türkiye'nin 80 barosunun (ardahan'da baro yok, yani türkiye'de 80 adet baro var) yani yönetimsel anlamda oybirliği denilen çoğunlukla katılım gösterdiği, akp ve mhp'nin doğrudan doğruya baroların birliğini ve avukatlık mesleğinin saygınlığını bitirme çalışması olan kanun değişikliği tasarısına protesto mahiyetinde seslerini duyurma çabasıyla yapılan son yılların en büyük sivil eylemi. her ilin baro başkanı polis eşlinde sembolik de olsa 3 gün boyunca günde 10-12-15 km kadar yürüyerek bulundukları şehirden çıkıp ankara'ya ulaştılar. yurdun her köşesinden gelen bu avukatların eylem planında toplanıp anıtkabir ziyaretinden sonra tbmm'ye gidip avukatların ve baroların sorunlarından, böyle bir değişiklik teklifinin fetö projesi olduğundan ve mesleğe zarar vereceğinden bahsetmesi vardı. ancak ankara'nın girişinde baro başkanları polis ile karşı karşıya geldi ve şehre sokulmadılar. bir sürü itiş kakış, darp ve yumruk kameralara yansıdı, ülke gündeminde şu anda 105 bin twit ile birinci sırayı aldı, avukatlar ankara'ya bir türlü alınmadı ve onlar da oturma eylemi kararı aldılar, oturamazsınız denildi, ankara büyükşehir belediyesi tarafından avukatlara çadır gönderildi ancak polis tarafından çadırlar kurdurulmadı. peki bütün bunlar neden oldu, oluyor?
öze geçersek:
akp son yıllarda özellikle her istediği atı koşturabilmeye başladı. önünde ona karşı görüş bildirebilecek hiç kimse kalmadı. hakimlerin/savcıların nasıl atandığına dair geçen hafta ortaya çıkan "referans" mektubu malumunuz zaten. satın alınamayan bir tek ttb ve barolar yani avukatlar kaldı. sayın cumhurbaşkanı zaten birkaç ay öncesinde ttb ve baroların yapısıyla alakalı değişiklik yapılması gerektiğini bizzat söylemişti. hal böyleyken getirilen teklifte çoklu baro ve seçim sistemi değişikliğinin gündemde olduğu söyleniyor ancak kamuoyuna net bir bilgilendirme de henüz yapılmadı. barolar işte seçim sistemi değişikliği konusunda ve en çok da çoklu baro düzenlemesi konusunda sert ve net bir tavır sergileyip adeta bir yekvücut olmuş haldedir. savunmanın parçalanmaması ve zaten ağır aksak işleyen veya işlemeyen adaletin ülkemiz adına tabutunun son çivisinin çakılması demek olan ve geçmişte bir fetö projesi olan çoklu baro nedir?
bir şehirde (örneğin istanbul, ankara veya izmir) belli bir sayıya ulaşan (örneğin 2 bin) ayrılıkçı avukatlar isterse kendi barolarından ayrılıp başka bir baro kurabilecekler. şartları unsurları elbette ki bu kadar basit değildir ancak dediğim gibi net bir bilgi olmadığı için şu an kesin verilerle konuşamıyorum ayrıca çok detaya boğup sıkmak istemiyorum. önemli olan çoklu baro denilen bu garabetin hukuk birliğini, yargıya duyulan güveni ve adaleti yok edeceğinin bilinmesi gerekliliği. şöyle ki; ben kayseri'de x barosuna kayıtlı bir avukatım ve bu baro atatürkçü çizgiye yakın avukatların toplandığı bir baro olsun, diğer bir baro da akpli avukatların toplandığı bir y barosu olsun. davaya girerken x veya y barosuna kayıtlı av bilmem ki diye zapta geçiyorsun ya orda vekil kısmını, hah işte orda hakime doğrudan doğruya bir taraf belli etmiş oluyorsun işte. ben akpli baronun avukatıyım veya ben şundan olan baronun avukatıyım gibi. yargıyı zapturapt altına almak demektir bu. kaldı ki, barolar kamu kurumu niteliğindeki anayasal güvence altındaki mesleki kuruluşlardır. sıradan bir sendika yahut meslek odası değildir. bu düzenleme ülkedeki hukuk birliğini tamamen parçalar ve hukuk birliğinin parçalanması da üniter yapımızı çökertir ki bu da ülkeyi felakete sürükler. üniter yapının en güçlü harcı hukuk birliğidir. sen ülkede hukuk birliğini yok edersen o ülkede hiçbir şeyi bir arada tutamazsın.
