mehmet ada öztekin'in kaybedenler kulübü yolda ile adeta kendi elleriyle yok ettiği yönetmenlik kariyerini tekrar ayağa kaldırmak için çektiği apaçık belli olan, uyarlaması olduğu iddia edilen 2013 yapımı 7-beon-bang-ui seon-mul'dan oldukça farklı ilerleyen (ve bence bu nedenle uyarlama olarak görülmemesi gereken), aras bulut iynemli'nin müthiş başrolü sayesinde 2020'deki antalya altın portakal film festivali'nden 1 ödül ve 1 adaylık ile siyad'dan 1 adaylık kopartabilmiş, tutarlılığı süresinin uzunluğuyla ters orantılı olarak berbatlaşan 2019 yapımı türk filmi.
güney kore versiyonunu da izledim. doğrudan bir komedi filmi ayrıntılarıyla dolu ve "yong-goo" karakterinin izleyiciyi gülümsettiği anları kahrettiği anlardan daha fazla olan bir filmdi o. bizim versiyon ise, doğrudan '80 darbesi dönemini fonuna yaslayıp korkunç egoların gölgesinde hayatta kalmaya çalışan engelli bir baba hikayesi anlatmaya çalıştığı için bir süreden sonra dramın içinde yüzdüğünü fark etseniz bile, içinden çıkamadığınız bir dünyaya atıyor sizi. ben filmi hem boğucu hem sıklıkla sıkıcı hem de kırsal hayatın gerçekleri üzerine ettiği lafları boyundan büyük buldum. ilker aksum'un canlandırdığı "askorozlu" ve mesut akusta'nın canlandırdığı "yusuf" karakterlerinin sıfır derinlik içermesi, yurdaer okur'un canlandırdığı "yarbay aydın"'ın dönemin militarist bakışını çok keskin çizgilerle belirtmesi ve deniz baysal'ın canlandırdığı "köy öğretmeni mine"'nin hem içi boş hem de yapaylık içinde yüzen bir karakter olması beni filmin henüz yarısı dolmadan kendisinden soğutmuştu. iynemli olmasa, bitiremezdim büyük ihtimalle.
vasat olmaya çalışan romantik komedilerde bile yer yer ağlayan bir izleyici olarak 7. koğuştaki mucize'nin beklenen sonu ve gölgesinden korkulan darağacının filmin son kısmındaki gerçekliği tamamen yok etmesi nedeniyle, bir saniye bile duygulan(a)madım. gene de, son yıllarda, darbe dönemi ile ilgili yapılmış ve özellikle ege bölgesi içinde gerçekleşen hukuk katliamlarından birini geniş geniş anlatabilmesi sayesinde izlenebilir görüyorum. çok fazla abartmamak ve öztekin'in tamamen popülist bir yönetmen olduğunu kanıtladığı eski işlerini unutmadan izlemek gerek tabii.