Siyah önlüklerin giyildiği, bir sınıfta ortalama 60-80 / bir sırada ortalama 3-4 öğrencinin oturduğu, günümüzün "kulüp, cemiyet" kavramlarının ta ilkokullardaki izdüşümü olan "okul aile birliği" gibi sözde yararlı oluşumların yer aldığı dönemde, gayet de normal karşılanan tavra sahip öğretmenlerdi.
'Toplum baskısı' denilen mefhum, insanların sadece dış görünüşlerini etkilemekle kalmadı, aynı zamanda geleceklerini tayin etme süreçlerindeki tüm kararlarında da etkili oldu. Klasik tarih saptamalarına girmek istemem ama toplumsal sosyoloji evrelerinden ve kültürel inşaatın oturduğu zeminden bağımsız düşünemeyeceğimizi de vurgulamak isterim. Bir de modern iktisat teorilerini eklemek gerekir ama o zaman işin içinden hiç çıkamayız.
İlkokulda ebeveynlerin mesleklerinin yanı sıra, çocuklara "ileride ne olmak istiyorsun?" gibi saçma sapan sorular da sorulurdu. Altı, bilemedin yedi yaşındaki bir çocuktan mesleki tanımlara haiz olmasını beklemek ve bunun sonucunda da aldığı cevap neticesinde "hehehe ay ne zeki oğlunuz var annesi, doktor olmak istiyormuş." gibi durum tespiti yapmak da bir o kadar saçmalıktı. Bu yaşıma geldim, bunca insan tanıdım ama yaşamını inşa etme sürecinde "ileride terörist, katil, hırsız, vs,. vs, olmak istiyorum." diyen bir çocuk / ergen / yetişkin görmedim, duymadım. Hepimiz, istisnasız hepimiz "mühendis ya da doktor" olmak isterdik. Niye ? Çünkü doktor veya mühendis olursak vaat edilen, toplumun her kesimi tarafından üzerinde mutabık kalınmış mükafatlar vardı:
-Toplumda edineceğin statünün başrol oyuncusu olacak olan 'para', -"ay kızımı ne mühendisler istedi de vermedim." diyerek sadece mühendis unvanına sahip olmanın yetmeyeceğini, daha çok para kazanan bir mühendis olman gerektiğini gözüne sokacak olan bir kayınvalide adayı ile kendisinin prenses kızından oluşan bir aile kurma imkanı, -anne/babanın sürekli "ay nursel, bizim oğlan da mühendis çıktı." diye böbürlenmesine olanak sağlayacak olması, vs.,vs.,vs.,
Ama öte yandan bazı toplumsal özdeyişlerimiz de vardı;
"Babası neydi ki oğlu da ne olsun.." "Anasına bak, kızını al..."
Bu coğrafyada insanlar, birey olarak yetiştirilmediler / yetiştirilemediler. Siyaset tarihi üzerinden sayfalarca inceleyebiliriz ama gerek yok. Dinler, iktidarlar, toplum mühendisliğine çok ama çok eski yıllarda başladılar. Babası gibi zeki, annesi gibi güzel, ibo'nun küçüğü, şota'nın büyüğü, hami'nin ortancası, vs., gibi tanımlamalarla insanları hep bir başkasına benzemek ve bununla övünmesi gerektiği inancıyla baş başa bıraktılar. Herkesin muhakkak bir rol modeli olması gerekirdi; o rol model kişileri de belirleyen en önemli etmen toplumsal statü ve haliyle paraydı. Tıpkı şimdi olduğu gibi..
Neyse, bu sorulara maruz kalan bizim kuşağın temsilcileri de artık çocuk, hatta azıcık zorlasalar torun sahibi olacak duruma geldiler. Eminim ki çocuklarına mühendis, doktor olmayı değil; 'insan' olmayı öğretiyorlardır ve şayet o soruları soran öğretmenler hala kaldıysa da kendilerine,
"annem ve babam, insandır; sadece insandır." diyebilecek ve bununla gurur duyacak evlatlar yetiştiriyorlardır.