peki iktidarca baro seçim sisteminde değiştirilmek istenen nedir? olay çok kısa şöyle özetlenebilir: barolarda 2 yılda bir seçim yapılmaktadır. diyelim ki istanbul barosu'nda yapılan seçime 5 farklı başkan adayı katılıyor ve her başkan adayının yönetim kurulu adayı üyeleri vardır. ve yine başkan adayının aday delegeleri vardır ki bu aday delegeler de seçilince tbb'ye gönderilecek delegelerdir. seçim yapılır, seçimde en çok oyu alan aday baro başkanı seçilir, baro başkanı seçilen kişinin yönetim kurulu adayları yönetim kurulunu oluşturur, delege adayları ise tbb'ye gönderilecek delegeleri oluşturur. akp'nin istediği ise daha demokratik ve çoğulcu bir katılım olması amacıyla (eminim öyledir) seçim sistemini değiştirelim ve nispi temsil olmasıdır. nispi temsil uyarınca ise olacak olan şudur: en çok oyu alan başkan olacaktır, ancak yönetim kurulunda diğer adayların yönetim kurulu adaylarından kimseler de olabilecektir. yine delegeler de hakeza öyle... tıpkı belediye meclisi gibi düşünün. nasıl ki belediye başkanı seçilirsen aynı zamanda parlamentonun da çoğunluğunu almak zorundasın, yoksa iş yapmanın önüne geçilebilir, sırf sen bizim partiden değilsin diye yapmak istediğin her şeyin önüne engel konulabilirse, barolar da bu hale gelebilir. oysa demokrasi denilen şey bürokrasinin her yerinde tabana kadar bu derece yayılmak zorunda olan bir şey değildir. futbol kulüplerinde başkan ve yönetim seçimleri de mesela barolardaki seçim mantığıyla benzemektedir. bir nevi başkan kimle daha rahat çalışabilecekse o kişiyi daha önceden seçip ekibine dahil eder ve o insanlar bilinirken seçilir ve o insanlar 2 sene yönetirler baroyu. memnun kalınmazsa da 2 senenin sonrasında seçmezsin olur biter. ama bizim aşırı demokrat iktidarımız sözde anti demokratik olduğu için baro yapısına kadar her şeyi değiştirmek istemektedir. çok sevdiğim bir dostumun deyişiyle: bu ülkede güzel olan, düzgün olan, köklü olan her ne varsa hepsini yok etmeye yemin etmiş kadar kötüler...
son olarak, avukatlar tarih boyunca köle kullanmadılar, ama efendileri de hiç olmadı. mesleğimizi icra ederken hiç kimseye hele de ne iktidara tabiyiz. satın alınamadan direnen son kale avukatlardır ve bunun hıncıyla bugün üzerimize gelinmektedir. diyeceğim şu ki, bunların hepsi geçer. bugün bu düzenleme yasalaşsa da bir gün yine düzelir her şey, tıpkı 10 sene kadar önce fetöcü polislerin ve dönemin muktedirlerinin yine kumpas davaları sırasında avukatlara gösterdikleri muameleler bugünküleri aratmazken, gün gelip avukata nasıl mecbur kaldılarsa, gün gelir yine savunulma hakkına ihtiyaçları olduğunda avukata mecbur kalacaklardır. hakkı savunan bir mesleği ne kadar rencide eder ve itibarsızlaştırırsanız gün gelir bozduğunuz terazide sizin olası yargılanmanızda sizi savunacak mekanizma da o kadar işlevsiz olacaktır.
genç bir avukat olarak, şahsım adına ankara'da baro başkanlarımızı şehre sokmayarak anayasal suç işleyen ve darp eden kolluk kuvvetlerini, onlara bu hukuksuz talimat ve emri veren amirlerini (hiyerarşik olarak en üst olan her kimse, ona kadar hepsini) kınıyorum. prensip gereği terör suçlarında müdafilik yapmıyordum. bugün bu prensiplerin arasına bir yenisi eklendi: avukatlar aleyhine işlenen hiçbir suçta da ne olursa olsun müdafilik yapmayacağım.