuka ve aykırı olunabilecek her şeye aykırı olduğu bilindiği halde o karar düzeltilene kadar iş işten geçmiş oluyor.
9 temmuzda ilk hazırlık maçını 27 temmuzda ilk resmi maçını yapacak olan ama henüz hocası olmayan tuttuğum takım. geçen sene nasıl da umutlu girmiştik bu sürece. herşey belliydi. yine de bir faydası olmadı.
işin açıkçası jesus'un sezon sonunda ayrılacağı gayet netti. hatta kendisi kalmak istese bile takımdan bir çok ismin kendisiyle çalışmak istemediği de bilinen bir gerçekti. ama bu böyle olmasına rağmen jesus'un gittiği günün akşamında hoca açıklanmadı. mali genel kurulda açıklanır dedik, çerçevesi çizildi ama açıklanmadı. ve o çerçeve o kadar dar ki... ya da biz konuşmanın başı ile konuşmanın sonunun bağlantısız olduğunu anlamıyoruz.
konuşma şöyle: "Camiayı bilecek, camianın evladı olacak, Samandıra'ya ruh aşılasın düşüncesi de var. Türkiye'yi bilen yabancı hoca 3'ü geçmiyor. Türkiye'yi bilen, burada yıllarca hocalık yapmış, bize uyabilecek hoca dediğiniz zaman 4'ü geçmiyor. Bir sürü isim atılıyor, siz olumsuz anlamda heyecanlandırılıyorsunuz. Sosyal medyada tepkiler yağıyor. Camiayı bilen, ruhu bilen 2 tane Türk hoca ortaya çıkıyor. İsim olarak söylemiyorum. Anlaşma olmadan hiçbir şey söylenemez. Camiayı iyi bilen bir Türk hoca ile çalışacağız."
şimdi buradan anladığımız, yeni hoca camianın evladı bir türk olacak. boşta olan türk hocalardan abdullah avcı ve sergen yalçın için camianın evladı diyebilir miyiz? diyemeyiz. her ne kadar sergen yalçın fenerbahçe'de oynamış olsa da bir camianın evladı denilecekse o camia beşiktaştır. fener değil. avcı keza tamamen alakasız. bu durumda camianın evladı söylemi bu iki hocayı elememizi sağlıyor.
camianın evladı diyebileceğimiz teknik adamlar kimler peki. aykut kocaman, ersun yanal, emre belözoğlu, volkan demirel, ismail kartal, erol bulut...
kocaman olabilir mi? mümkün değil. ki zaten kendisinin en son başakşehir performansı berbat ötesiydi. yanal olabilir mi? imkansıza yakın. bulut tekrar denenebilir mi, denenmez ve zaten adam ingiltereye gitti. emre peki? e o da olası değil. geriye iki seçenek kalıyor. jesus'dan önce takımın başında olan kartal ve hatay'ın hocası demirel.
işin garip yanı, benim aklıma gelen 6 aday da ali koç döneminde görev aldılar. aykut koç başkan seçildiğinde görevde olan hocaydı, gönderildi, yanal, siz benim vizyonumu anlamamışsınız diyerek getirmem dediği hocaydı, getirdi, kendisini emre yedi. emre sportif direktör oldu, bulut'u getirdi, bulut tutmayınca sezonu emre bitirdi, gönderildi. kartal işler boka sarınca takımın başına kondu ama iyi gitmesine rağmen jesus sevdasına yollandı. demirel bizzat kendisi hocalık yapmamış olsa da yardımcı hoca olarak bu süreçte görev aldı. yani camianın evlatlarının hepsi, 5 yıllık süreçte bir bir harcandı. şimdi yine camia içerisinden bir fatih terim çıkartma sevdasına düşmüş durumdayız...
açıkçası, kim gelecekse jesus gittiği gün gelmiş olmalıydı. yani bir karar alınmış ve aday sayısı ikiye düşürülmüş ama sonuç halen sıfır. belki ben bu satırları yazarken açıklanmıştır, onu bilmiyorum. ama kim olursa olsun, adının konması gerektiğini düşünüyorum. ha bana sorsalar getirim yılmaz vural'ı. bi denemedikleri o kaldı zaten.
işin aslı sorunu hoca değildir. yani ben jesus'a, derbi kazanamamasına rağmen, kötü hocaydı diyebilir miyim? diyemem. ve bu isimlerden hangisi gelirse gelsin, yine iyi kötü hocalık yapacaklardır. lakin hocanın işi rakip takımı ceza sahasından uzak tutmak, kendi takımını ise ceza sahasına sokmaktır. sonrasında golü engelleyen de golü atan da takımdır. işte bu noktada iş kaliteye dayanır. çünkü bu ligde bazı takımlar kapan çıkma oynadığından ceza sahasına onlarca kere giremezsiniz. bazı takımlar ise öyle ya da böyle ceza sahanıza girdiklerinden duvar örseniz fayda etmez. haliyle mevzu bir noktada atanın da tutanın da iyi olacağa gelmiş olur. galatasaray muslera ile bu kadar çok şampiyonluk almışsa ve şampiyonluk aldığı sezonlarda atanı da iyiyse, durup bir düşünmek gerekir bence.
