hristiyanlara göre rab, tanrı, tanrı'nın oğlu, yahudilerin kralı olan kişi. "hristiyanların peygamberi" demek biraz küçültmek oluyor bu sebeple. çünkü hristiyanlıkta peygamberlerden çok daha üst konumdadır. bir kere, kendisi günahları bağışlayabiliyor. bu sebeple yehova şahitlerinin iddia ettiği gibi melek veya başka dinlerin iddia ettiği gibi bir peygamber olması çok mümkün görünmüyor.
isa'nın ikinci iddiası da kendisini ve tanrı'yı bir görmesi. bu islam'daki "enel hakk" ile aynı şey değil ama. bizzat tanrı ile aynı olmak, hatta tanrılık iddia etmek. eğer iddiası enel hakk gibi felsefi bir iddia olsaydı yahudilerin onu öldürmeye çalışması gerekmezdi.
isa, ibranice yehoshua* isminin yunanlaşmış hali bildiğim kadarıyla. İsa adı, Tanrı adının, insanların kesin olarak günahtan kurtulması için insan olan Oğul’un kişiliğinde hazır bulunduğunu gösterir. "İsa" adı esenlik getiren tek addır, bundan böyle herkes bu ada yakarabilir, çünkü insan olarak her insanla öylesine birleşmiştir ki, "bu gök kubbenin altında insanlara bağışlanmış, bizi kurtarabilecek başka bir ad yoktur"*
isa’nın Dirilişi Kurtarıcı Tanrı adını yüceltir, çünkü bundan böyle İsa adı "her adın üstündeki ad"ın yüce gücünü tam anlamıyla yansıtmaktadır. Kötü ruhlar Onun adından korkarlar, İsa’nın havarileri Onun adına mucizeler gerçekleştirirler, çünkü Onun adına Baba’dan istedikleri her şeyi, O onlara verir.
isa adı Hıristiyan duasının temelini oluşturur. Tüm litürjik dualar "Rabbimiz Mesih İsa ile" sözleriyle son bulur. Selam Sana Meryem duası doruk noktasına "rahminin meyvesi İsa kutsaldır" sözleriyle varır. Doğudaki kalp duası ya da İsa duası şöyle der: "Mesih İsa, Tanrı’nın Oğlu, günahkâr olan bana acı." Birçok Hıristiyan Jeanne d’Arc gibi dudaklarında tek "İsa" sözcüğüyle ölmüşlerdir.
Mesih sözcüğü İbranice meshedilen anlamına gelen Messiah’tan gelir. İsa Tanrısal misyonu tam olarak gerçekleştirdiğinden Mesih tam İsa’ya uygun bir sözcüktür. İsrail’de Tanrı’dan gelen bir misyon uğruna Ona adanan kişiler Tanrı adına meshedilirlerdi. Kralların, rahiplerin, ve bazı ender durumlarda peygamberlerin durumları böyleydi. Tanrı’nın, Egemenliğini nihai olarak kurmak için göndereceği Mesih’in durumu da bu en üstün derecede olmalı. Mesih, Rab’bin Ruhu tarafından hem kral hem rahip hem de peygamber olarak meshedilmelidir. İsa İsrail’in Mesih’e ilişkin umudunu rahip, peygamber ve kral gibi üç ayrı görevinde gerçekleştirdi.
Yahudilerin çoğu hatta onların umutlarını paylaşan bazı putperestler* İsa’da Tanrı’nın İsrail’e göndermeye söz verdiği Davut’un soyundan gelecek mesihin temel özelliklerini gördüler. İsa hak ettiği Mesih ünvanını ihtiyatla kabul etti, çünkü bir kısım çağdaşlarınca Mesih kavramı çok insani, özellikle de politik bir kavram olarak kabul ediliyordu.
