bazı türk tarihçilere göre başarısız olmuş, ama aslında başarılı olabilmiş tek haçlı seferidir.
sefer üzerine tonla komplo teorisi var ama ben onlara hiç girmeyeceğim. çünkü komplo teorisi okumaktan artık midem bulanıyor.
1096-1099 yılları arasında gerçekleşmiştir. tabii bu seferden önce tezcanlı köylüler halkın haçlı seferi (o değil de bir tamlama "halkın" takısı alınca sanki böyle sosyalist bir oluşummuş gibi canlanıyor gözümde. "kudüs komününü kurmaya giden devrimci köylü yoldaşlar" vs) isimli seferi gerçekleştirmiştir. 40. 000 kişi yola çıkan ekip; askeri disiplinden yoksun oluşları, yol yordam bilmemeleri, mal mal hareket etmeleri gibi sebeplerden ötürü 20.000 kişi kadar kalmışlardır.
işin komik yanı i. kılıç arslan halkın haçlı seferi ordusunu gerçek haçlı ordusu zanetmiş. "bu ne lan?! böyle ordu mu olur?" deyip daha sonra kendisine iletilecek olan çoğu "haçlılar bizi kuşattı!" temalı mektubu dikkate almayacak ve elindeki bazı toprakları (mesela iznik) kaybedecektir.
esasında seferin temeli çok da dinsel değildir ama nedense herkes din boyutuna indirir. bunun sebebi de askere motivasyon sağlanması için bir din kisvesi altında gerçekleştirilmesidir. yoksa bizans imparatoru i. aleksios komnenos'un yardım çağrısına kimse olumlu cevap vermez.
hatta kudüs'ün alınması bile seferin amacı değildir. iznik ve antakya alınacak, bizans'a verilecek, herkes evine dönecektir. ama sadece "bizans'a yardım" olunca, soylular "bana ne lan bizans'tan!" deyip kalelerinde oturmaktadırlar.
haliyle "kudüs'ü alalım! hacılarımız zor durumda!" şeklinde yalandan bir motivasyon bulurlar kendilerine. haliyle sefer dini bir sefere dönüşür.
seferin diğer bir sebebi de hristiyan olan vikinglerin canlarının çok sıkılmasıdır. bana inanmıyorsanız kaynakları araştırın. adamlar hristiyanlara saldıramadıkları için canları çok sıkılmış ve kendilerine savaş bulmak istemişlerdir. haliyle bu savaşta onların da az etkisi yoktur.
sefer için hazırlanan ordu 1096 yılının ağustos ayında yola çıkar. bir kısmı denizde gemilerin batması sonucu ölür, bazıları yolda başka bazı sebeplerden ölür. böylece sayıları azala azala istanbul'a ulaşmayı başarırlar. denizde ölenlerin sayısı, karada ölenlerin sayısından daha fazladır.
istanbul'da bir süre konaklayan haçlı sordusu anadolu'da çeşitli şehirleri kuşatarak, arada kendileriyle savaşarak falan en sonunda kudüs önlerine gelirler ve kudüs'ü alırlar. kudüs'te bir süre katliam yaparlar ve en sonunda kudüs krallığı kurulur.
herkesin zamanında su gibi ezberleyip üniversiteden mezun olduktan sonra unuttuğu seferlerdir. akılda kalan tek şey haçlılara karşı türklerin kalkan olarak kullanıldığı ve konuda başarılı olduklarıdır.
fatımiler tarafından kutsal kabir kilisesi'nin yıkılması, düzenlenmesinin ana sebeplerinden birisidir. yalnız fatımilere sinirlenen avupalılar ne alakaysa hıncını ilk önce yahudilerden çıkartmışlardır.
haçlılar yoldayken, daha renanya'ya varır varmaz yahudileri kılıçtan geçirmişlerdir. yahudiler bölgenin episkoposuna sığınsa bile gözü dönmüş haçlılar episkopos bile dinlememişler.
kutsal kabir kilisesi'nde kimin yer süpüreceği bile kavga konusu olabiliyor. hristiyanlar açısından o kadar kutsal bir yer. belki müslümanların kabe'si ile aynı kefeye koyulabilir belki bu sebeple.
ama papa ii. urbanus bile bu seferin düşündüğü gibi olmayacağını, iplerin çoktan elinden kayıp gittiğini de renanya'daki bu olaylar neticesinde fark ediyor. tabii atı alan ren nehri'ni çoktan geçtiği için de (bir de bu mezar olayı var elbette) olayları seyrine bırakıyor.
papa'nın ikinci hayal kırıklığı da, fransa kralının bu sefere katılamaması. elbete godefroy de bouillon, baudouin de boulogne gibi soylu isimler seferde mevcut. ama sıkıntı fransa kralı i. philippe'in papa tarafından sefer öncesinde aforoz edilmesi (philippe'in önce akrabasıyla evlenmesi, sonra da evli olan başka bir soylu kadınla kocası yaşarken evlenmesi vs gibi sebeplerden) ve ortamdaki otorite eksikliğidir.
eğer fransa kralı seferin başında olsa, haçlıların yaptığı taşkınlıkların çoğunun gerçekleşmeyeceğini düşünmekte çoğu tarihçiler (papa da bu fikirde). zira seferi komuta edenlerin çoğu aslında bir fetih sonrasında kral olmaları da soyluluk dereceleri bakımından pek de mümkün olmayan kişiler. haliyle bu da haçlıların organizasyonunu bozan etmenlerden. koca ordunun başındaki kişiler günümüzdeki ordu hiyerarşilerinde en fazla yüzbaşı falan olacak kişiler. yine de bu kadar beceriksizliğe ve disiplinsizliğe rağmen o kadar yol kat edip kudüs'e varmaları gerçekten ilginç bir durum. zaten zaman zaman kendileriyle de savaşıyorlar. durum o kadar vahim.*