çok uzattım. bu sene işin açıkçası benim de umurumda değil. ben koç şampiyon olamaz ise aday da olmaz diye düşünüyorum. haliyle şampiyon olmaya aday bir kadro oluşturması ve hocasını da bir an önce belirlemesi lazım. fenerbahçe'nin buna ihtiyacı var. ancak her halükarda, geç kaldı. jesus veda ettiği gün hocası da açıklanmalıydı bu takımın. iki isim var diyip hala açıklayamaması ise ayrı skandal. ya kendi kendilerine gelin güvey oldular, ya da bilmiyorum nedir sebebi.
ha şimdi bu kadar yerli ve milli dendikten sonra yarın montella falan açıklanır mı? olabilir. fenerbahçe bu. bielsa kalibresi dedikten sonra vitor getirmişliğimiz var.
neden kaleciye ihtiyacı olduğunu ve neden orta saha merkezinin değişmesi gerektiğini ilk maçında göstermiştir tüm izleyenlerine.
çok kaliteli ayaklar alındı evet ama yetmez. kredisini tüketmiş bu kadar çok yerli varken takımda, o tükenmişlerin başında gelen altay ile sezonu bitirmek mümkün değil. kötü kaleci mi altay? bence değil. ama hocasının sahip çıkıp desteklediği bir sezonda sözleşmesini yenilemesinin akabinde ameliyat olması ile son bağlarını da koparttı taraftarıyla. haliyle bugün yediği saçma gol, yumruklaması gereken topu tutarak kalenin içine girmesi, hep bu yüzden. çünkü adamın basireti bağlanıyor o statta kendi taraftarı önünde. gitsin başka takıma, vay arkadaş altay böyle miymiş deriz bence...
neyse, öyle ya da böyle sezona üç puanla başladı. iyi başladığı maçı klasik fenerbahçe olarak bitirdi. yine taraftarına rahat bir maç izletmedi. olsun. birgün elbet o da olur. ama mutlaka 1 ve 6 numara transferlerinin tamamlanması şartı ile. 19 yabancıya çıkacak biliyorum ama lincoln dondurulduğuna göre gönderecek 4 adam da bulunur. arao, gustavo, king ve crespo...
son yıllarda iyi hoca - kötü takım, kötü hoca - iyi takım gibi tüm varyasyonları denemiş ve başarısız olmuş bir kulüp. bu başarısızlıklardaki etmenlerden birisi de saha dışı olumsuz faktörlerle uğraşırken takımı bunun dışında tutmayı başaramayan kötü yönetimdi. bu seneyi de dahil etmek gerekirse, saha dışı etmenlerle uğraşırken topçunun eline megafon vermekle kurultaya çağırmak arasında çok fark görmüyorum açıkçası. neyse;
ben pereira gibi vasatın üstünde bir hocayla başlanan sezonun aslında yukarda saydığım bileşenlerin doğru bir birliktelik yakaladığını düşünüyorum. kadro da hocayla aynı paralel kaliteye sahipti. o sezonu da hasbelkader iyi hoca - iyi kadro olarak değerlendirebilirim. lakin orada da fenerbahçe bu ikilinin yanında gene kötü yönetim bileşeniyle yer aldı. üçlü oynatmak başta olmak üzere manasız bir çok sebeple hocasının başı sosyal medya ve yazılı - görsel basında yenirken onun yanında duramadı ve bence büyük bir fırsat kaçırdı.
kısacası fenerbahçenin başarısı için üç faktörün istisnasız yan yana gelmesi gerekiyor. iyi hoca, iyi kadro ve iyi yönetim. saha dışıyla mücadelede fenerbahçe yönetimi bu sene fena değil, kadro uzun yıllardır olmadığı kadar iyi; en azından lider karakterde birden fazla oyuncusu var, stoperleri ligin çok çok üstünde, oyuna etkisi inanılmaz oyuncuları var, yıldız yedekleri var, iyi paraya okutacağı yıldız adayları var, var da var.
lakin el freni tadında, berbat bir teknik direktörü var. ve ne yazık ki, fenerbahçe'nin böyle bir teknik direkörle başarı şansı yok.
bu kadron seneye korunacak mı bilmiyorum. önemli kayıpları olacak muhtemelen. önemli oyuncuları biraz daha yaşlanacak. yüksek ihtimalle de seneye yeni bir yapılanmaya gidilmesi gerekecek.
ali koç'un fenerbahçe'nin nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda artık problem yaşamayacağını düşünmekle beraber seneye ismail kartal'la devam edilmemesi ve giden oyuncuların yerine aynı karakterde oyuncular koyulması durumunda bu senekinden çok da farklı bir yerde olacağını düşünmüyorum takımın. şu çok net ki ismail kartal ne uzun ne de orta vadede fenerbahçe'nin ilacı olacak kalibrede değil ve yerine, kurulacak kadronun karakterine uygun iyi bir teknik adam gelmesi çok önemli.