İsa kendisini Mesih olarak gören Petrus’un inancını kabul etti ve ona İnsanoğlu’nun çekeceklerini önceden haber verdi. İsa kendi mesih egemenliğinin gerçek içeriğini gerek "gökten inmiş olan" insanoğlu’nun aşkın kimliğinde gerek acı çeken Kul olarak kurtarıcı misyonunda açığa çıkardı: "İnsanoğlu kendisine hizmet etsinler diye değil, ama hizmet etmeye ve yaşamını birçokları uğruna fidye olarak vermeye geldi". Onun içindir ki, egemenliğinin gerçek anlamı ancak Haçın üst kısmında ortaya çıktı. Onun Mesih egemenliği ancak Dirilişinden sonra Tanrı halkının önünde Petrus tarafından ilan edilecektir: "Tüm İsrail halkı şunu kesinlikle bilsin: Tanrı, sizin çarmıha gerdiğiniz bu İsa’ yı hem Rab hem Mesih yapmıştır".*
Eski Ahit’te "Tanrı’nın Oğlu" meleklere, İsrail oğullarına ve onların krallarına verilen bir ünvandır. Tanrı ile yaratığı arasında özel bir yakınlık kurulmasına neden olan bir evlat olma durumunu ifade eder. Vadedilen Kral-Mesih’e "Tanrı’nın Oğlu" dendiğinde, bu metinlerin gerçek anlamına göre ille de daha insani olmasını gerektirmez. İsa’yı bu şekilde İsrail’in Mesihi olarak belirtenler belki de daha fazlasını demek istememişlerdir.
İsa’nın "canlı Tanrı’nın Oğlu, Mesih" * olduğunu söyleyen Petrus için yeni bir şey değildir, zira İsa ona şöyle karşılık veriyor: "Bu sırrı sana açan et ve kan (insan) değil, göklerdeki Babam’dır" *. Buna paralel olarak Paulus Şam yolunda Hiristiyanlığı kabul edişi konusunda şöyle diyecektir: "Beni daha anamın rahmindeyken seçip lütfuyla çağıran Tanrı, uluslara müjdelemem için Oğlunu bana göstermeye razı oldu." * "İsa’nın Tanrı’nın Oğlu olduğunu Havralarda hemen duyurmaya başladı" *. Bu Hıristiyanlığın daha başlangıcında önce Petrus tarafından ilan edilen havarilerin inancının temelini oluşturur.
Eğer Petrus Mesih İsa’nın Tanrısal oğulluğunun aşkın niteliğini tanıyabildiyse, bu İsa’nın bunu açıkça tanıtmasından olmuştur. Yüksek Kurul’un önünde kendisini suçlayanların, "Yani, sen Tanrı’nın Oğlu musun?" sorusuna İsa, "Söylediğiniz gibi, ben O'yum" diye karşılık verdi. Çok daha önceden kendisini, Baba’yı tanıyan ve Tanrı’nın daha önce halkına gönderdiği "hizmetkârlar"dan farklı olan, meleklerden de üstün olan Oğul olarak gösterdi. Kendi oğulluğunu öğrencilerin oğulluklarından hiçbir zaman "Babamız" demeyerek açıkça ayırmıştır.
Eski Ahit’te yer alan kitapların Yunanca çevirisinde Tanrı’nın Musa’ya açıkladığı sözle ifade olunamaz adı YAHVE*, Kyrios (Rab) olarak çevrilmiştir. Rab sözcüğü o zamandan beri İsrail Tanrısının Tanrılığını ifade etmek için kullanılmaya başlandı. Yeni Ahit bu güçlü "Rab" adını hem Baba hem de Tanrı’nın kendisi olarak kabul edilen İsa için kullanıyor.
İsa’nın kendisi de 110. Mezmur'un anlamı üzerine Ferisilerle tartıştığı sırada örtülü bir biçimde, ama havarilerine hitap ettiğinde açık bir biçimde bu adı kendine mal eder. İsa’nın hayata atıldığı yaşamı boyunca doğa üzerindeki, hastalıklar üzerindeki, şeytanlar üzerindeki, ölüm ve günah üzerindeki kutsal egemenliği davranışları, Onun Tanrısal üstünlüğünü ispat eder.
