Diğer branşlarda olduğu gibi yabancı dil branş derslerinde de tam manasıyla sistemin oturmadığı, eğitim seviyesindeki akışın sağlanamadığı, hepimize büyük yük olmuş bir konudur. Hele ki türkiye'de ise boyut bambaşka alanlara kayıyor.
Elbette bütün suçu okullara, eğitime, sisteme, öğretmene atmamak gerek. Ancak unutulan bir şey var ki, öğrenci seviyesini göz önünde bulundurmadan ezbere dayalı bir öğrenim sunulması. Her bir öğrencinin anlama, kavrama ve beceri kapasitesini hesaplamadan dikte edilen konuların, öğrenci üzerinde pratiğe dönüşmesini bir yıl içinde beklemek hata. hele ki bu yeni bir dil öğrenmek ise. Yeterince Türkçeyi konuşmakta, anlamakta, dil bilgisini açıklamakta ciddi anlamda zorluk yaşıyorken neden patır patır yabancı dil bilmeyi ve konuşmayı bekliyor/bekliyorlar?
Hemen hemen hepimizin sorunu aynı. Temel bir çıkış noktasında birleşiyor bütün sorunlar. Kimisi bu sorunları aşıyor kimisi ise aşamıyor, kimisi de yuvarlanıyor. Ezberden öte bir yöntem öğretilmeli. sadece yabancı dizi izleyin demek değil. yabancı dizi izleme esnasında yapılabilecek aktivitelerin temel bileşenleri de verilmeli ki, öğrenci neye nasıl ulaşabileceğinin alternatif yollarıyla tanışabilsin. direkt dizi izle denildiğinde, rastgele google'diği bir diziyi açıp izleyecek ve karşılaştığı bu anlaşılmaz durum karşısında hemen pes edecek. aşama aşama ilerleyebileceği bir diyagram sunulmuyor hiç. bu yüzden yabancı dil öğrenme isteğinde bu kadar çabuk tökezliyoruz. sıra bana gelecek olursak;
ortaokulda iken derslerimize giren ingilizce öğretmenimi unutamıyorum. travma benim için. duymadığım için ağzımdan çıkan kelimelerin de telaffuzu yanlış oluyor. ben inatla öğrenmek, söylemek, konuşmak istedikçe dalga geçildim, sınıfça gülünç duruma düşürüldüm ve yapamıyorum diye de ellerime ve kafama flütle vuruldum. nefret ettim. ortaokul öğrenim sürecinde ingilizcem 1 geldi. inancımı, öz güvenimi ve saygımı yitirdim kendime karşı. hala bunun acısını çekiyorum.
liseye geldim. üzerimdeki baskıyı henüz silkeleyemediğim gibi yeni tanışacağım ingilizce öğretmenimle aynı sorunu yaşayabileceğimi düşünerek derslerden kaçtım. devamsızlığım çoğaldı. soru sordu yanıtlamadım. ağzımı bıçak açmadı. ödev verdi yapmadım. sınav kağıtlarım bomboştu. nötrdüm. lise boyunca ingilizcem 0 geldi.
üniversiteye geldim. birinci sınıfta ingilizce dersi vardı. yine çekindim. baktım hoca yok. sadece sınavdan sınava. sınavda kopya çektim. yanımdaki arkadaşımın sınav kağıdıyla değiştirerek AA alarak geçtim. kurtuldum. artık bundan sonra ingilizce ile karşılaşmayacaktım. üzerimden bir yük kalkmış gibicesine serinlemiştim.
bitmedi. giriştiğim bütün projelerde, katıldığım bütün seminerlerde, konferanslarda, gittiğim bütün iş başvurularında, dahil olduğum bütün arkadaş gruplarında, ödev için kütüphane kütüphane türkçesini aradığım bütün makalelerde karşıma çıktı. karşıma çıktıkça ben kaçtım. ben kaçtıkça beni kovaladı ingilizce. baktım bu böyle olmayacak. madem bir şeyler yapmayı istiyorum o halde bu sorunumu çözmem gerek. bulunduğum yerdeki ücretsiz halk eğitim kurslarına gittim. olmadı. bir iki arkadaşlarımdan rica edip birebir özel ders aldım ancak sabredemediler. birbirinden farklı bilmediğim sayısızca, sabah akşam müzik dinledim ancak az işittiğim için anlayamadım. internetten binlerce sayfaları aşındırık dirsek çürütüp nasıl öğrenilir üzerine okumalar yapıp videolar izleyip sandalyeler eskittim. hem alt yazı hem dublaj ingizlice olan diziler, filmler izledim. yetmedi. başka türlü bunu nasıl aşabilirim derken işi abarttım.
çok iyi ingilizce biliyorum diyerek cv ye ingilizce notumu yüksek tutup iş başvurularında bulundum. ve kabul edildim. bir yayınevi. ingilizce biliyorsun madem o halde bütün ingilizce yazışmalarını, e-postalaşmayı, metnin orijinalinden okuyarak çevrilmiş türkçe metinle karşılaştırarak hatalarını bul. bunlarla yüzleştikçe zorladım kendimi. sabah akşam elimde sözlük sıfır gramer bilgisiyle yazışma metinleri, ajanslardan gelen ingilizce metinleri çevirerek bunlarla ilgili rapor hazırladım. kim bilir onlar ne dedi de ben ne anladım! ancak ingilizce bilmediğin bir gün ortaya çıkacak değil mi?
bir roman üzerinde çalışırken yine orijinal metne bakarak çevrilen metni kontrol ediyorum. bir yerde tıkandım. bir şeyler geveleyerek tıkandığım noktanın çözümü için çevirmene e-posta gönderdim ancak ingilizce bilmediğim de açığa çıkmamalı. kılıf uydurmalıyım ki bu çıkmazı aşabileyim. neticede patlak verdi. çevirmen çok zekiydi ve açığımı yakaladı. yakalar yakalamaz da yayınevinden de çıkmış oldum. kağıt üzerinden bir şeyler öğrenmiş olsam da netice de ne konuşabiliyorum ne de işitme sorunuma bir çözüm üretebiliyorum. ama ben yine duramadım. türkiye'de ingilizce konuşabilen kimseyi bulamıyorum, o halde kendimi yabancı dil kuyusuna atayım ne ip olsun ne merdiven. bu işi öğrenene kadar o kuyudan çıkamayayım. gittim amerika vizesine başvurdum. 4 şubat'ta vize randevum var. eğer çıkarsa amerika'ya gidip sıfırdan bir dil öğrenmeye çalışacağım. olur mu olmaz mı bilmiyorum. ancak öğrencilerin başında bilinçsiz, öğrenciye dokunmayı bilmeyen öğretmenler olduğu sürece yaşamın her aşamasında çok büyük sıkıntılar yaşamaya devam edeceğiz. bu da benim ekol savaşım. bir gün yabancı dil öğrenmiş olacağım.