Konferans ligindeki konumu için yazık olmuştur. Oluşturulduğu ilk günden beri düşüncem, konferans ligi bizim ülkemizin takımları için çok önemli bir lig.
Avrupa'nın ilk beş liginin dominasyonunu kırabilmek için büyük şans. Yakın bir gelecekte umarım bu kupayı bizim ülkenin takımlarından biri alacak ve bu ülkenin takımlarının da kurumsal Avrupa performansları için bir temel teşkil edecek.
Ondan sonra uefa için ciddi düşüneceğiz ve en azından şampiyonlar ligi dışındaki liglerde bir ağırlık koyabileceğiz.
Şampiyonlar Ligi için ise bir şeyler yapabilmemiz, uefa ve konferanstaki performansımıza bağlı olacaktır diye düşünüyorum.
Fener, bu kupayı alsın diye çok istiyordum, çok üzücü oldu.
birkaç gün içerisinde gelecek üç senesinde dümeninde kimlerin olacağı belirlenecek. ama bence bu seçimden çıkan sonuç üç seneden çok daha fazlasını belirleyecek.
seçimde iki aday var. birisi 20 yıl boyunca bu kulübü yönetmiş efsane başkan aziz yıldırım. onun bıraktığı gemi uefa'nın en riskli avrupa kulüpleri listesinde 2. sırada yer alıyor. yani uefa aziz yıldırım'ın fenerbahçesinin son hali için bu kulüp batıyor uyarısı yapıyor. ha uefa bu hesaplamayı bir tarafından uydurmuyor. kulübün mevcut borç yapısıyla olası gelirlerini karşılaştırıyor ve bu gelirle bu borcun ödenmesini mümkün görmüyorsa riskli kabul ediyor.
biz de 2018 yılındaki verilere bakalım. bağımsız denetim kuruluşu raporuna göre fenerbahçe'nin aziz yıldırım'dan ali koç yönetimine kalan borcu 622 milyon euro tutarında. transfermarkt verilerine göre aynı dönemde fenerbahçe'nin kadro değeri 75 milyon euro iken gs 92 milyon euro, bjk 123 milyon euro kadro değerine sahip. ligde şampiyonluğu alamamış ali koç'un yönetiminde geçen 6 yılın ardından son durum ise şöyle. borç 300 milyon euro, kadro değeri 192 milyon euro. bu altı yılda diğerleri ne olmuş, gs 181 milyon euro, bjk 130 milyon euro kadro değerine ulaşmış. yani ali koç yönetiminde geçen 6 senede, borsadaki yatırımcısına da gayet güzel kazanç sağlayan fenerbahçe, kurdaki korkunç artışa rağmen, mevcut borcunu yarıya indirirken kadro değerini 2,5 katına çıkartmış. rakamlar yalan söylemez.
şimdi bir takım andavallar çıkıp ekonomi önemsiz falan diyeceklerdir. önemli olan sportif başarı. manevi olarak bu fikre katılabilirim. ama manevi hazza ulaşan yol maddi gerçeklerle ilişkisiz olamıyor ne yazık ki. ne diyon lan sen diyen varsa açsın lig tablosuna baksın. fener ile gs'ın kadro değerleriyle ligde topladıkları puanları karşılaştırsınlar. bu sezon nasıl oldu da puan rekoru kırıldı diye gereksiz bir düşünceye kapılmamış olurlar bu sayede.
sportif başarıyı kalıcı kılmanın yolu ekonomik olarak güçlü olmaktan geçer. ali koç devraldığı enkazın altından elini dışarı uzatmayı başarmış bir başkandır. aynı ivmeyle hareket ettiğinde de kalıcı başarıyı sağlayacaktır. aziz yıldırım neredeyse sıfır boçla devraldığı kulübü çıkmaza sokmayı başarmış başkandır. evet efsanedir. ya da efsaneydi. evet kendisini çok sevdik. evet fener için hapis bile yattı. raconları muhteşemdi. ama o yıllar artık geride kaldı. 90'larda yaşamıyoruz. bu çağda raconla kulüp yönetilmiyor.
eğer aziz kazanırsa, ki umarım kongre üyeleri benim kadar mantıklı düşünebiliyordur, o durumda zaten kazanamaz, ama diyelim ki kazandı, fenerbahçe'yi yine borç batağında bırakıp gidecektir. çünkü her iki başkanın da yaptıkları yapacaklarının teminatıdır. aziz yıldırım'la geçen süreçte en çok şampiyon olan takımın gs olduğunu da unutmamak gerekir. nitekim kendisi 21 sezon başkanlık yapmışken 6 şampiyonluk alabilmiştir. (o 21 sezonda gs'ın şampiyonluk sayısı 10'dur.)