Çoğu zaman, İncillerde insanlar Ona "Rab" diye hitap ederler. Bu şekilde hitap etmelerinin nedeni hitap ettikleri kişiye duydukları saygı ve güvenden ve Ondan yardım ve şifa beklemelerindendir. Kutsal Ruh’un etkisi altında İsa’nın Tanrısal gizine minnet duyarlar. Dirilmiş İsa’yla karşılaştıklarında bu ifade tapınma ifadesine dönüşür: "Rabbim ve Tanrım!"*. Bu ifade Hıristiyan geleneğine özgü bir ifade olarak kalacak sevgi ve şefkat görünümünü de alır: "Bu Rab’dir!"*
İsa’ya Tanrısal Rab adını veren Kilise’nin ilk inanç ilkelerinde, başlangıçtan beri Tanrı Baba’ya ait olan güç, şeref ve yücelik aynı zamanda İsa’ya da aittir, çünkü İsa "Tanrı özüne" sahiptir ve Baba İsa’nın bu üstünlüğünü Onu Ölüler arasından dirilterek ve Onu yüceliğine yükselterek gösterdi.
Hıristiyanlık tarihinin başlangıcından beri, İsa’nın dünya ve tarih üzerindeki beyliğinin ileri sürülmesi insanın kendi kişisel özgürlüğünü, yeryüzündeki hiçbir iktidara kesin bir biçimde tabi kılınmaması gerektiği, ancak yalnızca Tanrı Baba’ya ve Rab Mesih İsa’ya tabi kılınması gerektiği anlamına gelmektedir: Sezar, "Rab" değildir. Kilise tüm insanlık tarihinin anahtarı, merkezi ve akıbetinin kendi Rab’bi ve Efendisinde olduğuna inanır.
Hıristiyan duası "Rab" adıyla ifade edilir; ister duaya davette "Rab sizinle olsun" ya da duanın bitiminde "Rabbimiz Mesih İsa ile" ya da umut ve güvenle dolu haykırışla ifade edilsin: "Maran atha" ("Rab geliyor!") ya da "Marana tha" ("Ya Rab gel!"); "Amin, gel, Ya Rab İsa!".
"Rab" adı Tanrı’nın yüceliğini belirtir. İsa’ya Rab olarak yakarmak ya da İsa’nın Rab olduğuna inanmak, Onun Tanrılığına inanmak demektir. "Kutsal Ruh’la birlikte olmayan hiç kimse ‘İsa Rab’dir diyemez".*
not: yukarıda yazdıklarım katolik kilisesi'nin öğretilerine göredir.
En tav olduğum ifadelerden bir tanesi.
Zamanında bir kaç gerizekalı ingilizceden kitap çevirirken hep bu şekilde çevirdi "jesus christ" ifadesini. Sonra herkes kullanmaya başlar oldu. Ciddiyetsizlik gözümde.
Ulan mesih bir sıfattır, ismin önüne konur.
Doğrusu mesih isa'dır.
japonca'da isminin telaffuzu hala oturmamış olan tanrı oğlu. zira hristiyanlık, japonya'ya portekizli cizvitler tarafından götürüldü. haliyle daha sonra başka dillerle de tanışan japonlar, isa'nın ismi konusunda bugün bile tereddütteler.
bazıları yunanca ismi doğru bulup "iisusu" diyor, bazıları "isusu" diyor. ama genelde "iesu kirisuto" olarak geçiyor.
ama "yes" kelimesi de japonlar için "iesu" olduğu için adamların kafası bir hayli karışık bu konuda.
"iyi ki japon değilmişim" dedirten şeylerden birisi de yabancı dil konusu. hali vakti yerinde bir japon değilseniz iyi şekilde yabancı dil konuşamıyorsunuz.