Aylardır Ersun Ersun diye bağırıp duran taraftarına sorayım; gördünüz mü Ersun'u sikimokkolar. Yok aykut'u istemeyiz, yok cocu'yu istemeyiz, yok koeman'ı istemeyiz diye diye siktiniz takımı, alın cebinize sokun Ersun'u.
Kaç yıllık Beşiktaş taraftarıyım ve diyorum ki, biz böyle zulüm görmedik be arkadaş! Bu geceki bursa spor maçı da tüy dikti resmen.
Güzel ülkemin büyük klüplerinden birisinin bu halde olmasına cidden üzülüyorum. Futbol takımına bir kurşun döktürmek lazım olmadı kurşunu futbolculara sıkmak lazım kökten çözüm için. Siri bile efkar yaptı resmen.
Ersun yanal’a güveniyorum. iyi kadro kurulursa olmamamız için bi sebep de yok. Zaten fenerbahçe ne zaman kötü bi sezon geçirmiş olsa, ertesi yıl hep şampiyon olmuş. taraftarın sabrı kalmadı.
“Sevdikkk seniii, her şeyden çokkk; fenerbahçe bize bu yoldan dönüş yokkkkk!”
kendi sahasında eksik kalmış rakibine karşı üstünlük kuramayan takımım. sahadaki oyuncu sayıları eşitlendiğinde daha da bir bocaladı.
vakti zamanında aykut kocaman'a de souza ile mehmet topal'ı oynatıyor diye kızılıyordu. şu an emre, gustavo, ozan, ya da tolga, gustavo, ozan oynuyor, kimse kızmıyor. hatta bugün tolga çıktı, jailson, gustavo, ozan oynadı falan filan. ersun hocam sloven salih uçan dediğin miha zajc sana neetti?
maç kazanıyor mu? evet. ama kaybetmesi de çok olası. çünkü bugün galibiyet golünü değme santraforun atamayacağı bir kafa golünü atan serdar aziz sayesinde aldık. altay'ın kurtarışları da cabası. ve sonra çıkıp ersun hoca diyor ki fenerbahçe böyle oynamaz. evet. böyle oynamaz. ama sen oynatıyorsun. çünkü kadro tercihlerin böyle oynatıyor...
şu an lider. 20 puanla ve maç fazlasıyla. tüm maçlar oynandıktan sonra da lider de kalabilir. yine de bir şeyler hatalı. eksik.
başkan yanlışlarına hala devam ediyor, uzun uzun yazmaya gerek yok. herkes anlamıştır.
ek olarak; sağ bek ve sol bekin geri dönme ihtimali bile beni delirtmeye yetiyor. yapma başkan. dünyada oyuncu mu kalmadı? nerede scout ekibin? hani? üzgünüm ama gelirlerse, bendeki kredin biter.
Bu hava ve seviyede devam etmesini istedigim kulubum.
Takimin istahi iyi, hoca da b ve c plani uretmis. Hizli oynuyoruz. Ligte tek rakip Gs gibi gorunuyor, ki onlarda da huzursuzluk hakim, digerlerinde sampiyonluk potansiyeli goremiyorum. Boyle bi ortamda sampiyon olalim artik.
an itibariyle filip novak transferini de duyuran türkiye'nin en fazla taraftara sahip spor kulübü. transfer videoları da efsane olmuş. novak'ınkine bayıldım.
transferlerde bir kaan ayhan'da yanıldım, bir iki beklediğim daha var, bir çoğunu teknik direktör de dahil kulzos oyun grubunda konuşmuştuk. bunlar olacak diye. hayırlısı olsun diyelim. bu pis düzende, bu kara batakta, var olabildiği kadar olsun kulüpler. bi futbol zevkimiz kaldı geriye çünkü hayatta.
İstanbul sözleşmesi ile ilgili yaptıkları açıklama ile duyarlılıklarını ve cesaretlerini takdir ettiğim kulüptür. Üyelerinin ve gönül verenlerinin defaatle dile getirdikleri, "Türkiye'nin en büyük sivil toplum örgütü" açıklamalarına yakışan bir açıklamada bulunmuşlardır. tebrikler Fenerbahçe yönetimi.